Ana içeriğe atla

Hayallerle geçen bir gün

     Sabah erkenden kalkıyorum. Hafta sonu olmasına rağmen bu kadar erken uyanmamın tek sebebi arkadaşlarla buluşacak olmam. Yoksa osura osura uyumaya devam ederdim. Hafta içi iş için zaten sabahın köründe kalkıyorum, hafta sonu ise uyku en yakın dostum oluyor genelde. Gözlerim yarı açık, yarı uykulu. Sabahın köründe buluşmak için neden sözleştiğimizi bir kez daha hatırlıyorum. Biz beraberken saatler çok hızlı geçiyor, öğlen buluşmalarımızın hiç birinde doyum noktasına ulaşamıyoruz. O yüzden bu sabah berbat bir halde kalıyorum. Ama beni neyim neşelendireceğini de çok iyi biliyorum. Açıyorum bilgisayarıma, tıklıyorum Aimp 3’e. Hemen 5 tane şarkıyı listeye atıyorum, ayrıca mp3’üm içinde bir klasör oluşturuyorum. Bu 5 şarkı benim bugün dinleyeceğim şarkılar. Onların sayesinde zaten keyifli geçecek gün daha da güzel olacak. İçinde 4 tane Korece, bir tane de Hintçe şarkı var.

Soyunup dolabımı açıyor ve gömleğimi çıkartıyorum. Bu sırada ilk şarkı çalmaya başlıyor. Son zamanlarda deli gibi dinlediğim Trouble Maker. Eskiden pek hoşlaşmadığım HyunA’nın gittikçe hayranı olduğumu kabul ediyorum artık. Çok seksi ve güzel bir kız, sesi de bana göre hoş ayrıca. Islık çalmaya başladığında artık uykuyu düşünmüyorum. Bu şarkının giriş bir enfes diye düşünerek üstümü giyiniyorum. Artık her şey hazır. Çantamı, telefonumu, paralarımı, kolyemi ve mp3’ümü alıp dışarı çıkıyorum.

Durağa kadar yürürken diğer şarkılara başlamıyorum. Çünkü otobüste dinlemek istiyorum onları, böyle daha çok keyif veriyor insana. Arkadaşlarımla beraber olmayı gerçekten çok seviyorum. Hepsi kafa insanlar olduğu için bütün gün sanki gülmekle ve manyak manyak şeyler yapmakla geçiyor. Hepimizin ağzı rahat, o yüzden gayet küfürler havada uçuşabiliyor ve bundan rahatsız olan yok. Ayrıca birbirimizi çok uzun süredir tanıdığımız için eteğimizdeki bütün taşları rahat bir şekilde dökebiliyoruz. Birbirimizin neredeyse bütün sırlarını biliyoruz, öyle diyeyim. Mezun olmadan önce rahatça okulda buluşur ve derslere girmeden takılırdık. Ama Haziran ayında mezun olduğumuzdan beri görüşmelerimiz doğal olarak azaldı. İş bulma süresi, bazılarının askerliği, işe girenlerin daha az zamanının olması gibi nedenler bizi biraz uzaklaştırdı. Ama asla kopartamaz, çünkü bir o sağlam bağı okul sıralardayken elde etmiştik bile.

 Otobüs geldiğinde boş olmasına oldukça seviniyor ve hemen tek kişilik koltuklardan birine oturuyorum. Şimdi ilk işim klasörü açmak ve diğer şarkıyı dinlemek. Wonders Girls – Stop! çalmaya başladığımda kendimi bir isyanın ortasındaymış gibi hayal ediyorum. Otobüs otobana çıktığında ben şarkının nakaratının İngilizce kısımlarını söyleyip Korece kısımlarını uydururken bu tam bir eylem şarkısı diye düşünüyorum. Şarkının Türkçe sözlerine daha önce baktığım için bana daha anlamlı geliyor Stop. Çünkü bahsettiği şeyler çok güzel ve anlamlı.

Başka insanların hayatlarından birkaç saniyeyle geçerken müziğin hayatımda neden bu kadar çok önemli olduğunu düşünmeye başladım. Önümde aşılması gereken bir engel olduğunda önce zekama, sonra da müziğe sarılmışımdır hep. Düşünür, çıkış yolu bulurdum. O çıkış yolunu hayata sokmak için de bol bol gaza getirici şarkılardan dinlerdim. Bu yüzden seyahat ettiğimde, yürüdüğümde, canım sıkıldığında, ağlamak istediğimde, keyifli olduğumda, yazdığımda, hatta ders çalıştığımda müzik bana eşlik etti. Şimdi ise çok istediğim bir hayalimi gerçekleştirmede bana yardımcı oluyor. O yüzden bu şarkı beni gaza getiriyor ve kendimde gereken enerjiyi, gücü bulmaOtobüs son durağa geliyor ve iniyorum. Buluşma yerine doğru yürüdüğümde daha kimsenin gelmemiş olduğunu anlıyorum. Yollar açık olduğu için hızlı bir şekilde gelebilmiştim. Beklemediği hiç sevmediğim için diğer şarkıya geçiş yapıyorum. bu sefer değişiklik olsun ve farklı olan tek şarkıyı dinleyeyim diyorum. Böylece kulaklarımda Chak Lein De’nin hoş giriş müziği başlıyor. Yerinde azar azar oynamaya başladığım an kendime çeki düzen veriyorum. Kendimi kaptırıp sokak ortasında oramı buramı oynattığım çok olmuştur. Hatta bir seferinde otobüste gayet şarkıyı söylemiş ve bakışları fark ettiğim an çok utanmıştım aha. Normalde pek umurumda olmaz aslında böyle şeyler ama iyi dans ettiğim de pek söylenemez hani. Mesela bizim Tolga var. Ona ben K-pop şarkılarının dinlettiğim zaman danslarını hemen kapıp başarılı bir şekilde yapabiliyor. Ben ise olduğum yerde kazulet gibi elimi oraya, ayağımı buraya atıp duruyorum. O yüzden onun dans yeteneklerini kıskanıyorum.

Arkadaşlarım teker teker geliyor ve grup tamamlanıyor. Biraz yürüdükten sonra geniş bir mekana giriyor ve yayılıyoruz. Sohbet hemen koyulaşıyor, özlem gideriliyor ve saatlerce çenemiz hiç durmuyor. Her şeyden bahsediyoruz. Okul zamanındaki geyikler yerini daha ciddi konulara bırakmış anlaşılan. Sohbetin yarısı, iş, hayaller ve gelecek ile ilgili. Herkes hayata farklı bir açıdan bakıyor, benim açımın rengi ise gayet pembe. Bu pembenin yavaş yavaş morarıp morarmadığını 2 ay içerisinde göreceğim gibi. Bakalım neler olacak.

Ayrılık vakti geldiğinde sıkı sıkı sarılıyoruz ve herkes kendi yoluna doğru ilerlemeye başlıyor. Kafeden çıktıktan sonra dolaştığımız için benim geri dönüş vasıtam bu sefer metrobüs oluyor. Metrobüse bindiğimde hemen dördüncü şarkımı açıyorum. Otobüse geçiş yapana kadar beş altı kere dinleyebilirim. Sistar – So Cool çalmaya başladığımda zaten neşeyle dolan içim daha da coşuyor. Hyorin’in sesi, Dasom’un sevimliliği ve tatlı sesi beni huzur alemine götürmeye yetiyor. Bu şarkının klibini Tolga’ya izlettiğimde çok rahat bir şekilde danslarını yapabilmişti. Hatta ben o sırada yerlerde yuvarlanıyordum gülmekten. Çok komik bir durumdu, ama oldukça başarılıydı. Ben yapmaya çalıştığımda ise elime yüzüme bulaştırmış ve yere yuvarlanıp deli gibi gülmüştü. So Cool benim kötü zamanlarda sarıldığım bir yastık gibi. Geç keşfettim ama asla bırakmaya niyetim yok. Enfes bir parça. Yolculuklarımda her zaman bana eşlik eder, en az bir kez dinlerim.

Metrobüste ineceğim durağa geldiğimde ise onu gördüm. Her zamanki ihtişamıyla karşımda duruyordu. Hayalimi istiyordum, onu istiyordum. Durakta yanımda onlarca insan hızlıca geçerken ben olduğum yerde durup ona bakıyordum. O kadar güzeldi ki. Vücudumun her bir zerresi onu istiyordu, buna adım gibi emindim. Hiç şüphem yoktu, ben ona aittim. Ve benim olacaktı, bunun için her şeyi yapacağım.

Hemen en son şarkımı açtım, ona doğru adım attığımda kulağımda yine bu şarkı çalacaktı. Kendi kendime söz vermiştim. Evde projemi çalışmaya başladığım fonda hep çalan şarkılardan biriydi ve ben ne zaman bırakmayı düşünsem bana gaz veriyordu. Aklıma o ve bu şarkı geldiğimde daha hızlı bir şekilde elimdekileri bitiriyorum. Müzik bana enerji veriyordu, en olmadık yerlerde yardımı dokunuyordu. Kafayı bir şeye çok fazla taktığım zaman çözüm yoluna daha çabuk ulaşmamı sağlıyordu.

Min favorim..

Ve Miss A, bana Goodbye Baby şarkısıyla gereken enerjiyi çok iyi bir şekilde vermişti. Bunun için gruba teşekkür bile edebilirim. Her dinlediğimde içinde eksik bırakmış olduğum düşünceler gün yüzüne çıkıyor ve dört elle sarılıyorum. Çok keyifli bir şarkı ve benim “özel” diyebileceğim tarzda. Belki müziğe, şarkılara çok fazla anlam veriyor olabilirim. Ama bu benim yararıma olan bir durum, bu zamana kadar hiç zararını görmedim çünkü. Tezimi yazarken, iş ararken, ÖSS’ye çalışırken, iş görüşmesine giderken hep yanımdalardı. Müzikten zarar gelmez insanlar.

Good-bye baby goodbye diyerek otobüsüme bindim ve evime döndüm. Şimdi neden mi sizle bu şarkıları paylaştım? Bunlar benim hayallerimin açılmasına yardımcı olan parçalar çünkü. Sizin de böyle şarkılarınız var mı? Bence vardır kesin. Her türlü yardımı kabul ediyorum, çünkü dünya gerçekten de çok çetin ceviz bir yer. Ne zaman ne olacağını kimse bilemiyor. Kapılar yüzüme kapılmadan önce yukarıda 5’li sayesinde daha hızlı hareket edebiliyorum. Her hayalim için böyle şarkılarım var. Temmuz ayına kadar her şey yolunda giderse kutlamaları da bu şarkılarla yaparım artık.

Şimdilik goodbye, baby goodbye diyorum..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …