Ana içeriğe atla

Aşık olunacak ada: Santorini


Daha önceki Mykonos yazısını okumak için tıklayın!

Şimdi sıra Santorini'de...

Küçüklüğümden beri Santorini kartpostallarında hep aynı resmi gördüm. Küçük mavi bir kilisenin tepesinden muhteşem Ege manzarası. Yıllardır hayallerimi süsleyen bu manzaranın bana bu kadar yakın olması, gitme arzumu daha da artırıyordu. Mesleğin avantajlarını çalışmaya başlayınca görmek çok güzel bir duygu.

Ege’nin muhteşem doğası, bembeyaz evleri, leziz mutfağı, harika denizi ve misafirperver halkından dolayı “hayallerimdeki tatil işte bu” dedim ve en güzel Yunan adası olan Santorini’ye doğru yola çıktım.

Güneş Ege’de bir başka doğar, çiçekler bir başka açar, Ege’nin yemekleri ayrı lezzetli olur, manzarasına ise doyum olmaz. Bir tatilden istediğim her şeyi karşılayan Santorini’ye gitmek için önce İstanbul’dan direkt Mykonos’a uçtum. Mykonos’a indiğimde 2 gün bu “çılgın” adada vakit geçirip sonra Santorini’ye giden feribotlardan birine kendimi attım. Ufukta Santorini belirginleşmeye başladığında, kalbimin daha hızlı attığını fark ettim. Sonunda hayallerimi gerçekleştiriyordum, sonunda Santorini’ye kavuşmuştum. Sarp bir kayalıkta küçük bir yerleşim yeri olarak gördüğümüz Santorini’nin “öteki yüzü”, adeta bu daha başlangıç diyordu. Asıl güzellikler adanın diğer tarafındaydı.



Feribot iskeleye yanaştı ve Santorini topraklarına ayağımı bastım. Güneşli bir Ege havasında rüzgar ılık ılık yüzüme vururken düşüncelerimin huzura kavuştuğunu hissedebiliyordum. Dimdik bir kayalığın karşısında olduğumdan dolayı yukarı çıkmak için 3 seçeneğim vardı: Ya teleferiğe binecektim, ya katırlara atlayıp yavaş yavaş manzaranın tadını çıkaracaktım, ya da bavullarımla beraber 500’ün aşkın merdiveni çıkıp yorgunluktan ölecektim. Ben en kestirme yol olan teleferiği seçtim, bu muhteşem adayı havadan görmenin de keyfini yaşamalıydım. 



Santorini’nin kalbi olan Fira’ya otobüslerle gitmek mümkün. Adanın en merkezi yeri olan Fira, bütün heyecanı, restoranları, insanları, otelleri ile karşımda. Benim kalbim ise Santorini’nin en muhteşem yeri olan Oia için atıyor. Hayallerimi süsleyen o kartpostal manzarasına da ev sahipliği yapan Oia, dünyadaki her insanın görmesi gereken bir güzelliğe sahip. 

Fira’ya gelmişken üzüm bağlarını gezmeden olmaz dedim kendi kendime. O uçsuz bucaksız tarlalar, bana yürüyüş boyunca sonsuzluğu anımsattı diyebilirim. Öyle huzurlu hissediyor ki insan kendini orada; sanki bir tek siz ve doğa ana kalmış şu kocaman dünyada...

Akşam olurken, yavaş yavaş acıktığımı hissediyorum bir anda. Tabii gözler o manzaralardan sonra leziz bir şeyler de aramıyor değil! Adanın batısında, Amoudi Koyu’nda yer alan Sunset Taverna’ya gidiyorum hemen. Buranın ününü henüz geçen yıl Santorini seyahati gerçekleştiren arkadaşımdan duymuştum. Dediği kadar varmış! Bu taverna, 30 yıllık geçmişiyle bölgenin ‘‘ilk balık tavernası’’ unvanına sahip. Özellikle benim gibi günbatımı manzarası aşıkları için inanılmaz güzellikte bir yer olan Sunset Taverna’da, buranın ünlü yemeği karidesli spagetti yiyorum. Peki bu spagettinin yanına neyi yakıştırdım dersiniz? Elbette bir kadeh yerli üretim şarap. Bu tek başınalıkta, güneşin o huzur veren turuncu rengi bana herkesten daha iyi eşlik ediyor sanki! Bu akşam başkaydı, belli!



Ertesi gün farklı bir şeyler yapmak istedi canım. Bu kez geç kalkıp, bütün öğleden sonrayı berrak bir denizde geçiriyorum! Bu berrak deniz, Vlihada Plajı’nda yer alıyor. Kırmızı plaj olarak da bilinen plaj, sakinliği ve doğasıyla beni alıp uzaklara götürdü... Bu kadar yorgunluğun ardından ağzıma layık bir sofra hayal etmeye başladım! 

Kaldığım oteldeki görevlinin bana önerdiği, bir balık lokantasıydı bu kez aklımdaki. Santorini’nin en iyi balık lokantalarından biri olan Katina’s’ta levrek ve ıstakoz sipariş ettim! Neden bilmiyorum ama, Ege’nin deniz ürünleri bir başka. Büyük bir iştahla karnımı doyurduktan sonra otelime, huzurlu ortamıma geri döndüm.

Adadan ayrılma günü geldiğinde, sanki adadan kopmak istemediğimi göstermek için katırla yavaş yavaş limana indim. Bu kez teleferik kullanmak pek işime gelmedi. Son kez bu göz kamaştıran manzarayı izleyerek iskeleye vardım. Feribotun hareket saatine daha yarım saat olduğunu anımsayıp, bu yarım saati de Santorini’yi anılarımda hep o an gördüğüm gibi kalması için fotoğrafladım. İyi ki de yapmışım. Şimdi bunları yazarken, bir yandan da fotoğraflara bakıp duruyorum. Gelecek sene için, birkaç günlük kaçamağı şimdiden düşünüyorum. Eğer bir gün Santorini’yi ziyaret ederseniz, fotoğraf makinenizi sakın elinizden düşürmeyin! Zira yılın geri kalanında o fotoğraflara çok ihtiyacınız oluyor...

İş seyahati olsa kendime ayırdığım zaman dilimleri harika bir tatil geçirmeme neden oldu. Bir ada kaldı geriye ama onun yazısını yazar mıyım bilemiyorum. Rotayı şimdi en kısa zamanda Uzakdoğu'ya çevirmek istiyorum. Ama bu kez iş seyahati olarak değil, sadece "tatil" için gideceğim. Güney Kore & Japonya her daim aklımda, usulca ziyaret edeceğim tarihi bekliyorum.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …