Ana içeriğe atla

Her şeyi okumak istiyorum

Her şey ben küçükken annemin bana “kelime” öğreten çocuk kitapları almasıyla başlamış. Annem oldukça idealist bir kadındır. Kafasına bir şeyi koyarsa kesinlikle yerine getirir. Şu hayatta eğitime de inanılmaz derecede önem verir. O yüzden daha ben küçücükken eğitime başlamış.

Okula başladığımda okuma yazmayı biliyordum. Hatta ilk gün hoca çizgiler çizdiriyor diye sıkılmış ve okuldan kaçmıştım. Bir an önce okumaya geçmek istiyordu sanırım canım. Okula başladığım günden sonra da elime ne geçerse okudum. Hem de deli gibi…

Etrafımı gözlemlemeyi oldukça seven biriyim. Özellikle bilmediğim bir güzergahta ilerliyorsam sürekli etrafıma bakarım.

Otobüste, tramvayda, trende giderken sürekli yollardaki tabelaları okurum. Hatta bir ara abartıp gördüğüm internet sitelerini not alıyordum. Sonra da eve gelip giriyordum. Merak işte…

Kapının önüne bırakılan broşürleri, yemekhanede her gün oturduğumuz masanın üzerine bırakılmış olan ilanları filan hep okurum. 3 harf yan yana geldiğinde sanki ben de onları yemek için hazırda duruyor gibiyim.

Kitapların hastasıyım. Hala e-kitaplara alışabilmiş değilim. Telefondan ve iPad’den bir şeyler okuyamıyorum. Ama alışacağım. Otobüslerde kitap okuyamayan bir insandım. Azmettim ve bunu yendim. Gerçi bunda metrobüsün ve güzel yollarının da payı var hani. Artık rahat bir şekilde kitaplara gömülebiliyorum.

Sırt çantası taşıdığım yıllarda çantamın içinde her zaman en az bir kitap olurdu. Her sene tatile gittiğimizde bavula kitaplar da yerleştirirdim.

Zonguldak’a gittiğimde dedemin, dayılarımın, teyzelerimin evine uğradığımız zaman gözüm kitaplara yönelirdi. Az mı atlas ve ansiklopedi karıştırdım. Bu sene yine yapacağım mesela.

2 sene önce gözlerim eskisi gibi iyi görmemeye başladı. Yakın mesafede bir sorun yoktu ama uzağı iyi göremiyordum. Bir süre direndim, çünkü gözlük kullanmak istemiyorum. Lens ise kullanamıyorum, olmuyor bir türlü. Artık tabelaları, etrafımdaki yazıları bulanık görmeye başladığımda canıma tak dedi. Doktora gidip gözlüğümü aldım ve rahata kavuştum. Sırf okuma rahatlığımı bozuyor diye aldım. Sonra lazer operasyonu yaptırırım diyordum ama gözlüklerimle memnunum artık. Benle bütünleştiler hatta.

Evimde kitaplar haricinde üzerinde yazı olan bir sürü materyal var! Toplasanız herhalde bir ailenin kışlık soba ihtiyacı çıkar. Annem ara ara delirir ve “şu gereksiz şeyleri topla, kalanını atacağım” der ama ben her seferinde direnirim. Nedense üzerinde yazı olan bir şeyi kolay kolay atamıyorum. Kaç sene önce bir yerlerden edindiğim İngilizce kursu broşürü neden durur yahu? Ne gerek var? Ama bir süre direnirim, sonra da yeni kitaplara yer açılsın diye kıyar ve atarım.

Okuyan insana büyük saygı duyarım. Yolculuklarda gazete, kitap, dergi okuyan insanları gördüğümde resmen mutlu oluyorum. Kulaklıklarımı takıp bir kitaba gömülmek gibisi yok bence.

İnternette deli gibi yazılar okuyorum. Keşke dünyadaki bütün dilleri bilsem de karşıma çıkan her yazıyı okuma şansım olsa diyorum. Korece sitelerde dolandığımda insanların yapmış oldukları yorumları görüyorum. Bunları okumak şimdi ne güzel olurdu diye iç geçirip yoluma devam ediyorum. Ama azimliyim, planlarım var…

Sevmediğim insanları da okurum ben. Mesela Ayşe Özyılmazel’i. Her gün olmasa da denk geldiğim zaman biriktirmiş olduğum yazılarına(!) bakıyorum. Aynı şekilde başta köşe yazarları(!) da var.

Kısacası okumak benim için bir ritüel. Bir şey okurken, yazarken rahatsız edilmeyi hiç sevmiyorum. O an içimden bir Hulk çıkabilir. Feci konsantre olabiliyorum, biri dürtmediği sürece o kişiyi duymayabilirim.

/Kitaplar beni başka dünyaya götürüyor, aslında okumak bana başka dünyaların kapılarını açıyor. Bu dünyanın kötü yanlarından, yaşadığım rahatsızlık verici zaman dilimlerinden uzaklaşmak için onlara koşuyorum. Kendimi kötüye değil, iyiye atıyorum. Hayatım boyunca da başucumda kitapların olmasını istiyorum.

Yazıyı şu harika paragraf ile bitirmek istiyorum..

"Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim" dedi.  "Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek. Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda"

Tutunamayanlar – Oğuz Atay

***

Hayatımın kitabından bana blog açtıran paragrafı okudunuz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …