Ana içeriğe atla

Aşk, seks, büyü…

Büyülü bir kapının ardından geçiyor gibiyim. Sanki bir paralel evrene gelmişim. Bu alternatif dünyada mutsuzluğa yer yok. Suratı asılmış insanlar, bağıran kişiler, kavga edenler, küfür edenler var olmamış hiç var olmamış sanki. Gülen yüzler görüyorum, en başta da kendi yüzüm var. Sürekli sırıtarak hayal ediyorum, hava böyle toz pembe. Sözcükler kulağıma hep melodi gibi geliyor. Dans etmek istiyorum, ortalığa karışık zıplamak, haykırmak, mutlu olduğumu söylemek istiyorum. Delirdim mi yoksa? Bu bir rüya mı? Sabah uyandığımda gri gökyüzümü göreceğim yine? Hayır, hiç biri değil. Doğru tahmini anca kulağıma bir arkadaşım fısıldıyor: Sen aşık olmuşsun!

Yukarıdaki paragraf benim aşıkken hissedeceğim duygulara ilişkin hayalim. Nasıl ama? Çok havalı duruyor değil mi? Ama maalesef daha şimdiye kadar gerçek olmadı. Çünkü hiç aşık olmadım. Olduğumu sanmıştım azılı, sivilceli dönemimde ama o aşırı hoşlanmadan öte bir şey değilmiş. O yüzden anca aşık olduğumu hayal edebiliyorum. Yaşamadan bilemeyiz tabi hayaller de olmasa insanlar yaşayamaz değil mi?

Aşık olan insanları bazen kıskanıyorum. Böyle mıç mıç durumda olanları değil tabi. Onlar Mariana Çukuru’nun en dibine gömülsün bir zaman. Ece Erkenvari aşklardan da bahsetmiyorum. İki gün sonra yeni birini bulup “aşıkım, ölesiye seviom. Benim için varsa yoksa Tikican, çok sevioz biribirimiz tıaam mı?” tarzı sözde dolu özde boş laflar tam blumiklerin aradığı cümleler bence. Hani saf aşk dedikleri bir nane var ya, gerçek aşk. İşte ondan bahsediyorum. Once Upon a Time’ın her bölümünde en az 5 kere söyledikleri nane. Gerçekten böyle bir şey var mı sizce?

İstanbul gibi büyük bir metropolde yaşıyorsanız birileriyle tanışmanız gerçekten çok kolay olabiliyor. Kozmopolit bir şehrin getirmiş olduğu avantajlardan biri her çeşit insanı bir arada görebilmeniz. Ama aynı zamanda bir dezavantaj da var: Her şeyin çabuk dejenere olması. bu yüzden aşklarla ilgili bir sorun ortaya çıkmış. Çünkü aldatmak kolay, ayrılmak çok kolay ve yeni birini bulması yine çok kolay!!!

Uzun süredir yalnız takılan bir insan evladı olarak şu şarkıyı duyduğum andan beri benim için yazıldığını düşünüyorum.

Me Party diye çığırıyoruz, haydi… Erkekler, sözlerde ufak değişikliler yapıyoruz tabi…

Ama aynı zamanda beni sevgilimle “bizim şarkımız” diyebileceğimiz türden şarkılarımız da olsun istiyorum. Evet evet, ilişkilerde en çok istediğim şeylerden biridir bu durum. Dinlerken sadece ve sadece onu düşünmek istediğim 2 tane şarkı var mesela. Çok klişe bir durum ama hayatta zaten bazen sadece klişelerden ibaret durumda olmuyor mu? Birazdan o şarkıların hangileri olduğunu söyleyeceğim.

İstanbul’da ilişkiler çabuk dejenere oluyor demiştim. Buna şu açıdan bakabilirsiniz. Burçsal analiz yapmak istemiyorum ama benim mensubu olduğum Terazi cemiyeti biraz mükemmeliyetçi. Aynı zamanda kafa yapısı uyan insanları aramayı ister. 17 milyonluk bir şehirden yaşıyorsanız karşınıza her zaman daha iyisi çıkıyor. Biriyle tanışıyorsunuz, her şey yolunda gidiyor diyelim. Ama bir hafta sonra arkadaş grubuna yeni takılan bir insan evladının o tanıştığınız kişiden daha iyi olduğunu fark ediyorsunuz. Böylece Terazi erkeği ivmesini hemen o yeni gördüğü kişiye çeviriyor. Neden? Çünkü daha iyi. İşte böyle böyle teraziler kendi başının etini yiyor. Şahsen burcumun en kötü özelliğinin bu olduğunu söyleyebilirim. Çok pis bir durum…

Aslında bir yerde çapamı atıp dinlenmek, kendimi nadasa bırakmak istiyorum. Ama günler zaten oldukça hızlı geçerken bazen gözümün önündekileri bile göremiyorum. Aşkın aranarak bulunacağına inananlardan değilim. Eskiden böyle düşünüyordum, artık fikirlerim değiştirdi. Spontane durumların güzelliği bir başka oluyor.

Düzgün insanlar belli bir yerde mi takılıyor bilmiyorum ama bugünlerde benim dolaştığım yerlerde olmadıkları kesin. Heyecan duymak istiyorum, pembe gözlüklerimi takıp odak noktamın sadece o olmasını istiyorum gibi duygusal takıldığım zamanların sayısı da arttı. Yazının ilk paragrafı da buna enfes bir örnek lazım. Eskiden “ben, ben, ille de ben” ve “bana, bana, hep bana” diyen bir insan olarak artık “biz, ikimiz, sen ve ben” deyip duruyorum. Ama kim? Kim ulan? Kim bu benim kendime “Ulan Lee, sen ne şanslı insansın” dedirtecek insan.

Velhasıl kelam, aşkı, seksi ve büyüyü bir arada yaşamak çok zormuş. Ama benim gibi biri asla umudunu yitirmez, karakterime ters bir kere. O zaman kadar ben “Me Party’i söylemeye devam edeceğim. Ve o gün geldiğinde bu sefer bilgisayarımdan şu parçaların melodileri yükselecek:

Saint Privat - Somebody to Love.. || Nasıl enfes bir parçadır bu böyle. Ölüyorum, bitiyorum, geberiyorum resmen. Deli gibi içeceksin karşında aşık olduğun insanla. Kafa bir güzel olduktan sonra açacaksın Saint Privat’ı ve bu şarkı çalmaya başlayacak. Yamulmuş ağzımızla eşlik etmeye çalışacağız. Bir yandan ıslanmış ve votka kokan o güzel dudaklarını öpeceğim, ondan sonrası malum zaten, bahsetmeye gerek yok. İnanılmaz güzel, inanılmaz erotik, inanılmaz şehvetli, inanılmaz aşk kokan ve inanılmaz tutkulu bir şarkı bu.

Sema – Fikrimin İnce Gülü: || Bu blogu takip edenler bu şarkıyı ne kadar çok sevdiğimi iyi bilirler. Sema’nın eşsiz yorumuyla en sevdiğim Türkçe şarkı olan fikrimin İnce Gülü birleşmiş ve ortaya tadından yenmeyen bir şaheser çıkmış. Bir tane yabancı, bir tane de yerli şarkım var seveceğim insan için. Eminim o da çok beğenecektir bu parçaları, eminim onun da benim için böyle şarkıları vardır. Şu giriş müziğinin mükemmelliğine bakar mısınız? Bunu dinleyerek “senin gözlerinin içinde kaybolmak istiyorum” demek istiyorum. Hayatın boyunca yapacağım sayısal duygusal durumdan biri olacaktır sanırım.

Zaman ne gösterir bilmem ama iyi şeylere gebe olduğu kesin. Hem de hepimiz için. Gerçekten bir şeyi çok istediğimizde onu elde ediyoruz. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum. Sadece ne istediğimizi bilelim, net olalım. Ve ben aklımı bir kişinin kurcalamasını, sadece bir kişiyi düşünmeyi, onunla görüşeceğimiz zaman dakikaların ışık hızıyla geçmesini ve hayatıma girip hiç çıkmayacak birini istiyorum. Peki siz ne istiyorsunuz?

“Yaktın ah yaktın beni..”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …