Ana içeriğe atla

Dilime güzel bir şarkı dolamışım


Artık Metropol Günlüğü'nün havasının değiştiğini söyleyebilirim. Önceden daha "geyik", daha komik, daha gülümsetici yazılar yazarken bu sıralar kendimi ciddiyet kabının içine koydum. Ayrıca bu kaptan memnunum da. Ama yine de eski "ben"i özlüyorum biraz. Bu yüzden eğlenceli bilgilere geri dönüş yapacağım. 

Bu giriş duyurusuydu. Şimdi ana konumuza geçiş yapabiliriz. 

Beklentilerle dolu bir yaşama alışık olmayan bünyem bugünlerde biraz tutuk. Kendimi mutlu etmek için bol bol sahil yürüyüşü yapıyorum, internette gezinirken Japonya ve Kore hakkında fotoğraf, bilgi araştırıyorum (Hatta dün sizle de paylaşmıştım) Bol bol müzik dinliyor ve hayal kuruyorum. Farkındaysanız yaptığım bu feromon etkisindeki güzelliklerin biri hariç hepsi bedava. Maddi ve manevi olarak bir şey harcadığım yok, bu da beni daha da mutlu ediyor diyebilirim.

Peki ben başarıyı hak eden bir insan mıyım? 

Aslında bu soruyu kendim vermek yerine başkalarından duymak isterdim ama rahatımı bozup kıçımı kaldırmaya pek niyetim yok. O yüzden ben cevaplıyorum: "Emin değilim" 

Çoğu insanın bu soruya verecek kesin bir yanıtı olabilir, ama benim yok. Megaloman ya da narsist davranmak istemem asla, sadece emin olmak için iyice bir düşünmem lazım.

Kötülük yaptın mı? Evet yaptım. Hem de birden fazla. Ama aynı şekilde bir sürü iyilikte de bulundum. 

Kuyu kazdım mı? Evet kazdım. Ama kendimce haklı sebeplerim veya intikam duygusuyla yanan bir beynim vardı. 

Ezip geçtim mi? Bunu yapmadım, ama ileride kesin yaparım diye düşünüyorum. Dediğim gibi, hayatta darbe yememek için darbe yapmak lazım (Bu cümleyi yanlış yerinden algılayıp blogu kapatırlarmış bir de ahaha)

Aile hayatı, iş hayatı, çevresel hayat, aşk hayatı... Bu liste böyle uzayıp gider. İçinde bir sürü insan var, bir sürü farklı yaşam var. Bugüne kadar neredeyse bir çoğuna konuk oldum, hepsinin de yakınında geçtim. Çok güzel şeyler gördüm, boktan olaylara tanıklık ettim. Taraf olmamı istediler. Olmadım, bertaraf olan taraf ben oldum. İyilik yaptım, kabak benim başıma patladı. Yanlış anlaşılmalar, tartışmalar, kavgalar, bağırmalar, çağırmalar eksik olmadı bu baloncuğun içinde. Ama aynı zamanda mutluluklar, gülücükler, şen kahkahalar, aşırı dozda eğlence de vardı. Zamanla bazıları hayatımdan silindi, bazıları çekip gitti. Kalan sağlarla mutlu öğrettiler bana. 

Bir de zincirlediğim insanlar var. Onları sımsıkı bağladım, asla gitmelerine izin vermem. Ben toprak olana kadar "yakın" hayatımda olmalarını istiyorum. Hepimizin başarılı olmasını istiyorum. Biri bana sorsa gözümü bile kırpmadan "Evet, bu insanlar kesinlikle başarının alasını hak ediyor" diyebilirim. Onlar için en iyisini istiyorum. Ve eminim onlar da benim için en iyisini istiyor. 

Kendi alanımda hızlı bir şekilde ilerlemek tabii ki en büyük arzum. Bunun yanında aile hayatımın daha da mükemmel olmasını istiyorum. Harika, tam kafa bir sevgili istiyorum. Arkadaşlarımla süper bir şekilde anlaşmasını da istiyorum. Hep beraber çeşitli etkinliklere, tatillere gitmek istiyorum. İş çıkışında bir şeyler içeceğimiz zaman yanımda onun da olmasını istiyorum. Yani kısacası "istiyorum" diyebileceğim bir sürü durum var.

Ama önce BAŞARI!!! 

Tam anlamıyla hayallerim gerçekleşmesi için daha "iyi" bir süre var. Ama onun öncesinde somut adımlar namına bazı şeylerin gerçek olması lazım. Bunu da ben sabırla beklemeye hazırım. Şu anda bile bekliyorum zaten. 

İçimi döküp rahatlayabileceğim harika bir blogum var. Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum... Belki siz "Lee eski tarzına geri dönse" diye düşünüyor olabilirsiniz ama bu yeni tarzı da seveceğinize eminim. Hem, eskiye yeniden uğrama olayı çok olmasa da olacak.

Siz bu blogda benimle beraber ilerliyorsunuz. Hem okursunuz, hem katılımcısınız, hem de tanıksınız. Sadece burası için demiyorum, ama genel olarak zaten biz bir şeyi beraber başarıyoruz. Twitter'da eğleniyoruz, başka mecralarda doyasıya yazışıyoruz, birbirimizin yazılarımı okuyup yorumluyorum ve daha neler neler!!! Aslında bir şekilde biz okuduğumuz bütün Twitter profillerinin, blogların hayatına konuk oluyoruz. Bence bu oldukça güzel bir durum. Yeni yaşamları uzaktan gözlemlemeyi seviyorum. 

Dilime güzel bir şarkı dolayarak bu yolda gülücükler saçarak ilerlemek çok büyük bir istek değil diye düşünüyorum. Sizce?

Çok az kaldı... En fazla 1 ay içerisinde düzeni tam anlamıyla oturmuş bir insan olacağım. Bunun akabinde güzel sürprizlerim olacak. 

O zamana kadar bu yolda böyle ilerlemeye devam...

>Lee..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …