Ana içeriğe atla

Aslında Hepimiz Çıplağız


Yaz mevsiminin gelmesiyle beraber hayatın tadını daha iyi çıkarmak için oluşan mevsimlik heyecanlar da çevremizde, vücudumuzda, başka insanlarda oluşmaya başladı. Hava daha aydınlık, insanlar daha enerjik, kalpler daha hızlı atıyor veya atmak istiyor, müzikler kulağa daha güzel geliyor, yemeklerin tadı daha güzel, tatile hasret olma durumu inanılmaz derecede artmış bir biçimde ve en önemlisi de havada aşk kokusu var!

Dünyaya savunmasız ve çıplak bir şekilde geldiğimiz bir gerçek. Sanki bu savunmasızlık durumuna içerlemiş gibi hepimiz yıllar boyunca gizli kalkanlar inşa ettik. Bununla da yetinmedik, bazılarımız öyle sıkı kapadı ki bu kalkanları kendilerini içeri hapsettiler. Bu kalkanı, kabuğu kırmak için de yine yıllar gitti. Peki neden sürekli savunma halindeyiz? İnsanoğlu gerçekten de incinmekten bu kadar korkuyor mu?


Kendi adıma cevaplamam gerekirse incinmekten korkmuyorum, çünkü zaten pek incinen, kırılan bir yapıya sahip değilim. Hayatım boyunca dikkatli adımlar atmaya çalıştım. Tabi sendeledğim, hatta düştüğüm zamanlar da oldu. İnsanların çoğu ise incinmeme, üzülmemek, sinirlenmemek adına kalkanlarına sıkı sıkıya sarılıyor. İnsanın en temel öğrenme biçimi düşe kalka öğrenmesi değil de nedir? Bunu kendi duygularımız incinecek diye unutuyoruz. Sonra da neden yalnızız diye kendi kendimize soruyoruz. Ben de son zamanlardaböyle yapmaya başladım bunun bir huy haline gelmesinden açıkçası biraz korkuyorum. Ama ben de diğer insanlar gibi baharın sonlarına doğru içimdeki heyecanı bastıramamaya başlıyorum. Yaza girdiğimizde ise artık tavan yapmış olan bu içe sığmama olayı kendini dışarı salıyor. Sonuç genelde olumsuz olsa da yine de mutlu olmayı bilmek gerek.

Yaz mevsiminde yüzbinlerce yalnız insan heyecan dolu zamanlar geçirirken neden başarısızlık bu kadar ön planda oluyor peki? Çünkü insanlar mükemmeli istiyor. Mükemmele ulaşmayı geçtim, bunu istemek bile imkansızlıkla eş değer. Aldatmanın, birileriyle tanışmanın, seks yapmanın bu kadar kolay olduğu bir dönemde masum duygularla bir şeyler arayan insanların istediği o "mükemmel ve mükemmele yakın kişiler" nasıl libidolarını atabileceklerini düşünüyor. "Senden hoşlandım", "sen bu zamana kadar benim karşıma çıkan en harika kişisin", "sanırım sana aşık oluyorum ve bu durumdan hiç şikayetçi değilim" gibi ultra romantik ve ultra yalan düşünceleri söyleyerek yatağa girmenizi sağlıyorlar. Bir kere tadınızı aldıktan sonra da artık WhatsApp'in son görülme tarihi ile kanka olup sürekli bakıp durarak neden cevap yazmadığı hakkında komplo senaryoları üretiyorsunuz. O istediğini aldı, siz ise sadece "veren" oldunuz. 


Hayat hızla akıp gidiyor ve bizim bu durumu durdurmak için elimizde hiçbir şey yok. Sadece ayak uydurabiliriz, geçen zamanı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışırız. Ortalama 75 yıllık ömrümüzde hayatımıza onlarca kişise soktuysak neden insanlar "kaşar, "orospu" diye damgalıyor bizi? Doğru insanı bulamamak bizim suçumuz değil, herkes onlar gibi 2. denemesinde hayatının aşkıyla karşılaşacak kadar şanslı da değil. Başka insanların şansları diğerleri hakkında kibir dolu, küfür dolu varsayımlara ulaşmalarına neden olabiliyor.

