Ana içeriğe atla

Hayatımı baştan aşağı yenilemek istiyorum

Hellooooooooooooooooooooooooooo

2012. Once again. LEE is coming back. Hellooo..

Bu kişisel bir yazıdır. Bu sefer hemen girişte söylemek istedim. Hayat akışımla ilgili gelişmelerden, neler yaptığımdan, neler yapmak istediğimden ve son zamanlardaki düşüncelerimden, beğenilerimden, yermelerimden bahsetmek istiyorum.

  • Gün içerisinde yeterince uyuyamazsam doğru düzgün bir iş yapamadığımı tam anlamıyla anlamış bulunmaktayım. 5 sayfalık bir proje hazırlamam gerekiyor ama bugün tek harf bile girmedim. Ama eminim Cuma’ya kadar çoktan bitmiş olacaktır. Size de oluyor mu böyle? Yalnız ben bütün gün iş yapamıyorum. Gördüğünüz gibi anca kendime geldim ve buraya yazıyorum. Bu huyumdan vazgeçmem lazım. Arkadaşım bir vitaminden bahsetti ama ilaçlarla aramda soğuk bir mesafe tutmayı sevdiğim için yakın bulmadım bu durumu.
  • Bu bloga okuyanlar 24 saatten şikayet ettiğimi iyi bilirler. Yine şikayet etmek istiyorum. Ama bu sefer saat saat gidelim.

7.30 Uyanma.

8.00 Evden çıkma.

9.30 İş başı yapma.

12’ye kadar hafif bir şekilde işle ilgilenme, gelen mailleri kontrol etme (11’den sonra telefon edilecek kişileri arama başlıyor)

12.00 Öğle tatili.

13.00 – 18.00 İşle ilgilenme (Boş vaktim olduğumda düşünmeye ve fikir oluşturmaya harcıyorum. Bir de nette fanfiction okuyorum –bu da benim zevk aldığım dayanılmaz lezzet işte-)

19.00 Eve varış.

20.00 Duş & Yemek gibi bölümler.

21.00 – 01.00*Evdeysem eğer bilgisayar başında oluyorum genelde. Değilsen kitap okuyorumdur ya da Wii’deyimdir.

Dışarıdaysam eğer deli gibi eğleniyorum. Hafta içi buluşuyorsam eğer genelde en yakın arkadaşlarımla buluşuyorum. Onlarla deli gibi sohbet edip geyik yapmayı çok seviyorum. Bütün iş stresimi üzerimden alıyor.

01.00 – 02.30 Bu saatler arasında da yatıyorum. (2.30’a kadar ayakta dururken bir şeyler izleyip hayal alemine dalıyorum. PC’den çıkan ses haricinde çıt yok. Siz de yapın derim, çünkü harika oluyor)

*Şimdi bu bölüme dikkat çekeyim. Ben hayatımdaki önemli gelişmeleri bu saatler arasında yaşıyorum, oluşturuyorum (Ya da günün herhangi bir saatinde tuvalette haha) İşle, hayatımla ilgili bir şeyler yaptığım zaman saatler inanılmaz derecede hızlı geçiyor. Hangi ara gece yarısı oldu, ne zaman yeni güne geçtik diyorum.

Zaman bazen adi bir orospu

  • Zaman bazen çok adi bir orospu olabiliyor. Farkımda olduğum saatlere acımam, ama mesela işe gitmek için çıktığım yollarda geçen dakikalara çok ciddi üzülüyorum. Zaman her insan gibi benim için de çok önemli. Her zaman tabi ki verimli kullanmıyorum ama bazen oldukça boşa gittiği de oluyor. Fazladan zaman sahibi olmak istiyorum. Alaaddin’in cinine sahip olsaydım 3 dileğimden biri sonsuz zamana sahip olmak olurdu. İşte tam da bu yüzden 30 Ağustos Perşembe’nin tatil olmasına inanılmaz seviniyorum. Tün gün benim ve kafamda planladığım her şeyi yapabileceğim.
  • 22 yaşında bir insan olarak biraz aceleci bir yapıya sahibim. Her şeyin bir an önce olmasını istiyorum. Ve kabul ediyorum, bu biraz boktan bir huy. Bunun için çabalıyor musun diye sorarsanız şöyle böyle derim. Çünkü vaktim yok, hava sıcak, yeterince uyuyamıyorum ve daha böyle birçok bahane bulabilirim. Ama son zamanlarda hız kazandım, bilgisayarın başına bir oturduğumda kısa sürece işleri bitirebiliyorum.

  • En sevdiğim huyumu açıklıyorum: Hayata pozitif yönden bakamıyorum/umudumu kolay kolay yitirmiyorum. İnancım sağlamdır ve bugüne kadar herhangi bir şekilde beni yolda bırakmadı. Belki de çok şanslıyım, bilemiyorum. Aynı şansın bir kez de Eylül ayında işlemesini istiyorum. Dua ederken rahatlıyorum, kendim için, ailem için ederken ayrıca bir de mutlu oluyorum. Bu dünyadaki her şey için şükretmeliyiz. Yemek yedikten sonra, bir işe girdikten sonra, sınavı geçtikten sonra, başımızı sokacak bir evimiz olduğu için ve daha yüzbinlerce neden sayabiliriz.

İnsanı yaşatan hayallerdir

  • Ben bu cümleye tüm kalbimle inanıyorum. Hayalini aklınızda çizersiniz, yol haritası oluşturursanız, çalışırsanız adım adım emin bir şekilde yaklaşırsınız. Ne ekersen, onu biçersin sözü boşuna söylenmemiş. Sadece emin adım atmalıyız. Birçok düşümü yerime getirdim, ama yerine yenilerini de koymayı ihmal etmedim. Neden? Her zaman bir hedefimin olmasını istiyorum. Bana gaz veriyor, şevke geliyorum. Tepe noktama ulaşana kadar da pes etmeme gerek yok. Size burada ufak bir hikaye anlatayım.

***

Ben ilk gazetecilik stajımı Radikal Gazetesi’nde yaptım. Üniversite 2. sınıftaydım o zaman. Arkadaşlarımın çoğunun stajın s’siyle alakası yoktu. 1. sınıftaki o uçarı liseli kalıntıları yeni temizlenmiş, üniversiteye adaptasyon yeni başlamıştı. Okulda teorik bilgiyi aldığımız için pratiğe dökme şansımız sadece okulun haber ajansından ibaretti. Ben de hem evime yakın olan, hem de içeriğimi, kişiliğini (evet, gazetelerin kişilikleri vardır) beğendiğim Radikal’de staj yapmak için adım attım.

İlk kötü haberi o zaman aldım. Radikal üniversitelerden çok az stajyer alıyordu. Hatta Doğan Grubu topluca böyle yapıyordu. Aydın Doğan Anadolu İletişim Meslek Lisesi öğrencileri staj yapmak için Doğan Grubu gazetelerine geliyordu. Bize pek bir yer olduğu söylenemezdi.

Ben yılmadım! Araştırmalara başladım nette. Gazetenin şeflerinin ve bölüm müdürlerinin listelerini çıkardım. Sonra tek tek isimleri araştırdım. Kafama en çok yatan isim Demet Bilge Ergün’dü (Yıllarca Radikal’de çalıştı. En son ayrıldığını okudum. Harika bir istihbarat şefiydi. Umarım yeni yerinde çok mutludur) Demet Abla’ya dolu dolu bir mail attım. Okuyacağından şüpheliydim, çünkü gazetecilere her gün yüzlerce mail geliyor. Bana bile günde 75-80 mail geliyor.

Aradan biraz zaman geçti ve cevap geldi. Ilıman bir cevaptı, zaten ben de kapının bu kadar kısa sürede açılmasını beklemiyordum. Sonra bizim mail trafiğimiz başladı. Uzun süren mailleşmeler sonucunda İnsan Kaynakları’yla görüşme yapmak için sabahın köründe kalktım. Telefonu aldığım günün ertesinde en şık halimle gazeteye gittim (Takım filan hayal etmeyin yahu. Benim en şık halim düzgün bir keten pantolonlu jilet gibi ütülü gölektir aha) Ama öncesinde bir proje hazırlamıştım. Proje sevdam o zaman başladı sanırım. “Radikal’e yakışır bir çalışanım. Nasıl mı? Anlatayım” isimli bir çalışmaydı (İsmini şimdi düşündüğümde garip geliyor)

2 sayfa boyunca anlattım, ayak üstü sunum bile yaptım. Sonuçta medya sektöründe çalışacaksanız farklı olmalısınız. Ben işimi garantiye almalıydım. O gün insan kaynaklarına sadece CV’min çıktısı ve hazırladığım 3-5 haber ile gitseydim tek girişim olabilirdi. Bunu şansa bırakamazdım. İşte ben de böyle farklı bir yol izledim. Daha sonra Demet Abla’nın yanında indim. Küçük bir sohbetten sonra beni staja almazlarsa pankart hazırlanıp kapının önünde dikileceğimi söyledim. –ki gerçekten yapmayı düşündüm-

1 hafta sonra Radikal’de staja başlamıştım. Harika bir 5 ay geçirdim. 4 yıl okulda öğrendiklerime baktığımda, 5 ayda Radikal’de çok daha fazla şey öğrenmişim. İlk özel haberimi yaptım, ilk kez foto muhabirliği yaptım, ilk kez Alevi Danıştayı’na katıldım, ilk kez İstanbul dışında bir projeye katıldım, Mısır çarşısı esnasıyla söyleşi yaptım, değişik röportajlara gittim, Yıldız Tilbe ile dobra dobra konuştum ve bir sürü şey. Çok şey öğrendim, çok şey kazandım.

Yoğundu, yorucuydu ama aynı zamanda mükemmeldi de. Ben o gün Radikal’e gireceğim dedim ve girdim. Ve şimdi de bir hedefim var. Onu gerçekleştirmek için yine değişik bir şeyler yapmak istiyorum. Ama nedenini bilmediğim bir şekilde üzerime yapışan şu tembelliğe önce bir siktiri çekmem lazım. Sonra işe gelsin hayaller gerçek olsun.

***

  • Son zamanlarda araba plakalarıyla kafayı bozdum. GD, Tae, Ri, gördüğüm plakalar. Dae ve Top (bu biraz zor gerçi aha) göremedim daha. İçimi bir mutluluk bulutu kaplıyor böyle, tarif edemiyorum. Bir plakadaki 2 – 3 harften mutlu oluyorum. Size de oluyor mu hiç? Aynı durum yolcu otobüslerindeki VIP yazısı için de geçerli tabi. Hemen aklıma VIP’ler geliyor.

Kısaca çok şeyler yapmak istiyorum. Aslında hepsini detaylı bir biçimde yazmayı da istiyorum ama gerçekleşmeden olmaz. Gerçekleştikten sonra burada zaten okuyacaksınız. Uzun süren bir aranın ardından affettirici uzunlukta bir yazı yazdım ama fazla kişisel olduğu için bir dereceye kadar hoşunuza gider diye de düşünmüyor değilim hani. Umarım yanılıyorumdur. “Kişisel paylaşımlar candır, çok seviyorum” diyerek noktayı koyuyorum”

Şarkımız Orange Caramel – My Sweet Devil

(Neşeyle dolsun içiniz diye bu sevimli şarkıyı seçtim. Güzel kapanış olsun)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …