Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Derdini al da gel..

     İnişli çıkışlı hayatın yükü hepimizin omuzlarında yer alıyor, bu konuda bir kere hemfikiriz değil mi? Bazılarımızın yükü diğerlerine göre çok daha ağır, bazıları ise bir kuş kadar hafif. Ama ara dönemlerde hepimiz perişan, bitkin duruma gelebiliyoruz. İşte o dönemlerden birine yakalandığınız zaman dönüp bu yazıyı okumanızı istiyorum. Bu yazıyla beraber yalnız olmadığınızı, paylaşım yorumlarla beraber aslında fazla sayıda kişiyle aynı şeyleri yaşadığınızı görmenizi istiyorum. Bir nebze de olsa yükünüz hafiflerse bir şeyleri başarmış ve amacına ulaşmıştır bu yazı.     Derdini söylemeyen derman bulamaz gibi oldukça klasik ve sikik bir cümleyi kendime tavsiye olarak almadım hiçbir zaman. O yüzden doğal olarak tavsiye de etmiyorum. Bir kere derdin mi var? Önce bunu kabulleneceksin. Bu tarz işlerin safhaları olur. Kabul ettikten sonra derin bir nefes alıp önce yaşayabileceğim en kötü durumu, sonra da en iyisini düşüneceksin. Çıkmaz bir yola girdiğimi fark ettiğim zamanlarda benle aynı …

Bu hikayeye bir son lazım..

      Bazen nereden estiğini bilmediğim bir şekilde aklıma yatağıma girip kitap okumak istiyorum. Eğer evdeysem hemen en yakınımdaki kitabı alıp yorganım altına atıyorum kendimi. Bazen o kitap bitiyor bile, o kadar uzun kalabiliyorum. Kitap okumak başlı başına inanılmaz hoş bir şey. İyi ki hayatımızda kitap diye bir “güzellik” var.     İnsanların hayatları da aslında birer kitap değil midir? Her gün kendi hayat kitabımızdan bir sayfa çeviriyoruz. Karşımıza ne çıkacağını bilmeden o paragraflı yolları arasında dolaşıyoruz. Bazen üzülüyoruz, bazen sevinip mutlu oluyoruz. Her türlü duyguyu yaşıyor, her olaya göğüs geriyor, aşkı tadıyor, aynı zamanda da gözyaşı akıtıyoruz. Öyle uzaktan uzaktan, hiç konuşmadan bağlanıp gittiğimiz bu kitabın sayfaları aslında biz ölünce bitmiyor. Çünkü insan hayatı tek kitap değildir, koca bir seridir.     İşte bu yüzden kaçıncı kitabım bilmiyorum ama bir tanesinin daha sonuna geldim. Bu kitabın kapağını dün kapattım, yarın seriye yeni bir kardeş eklenerek h…

Ansiklopedilerin tadı bir başka

     Ansiklopedi sevenleri görelim önce. Gelin gelin, toplanalım bir güzel.     Ben ansiklopedileri hep bayılan bir insan olmuşumdur. Daha bilgisayarım yokken şu yukarıdaki Sabah’ın verdiği seri vardı bizim evde. Ama daha farklı bir şekilde, bizde sadece ilk beş tanesi vardı. Sadece E harfine kadar. Gazete kuponlarını götürüp tek tek almış annem zamanında, 5’ten sonra ne olduysa bir daha gitmemiş. Ben işte onlarla büyüdüm. Böyle gözümü kapatıp her ansiklopediden rastgele bir sayfa çeviriyorum ve karşıma gelen kelimeleri okuyup bilgi dağarcığımı geliştiriyorum. Bu ritüeli çocukken oldukça fazla yapmışımdır. Sayesinde hala değişik kelimelerin, şehirlerin, ülkelerin bilgileri aklımdadır. Ama dediğim gibi, E’ye kadar!     Ailecek yarışma programlarını sevdiğimiz için bilemediğimiz bir soruda ilk baktığımız yer bu kitaplar oluyordu. Yarışma başlamadan önce ben kitaplıktan onları çıkartıyor ve annemin dizine başımı koyuyordum. Sorunun cevabını bilmiyorsak ve şıklarda da A harfi ile E harfi …

Bir sevmek bin defa ölmek demekmiş.

     Evet farkındayım başlık, fotoğraf ve hatta bu yazı birbiriyle pek alakalı olmayacak. Ama bazen zıt şeyleri bir araya getirip onlarla bir bütün oluşturmak zevklidir hani. Bugün bunu yapmak istiyor canım, sıkıcı geçen bir günü güzele döndürme çabaları da diyebiliriz tabi.      Ben küçükken hep bir tavşanım (ya da davşanım) olsun istemiştim. Anneme bunu her söylediğimde bana verdiği cevap aynıydı: “Tamam çok tatlı hayvan ama “hayvan” gibi de sıçıyor. O sevimli şeyin hiçte sevimli olmayan dışkılarını ölsem toplamam, sen de ölsen toplamazsın” Bunun aslında kısaca “hayır” olduğunu herkes anladı tabi. Ama bir daha yanına gidip sormayayım diye böyle uzatırdı. Ben yine de giderdim. Bak şimdi şehir dışında, yazı bitince telefon açıp tavşan diyeyim de küfür etsin bu sefer bana. Burada başlıkta yazan şarkı var.     Hayat ne garip (vapurlar filan) Bugün bütün İstanbul, hatta Marmara’da 3 saat elektrik gitti ve ben kriz geçirmek üzereydim. Eğer kitap okuyor olmasaydım sıyırırdım herhalde kafay…

Junjou Romantica: Shounen ai türünün en iyisi

Öncelikle bu yazının 200. yazım olduğunu söylemek istiyorum. Bir an olsun sıkılmadım, aynı hızda yazmaya devam edeceğim. İlk yazdığım yazıyı hatırlıyorum, hem de daha dün gibi. Şimdi ise 200’üncüyü deviriyorum, vay be.     Junjou Romantica diye yazdım yukarıda, o yüzden önce şöyle bir duralım ve “hmm” yapalım. Soldaki çiftimiz gördüğünüz gibi el ele tutuşmuş. Şimdi eğer panik olduysanız hemen bu yazıyı terk edin, acele edin lütfen. Yok eğer sizi etkilemediyse devam edebilirsiniz. Burada shounen ai (iki erkeğin duygusal ilişkisi) türünden bahsedilecek bu yazıda, hazmedemeyip laga luga yapacak insanları cidden istemiyorum. Kendi çapımdaki uyarımı da yaptıktan sonra anime hakkındaki düşüncelerimi dile getirebilirim.Junjou Romantica’nin 1 sezon açılışı: Tıkla bakalım..Şimdi de kapanışı içintıklama zamanı.Ama 2. sezonun açılışına da tıklamalısın.Son olarak benim favorim olan 2. sezonun kapanışına tıkla     Bu animemiz 2 sezon sürmüş harika bir yapım. 3 çiftin etrafında dönen hikayemiz oldu…

Dünyanın en mutlu insanı olmak

     Aslında dünyanın en mutlu insanı olmak zor değil. Mesela şu anda boğazım kötü bir durumda ama ben kendimi dünyanın en mutlu insanı hissediyorum. Bütün suçlu ise şu yukarıda gördüğünüz yanlışlıkla cennetten dünyaya düşmüş (evet cenneti yukarıda sayıyoruz tabi) leziz dondurmadır. Kaşık kaşık Saldıray abi modunda üzerine atladığım için 4 gündür yandım anam nidalarıyla boğazım ile savaş içerisindeyim. Ama dediğim gibi, mutluyum; hem de çok.     Hayat gerçekten siktiri boktan olabiliyor bazen. Üstümüzden tır geçmiş gibi gözükebiliyoruz. Gözyaşlarımız kuruyana kadar ağlayabiliyoruz. “Neden ben?” diye yüzlerce kez dört duvara dönüp bağırarak sorabiliyoruz. Ama bazen o kadar küçük bir ışık çıkıyor ki bir yerden, bütün dertlerimizi tasalarımızı alıyor. Suratımız birden genişliyor ve koy götüne rahvan gitsin diyoruz. Benimki de aynen böyle bir durum.      Geçenlerde şirkette bir şarkı çalıyordu. Model’in albümünü indirmiş olmama rağmen “a ben bu şarkıyı bilmiyorum” dedim arkadaşıma. Tabi s…

80 şarkıda devr-i alem: 2. nota

     Her ne kadar arayı biraz uzun tutmuş olsam da bu seriyi tamamlayacağım. İşte bu yüzden ikinci nota ile karşınızdayım. İlk notada oldukça güzel şarkılar paylaşmıştım, şimdi ise buna “devam” deme zamanı.     Yine dünyanın çeşitli ülkelerinde değişik şarkılarla karşınıza çıkacağım. Umarım beğeneceğinizi düşünüyorum, biraz çeşni, şöyle bir çeşitlilik, farklı soslar filan güzeldir değil mi? O zaman daha fazla vakit harcamadan açılışı yine Türkiye ile yaparak başlayalım. O zaman şarkı söylemek lazım diyor ve listeye geçiyorum. ***     1. TürkiyeDuman – Helal Olsun     Şimdi bir kere şarkıya tıklayıp hemen büyüsüne kapılın. Ama kesinlikle videoyu da izleyerek dinleyip. İnsanın perişan edip bırakabilir. Şu şarkıyı bu enfes filmle birleştirip böyle harika bir eser ortaya çıkartan o Youtube kullanıcısına da “helal olsun” lan! Böyle insanın boğazı düğüm düğüm oluyor, bittikten sonra biri bir şey sorarsa cevap veremiyorum insan. “Helal olsun, aşk olsun” diye çığırıyor, yeri geldi mi filmin r…