Ana içeriğe atla

Bilmediğim bir yatakta uyandım

     Normalde gece hayatı olmayan bir insanım. Hava karardıktan sonra anahtarımla evimin kapısını açıp odama doğru yol aldığımda içime işleyen rahatlık hissini çok az duruma değişirim. Evimde, bildiğim, kendimi en rahat hissettiğim yerde olmanı duygusu paha biçilemez. Ama ben de her insan saçmalayabiliyorum tabi.

Her şey 2 arkadaşımın ısrarı yüzünden oldu. O gece yatağıma uzanıp kitap okumayı ya da bir şeyler seyretmeyi düşünüyorum. Yorucu okul gününden sonra hafta sonu tatili gelmiş ve sabahlamalar 2 günlüğüne başlamıştı. Ama ben evimde sabahlamayı düşünüyordum, dışarıda değil.

Sürekli bizi reddediyorsun Lee, en azından bir kereliğine gel gece dışarı çıkalım. Çok eğleneceğiz” demişlerdi bana. Israrlarına tamamen son vermek adına kabul etmiştim. 4 arkadaş olacaktık, Taksim’de birkaç yer gezerek 2 saat geçirecek ve eve dönecektik. Altımızda araba vardı, evimin önünden aldı arkadaşlar ve Taksim’in yolunu tuttuk. Daha yeni bursumu almıştım, param da vardı hani.

Taksim’e geldiğimizde bir otoparka geçtik. Daha akşamdı, biz de kafelerden birine gidip vakit öldürelim demiştik. Arkadaşların gittiği bir kafeye uğradık, zaten çalışanlara da selam vermişlerdi. İçeri girip oturalı daha 10 – 15 dakika olmuştu ki bir grup bize selam verdi, sonra da yanımıza çöreklendiler. Hemen tanışmayanlar tanıştı, grup bir anda büyüdü. Her kafadan bir ses çıktı. 11 gibi hepimiz çıktı, ilk bara doğru adım attık.

Barın girişinde de benim çok ama çok sosyal olan arkadaşım Alper’in başka arkadaşlarına rast geldik. Bir anda sayımız 10’dan yukarıya çıkmıştı. Kendimi hiç bilmediğim bir kalabalığın ortasında buldum. Herkes bir şey anlatıyor, bir yer tarif ediyordu. Biz yardırarak daldık resmen içeri. Daha dolmamıştı mekan, hemen kurulduk güzel bir yere. Garson gelip ne istediğimizi sorunca Alper’in cüzdanının kabarık olduğunu düşündüğüm bir arkadaşı “herkese benden bira, böyle başlayalım” tarzında bir şey demişti.

Ben normalde pek bira sevmeyen biriyim, ama ortamda olunca eşlik ederim. İlk içkiler bitti, diğeri geldi. O da bitti, diğeri geldi. Ne kadar içtiğimi hatırlamıyorum. Ben kendimi kaptırmayı hiç düşünmüyorken, sanki hiç sabah olmayacakmış gibi içiyordum. Aklımda bir sıkıntı vardı o zaman, içmemin en büyük nedeni oydu.

Neyse, sonra benim kayışı kopardığım an geldi. Votka – portakal istedim, bugün bile hatırlarım. Bir yudum alınca birden kafam dikleşti. Daha önce içtiğim votkalara benzemiyordu, daha sertti. Ben de “aman bir bok olmaz” modunda onu da bitirdim. Ama bir bok oldu tabi.

Gözler yavaş yavaş gitti benim, başım dönmeye başladı. Bu arada başka bir kulübe geçmiştik. Bu sefer ki iki katlıydı ve ben üst katın dip tarafındaki koltuklara uzanmıştım. Başım dönmüştü ve dinlenmeye ihtiyacım var. Kulüp kalabalık olduğu için o sıra yan tarafına gelip oturan kızı arkadaşım sanıp “öpüjjem” demiştim. Kafa yerinde ama gözler değilmiş demek ki. Son anda arkadaşım gelip ne yapıyorsun dediğinde özür dilemiştim.

Şarkı çok güzeldir, tavsiye ederim. Gerçi anlattıkları tam tersi bir durum ama olsun aha.

Sonra biz çıktı. Saat ilerlemişti ve benim çok çok sosyal olan arkadaşım Alper deli gibi kusan bir arkadaşını otel odalarında bırakmak istemedi ve eve götürmeyi teklif etti. Biz 5 kişi arabaya atladık ve Kartal’a doğru yol aldık. 3 arkadaş, iki de ta ebesinin nikahı olan Kartal’dan gelen kişi. Onları bıraktıktan sonra esen rüzgar beni şöyle bir kendime getirdi. Geri dönerken arabanın camını açıp deli gibi bağırmaya başladım. Sarhoşum ama ne yaptığımı biliyorum. Böyle küfürler ediyorum arabadan dışarı. Kafamı zorla içeri sokmuşlardı.

Taksim’e döndükten sonra benim çok çok çok sosyal arkadaşım Alper’in tanıdığı biri “bizde kalın” teklifinde bulundu. Başka bir tane daha araba vardı ve herkes bindi, yola koyulduk. Evi de benim eve yakınmış, Alper senin için de iyi olur demişti. Yoksa kabul etmiyordum, elalemin evinde ne işin var yahu.

Arabaya binip hareket ettikten sonrasını hatırlamıyorum. Sabah olduğunda inanılmaz bir baş ağrısıyla kalktım. Yataktan dışarı baktığımda oraya kustuğumu fark ettim. Beynim sikilmişti sanki, öyle bir zonkluyordu ki. Yatağa bakıyorum, benim yatak değil. Bilmediğim bir yatakta uyanmıştım. Oda benim oda değil. Karşımdaki yatakta biri daha yatıyor, ben ise o yatanı tanımıyorum. İlerideki yer yatağında biri daha var, ulan onu da tanımıyorum. Burası neresi diye düşünürken çişim gelmişti. Tuvaleti ararken diğer odalarda da insanların olduğunu gördüm. Alper ise koltukta abuk bir şekilde sızmıştı. Onu uyandırdım ve olayları anlatmasını istedim.

Yol boyunca sürekli arabada konuşmuşum. +18 olan avcı – ayı fıkrasını tekrar tekrar anlatmışım (ah Avrupa Yakası, ah) Mc Donalds’tan kendime iki tane menü ısmarlatmışım, araba ışıklarda durunca yine camı açıp bu sefer “öpüjemm” diye bağırmışım vs vs vs. Bu liste uzar böyle..

Alper bunları anlatınca başım daha da ağrımaya başladı. Ayrıca utandım, domatese dönmüştüm o an. Keşke anlattırmasaydım diye bile düşünmüş olabilirim. Ve unutmak istediğim için içtiğim halde sabah uyanır uyanmaz o beni sarsan olayı yine hatırlamıştım. O zaman ne sikime içtim ben bütün gece? Bir boka yaramadı kısaca.

Ama bir karar almamı sağladı. Bundan sonra bir daha asla fazla içmeyecektim. Ve dediğimi o zamandan beri uyguluyorum. Asla 2 şişe/duble/shot’tan fazla içmiyorum. Arkadaş ortamında olmadığım sürece zaten içen biri değilim. O yüzden başım oldukça rahat. Bir daha o ağrıyı, o yaptıklarımı düşünmek, uygulamak asla içmiyordum. Dozunu kaçırmak gerçekten kötü bir şey. O sabah bok gibi kalktığım zamanı gördüğümde “ben neden bu kadar düşmeyi istedim?” diye sordum kendime. Ve bu sorunun cevabı koca bir hiç içindi. Anlık unutmak için içiyoruz, bu gerçekten çok saçma bir şey.

Akşamdan kalma olayını almayayım. Bir kere denedim, fazlasıyla yetti..

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …