Ana içeriğe atla

Macera Dolu, Sonu Olmayan ve İnsanları Birbirine Bağlayan Yollar...


Hayatı yollarda geçen bir insan olarak yolculuğa çıkmayı seviyorum. Şehir içi, şehir dışı, yurt dışı hiç fark etmez. Yolculuk dediğiniz anda ben de bir heyecan, bir hazırlanma telaşı başlıyor. İşim gereği de sık seyahata çıkıyorum, bunun dışında gezmeyi seven bir yapım olduğu için ayrıca kendim, ailem ve özellikle kafa dengi dostlarımla da sürekli yollardayım. Tek kötü huyum fotoğraf çekmeye bir türlü alışamadım. O anın tadını kaçırdığımı düşünüp en fazla 3 - 5 foto çekiyorum. Bugün bile Bakırköy sahile gittik, Yeşilköy'e geçtik ama 6 tane fotoğraf çektim sadece. Hoşunuza gidecektir yazı, sonuçta seyahat etmeyi herkes sever değil mi? Madde madde gidelim. Kısa yazacağım dedim ama yine tutamadım kendimi.


Önce bu linke tıklayarak muhteşem coverı dinleyip okumaya başlayın derim :)

  • Arkadaşlarım arasında arabası olanların sayısı fazlaca. Bu yüzden şehir içinde onları kıramadığım zamanlarda veya beni bir yerden aldıklarında iş çıkış saatine denk geldiğimizde ayvayı yiyor ve radyoya saldırıyoruz. Sonuna kadar açarak şarkılara eşlik edip cinnet geçirmemeye çalışıyoruz. 4 kişilik ve 5 kişilik araba yolculuklarını çok seviyorum. Her kafadan bir sesin çıkması, laf sokmalar, abartılı gülmeler, eğlenceler, yapılacakları sesli şekilde söylemeler, hayal etmeler filan derken o araba yolculuğu bana hayatın, yaşamanın ne kadar muhteşem olduğunu hissettiriyor.
  • Bu zamana sırasıyla otobüs - araba - tren - uçak - gemi seyahati yaptım. Bunun dışında balona, teleferiğe, fünikülere, yata, bota, kayığa, helikoptere, gingera, motorsiklete ve metrobüse (ahaha) de bindim.
  • Hayatımın en uzun yolcuğu İstanbul - Ardahan arasında oldu. İstanbul Bayrampaşa Otogarı'ndan başlayan yolculuğumuz tam 24,5 saat Ardahan'ın Çıldır ilçesinde son buldu. 6 kişi gittik, annemle ben Sivas'ta mola yerinde neredeyse geri dönüyorduk aha. O kadar uzun süren yolculuğun etkisini ise Çıldır Gölü'nün muhteşem büyüklükte ve lezzetteki sazan balıkları unutturmuştu. Hayatımda yediğim en güzel balıktı, onu geçebilen hala olmadı. Sırf o balığı yeniden yiyebilmek için giderim. Tabi bu sefer uçakla Kars'a, oradan Ardahan'a... Bir de Urfa yolcuğumuz olmuştu ama o arabayla gittiğimiz en uzak yerdi. Gazı biz ayarladığımız için pek bir sorun olmamıştı tabi. Bağırma çağırma, deli gibi müzik, istediğin yerde durma serbest. Uzun olsa da kebap yolculuktu.
  • Günübirlik seyahatlerimiz oluyor. Yeni trendimiz İstanbul'a yakın güzel yerler. Ağva, Darıca, Avşa, Prens Adaları, Kumbağ, Malkara, Şarköy, Marmara Ereğlisi, Gelibolu, Enez, Edirne, Gemlik, Bandırma, Silivri, Sinanpaşa, Kumköy, Karaburun, Terkos gibi yerler. Bunlardan bazılarına gittik, listeyi ise en kısa zamanda tamamlayacağız. Aptal tren bakım çalışması bitseydi Eskişehir seyahatlerimiz de olacaktı.
  • Uçakla gittiğim en uzak yer ise Mısır veya Almanya oluyor sanırım, şimdi üşendim bakamadım haritalardan. Bu olaylar başlamadan önce Mısır'a gitmiştim, şöyle diyeyim Kahire'nin her yerini bok götürüyordu. Sharm El Sheikh ve piramitler hariç hiçbir şeyi beğenmedim. Hele ki insanı inanılmaz kaba ve dolandırıcı. Şu anda yaşadıkları duruma üzülüyor ve tabi ki hak etmediklerini düşünüyorum. Umarım olaylar bir an önce yatışır ve daha fazla insan ölmez. (Aynı şeyi Suriye ve dünyada bir hiç uğruna ölen insanlar, milletler için de diliyorum. İnsan ayırmam ben, en nefret ettiğim şeylerden biridir kişileri belli şeylere göre ayırıp diğerlerini görmezden gelenler)
  • Yolculuk esnasında başıma gelen en ilginç şeyi yazmak istedim ama ne olabilir diye düşünüp duruyorum. Bu konuda macera yaşadığım söylenemez. Genelde yolculuk esnasında yanıma hep düzgün kişiler denk geliyor. Ya sessizce oturup/uyurlar, ya da kafa dengi olup muhabbete girerler. Muhabbeti iyi olan insanı sevdiğim için güzel bir şekilde eşlik ederim ben de. Sanırım küçükken Bursa'da kestane şekeri aldığımızda yememle kusmamın bir olmasını sayabilirim. (Aman ne ilginç oldu, ama bu konuda maalesef yok. Eğer aklıma gelirse burayı güncellerim)


  • Türkiye'nin bütün bölgelerini gezdim. Herhalde 70 şehrine filan gitmişimdir. 

En boş bulduğum şehir: Bilecik (Yemin ederim hiçbir şey yoktu. Bilecik diye bir yer yok bence, orası gizli üs filan)

En sevdiğim şehir: Antalya (Çok, çok güzeldi... Yerel halkı da harika. Restoranlarda çalışan garsonlardan rahatsız olduğumuzu hatırlıyorum, onun dışında süperdi. Özellikle de Kemer, Alanya, Kaş, Kalkan ve Finike süper. Gitmediyseniz gidin, cennetten bir köşe. En sevdiğim yeri ise şehre giriş yaparken görülen Sıçan Adası. Nedense beni çok etkilemişti, hala her gördüğümde heyecanlanırım)

En merak ettiğim şehir: Yozgat!!! (Hahaha, şimdi bu yazıyı okuyan arkadaşlarım feci gülecektir. Yozgat bizim ana konumuz bile oluyor bazen. Oraya gidip nasıl bir şehir olduğunu, tarihi, kültürel nelerin bulunduğunu, günlerin nasıl geçtiğini deneyimlemek filan istiyoruz. Bunlar hep Zaytung ve karikatürlerin suçu, biliyorum!)

En muhteşem yol: Kesinlikle Çanakkale Küçükkuyu- Gelibolu arasındaki yol.. (Sürekli yokuş yukarı gidiyorsunuz ve sol tarafınızda olabildiğinde muhteşem bir Ege Denizi manzarası size eşlik ediyor. Tarif edemiyorum, o derece harika... Ölmeden önce mutlaka o yoldan geçmelisiniz, hatta bizim yaptığımız gibi yol kenarındaki cafelerden birine oturarak o harikulade manzaraya karşı gözleme yiyip ayran içmeli, ya da çayınızı/kahvenizi yudumlamalısınız. Allah cenneti bize vermiş. O kadar yüksekten denize, yeşilliğe bakmak, derin derin temiz havayı solumak şükretmenize neden oluyor. Yaşadığım için, bize bu manzarayı verdiğin için şükürler olsun sana Allah'ım diyorsunuz)

En güzel yemek: (Yukarıda da yazdığım gibi Çıldır Gölü'nün balığının üstüne rakip tanımam bu konuda. Ayrıca komple Antep mutfağı da mükemmel, bir de buraya Edirne'deki ünlü ciğercileri koyabilirim)

Bu şarkının klibiniden nefret ediyorum ama parça leziz. Coverı ise daha da süper.


  • Favori ulaşım aracım kesinlikle trenler. Ben tren aşığı bir insanım. O tıngır mıngır giden sesine, vagonlarına, yataklarına, yollarına, raylarına, sesine, kısacası her bir şeyine hastayım. İstanbul'a daha taşınmadığınız zamanlarda Zonguldak'taki evimizin ön tarafı Karadeniz'e, arka tarafı ağaçlı bir alana ve o alanın ortasındaki tren yoluna bakardı. Gündüz saatlerinde özellikle yolcu treninin sesi, akşam saatlerinde ise kömür trenlerinin sesini duyardık. Trenin sesi uzaktan gelmeye başladığında hemen arka balkona koşar ve ummalı bir beklemeye koyulurdum. Bu sevgimi bilen babam bana sürekli tren setleri alırdı. Bir dolu küçük, büyük, kasaba oluşturduğumuz tarzda tren setim var. Bazılarını hala saklıyorum. Bu yüzden trenlere karşı büyük bir düşkünlüğüm var. Metro ve tramvayı da severim o "tren"in heyecanını maalesef vermiyor bana. Haydarpaşa - Gebze trenine birçok sefer bindiğimi bilirim. Aynı şekilde Sirkeci'den de birçok kez kara trene bindim. Hatta Interrail yapmayı bile düşündük ama sonra kaldı maalesef. İstanbul - Zonguldak arasında tren yok, çünkü Zonguldak yolu çok yokuş ve dağ! Dev tünellerin içinden, metrelerce yükseklikteki viyadüklerden geçerek gidiliyor, bu yüzden maliyetli. Bunun yerine arada uçakla Ankara'ya uçup oradan trene binerek memleketimize gidiyorduk (Evet, ailem de seyahat düşkünü) Bakım çalışmaları yüzünden trenleri durmasına feci derecede sinirliyim. Hızlı tren yapıyorlar diye kaç zamandır kapalı, Haydarpaşa - Gebze seferini de kapatmışlar, lanet! En son İstanbul'dan Ankara'ya trenle gittim, 7.5 saat sürdü ama muhteşemdi. Eski sevgilimle beraber hafta sonu kaçamağı yapmıştık, laptop açıp trendeki prize takarak film izledik, etrafımıza baktık, sohbet ettik, arkamızda oturan genç çiftin 1,5 yaşındaki kızlarıyla oynadık, konuştuk, güldük, eğlendik. Çok güzeldi be! Trenlerde en sevdiğim şey ise eğer yataklıysa o yatakta tıngır mıngır giderken uyumak, bir de restoran kısmına giderek cam kenarına oturup bir şeyler yemek, içmek. Eskiden alkol içebiliyorduk, bunu da yasakladılar ama.

Bu şarkıya da bayılıyorum ve yolda dinlemeyi seviyorum. Hem de bu sefer K-pop...

  • Gemi seyahatleri ise sanırım en az sevdiğim diyebilirim. Sürekli deniz, deniz, deniz nereye kadar diyorum. Uzun deniz yolculuklarını hiç sevmiyorum. İzmir'e, Akçay'a otobüsle gittiğimiz zaman arabalı vapura biniyoruz, o bile pek hoşuma gitmiyor. Şunu merak ediyorum ama, bir transatlantik ile seyahat etmeyi, hatta mavi tura çıkmayı. Koskocaman geminin içinde havuzlar, dans alanları, restoranlar, kamaralar ve eğlenmek için daha neler neler... Bu kulağa mükemmel geliyor. Boğaz turuna çıkmayı ve Avrupa Yakası'ndan Anadolu Yakası'na geçmeye ise bayılıyorum! İstanbul'un en sevdiğim yeri olan Boğaz, her daim mutlu olmamı sağlayan, hüznümü alıp esen rüzgara katan ender yerlerden biri. Hele ki yanımda arkadaşlarım da varsa geminin dış tarafında oturarak rüzgar eserken fotoğraflar çekinmeyi, bir şeyler yemeyi, sohbet etmeyi, gülmeyi çok seviyorum. Üniversitede okurken haftada bir kere Beyazıt - Kapalıçarşı - Sultanahmet - Sirkeci yolundan güle oynaya inerek Eminönü'ne ulaşır, oradan da kafamıza göre Kadıköy veya Üsküdar'a geçerdik. Güzel zamanlardı...
  • Otobüs yolculukları klasik, en sevdiğim 2. yolculuk türü. Araba yolculuklarını da aynı şekilde seviyorum. Özellikle yine arkadaşlarla çıkılmış bir araba yolculuğu, çizilmiş rota ile beraber mükemmel olabiliyor. Şehir içinde de arabayla gezerek keyif yapmayı seviyorum. Ama İstanbul'da trafiğe takılmak berbat bir durum. Bu şehrin en sevmediğim özelliği trafiğinin bol olması. Bu yüzden şehir içi ulaşımda her daim trafiğe takılmamak için planlar yapıyorum. Bunlardan da belki bir yazıda bahsederim. Büyükşehirde zaman kavramı ne de olsa daha bir kıymete biniyor. Zonguldak'a ve yakın yerlere genelde otobüsle gideriz (Seyahat etmeyi çok sevdiğim halde hala ehliyetim yok, üşengeçliğim bazı konularda tavan yapıyor işte)
  • Uçak yolculuğunun yüksekten etrafı seyretme ve inanılmaz hızı karşısında pek bir ekstrası yok diyebilirim. Tabi yurt dışı seyahatleri için olmazsa olmazlardan. Umarım her şey yolunda gider ve seneye Japonya, oradan da Kore'ye gidebiliriz. Her şeyin hayırlısı diyelim. Zaten seneye olmazsa 2015 kesin! Arkadaşlarıma da bağlıyım, tek başıma gitmeye kalksam hemen gidebilirim, birikimi yaptım o kadar çalışıyorum aha. En heyecanlı yolculuğum maddesine bu yolculuğu koyacağıma emin olabilirsiniz.

Siz de favori seyahat aracınızdan, yolculuklarınızdan, en çok nereleri sevdiğinizden ve seyahatlerin size neler hissettirdiğinizden bahsedebilirsiniz. Ömür biter, yollar bitmez. Ama bu yollar aynı zamanda sevdiklerimize de buluşmamızı sağlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…