Bir insan hayatı boyunca kimseyle beraber de olamayabilir. Evet kulağa oldukça kötü ve boktan geliyor. Çünkü gerçekten de öyle. Bir erkekle veya kızla bile beraber olamayan insanı Allah ne ile sınıyor olabiliyor? Dünyevi zevklerden mahrum kalmak onların isteği değildi. İnsanların standartlarına göre belki çok çirkinler, belki kısalar, belki oldukça fazla kiloları var... Farkındaysanız hep fiziksel durumlar bunlar Kısacası dünya çok acımasız bir yer ve bu piramidin en altında bu insanlar yer alıyor. Sevgiyi ailelerinden ve arkadaşlarından alabiliyor olabilirler, ama duygusal bir sevgiden mahrum kalmak çok kötü değil mi? 6.5 milyar insan arasında biri bile sana duygusal bir şey beslemiyor, ruh hallerini düşünemiyorum bile. Bu duruma neden olanlar ise biziz. İnsanları belirli kalıba sokan biziz, neyin güzel neyin çirkin olduğunu belirleyen biziz. Hem kim demiş kilolular çirkindir, kötüdür diye? Zayıf olmak neden bu kadar popüler, ayrıca kim popüler diyor? Böyle gelmiş böyle gider diyerek dünyanın çifte standartlığına boyun eğiyoruz. Yarın bir gün kaza geçirmeyeceğiz ne belli? Yüzümüze bir şey olabilir, bir yıl içinde 50 kilo bile alabiliriz. O zaman da hiçbir şey yapmadan, taşın altına elimizi koymadan durabilecek miyiz? Hayır!


Herkesin kendine göre sorunları var. Yazın bu sorunların daha az olacağına inanan biriyim. Hava aydınlıksa daha mutlu oluyorum, renkler belirginleşiyorsa içim heyecanla doluyor, açmış çiçekler, gülen insanlar gördüğümde ben de yaşadığıma şükrediyorum. Bunları "biriyle" paylaşmayı da en çok yazın istiyorum. Mükemmel dostlarım, harika arkadaşlarım var. Ama insanoğlu o özel kişiyi istemeden durmuyor. Aday, hatta adaylar yok mu? Var. O bitiş çizgisine varıp isim koymak asıl sorun. Çünkü ilerleyememe olayı var. Bir yer de takılı kalıyoruz, sonra da "aman koyver gitsin" modunda takılıyoruz. Uğraşmaktan sıkıldım, bu yüzden çaba harcamıyorum diyorum ben mesela. Yetinmeyi biliyorum çünkü, Eylül geldiğinde bu ruh halim de yerini "yalnızken daha mutlu olan, kendine vakit ayırmaya bayılan" moduna devredecek. 

Başka bir konu hakkında yazmak için laptop'ın başına oturmuştum ama parmaklarımdan bunlar döküldü. Tatil moduna girdiğim için bu yazı beni etkilemedi ama döndüğüm zaman kesin etkileyecek biliyorum. Bir konu haricinde hayatımda her şeyin yolunda gitmesi güzel bir duygu. Yine de insan doyumsuz bir varlık, ben de öyleyim. O bitiş çizgisini göreceğime inanıyorum. Bitiş çizgisini geçen çiftleri ise tebrik ediyorum. 2013 yolunda sağlıklı bir ilişki yaşamak bir sürü özelliği bir arada isteyen zahmetli bir iş.


İstanbul'da mutlu hissetmek için onlarca farklı neden bulabilirsiniz. Metropol hayatının bazı sorunları haricinde bu şehir insanı mutlu etmek için var. Her köşede bir güzellik, bir sır, bir mutluluk saklıyor. Keşfetmeniz için içlerine doğru girmeniz gerekiyor. Yürüyün, dolaşın, keyfine bakın. Sinirlerinizi, efkarınızı ılık rüzgarı alıp götürüyor. 

Uzun süre sonra böyle bir yazı çıktı ortaya. Yazın o neşesini yansıtamadım pek, affedin. Tatile çıkıyorum, döndüğümde süper yazılarla blogu dolduracağım. Taslaklarda da zaten eğlenceli yazılar bekliyor. Seyahat yazıları dışında bir şeyler okumak belki hoşunuza gider. Herkesin aradığı o "ruh eşini" bulma dileğiyle diyerek yazıya bir son veriyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …