Ana içeriğe atla

Bigbang ile derin duygulara dalma..

8. Bölüm

1. Bölüm (Nazlı) - http://mydestiny06.wordpress.com/2012/02/21/bigbang-turkiyede/

2. Bölüm (Selin) - http://bbsever.blogspot.com/2012/03/bigbang-uludagda-kacaklar-bulundu.html

3. Bölüm (Seda) - http://nomuyeppuda.blogspot.com/2012/03/bigbang-izmitde-top-atiyeden-kurtarma.html

4. Bölüm (Dijjle) - http://fakeplastictenenbaum.blogspot.com/2012/03/bol-acl-bir-gezi-yazs-bigbang-adyamanda.html

5. Bölüm (Berna) - http://madampatapuff.wordpress.com/2012/03/13/bigbang-eminonude-hamam-sefasi/

6. Bölüm (Elif) - http://sevglgnlk.blogspot.com/2012/03/big-bangle-sehzadeler-sehrinde.html

7. Bölüm (Özge) - http://sevglgnlk.blogspot.com/2012/03/big-bang-baskent-ankarada.html

***

İnanmıyorum, resmen kendi kuyumu kendim kazmıştım. Kendi ülkemde, dostlarımla ve en sevdiğin grubun üyeleriyle gezip tozunca insan doğal olarak bir rahatlıyor, bir mutlu oluyor, ağzı kulaklara varıyor. Ben de çakallığımı konuşturayım derken sonunda kızların bam teline dokundum ve işte buradayım. Küçük bir odada, sandalyeye bağlı bir şekilde son sesi açık bir iPod'dan Kim Hyung Joong'u ve Choi Siwon'u dinliyorum!

Bu hain fikir Dijjle'nin ve Özge'nin aklından çıkmıştı. Beni turşu suyu diye kandırıp bu odaya sokmuşlardı. Halbuki bana burası kiler demişlerdi. İçeri girdiğimde iki el beni yakalamış, sandalyeye oturtmuş ve kelepçeleyerek her yerimi bağlamıştı. Selin ve Berna kapının dışında “bu ceza Can’a çok ağır” diyorlardı. Nazlı ise hiç beklemediğim bir şekilde “çekmeli” diyerek diğer gruba destek olmuştu. Beni yakalayan eller ise Bahar ve Mine’ye aitti. Daha sonra karşıma geçen Gökçen, Elif ve Yuki nötr bakışlarla yüzüme bakmıştı.

"Kızlar yapmayın bunu. Eğleniyordum sadece" dediysem de dinletemedim. Özge kötü kadın gülüşünü attıktan sonra "Cezan sadece KHJ ve Siwon dinlemek değil dostum" dedi. Ben daha ne olabilir diye düşünürken bombayı Seda patlattı. "İstanbul'a bizden ayrı döneceksin"

"Yapmayın, etmeyin dediysem de dinletemedim" Sabah ilk iş uçağımız vardı ve akşam saatine kadar çıkışımız devam edeceği için burada bir başıma kalacaktım. Ancak gece 11 uçağına binip İstanbul'a geçebilirdim. Daha önceden her şeyi hazırladığım için de bizimkiler çoktan Ceylan Intercontinental'e yerleşmiş olacaklardı.

Tatlı dille ikna etmeye çalıştım, olmadı. Bağırdım çağırdım, olmadı. Rüşvet teklif ettim, yine olmadı. Kapı suratına kapandı, ben de iki rezil seslinin ciyaklamalarına maruz kaldım. Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum, sadece kapının açıldığını duydum. Kafamda Siwon'u "eke meke eke meke" diye zırlaması vardı hala. Sonra biri kafamı tuttu, "Can, Can" diye seslenmeye başladı. Tek gözümü açınca sadece kirpi gibi bir saç gördüm. Meğer kapıyı açıp yanıma gelen Tae'ymiş.

“Kendine gel Can” diyordu. Tae. “Ne? Ne? Ne oldu? Neredeyim?” tarzı bir girişten sonra birazcık kendime gelmiş ve kollarım çözülmüştü. Ağrıyan kollarımla yaptığım ilk iş, iPod’u kapıp duvara fırlatarak paramparça etmek oldu. “İyi atıştı panpa” dedi Tae. Gerçi panpayı dememişte olabilir, sonuçta bildiğiniz gibi hala yarı baygın bir haldeyim. Tae’ye saati sorduğumda 10 olduğunu söyledi.

“Peki sen neden gitmedin?”

“Kızlar senin önden gidip hazırlık yapacağını söyledi ama ben bunu yemedim. Can bizi bırakıp erkenden gitmez dedim. Uçak için kapıların açıldığı söylendiğinde çişimin geldiğini söyledim ve sonra da havalimanının bir yerine saklandım. Telefon edip kaybolduğumu anlattım. Bir şekilde oyaladım onları. Sonra onlar binmek zorunda kaldı. Ben de İngilizcem var, bir dahaki uçuşta size yetişirim dedim” diye anlattı Tae olayı bana.

Oldukça şaşırmıştım. Tae’yle birbirimize benziyorduk sonuçta, boşuna böyle yakın dost olmamıştık.

Kızlar ve bizim dörtlü İstanbul’a vardıklarında Tae’yi aramış, Tae’de onlara böyle böyle demiş. Kızlar birazcık utanmış, Özge hariç. O hala kötü kadın kahkahasını atmaya devam ediyormuş. En son telefonda Bahar’ın Özge’ye özel yatıştırıcı bir iksir hazırlayacağını duymuş.

Artık tamamen kendime gelmiştim. Otelden son kalan eşyalarımız alarak çıkış yaptık. Bir taksiye atlayarak hemen havalimanının yolunu tuttuk. Tae çoktan 2 kişilik bilet almış 11 uçağında. Atladığımız gibi “ver elini İstanbul” diye bağırdık.

Ertesi Gün

Kızlar benim hışımla odaya dalacağımı ve herkesi elektrikli testereyle keseceğimi zannetmiş. Dijjle bunu bana çekine çekine anlatıyordu. Ceylan Otel’e giriş lobide onları gördüğümde hiçbir şey yapmadım. Sadece gülerek “geç kaldık” dedim. Berna “Hyung, iyi misin?” diye sorunca “Evet” cevabını verdim. Kızların hepsinin bakışlarında bir tedirginlik vardı. Benim esip gürlememi bekledikleri belliydi. Ama planlar farklı işleyecekti.

“Madem takım yeniden tam, o zaman gezmelere başlayalım” dedi Yuki. Daha sonra gezimizin finalini yeniden İstanbul’da yapacağımız için bugün kapsamlı bir gezi turu bizi beklemiyordu. Zaten Berna harika bir tur organize etmiş, bu yükün altında mükemmel bir başarıyla kalkmıştı. Öncelikle güzel bir kahvaltı yapmalıydık. Bunun için de en güzel yerin neresi olduğunu çok iyi biliyordum. BB üyelerine “Sizi harika bir yere götüreceğim” dedim ve böylece otelden çıktı. Beşiktaş’a doğru yürüye yürüye inmeye karar verdik. O sırada herkes sevdiği üyeyle birlikte minik sohbetler gerçekleştiriyordu.

Nazlı Tae’nin yanına gelerek “Olayı anlaman ve Can’a yardım etmeye karar vermek çok güzeldi. Bunu gerçekten senden beklerdim” dedi ve sonra kızardı. Tae hemen durumu toparlayarak “Bırakmak el vermedi. Ama siz kızların bazen ne kadar korkunç olabileceğini anladım” dedi.

Beşiktaş’a indiğimizde hemen kendimizi Üsküdar vapuruna attık ve güneşli bu güzel günün tadını çıkarmaya başladık. Denizin üstünde salına salına giderken bir yandan da bizim dörtlü GD’ye portakal, mandalina, kayısı ve şeftali suyu almış; onları içirmeye çalışıyordu. Dijjle ve hemen iki sağında oturan Özge’ye “ben size yapacağımı biliyorum” bakışlarımı attım. 3.5 attıklarına eminim, çünkü her şey yeni başlıyordu.

Elif ve Bahar Seung Ri ile konuşurken, Ri’nin şakaları hem onları, hem de bizi kahkahaya boğuyordu. O sırada Gökçen, “Aslında bu denizin altında çeşitli heykeller var Ri” deyince çocuğun yeniden beti benzi attı. Bunu ona bir daha yapmamalıydık, gerçekten korkuyordu. Neyse ki sonra gülmeye başlayınca Ri’nin vapurda “Gökçen” diye bağırışları duyuldu sadece.

Üsküdar’a indiğimizde hemen Çengelköy’e geçtik ve Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi’ne girdik. Ben, Tae, Seda ve Selin Çengelköy Börekçisinden yiyeceklerini almaya gittik. Bu çay bahçesinin en güzel yanı, dışarıdan yemeğinizi getirip boğaza karşı kahvaltı yapabiliyor olmanızdır. Daha önceden ayırıp konuştuğum için, boğaza en hakim olan masaları birleştirmiş ve bize ayırmıştım. Ne de olsa tam 17 kişiydik!

Ortaya kocaman bir menemen söylenmiş. Biz de poğaçaları, börekleri, puf gibi ekmekleri getirdik. Bu sefer zeytin, peynirden biraz daha değişik bir kahvaltı bizi bekliyordu. Ayrıca hava kararana kadar sadece buradaydık!

Kaç gündür deli gibi güzel ülkemizi gezdiğimiz için bugünü dinlenme günü ilan etmiştik. Ayrıca bu da çok gezmek isteyen Mine, Özge ve Dijjle’ye benim ilk cezamdı. Bir yandan yemeklerimizi Çengelköy’de yiyip, bir yandan da koyu bir sohbete dalacaktık.

Söze GD başladı. “Ben Türkiye’yi gerçekten çok sevdim. Kore’den daha farklı, daha canlı açıkçası. Burada bir kere yaşlılar hiç huysuz değil, çok tonton” deyince hepimiz gülmeye başladık. Koreli yaşlıların huysuzlukları dizilere bile bol bol konu oluyordu. Daesung ise “Ben de alıştım bu sıcak ülkeye” dedi. Gökçen’in dudaklarını okuyabildiğim kadarıyla “Bana da alışacaksın” dediğine adım gibi eminim.

Sonra gözler Ri’ye çevrildi. “Bu kadar güzel kızların olduğu bir yere sevmez olur muyum” diyerek çapkın gülümsemesini gösterdi ve Elif’le Bahar’ın erimesine sebep oldu.

TOP oradan el kaldırıyordu. Hepimiz ona baktığımızda “Demek ki Akdeniz ülkesi böyle oluyor dedi. Siz eğlenmeyi iyi biliyorsunuz, bu da benim için çok önemli dedi. Kore’de böyle bir ortam olsa, deli gibi oppa oppa’dan başka bir kelime duyulmazdı kızların arasında” dedi. Daha sonra ise Berna’ya bakarak “gözlerin çok güzel” dedi. O sırada Berna’nın ruh hali kim bilir nasıldı? Bunu eminim hiç birimiz tahmin edemeyiz.

Geriye en son Taeyang kalmıştı. Onun da benzer şeyler diyeceğini düşünürken “Ben İstanbul ya da Mersin’de yaşamak isterdim cidden” cümlesini duyduğumuzda başta Nazlı olmak üzere herkes şaşırmıştı. Nazlı, pembeleşen yanaklarının nedenini güneş olarak açıklayıp olayı örtbas etmek istiyordu. Ta ki ben Tae’nin kulağına Güneş’in Korece’sinin kendi adı olduğunu söyleyene kadar. Tae sessiz bir şekilde “Tamam, tamam” diyerek konuyu kapamaya çalıştı. O da utanmışa benziyordu.

***

Sıcak hava içimize işlerken, bayağı bir süredir gezmekten oldukça yorulan ayaklarımız dinlenmenin keyfini çıkartıyordu.

Sanki cidden havada aşk kokusu vardı. Zaten İstanbul’u görenler önce şehre aşık oluyor, sonra da bu şehirde aşık olacak kişi bulabiliyordu. Tarih kitaplarına baktığınızda İstanbul ve aşk ile ilgili tonlarca hikaye ile karşılaşabilirsiniz. Biz de bu hikayelerden en ünlülerini içeren kitapların İngilizce baskılarını Bigbang üyelerine hediye ettik. Daha doğrusu kızlar etti. Ben ise herkese Mesnevi ve Tutunamayanlar’ı hediye ettim. Özellikle Tutunamayanlar benim hayatımı değiştiren ve hayatıma yön veren kitaplardan biridir. Tae’ye şakayla karışık “Okuduktan sonra sözlü yapacağım. Hızlı oku” dedim. O da “Geri dönüşte uçakta başlayacağım. Ama sözlüyü sen Kore’ye geldiğinde yaparız” dedi.

Hava yavaş yavaş kararırken akşam yemeği için boğaz kenarında bir balık lokantasını tercih etmiştik. Burada karnımızı doyurduktan sonra biraz eğlenip otelimize geri dönecekmiş. Dinlenme günümüz bile harika geçiyor. Ama bu sefer ayaklarımız değil, ağzımız yoruluyordu. Adım atmaların yerini konuşmalar, sözcükler, cümleler almıştı. Pek bir şey yapmamıştık, ama dinlenmekte bizim hakkımızdı değil mi?

Yemekler bitip boğaz kenarından yürümeye başladığımızda Dae albümdeki solosunu Gökçen’e söyledi. Ri de hemen Strong Baby’sini söylemeye başladı. Herkes bu sırada çok mutluydu. TOP, Digital Bounce’u Özge, Yuki ve Berna ile 4’lü bir şekilde seslendirdi. Tae bana “sence ne söyleyeyim dostum?” diye sorduğumda şu sıralar en favorim olan şarkıları Ego’yu söylemesini istedim. O da beni kırmadı ve başladı. Tae’nin bıraktığı yerde Nazlı devam ediyordu, onun durduğu yerde sazı ben elime alıyordum. Bir harika, 2 bet sesli insan enfes bir parça olan Ego’yu seslendirdi.

Bigbang - Ego

GD ise hiç birimizin bilmediği bir aşk parçasından kısa bir bölüm mırıldandı. “Ben bunu Türkiye’de yazdım” dedi. “Hem de içinizden birini düşünerek. Aklıma gelen cümleleri hemen kağıda döktüm ve harikulade oldu” diyerek o kişinin adını söyledi. İsmi duyduğumuzda hepimiz oldukça şaşırmıştık. En çok da 4’lü şaşırmıştı. Kulaklarımız bizi yanıltmıyordu, çünkü herkes şaşkındı. En çok da kendi adını GD’nin dudaklarından duyan o kişi. Peki bu isim kim miydi?

Devam edecek…

9. Bölümü Bahar’ın kaleminden okuyacaksınız. Hikayemiz tam gaz devam ediyor.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …