Ana içeriğe atla

My Mad Fat Diary: Farklı bir dünyanın dizisi



Son zamanlarda bayağı atak yapmış bir İngiliz dizisi var karşımızda: My Mad Fat Diary. Rae Earl tarafından yazılmış olan bir kitap uyarlaması aslında. Şişman ve psikolojik olarak kendini iyi hissetmeyen Rae Earl'ün ergenlik yaşantısına konuk oluyoruz. Yazar kendi günlüğünü bastırmış, bu da çok satmış ve şimdi de ortaya dizisi çıkmış. Kötü mü? Asla. Çok mu iyi? Hayır. Hayal mi kurduruyor? Sonuna kadar. Daha altyazısı bile dizi çıktığından çok sonra hazırlanan ama bir anda deli gibi hayranlar edinen bu diziyi ön plana hangi unsurları çıkardı? Buna cevap arayalım.

Bir kere dizi de acayip derecede bir gaza getirme durumu var. Bunu diyetlerle, yaşantıyla, cümlelerle yapmıyorlar. Erkekler ön planda. Esas kızımız Rae'nin fazla fazla kiloları var, kendisiyle barışık değil ve psikolojik olarak rahatsız. 16 yaşında bir ergen olarak zaten depresyonda sürekli. Hayatın en güzel ve en kötü çağında ortama ayak uydurmaya çalışıyor. Zaten o yaşta hepimiz sorunluyduk ama Rae'nin rahatsızlıkları ve kiloları da işin içine girince onun için hayat daha bir ağır, daha bir zor oluyor. İşte rehabilitasyondan çıkıyor, evine geri dönüyor. Bu sırada uzun zamandır görmediği eski arkadaşı Chloe'i görüyor. Onun sayesinden bir gruba dahil oluyor. Grupta bir adet nerd ama seksi erkek, bir adet seksi erkek ve bir adet yamuk dişli sevimli erkek ile önemli olmayan bir kız var. Öteki tarafta ise Rae'nin rehabilitasyondan arkadaşları bulunuyor. Benim de en sevdiğim karakter olan Tix'in de sorunları var. Herkesin kendine ait sırrı var (Gossip Girl tarzında değil ama asla), herkesin kanı kaynıyor, öpüşmeler, röntgencilik, seks, arzu, şehvet derken tam bir İngiliz gençlik dizisinin içine atlıyoruz.

Neden patlama yaptı bu dizi? Aslında çok basit. My Mad Fat Diary insanlara aşırı kiloları olan kızların bile gayet seksi erkekleri baştan çıkarabileceği mesajını veriyor. Evet evet, cevap aynen böyle. Farklı bir cevabınız varsa yorumlarınızı bekleriz. Rae, dizinin en yakışıklısı Finn'i etkiliyor, hem de oyun oynamadım, gördündüğü gibi, olduğu gibi. Bu durum da insanların feci derecede hoşlarına gidiyor. Kendileri de gerçek hayata bunu yapabileceklerine inanıyorlar. Üzgünüm ama bu bir rüya. Neden mi?


Yaşadığımız dünya tamamen fiziki ve maddi çıkarlara göre çarkının döndüren bir yapıya sahip. Paran varsa çirkin olma hiç önemli değil. Fakir ama zenginsen, çok kısa bir sürede parayı bulabilirsin. Eğer yakışıklı/güzel ve zengin değilsen işte orada duracaksın. Çünkü şansın az, şansımız az. Çok sikik bir durum, biliyorum ama gerçek dünyada işler böyle dönüyor. Gayet kendi yakışıklığının/güzelliğinin farkında olan bir insan dengine doğru yol almak ister, arzularında Rae gibi kızlar yoktur. Gerçek dünyada insanlar karaktere ve kişiliğe bakmadan önce önyargılarını kıramaz ve görünüşe, cebe bakar. Hepimiz birçok ünlüyü nitelendirirken "çok seksi, çok yakışıklı, çok güzel, taş gibi" tabirleri kullanıyoruz. Onlar da aynı tabirleri kullanmak istiyor, sıradan insanlar da bu yüzden eleniyor. Gerçek hayatta Finn gibi birinin Rae gibi şişman birine bakma olasılığı küçücüktür. Olasılık vardır, ama çok miniktir. Etranızda şişman bir insan kesin bulunuyordur. Ona sorun, size anlatsın. Belki binde bir Rae'nin yaşadıklarını yaşamıştır. Bu kısmı şu yüzden uzun tuttum. Son zamanlarda internette bayağı yorum okudum bu konuda. Ciddi ciddi gençler inanıyor, bu dizi aşırı derecede inandırıcılık pompalamış onlara. Rae'nin etkileme olayı hariç zaten çok gerçekçi bir hikayesi var. Binde bir yaşayan insanlardan biri de işte kitabın yazarı.

Zaten kitapta Finn diye bir karakter yok, bu da benim dediklerimin doğruluğunu kanıtlayan diğer bir unsur. Finn karakterini oluşturarak diziyi popüler hale getirmeyi amaçladılar ve bunu başardılar. Bu durumun farkında olanlara lafım yok. Ama gidip de Finn karakterini canlandıran oyuncuya tweet atıp "Ben de Rae gibiyim, seninl sevgiliyim olmalıyım. Oyşş, süpersin anacım" tarzında şeyler yazmak (hem de ciddi ciddi) komik duruma düşmekten başka bir şey değil. My Mad Fat Diary pembe bir bulut olarak üzerimizde duruyor. Onun yağdırdığı pembe yağmurlara aldanmayın. Yoksa gerçek hayatta yine üzülen siz olursunuz. Acımasız, ruhsuz bir dünyada yaşıyoruz. 

Dizinin en güzel yanlarından biri de 90'lar İngiliz müziğinden harika parçalar çalmaları. Sırf o enfes müzikler için bile izlenebilir. Rae'nin de müzik bilgisi oldukça iyi, bunu da not düşelim. Ayrıca her ne kadar gıcık olsa da ben Rae'nin annesini ve Tunuslu sevgilisini seviyorum. Kadın da adam da tam birer azgın, yerinden duramıyorlar hiç. Ayrıca dizideki o ufak çizimlere de hastayım. Olayları çok güzel özetliyorlar, mükemmel!

Sezon finali harikaydı, zaten sadece 6 bölüm. 2. sezonu 2014 yılında başlayacak, daha çok var yani. Bu sırada siz de kitabı alıp okuyabilirsiniz. Favori kısmım ise seyahat bölümü, epikti. Kısaca izleyin derim. Ben sevdim, siz de seversiniz. Bir anda bu kadar popüler olmasıyla ilgili yorumlarını merak ediyorum. 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …