Ana içeriğe atla

Bir insana takılıp kaldım

Herkes gece dışarı çıkarken evde kalmayı tercih ediyorum. Belki bu sefer telefonum çalar, belki istediğim cevap kulağıma fısıldanır diye. Son 3 gecedir aynı hayallere dalıyor olsam da sonuç hep olumsuz oldu. Yine de ama demekten, umut etmekten kendimi alıkoyamıyorum. Bu sefer olma ihtimali daha yüksek, çünkü aradan 3 gün geçti…

Zaman çok yavaş ilerliyor, sanki akreple yelkovan dondu. En son telefonumu kontrol ettiğimden bu yana sadece 4 dakika geçmiş. Neden böyle oluyor? Beklediğim bir şey olduğunda neden zaman yavaş çekim moduna geçiyor, bunu anlamak imkansız sanki. O gün söylediği ve yaptığı her küçük şeye takılmıştım. İyi anlamda bir takılmak bu, hepsi de yüzümdeki gülücüklerin belirginleşmesine neden olmuştu. Bu yüzden yeniden onu istiyordum, yeniden beni güldürmesini istiyorum, beni aramasını istiyordum! Sanırım ben ona takılıp kaldım, tam olarak emin olamasam da böyle açıklayabilirim.

Gece gündüz beni aramasını bekliyorum. Sesinizi ahizenin diğer ucundan duymak, nefes alıp verişlerini hissetmek istiyordum. Altı üstü 10 tane numaraya tuşlayacaktı, cep telefonunda arasa daha kısa sürecekti. Bu kadar kısa sürecek bir eylem çok zor olmamalıydı. Neden ona zor geliyordu ki? Ben arayamazdım, çünkü o benim numaramı almıştı, bana da “ben seni ararım” demişti. Bıktım ama, bekleye bekleye ağaç oldum. Ağırdan satmak, naza çekilmek kadar boktan bir şey olamaz. Ne kazanıyor insan, eline ne geçiyor? Benim eline geçen şeyi söyleyeyim: Can sıkıntısı. Onu beklemekten, bana gelmesinden, belki arar diye düşünmekten bıktım.

Eğer bir şeyi bekliyorsanız zaman her dakikada sizi ayrı ayrı sikiyor. Bir sürü şeyler uğraşmaya başlıyorsunuz ama hiçbiri sizi tatmin etmiyor. Gözünüz ya bilgisayara, ya kolunuza ya da duvara bakmaya başlıyor. Saat arıyorsunuz, bazen sandalyeye çıkıp o saati siz ileri alıyorsunuz. Bizden ileride olan ülkeleri aklınıza getirip “şimdi keşke orada yaşasaydım” diye düşünüyorsunuz. Bana işte aynen bunlar oluyor. Hoşuma giden biri var, beni arayacak. Söz verdi, kesin dedi. Ben de kandım, inandım. Şimdi de sap sap bekliyorum. Hayatımda telefonun yüzüne bu kadar bakmamışımdır. Şimdi ise enseye şaplak göte parmak moduna geçtik. Elimden düşmüyor, tuvalete bile beraber gidiyoruz.

Tereddüt etmek için vaktim yok, etkiledi ulan işte beni! Bu kadar basit yani. Dışarıya çıkanlar, eğlenceye koşanlar için her şey güllük gülistanlık. Ben zoru tercih ederek kendimi boktan duruma sürükledim bu sefer. Adını biliyorum sadece, o kadar! Şu koca ülkede sadece adını biliyorum. İçki içerken tanıştık, konuşurken çok eğlendik, arkadaşlarım da kendisiyle tanıştı ve sevdi. Sonra hayalet gibi numaramı aldı ve gitti. Gidiş o gidiş işte, sonuç ise telefonun bir ucunda bekleyen ben! Feci yakalandım, ne yapacağımı bilmiyorum bile. Düşünüp durmaktan fıttırabilirim, fikir üretmek için beynimi patlatabilirim. Arkadaşlarımı arayıp akıl isteyebilirim ama hiçbir şekilde sonuca ulaşamam ki. Bu durumda bilginin ne derece önemli bir kaynak olduğunu bir kez daha anlıyorum. Bilgi yoksa sen de yoksun, istediklerin de yok!

O sırada zır zır telefon çalıyor. Ev telefonu bu, ben de mutfaktayım. Bir koşu uçuyorum odalar arasında ve telefonu kaptığım gibi nefes nefese “alo” diyorum. Karşıdaki sesi tanıyorum, tanıyorum ama bu istediğim ses değil ki! Arayan teyzemmiş, lanet olsun. Halimi hatırımı sorduktan sonra annemi istiyor. Onlar konuşurken ben de telefonu kapatmaları için türlü türlü şeyler sıralıyorum, şebeklik yapıyorum. Hem cep, hem ev telefonumu almıştı. Nereden arayacağı belli olmayabilir, sonuçta azıcık çatlak biriydi. Evden çıkmamamın sebeplerinden biri de işte tam olarak buydu. Saat 2’ye çeyrek var ve benim gözüme uyku girmedi. Annem akşam telefonu kapattığından beri bir daha ötmedi lanet alet. Ben de uyumalıyım, bomboş bir günü daha bitirdim.

Numaramı alan insana daha fazla takılıp kalamam. Yola devam etmek, ilerlemek lazım. Onu beklemeye devam edemem, hayal kuramam. Gerçekçi düşünmem lazım, hayalperestliğime bir süreliğine siktir çekmeliyim. Halen tereddüt ediyor olsam da unutmak en iyisi. Yaşandı bitti, o öyle bir anıydı sadece. Hiçbir şey üzülmeye gerek yok, sonuçta hepi topu 1 saatlik bir konuşmaydı. Ben yolumu bulurum, yine düze çıkarım. Hayatım boyunca hep böyle oldu zaten. Bir gün o uyandığında belki aklına geleceğim ama o zaman da iş işten geçmiş olacak. Rahat bir nefes alarak başımı yastığa koyuyorum. Yarın günüm bomboş bir şekilde geçmeyecek. Bunu düşünerek uykuya dalıyorum.

Günler geçiyor, her şey normale dönüyor. Sonuç mu?             -            “Aramadı”

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…