Ana içeriğe atla

Bırak inceldiği yerden kopsun

Bugünlerde kafamı kurcalayan bir durum var. Fazlaca düşünüp durduğum için kötü bir özelliğim yeniden gün yüzüne çıktı. Ben hiçbir şeyi kolay bir şekilde kopartıp atamıyorum!!!

Hayatımdan kolay bir şekilde insan çıkartmıyorum. Yanlış olduğunu düşündüğüm durumları karşı tarafa iletirim. Hatta arkadaşlarımla uzun uzun konuşurum da. Ama iş tamamen silmeye gelince bir durup düşünüyorum. Acaba nasıl bir tepki verecek? Üzülür mü? Kızar mı? Ne hisseder? Bu tarz sorular kafamı kurcalıyor. Facebook ve Twitter’dan insanları arkadaşlıktan çıkartıp takip etmeyi bırakmadan önce soluklanıp kafa yormuşluğum var yahu. Oldukça gereksiz bir durum, zaten çıkarmak isterken neden karşı tarafı düşünüyorum ki? Fazla mı optimistim? Fazla mı salağım? Fazla mı safım? Tek bildiğim fazla düşünüyor olmam. Neyse ki bu konuda gelişme kaydedebildim. Artık düşünceler denizinde boğulma tehlikesi geçirmeden elim fareye rahatlıkla gidebiliyor.

Yukarıdaki konuda gelişme gösterdim ama diğerleri için hala iyimser bir adım atabilmiş değilim. Çok yakın arkadaşlarıma aklımdaki her şeyi söylerim. Gizli saklım yoktur. Çabuk güvenmek belki ileri safhada pişmanlık duyabileceğimiz bir durum olabilse dahi, bazen enfes dostlukların kilit noktası da olabiliyor. İşin sonunda kabağın başıma patlayacağını bilsem dahi doğru olduğunu savunduğum düşüncelerim sesli bir şekilde dile getiririm. Ama iş diğer insanlara gelince bunu yapamıyorum. Korktuğumda ya da çekindiğimden değil, umurumda olmamasından dolayı… “Bana ne yahu” deyip geçiyorum. Belki benim düşüncem ona harika fikir için ön hazırlık sunacak. Neler olduğunu bilemeyiz, çünkü bunu yapmıyorum. Eskiden yeni tanıştığım insanlarla bile fazlaca muhabbet ederdim. Ama şu anda telefonda dahi 10 dakika konuştuğumda içimi afakanlar basıyor. Kesin yaşlandığımda çok huysuz bir ihtiyar olacağım. Bunu hissediyorum.

İşten ayrılacağımı söyleyemiyorum. Bu zamana kadar stajlarım ve yaz tatillerinde harçlık biriktirmek ve tam zamanlı olmak üzere çok sayıda işte çalıştığımı söyleyebilirim. Bu işlerin neredeyse hiç birinde “benden bu kadar, ayrılıyorum”, “Bu iş bana göre değil. Hadi bana eyvallah” tarzından havalı bir sona ulaşamadım. Hep ağız aradım, ipucu bıraktım, mırın kırın ederek karşı tarafın gizemi çözüp söylemesine vesile oldum. Bu da yanlış bir durum!!! Memnun olmadığım ya da son vermek istediğim bir iş için neden açık yüreklilikle konuşamadığım inanın ben de bilmiyorum. Sizce ne yapmam, hatta bizim gibi için yazayım. Ne yapmamız gerekir? Pat pat iş konusunda her şeyi söyleyen insanlara bayılıyorum.

Belki de bu “inceldiği yerden kopana kadar bekleme” durumlarının en kötüsü sevgiliyle olanı. Boynuz yediğim zaman haricinden sevgili olduğum iki insana da ben ayrılmak istiyorum diyemedim. Aynı şekilde beraber hoş geçirdiğim insanlara “bitti, bir daha görüşmeyelim” diyemedim. Hatta yeni tanıştığım birine “olmaz olmaz, bu iş olmaz” cümlesini bile kuramadım. Karşı tarafı düşünmekten göt gibi kaldığım çok oldu. Eğer ki bir çözüm yolu bulabilirsem bu konuda inanılmaz mutlu olacağım. Karşımdaki insanın histeri krizleri geçirmesini, kızmasını, üzülmesini, öfkeden deliye dönmesini, siklememesini, ağlamasını görmek istemiyorum! Aslında itiraf etmek gerekirse bu yaptığım empati değil, resmen bencillik. Bunun acı bencillik yahu. Kabul de ediyorum. Ben biraz bencil bir insanım. Hatta bu sene daha da iyi anladım. Çünkü bu hayatta bencil olmak gerekiyor. Ayakta durmaya devam etmek istiyorsan kendinden başka kimseyi düşünmeyeceksin. Profesyonel hayatında tavizin t’sine bile yakınlaşmayacaksın. Özel hayatında kötü, çirkin durumları tolere etmeyeceksin. Alttan almayacaksın. Sonra dımdızlak ortada kalan sen olursun.

Bu foto güzel şeyler düşünmenizi sağlayacaktır.

“Bırak, inceldiği yerden kopsun” diyen insanları seviyorum ve onlara özeniyorum. Bu tavsiyeyi başkalarına rahat bir şekilde verebilirken kendi hayatımda kullanamamamı ise acizlik olarak nitelendiriyorum. Şunun şurasında kaç yıl yaşayacağız amk? Hayata bir kere geliyoruz, nereye kadar hep başkaları, hep başkaları?

Ben önce kendim için yaşamaya karar verdim. Sonra da ailem için yaşayacağım. Söz konusu hayat olduğunda kavanozunun içine az ve öz sayıda insan koyacaksın. O kavanoz küçük olacak, elindeki cımbızı da seri kullanabilme kabiliyetine sahip olacaksın. Zamanın geldiğini anladığında içine daldıracak ve “arınmasını” sağlayacaksın. Çünkü ben önce gelirim, sen sonra…

Yeni yıl planlarımdan birisi de işte bu. Daha steril bir hayata ve emin kararlara imza atan Lee olmak istiyorum. Bunun beni rahatlatacağına ve ferahlatacağına inanıyorum. Sıkı bir çalışma ve fobiyle yüzleşme olayını yaparsam şu kalan aylar içerisinde başarılı olurum.

Eminim siz de bazı konularda oldukça zor karar veriyorsunuz, hatta bazen de veremiyorsunuzdur. Hepimizin hayatı birbirinden özel, hiçbiri diğerine benzemiyor. Yaşanılan hayatlar aynı parmak izleri gibi… Parmağımızı pis bir yere koyduğumuzda nasıl kirleniyorsa, pis bir insanı kabul ettiğimizde de hayatımız kirleniyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …