Ana içeriğe atla

Atlasam arabaya, gitsem huzura…

Sabahın köründe kalkmak hiç bana göre bir durum değil ama el mahkum. İzmir’den geleli 10 gün olmuştu ve ben bir tatili daha hak ediyordum. Saçımı başımı düzeltiyorum. Sonunda yaz geldi ve kısa kollu giysileri dolabıma yerleştirebildim. Ayna karşısında debelenmenin hiçbir anlamı yok. Hoca sakalına benzeyen kıllarım ile mutluyum ama biraz kısaltmam lazım. Bıyıklar ise tek kelimeyle yakışıyor. Kendimi sakalsız düşünemiyorum. Sinek kaydı olduğum ender zamanlarda da hep çıplak gibi hissetmiştim zaten.

Listedeki her maddeyi yerine getirdim. Gözlükler, fotoğraf makinesi, cep telefonu, yedek batarya, mp3 çalar, gezi kitapları, okunacak romanlar, bir sürü giysi, parmak arası terlikler, şortlar… Her şey tamam. Şimdi sadece dışarıdan gelecek eski model korna sesini bekliyorum.

Ve sonunda mutlu bir şekilde ötüyor araba. Cama çıkıp “geliyorum” diye bağırıyorum. Hemen Converse’lerimi ayağıma geçirip aşağı iniyorum. Bizim grup ile sarılıyorum. Toplam 5 kişiyiz, beşimiz de birbirinde deli ve coşkuluyuz. Eğlencenin dibine vuracağımız saatler başlıyor. Atıyoruz bavulu bagajı, atıyoruz kendimizi arabanın içine. “Gidelim kaptan” diye bağırdıktan sonra kendimizi yola vuruyoruz.

Rotamız Antalya – Kemer. Normalde 9 saat sürecek olan yolculuğumuz çok daha uzayacak gibi. Alper arabayı sürerken hepimiz bomboş konulardan konuşuyoruz, saçmalıyoruz, deli gibi gülüyoruz. Otobana çıktığımızda müziği açıp son ses eşlik ediyoruz. “Bu arabanın üstü niye açılmıyor” diye çocuğa sataşıyoruz. Boğaz Köprüsü’nden geçen mis gibi boğaz havasını içimize çekiyoruz. Dert yok, tasa yok. Sevdiğim insanlarla eğlenme, dinlenme, gezme var. Bütün sene yorulduktan sonra bu mola enfes olacak diye düşünüyorum. Arabanın içinde oynamaya başlıyoruz, tam tatil modundayız hani.

Tındır mıngır ilerlerken ayrıca hiçbir şekilde yol yardımı almıyoruz. Ne navigasyon, ne harita, ne de telefon… Yola çıkmadan önce böyle kararlaştırmıştık. bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete mevzusu söz konusu.

İlk molamızı Bilecik’te veriyoruz. Benim için ülkedeki hayalet şehirlerden biridir Bilecik. Esamesi bile okunmaz sanki. Ayrıca Kamil Koç, İstanbul – Eskişehir seferlerinde Bilecik’te durma olayını bitirdiği için espri konusu bile yapmıştım. Reklamlarında “Bilecik’i atladık” diyorlardı aha. Diğer hayalet şehirler ise Uşak, Gümüşhane ve Bayburt bana göre.

Güzel bir kendin pişir, kendin ye yerinde duruyoruz. Zil çalan karınları doyurduktan sonra sıra ufak bir yürüyüş yapmaya geliyor. doğal olarak Bilecik’te ve durduğumuz yerde hiçbir şey olmadığı için yürüyüşümüz kısa sürüyor. Alper’in babasında zor bela aldığı araba olmasaydı otobüs veya uçak yolculuğu bizi bekliyor olacaktı. Ama çabalar sonuç verdiği için en süper şekilde gidiyoruz tatilimize.

Yolculuk yeniden başladığında ben biraz mayışmıştım. Düşüncelerim beni yeniden yavaş yavaş esir almaya başlıyordu. Sanırım ilk o zaman bu denli geleceği düşünmeye başlamıştım. İleride beni nelerin beklediğini, neler yapabileceğimi, kapasitemin yetip yetmeyeceğini düşünürken gözler gitmiş benim. O sese, müziğe filan uyanmadım. Kızlar beni uyandırıp Afyon’da olduğumuzu söyledi. Ben zırt pırt dururuz diye düşünüyordum ama herkes bir an önce varmak istiyordu sanırım. Asıl olay geri dönüşte olacak gibiydi.

Daha önce Sandıklı’yı hiç görmemiştim. Küçük ve şirin bir ilçeydi. Ama ben deniz olmayan yerde yapamam. Afyon’da olunca aklımıza doğal olarak kaymak geldi. Zaten durduğumuz caddedeki bütün dükkanlarda kaymak yazıyordu neredeyse. Birine girip aldık ve tadına baktık. İstanbul’da yediklerinizi yalan olduğunu söylemeliyim. Her şey yerinde yenmeli bence, enfes bir tat çünkü. O enfes tat daha sonra benim suratımla buluştu tabi. Alper sağ olsun suratımı kaymağa buladı. Ondan sonra 12 yaşındaki veletler gibi kaymak savaşı yaptık. Afyon halkında özür diliyorum, bütün suç Alper’in valla.

Atladık arabamıza ve Isparta sınırına girene kadar tıngır mıngır ilerlemeye devam ettik. Isparta’ya vardığımızda bizi gül kokuları karşıladı. Kesinlikle bu şehrin havası baş döndürücü. O gülün enfes ve afrodizyak etkisi insanı esir alıyor gibi. Feci hoşuma gitti hani.

Antalya sınırına girdiğimiz zaman yüksek bir yerden aşağıya doğru iniyorduk. O sırada küçük bir ada gördük. Manzara inanılmaz güzeldi. O küçük adayı hiç unutmayacağım. Yalnız adı Tavşan ya da Domuz Adası’ydı sanırım. Tam emin olamıyorum şu anda, bilen varsa burada yazsın lütfen.

Beldibi ve Göynük’ü de geçtikten sonra Kemer’e varmıştık. 9 saat sürecek olan yolculuğumuz tam 12 saat sürmüştü. Hepimizi ayakları ağrıyordu ve Kemer’in merkezinde arabadan inip zıplayarak ayaklarımızı atma çabalarımızı görülmeye değerdi. Valizlerimizi yerleştirdik, kendimizi Antalya gecelerine ve gündüzlerine atmak için son hazırlıklarımızı tamamladık.

Ben tren yolculuğunu inanılmaz seven bir insanım. Ama bunun yanı sıra kafadar insanlarla araba yolculuklarına da bayılıyorum. Çok yakın arkadaşlarımla ilk kez bu kadar uzun bir yolculuk yapmıştık. Çok zevkli geçmişti, konuşmaktan, şarkılara eşlik etmekten ve gülmekten çenelerimiz ağrımıştı. Ayrıca tatilde de bir sürü deli dolu atraksiyon içine girmiştik. Kesinlikle arkadaşlarla yapılan tatili hiçbir şeye değişmem.

Yalnız bu yazıyı yazarken aklıma komik anılar gelmedi lan hiç. Tatili nasıl özlediysem resmen “tatile hastayım, yolculuğa tapıyorum” mealinde bir şey çıktı ortaya. Halbuki ben yanlış yollara girdiğimizden filan bahsedecekken. Otobanda son sürat giderken camdan dışarı çıkıp aklımıza gelen bütün küfürleri bağırarak söylediğimizden bahsedecektim. Jim Carry ve ekürilerinin araba sahnesini birebir yaptığımızı anlatacaktım filan. Artık o tarz bir yazıyı Temmuz’da yazarım. Temmuz gelsin, ben izin alayım, yine böyle bir tatil imkanı olsun ve çok eğleneyim. Sadece bunu istiyorum lan, bütün sene kıçımdan terler damladı. Hak ettim sonuna kadar!!!

Temmuz ayında tatile çıkmayı deli gibi istiyorum. Bu sefer rotamız Gümbet olacak büyük ihtimalle. Eğer hiçbir sorun çıkmazsa yine çok zevk alacağımız bir macera bizi bekliyor. Sorun çıkarsa da büyük ihtimalle bende çıkacak gibi. Çünkü İstanbul’da hayatımı etkileyecek bir dönüm noktası içindeyim şu sıralarda. Daha tam olarak her şey kesinleşmedi, eğer kesinleşirse tatile çıkamam. Bir tek bu durum yüzünden tatile gidemezsem anlayışla karşılarım zaten durumu. Çünkü eğer bu olay benim lehimde sonuçlanırsa ileride oldukça fazla gezi ve tatil beni bekleyecek. Acısını kat kat çıkaracağım hani.

Ben bu yaz bol bol dalmak istiyorum. İnşallah siz de yaz mevsiminde istediğiniz tatili yapar ve çok eğlenirsiniz. İmkanınız olursa kesinlikle araba yolculuğu yapın. Çünkü bu zevki yaşamalısınız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…