Ana içeriğe atla

Ailem benim her şeyim...


Hayatta sorgusuz sualsiz sevdiğiniz insanlar olabilir. Bütün benliğinizi, aşkınızı, duygularınızı, maddi-manevi her şeyinizi sunarsınız. Sonuçta ne mi olur? O kişi sizin ağzınıza sıçar ve hayatınızda sanki hiç var olmamış gibi ortadan yok olur. Sap gibi bir başınıza kalır, soluğu annenize sarılarak ya da babanıza karşı ağlayarak bulursunuz. Onlar hiç düşünmeden sizinle üzülür, sizinle ağlar. Bu hayatta bizi karşılıksız seven yegane varlıklar ailemizden başkası değil.

Ben 6 yıl geç doğan bir çocuğum. Annemle babam çeşitli doktorlara gittikten sonra Kıbrıs'tan Zonguldak'a tayin olmuş bir doktorun haberini alarak hemen onun yanına gitmişler. O doktorun sayesinde 6 yıl geç olsa da ben doğmuşum. Babam adak adamış, kurban kesmiş, kanını da alnıma sürmüş. Annem hayatımıza yeni "can" geldi diye Can koymuş. Her gün fotolarımı çekmişler ve bir albüme altına notlar yazacak şekilde koymuşlar. Sonuçta ben onların ilk -ve tek- çocuklarıydım, üzerime düşmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı.


Anne-baba olmanın nasıl bir şey olduğunu tam olarak bilemeyiz. Empatiyi burada kullansak bile yeterince yansıtmaz diye düşünüyorum. Senin için gözünü bile kırpmadan ölebilecek, ne yaparsan yap affedebilecek, her daim özleyecek ve sevgisi hiç azalmayacak varlıklar çünkü. Birini bu kadar sevmenin nasıl bir şey olduğunu anca anne-baba olunca anlayabileceğiz.

Ben çok zor bir çocukmuşum. Haylazlıklarımın bizim ilçede neredeyse herkes biliyormuş. Küçük teyzemi hiç sevmezmişim -şimdi kendisini çok ama çok seviyorum tabi-, bizim eve geldiğinde sürekli suratına tükürürmüşüm. Düz duvara tırnana hiperaktif bir veledin tekiymişim. Annem benim yüzümden 3 yıl boyunca konu komşuya gitmemiş. Çünkü onların da evlerini başlarına yıkıyormuşum.

9 yaşındayken bir gün okuldan dönüyordum. Anahtarım yoktu, bu yüzden annemin yanına uğrayıp anahtarı aldım. Bana işaret parmağını göstererek "Doğru eve git, yoldan sapma sakın" diye tembihte bulunmuştu. Malını iyi biliyordu. Ben ise eve gitmek yerine arkadaşım Harun'un evine beraber tetris oynayama gittim. Annesi ailemin haberi olup olmadığını sorunca da "Evet haberleri var" demiştim. Güneş yavaş yavaş etkisini azalttığı vakitlerde evin önüne geldiğim zaman ortalığın ana baba günü olduğunu gördüm. Polis arabası sesleri vardı, komşular dışarı çıkmıştı ve İstanbul'daki akrabalarımız da bizim evin önündeydi. Annem berbat bir durumdaydı, babam kaskatı kesilmiş bir şekilde sigarasına abanıp duruyordu. Ben "neler oluyor" tadında yanlarına gidince annem beni gördü, bir anda gözleri büyüdü. O korku, o dehşet ifadesi önce rahatlamaya, sonra sinire dönüştü. Hızlıca yanıma geldi ve suratıma sert bir şekilde tokadı yapıştırdı. Resmen 5 parmağın izin çıkmıştı. Nasıl yanıyordu anlatamam, ama hatamı biliyordum, bu yüzden ne söylendim, ne ağladım. Zaten aradan 2 saniye bile geçmeden hemen sarıldı, kucağına aldı öpmeye başladı. "Sakın, sakın bir daha böyle bir şey yapma. Öldüm öldüm dirildim" dedi. Yıllar sonra o olayı sorduğumda "Eğer o tokadı atmazsam bir daha yapacağını biliyordum, bu yüzden attım" demişti. Benim ailemde yediğim tek dayak buydu, buna da dayak denilirse tabi. Hak etmiştim ve o tokat sayesinde gerçekten bir daha izin almadan bir yere gitmedim. Hala evden çıkarken nereye gideceğimi söylerim, bizimkiler evde yoklarsa telefonlar arayıp haber veririm.

Annem sosyal bilgiler, iş eğitim ve resim derslerime hep yardım etti. Boktan bir çizim yeteneğim olduğum için ortaokul bitene kadar bütün resim ödevlerimi kendisi yattı. Bunun için bir dolup iltifat edip yalakalık yapmıştım. Babam ise matematik ve tarih konularında yardım ediyordu. Babamla tarih hakkında konuşmayı ve tartışmayı çok seviyorum. Çok iyi tarih bilgisi var, beni şaşırtan ve az bilinen hikayeleri anlatarak baba oğul saatlerce vakit geçirebiliyoruz.

Küçükten hem annem, hem babam, hem de başka insanlar bana sürekli "Anneni mi daha çok seviyorsun, yoksa babanı mı?" diye sorarlardı. Yüzlerce kez sorulmuş olan bu soruya hep aynı cevabı verdim: "İkisini de eşit derecede seviyorum" Annesini veya babasını daha çok seven insanları anlıyorum. Sonuçta her hayat aynı değil, hatta benzer bile değil. Ama benim için gerçekten de ikisi de eşitti. Çünkü ben onlardan eşit sevgi, eşit şefkat gördüm. Babam yetersiz olduğunda babam devreye girdi, annemle kolay kolay konuşamayacağımı düşündüğüm konularda babam beni sevecenlikle dinlerdi.

 Babam da annem de eve geldikleri zaman ellerinde hep poşetler olurdu. Ve o poşetlerin içinde mutlaka benim için de bir şey olurdu. Hatta bu sabah hasta bir şekilde yatarken babam işe gitmeden önce ekmek almaya çıktı. Geldiğinde bana büyük boy Ruffles almış, "Sen seversin biraz iyi hissedince ye" dedi. İzin alıp yanımda bile kalmak istedi, ben yolladım. 23 yaşındayım ama onlara göre hala bebeğim. Babamın bu ufak jesti beni nasıl mutlu etti anlatamam. Ben de onları her anlamda gururlandım, gerek okul, gerekse iş ve sosyal hayatım sayesinde. 

Annem de babam da gazetecilik okumamı ilk başta istememişlerdi. Türkiye gibi üniversite mezunu pırıl pırıl gençlerin iş bulmak için birbirini ezdiği bir ülkede sırtını devlete dayayarak güven içinde iş hayatına atılma durumu oldukça olağan. Sonuçta onlar da bunu iyi bildikleri için bana hatırlatıyorlardı. Benimle sadece 3 kere bu hakkında konuştular. Son konuşmamızdan sonra gayet kararlı olduğumu iyice anladıkları için bir daha karışmadılar. Benim de hayalim olduğu için üniversite 2'den itibaren daha çok dışarıya staj yapıp çevre edinmeye başlamıştım. Gerçekten de gazetecilik mezunlarının iş bulması gayet zor, araştırmalar da bunu söylüyor. Hep dediğim gibi, bu mesleği okuyacaksınız lütfen üniversite 1'den itibaren staj peşinde koşun. Annemle babam diploma töreninde deli gibi ağladı, onları ilk defa beraber böyle için için ağlarken görmüştüm.

Bizim ailede öyle ağlama durumları pek olmaz. Annem de babam da güçlü insanlar. Annemin bile ağladığını hayatta 2 - 3 defa görmüşümdür. Benim kaybolduğum o günden yıllar sonra annemi kendi annesi vefat ettiğinde ruh gibi görmüştüm. Babamı da kendi annesi vefat ettiğimde berbat bir halde görmüştüm. Ben de hem anneannemin, hem de babaannemin vefatında kötü olmuştum ama sonra kendi ailemin bu dünyadan göçüp gittiğini hayal ettim. Bu maalesef olacak, hepimiz bir gün öleceğiz. Ama hayali bile inanılmaz korkun. Kanım çekilmişti sanki. Beni kapıda karşılayıp "hoşgeldin oğlum" diyerek sarılan annem olmazsa ben ne yaparım? Salona geçip babamın yanıma oturduğumda benimle selamlaşıp elime gazeteyi tutuşturarak "Günün nasıl geçti haylaz?" deyip saçımı okşayan babam olmazsa ben ne yaparım? Betim benzim atmıştı, hala arada bu durumu düşündüğümde çok kötü oluyorum. Keşke bir çare olsa, keşke engelleyebilsek...

Babamın ailesinde sevgiyi gösterme durumu maalesef pek yok. Büyükbabam çocuklarına, babamın kardeşleri de evlatlarına pek öyle sevgi göstermiyor. Bunun nedenini hiçbir zaman anlamadım. Sevgiyi gösterme durumu bir acizlik olarak mı algılanıyor acaba? Büyükbabam ben 2 yaşındayken beni vefat etmiş, bu yüzden sadece bizimkilerin anlattığı hikayelerle biliyorum kendisini. Kendi çocuklarına karşı pek sevgisini göstermeyen büyükbabam söz konusu ben olunca bütün yelkenlerini suya indirp çocukla çocuk oluyormuş. Sırtına çıkıyormuşum, babam "yapma evladım" dedikçe büyükbabam "yapsın yapsın, ben de eğleniyorum" diyormuş. Benim babam bu yönden ailesine çekmemiş. Sevgisini hiçbir zaman esirgemedi benden. Amcan çocuklarını yanına bile oturtmazken ben babamla beraber oturup patlamış mısır yiyerek filmler izledim, babamın da sırtına çıktım, parkta beraber ebelemece oynadık, beni salıncakta salladı, beraber yüzdük, beni havaya atıp yakaladı ve daha birçok şey... Ve hala da bunları yapmaya devam ediyor. 2 gün önce İzmir'den döndüğünde kendisini kapıda karşıladık annemle. İkimize de aynı anda sarıldı, "Nasıl da özlemişim" dedi. İşte bu duygu içtendi, samimiydi, sevgi doluydu. Gram kötülük, gram samimiyetsizlik, gram çıkar yoktu. 

Bu dünyada en çok ailemi seviyorum. Ve birçok insanın da en çok ailesini sevdiğine inanıyorum. Hiçbir zaman bir insanın annemle babamın önüne koymam, benim için her daim ilk sırada onlar var. İyi bir şekilde yaşamam ve yetişmem için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Maddi değerlerin yanı sıra manevi değerleri de unutmadılar. Her şeyin iyisini sunmaya çalıştılar, kötülüklerden uzak tutmak çalıştılar. Kötü geçen günlerini bana yansıtmadılar, bir şey olduğunda etkilenmemem için uzak tuttular. Beraber gülüyoruz, beraber ağlıyoruz, beraber yaşıyoruz. Anneme ayrı eve çıkacağımı söylediğinde "Ben seni asla bırakmam" diyor. Belki bu bazılarınıza fazla geliyor olabilir ama böyle düşünenler için yine annemden gelsin: "Sen de çocuk sahibi olduğunda anlayacaksın"

Her şey bir yana, aile bir yana... Ha, kötü yanları olmadı mı? Tabi oldu; ama benim de oldu. Tartışmadık mı? Tartıştık. Kavga etmedik mi? Ettik. Söylenmeyecek sözler ağızdan çıktı mı? Çıktı. Ama biz hiçbir zaman yataklarımıza küs girmedik. O geceyi küs, kırgın ve sinirli bir şekilde geçirmedik. Hele ki babam, parladığı gibi anında söner. Annem biraz daha uzatsa da yatma vakti geldiğinde konuşarak barışırız kendisiyle... Ne olursa olsun lütfen siz de yatağa küs girmeyin. Ailemizde vakit geçireceğimiz her günün kıymetini bilelim. 

Yazıyı da çocukken söylediğim bir cümle ile bitireyim: "Ben onları dünyalar kadar seviyorum" (Burada kollarımı açabildiğim kadar geniş bir şekilde açıp söylediğimi hayal edin lütfen)


Sizin ailenizle ilişkiniz nasıl?
Sizin nasıl geçiyor günleriniz?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …