Ana içeriğe atla

Sonunda “onu” buldum - (mu?)

Bu şarkıyı dinleyerek yazıyı okuyun.

Kış mevsimi asıl yüzü olan soğuğu yavaş yavaş gösterirken ben de rutin hayatımdan sonunda kurtulmuştum. Her şey çok güzeldi. Yeni yerler, yeni müzikler, yeni yüzler… İnsan sanki yeniden nefes aldığını hissediyordu. O derece etkilemişti beni… Ama daha da etkileyen bir durum vardı. Duvara toslamış gibi hissettiren, kalbimin güm güm çarpmasına neden olan, ağzı açık ayran budalası gibi bakmamı sağlayan bir durum. Böyle bir güzellik, böyle delici bakışlar olamazdı.

Tek başıma iki tarafını da ağaçların sarıp sarmaladığı harika bir yolda yürüyorum. Önümdeki tabelada “Yeşilköy – Sahil Yolu” yazıyor. Kenarda bir bisiklet yolu var, arada sırada bisiklet süren insanlar geçiyor. Rüzgar hafif ama etkili bir biçimde esiyor. Sokak insana huzur veriyor, normalden daha uzun olması da işime geliyor. Neden o sokakta yürüdüğümü bilmiyorum, belki de beni ayaklarım oraya sürükledi.

Yalnız olmaktan sıkıldığımı söylediğim anlarda hayatım harika insanlar tarafından işgale uğradı. Bu durumdan şikayetçi değilim, ama o sokakta yürürken yalnızlığımı özlemiş olduğumuz da anladım. Canım sıcak çikolata çektiği bir için sahile yakın bir kafeye giriyorum. Tam kredi kartımı çıkarıp kasadaki adama uzatacakken çalışan kızlardan birinin sakarlığı yüzünden çıkan kişiyle bayağı bir toslaşıyoruz. Normalde böyle bir durumda insanların sinir katsayısı anında yukarıya çıkarken ikimiz de gülmeye başlıyoruz. Ben ona bakıyorum o gülüyor, o bana bakıyor ben gülüyorum. Bu sırada onun pantolonuna limonata döküldüğü için kafeden çıkamıyor. Kenardaki masalardan birine oturuyor. Elini masaya vurarak beni de yanına çağırıyor. Sıcak çikolatamı kaptığım gibi yanına gidiyorum. Sürekli gülüyor, sanki hiçbir zaman o gülümseme yüzünden silinmiyor gibi.

-Merhaba, ben Deniz. Deminki kargaşa için özür dilerim.

-Ah, hiç sorun değil. Ben de Lee. Memnun oldum Deniz. Üzerin de gitti, kusura bakma. (Oha, gözlere bak. Bir içim su. Masmavi, insan içinde kaybolur)

-Önemli değil Lee, senin hatan değildi sonuçta. Bu sıralar şanssızlığım üzerimde gibi. Sence?

Ne cevap vermeliydim, ne demeliydim? Olta mı atmalıydım? Yoksa onaylayarak geçiştirmeli miydim? Sonunda bir karar varıyorum.

-Şanssızlığını atlatacaksın bence. (Bunu niye dedim? Ne bok yemeye böyle bir şey dedim? Düzgün düşün Lee?)

-Çok Emine Akkaya gördüm seni, hahahaha.

Aha kıvama geliyorum şimdi, buna verecek bir cevabım var.

-Deniz, ama sonumu Müslüm Gürses gibi görmüyorsun değil mi? (Yessssss! budur işte…)

-Oha, biliyorsun! Harikasın ya, ben kesinlikle anlamazsın sanıyorum. (Bu göndermeyi anlamak için şu videoyu izleyin lütfen)

Daha sonra havadan sudan konuşmaya devam ettik. Sohbet devam ettikçe benim ağzım açık kaldı. Bu kadar harika, bu kadar ortak bir insan olur mu? Oluyormuş demek ki. Etkilendiğim her halimden anlaşılıyordu. Animelerden konuşuyorduk, ikimiz de Sheldon Cooper baştan olmak üzere The Big Bang Theory’e hastaydık, Shameless’ın 3. sezonunun gelmesini bekliyorduk, PES’i biliyordu, belli başlı Kpop gruplarını takip edip dinliyordu, dillere meraklıydı, seyahat etmek ve yemek yemek onun için de bir ayin gibiydi, kitap yazmıştı ve oldukça akıcı, konuşkan ve sevimliydi.

-Venedik’i sever misin Lee?

-Aslında nötrüm, İtalya’da en çok ilgimi çeken yer Sicilya Adası.

-Bundan Melissa P.’nin etkisi olabilir mi? (deyip göz kıptı bana)

Çüşşşşşş! Bunu nasıl bilebilirdi ki? Sicilya’ya ilgim Melissa P.’nin Yatmadan Önce 100 Fırça Darbesi kitabıyla başlamıştı. Ondan sonra adalara olan ilgimden dolayı araştırmalar yapmış ve daha da bağlanmıştım. Medyum muydu bu kız? Aklım hiçbir şekilde almıyordu bu durumu.

-Biliyor musun ben bir kitap yazdım. Ama içeriği çok açık bulundu. Eleştiriler aldım, belki sen de okumuşsundur. Kitabın adı “Buse’nin Muhteşem Hikayesi” Ama içeriğiyle adıyla oldukça ironikti. Sefilliğin, cinselliğin, zirveye çıkıp dibe düşmenin alası vardı. Edebiyat çevreleri oldukça severken toplum kışkırtıcı ve fazlaca aykırı buldu. Bir erkek yazsa belki bu kadar tepki almazdı, zaman zaman bunu düşünüyorum. Geçen hafta İsveç’ten ödül aldım. En sevilen iki yan karakterin seks sahnesi ise “2000’lerin en iyi cinsel sahnesi” seçildi. İçimden geçenleri, hayal gücümden taşanları yazdım. Toplum onaylamayıp kınadığı zaman medya da haber yaptı. Ve şimdi o toplum sayesinde Türkiye’de bütün listelerden 1 numarada kitabım. Nasıl bir ikiyüzlülük içinde boğulduğumuzu görüyor musun? O kadar şeffaf ki her şey… Ama insanlar yine de üç maymunu oynamaya devam ediyor.

Deniz’in söylediklerini çok iyi anlıyordum. İçimden geçenleri, düşündüklerimi okumuştu sanki. Kitabını almış ama daha okumamıştım. Heyecanla kitap üzerine konuşmaya devam ettik. Tam ben bir şeyler söylerken ayağa kalktı ve bacaklarımı iterek oturduğum sandalyeye oturdu.

Şimdi ikimiz sıkışık bir sandalyede oturuyorduk. Yüzünü yüzüme dayadı, derin, mavi gözleriyle gözlerimi deldi, gözlerimin içine baktı. Öylece duruyorduk, sanki zaman da bizimle beraber durmuş gibiydi. Söylememe gerek yok, sanırım, yüzünden yine o mükemmel gülümseme vardı. Soğuk bir Aralık gününde o kafenin içinde ısıtıcıların hiçbir şekilde ısıtamayacağı şekilde kalbime dokundu, sıcaklığını ulaştırdı bana. Tarifi imkansız duygular içerisinden donmuş gibi bakıyordum, gözlerimi kırparsam kaybolacağını düşündüğüm için faltaşı gibi açık şaşkın bakışlarla küçük bir çocuk gibi görünüyordum.

O sırada Deniz gözlerini kırptı ve yeniden ayağa kalkarak yerine geçti.

-Bakışların çok etkileyici Lee. Ama sanki kimsenin o masum bakışlarını görmesini istemiyor gibisin? Kendini neden saklıyorsun bazıgüzelamacıduygulardan?

Verecek bir cevabım yaptı. Sığındığım liman desem saçma olacaktı, ben böyle mutluyum desem “böyle kimse mutlu olamaz ki” diye cevabı yapıştıracaktı. Korkmuyordum, çekinmiyordum, saklanmıyordum. Ama ben gerçekten de böyle mutluydum.

Diyemedim, cevap veremedim. Öylece baktım, sustum. O ise cevap vermemi beklemedi, belki de anladı beni, anladı hissettiklerimi. Ve konuşmaya devam etti.

-Şu hayatta insanlar kendilerini yükseğe çıkarır, kendilerini dibe batırır. Denemeden, yanılmadan hiçbir şeyin doğrusunu öğrenemezsin. Acı çekersin, ama yanında arkadaşların, ailen olduğu için kolay atlarsın ve ileride aynı hataya bir daha düşmezdim. Güvenmelisin, inanmalısın, sevmelisin, aşık olmalısın, hissetmelisin, acıyı yemelisin, kazıklanmalısın, belki boynuzlanmalısın, batmalısın… Çünkü bunların hepsi bir lütuf, bir deneyim. Hepsini kısa bir süre içinde yaşadığın zaman emin ol ki karma seni ödüllendirecektir. Bak bana'! Beni ödüllendirdi ve seninle tanıştım. Şu anda yaşadığım o kötü deneyim ve acılar sayesinden emin olabiliyorum hissettiğim duygulardan. Ayrıca seni de sanki 23 yıldır tanıyor gibiyim.

Hep duymamı istediğim sözleri sonunda bana başka biri diyordu. Yeşilköy’de küçük bir kafede 5 saattir sohbet ediyorduk ve gram sıkılmamıştım. Havanın karardığını anca Deniz söyleyince fark ettim. Kafedeki insan sayısının arttığını da anca içeceklerimizi tazelemek istediğini söyleyen görevli sayesinde anladım. Zaman akmıştı, o sandalyeye sanki 5 saniye önce oturmuşum gibi hissediyordum. Ben Deniz’i istiyordum, onu en masum duygularla istiyordum. Beraber deli gibi eğlenmek, kitaplar okumak, filmler izlemek, dans etmek, gezmek istiyordum.

-Ben de hiç bu kadar emin olmamıştım

diyerek bu sefer ayağa ben kalktım ve eğilerek Deniz’in dudaklarına yaklaştım. Alt dudağını ısırmış olduğunu fark ettim, bu beni daha da tahrik etti. Alt dudağı alt dudağıma değdi, dudaklarımız birazcık ıslandı. Ve o anda çok kötü bir şey oldu!

***

Lanet olsun!

Bok!!!!!

Siktiğimin telefonu çalmaya başladı. İçimden bütün küfürleri haykırmaya başladım. Telefondan daha beter olan durum ise yaşadığım hiçbir şey gerçek değilmiş

Hepsi rüyaymış!!!

Bu nasıl olur? O kadar gerçekçiydi ki her şey. Eline dokunduğumu hissettim, bütün ayrıntılar inanılmaz gerçekçi değdi, dudağım bile ıslaktı. (Tabi bunu benim dilim becermişti)

Gerçek olmadığını hissettiğim an vücudum öyle bir boşaldı ki anlatamam. Kendimi boşlukta gibi hissettim,sanki vücudumun kanı çekilmişti.

Deniz’in yüzünü çok net hatırlıyorum. Gerçek hayatta görmediğin birini rüyada da göremezmişsin. Ben Deniz’i daha önce bir yerde gördüm, ama kim olduğunu bilemiyorum. Çok düşünüp durdum ama aklıma biri gelmedi. Hala da düşünmeye devam ediyorum.

Bu gerçekçi rüya beni çok etkiledi, bu yüzden hala neredeyse her ayrıntısını hatırlıyorum. Deniz’le olan rüyamdan önce de Romanya’da adamlarla savaşıyordum, Batman gibi bir kostümüm vardı. Fantastik bir evrende böyle gerçekçi bir evrene geçiş yapmışım. Hayatım boyunca en net hatırlayacağım rüya olacak, buna eminim.

Ama keşke gerçek olsaydı.

Hayatımdaki en büyük “keşke”lerden biri de bu olacak. Buna da eminim…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …