Ana içeriğe atla

5 dil bilen(!) çakma sarışın Ece Vahapoğlu

     Bildiğiniz gibi bizim ülkemizde ne iş yaptığını pek bilmediğimiz, ama torba torba para götürdüğünden emin olduğumuz insanlar var. İşte bu sarışın ablamız da onlardan biri. Ece Vahapoğlu 78 doğumlu her şey. Her şey diyorum, çünkü gerçekten de yapmadığı iş yok. Gazeteci, yazar, sunucu, çevirmen -hahaha- vb…

Şimdi bu ülkede Ayşe Özyılmazel gibi insanlar olduğu için, ona benzer nefes alan canlıların da ortaya çıkması uzun sürmüyor. Ece Vahapoğlu Takvim gazetesinde 5 yıl yazdıktan(!) sonra geçen sene Şubat’ta ayrıldı. Ne için biliyor musunuz? Yeni “romanını” yazmak için. Peki sonra ne oldu? Karşımıza 60 Günde İdeal Vücut isimli ne-olduğunu-hiçbir-şekilde-bilmediğimiz-ve-satması-için-piyasaya-sürülen bir şey çıktı.

Ablam sen hani roman yazıyordun? Onu piyasaya sürecektin? Ne oldu, yemedi mi? Daha önce sözde yabancı dil öğrenmenin püf noktalarıyla ilgili bir karalama ve zengin olma ipuçları üzerinde bir zırva yayınlamıştın. Zengin olma yollarını sen koca bir kitaba sığdırmışsın ama senin kumral versiyonun olan Ayşe Ö. tek cümleyle özet geçip başarılı bile oldu: Zengin kocayı kafeslemek –Hem de bu kendi tabiri- Sen daha otur kitap yaz, THY ile Roma’ya uç dur. Te-hey…

Ama tüm Türkiye Ece Vahapoğlu’nun Disko Kralı’nda tanıdı. Benim de ciddi anlamda sevmediğim insanların yolu Okan Bayülgen’le kesişiyor hep. İşte Ece ablam yayına katılıyor, Okan bildiği o 5 dili saymaya başladığında hindi gibi davranıyor, arada kameraya ve orada seyircilere bakıyor, şekilden şekile giriyor. Nasıl bir böbürlenme anlatamam size, sanki Anna Wintour haspam.

Sonra Okan daha önce 4 dil bildiğini iddia eden Türkiye güzeli Tuğçe bilmem ne’ye sorduğu gibi bu ablaya da tercüme etmesi için bir cümle kuruyor. O sırada horozumuz şişkinliğini nasıl kaybediyor, daha fazla anlatamam, tıklayıp izlemelisiniz diyorum ahaha.. “Kime bakmıştın? Tanıyamadım” Bir soru, bir cevap ve devamında komedi dizisi kıvamında bombalar. Hepsi burada, şu hemen yukarıdaki videoda.

Daha sonra Twitter’da inanılmaz bir şekilde dalga geçtiler Ece ile. Sonuçta böyle bombastik konular pek geçmez insanların eline. Twitter kullanıcıları yaratıcılıklarını kullandılar ve yerin dibine soktular kızcağızı. Benim de içimin yağları eridir. Bir yandan da kızdım ama. Bu “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” insancığını bu kadar geç keşfettikleri için.

Halbuki Takvim’de yazdığı zamanki yazılarını insanların çoğu okusaydı anında bombardımana tutulurdu. Bu kadın gittiği Tanzanya gezisinde kaldığı otelin 17 yaşındaki bellboy’u hakkında “Beni taciz etti. Benimle yatmayı teklif etti” gibi saçma sapan bir yazı yazdı. Sonra o zavallı çocuğu otel yönetimi kovdu. Güle oynaya anlattığı bu hikayenin nereye dokunacağını bilmeyen Vahapoğlu insanların antipatisini o zaman kazanmamıştı. Çünkü kimse Takvim gazetesini iplemiyor, doğruya doğru şimdi.

Cine 5’te program yapıyor, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde ders veriyor. Kalemi inanılmaz zayıf ve mürekkebi sürekli damlayan biri olarak bu kadar değer verilmesinin nedeni bence avam tabirle açıklamam gerekirse zamanında kurduğu saadet zinciri diyebilirim. İstanbul ….. Üniversitesi gibi eğitim kurumlarının güdüklüğünü bir kez daha anladım. Arasında bir şey olunca kalitesi ve değerliliği oldukça düşüyor görünen grafikte. Siz iki kelimeli olanı kazanmaya bakın, adı yeter.

İşte en çok zayıflama kitabı çıkardım dedim, onun da kapağına Kıvanç Tatlıtuğ’un iri, zenci spor hocasıyla yer alıyor. Gerçi sonradan o hocanın Kıvanç’la bir alakası olmadığı ortaya çıktı. bu da Ece’nin elinde patladı. 2. bir Ebru Şallı vakası olma yolunda hızlıca ilerleyen bu kadın, Twitter hesabında “üff ki üff”, “ahh ahh şu kitabı da bitirdim, bahçem de pek şık”, ve “üff snne be slk .s” tadında cümleler paylaşıyor. Yemekteyiz programına da katılmışlığı var. Barbaros Şansal tarafından resmen rezil edilmiştir.

“Yazmak benim aşkım” diyen bir kadının bu derece rezil kalemi olması, üstüne paralar kazanması, milletin ciddiye alması, bilinçli kişiler gibi delice eleştirilmesine rağmen “beni kıskanıooolağğğ, beni çekemiolağğğğ” tarzında ortalıklarda dolanması benim midemi bulandırıyor. Neyse ki Takvim’den ayrıldı, bana göre şutlandı ya neyse.

Son zamanlarda ne yaptığını gerçekten bilmiyorum. Twitter’den birbirimizi engellediğimiz için takip bile edemiyorum düşünün aha. Ebru Şallı olma kariyerinde kendisine başarılar diliyorum. Ama lütfen “ben gazeteciyim” diye ortalıklarda dolaşmasın. Nedense son zamanlarda bazı gazeteci olmayanlar “gazeteciyim uleyn ben, acar muhabirim, basınım” diye süzülmeye başladılar. Ben ortalığa çıkıp, “bilgisayar mühendisiyim” demiyorsam bir zahmet siz de gazeteciyim demeyin. Alaylı olup da çok başarılı olan insanlar tabii ki var ama iki yazı yazıp kendine sarı basın kartından isteyen denyolara da “bsg” derim. Millet ne merakla bizim mesleğe yahu, herkes eğitimi aldığı mesleği yapsın kardeşim. Çok istiyorsan gazetecilik yapmak, bir zahmet kaldır kıçını, sınava hazırlan ve bir iletişim fakültesini kazan önce. Öyle “armut piş, ağzıma düş” olmuyor.

Benim ortaokuldan beri hayalini kurduğum ve gerçekleştirdiğim bu mesleği sizin gibi alakası olmayan kişiler itibarsızlaştırıyor. Yazmak senin aşkınsa o zaman ne diye endüstri mühendisliği okuyorsun amk. Lisedeyken aşkım değildi de, sonradan mı dank etti. Vah yavrum, vah evladım.

Benim 2 tane gerçekleştirmeyi beklediğim hayali var. Biri oldukça yakın bir gelecekte olacak gibi. Eğer ki olmaya yakın Ece gibi şuursuz biri tarafından engellenirsem ya da buna teşebbüs edilirse yeminle beni kimse tutamaz. Dişimle tırnağımla kazıdığım yolları mini etek giyen, moda hakkında yabancı bloglarda gördüğünü tercüme edip yazan, halkla ilişkiler çalışanlarıyla enseye şaplak, göte parmak olan biri eşelerse, ben de onun suratına sıçarım. Bunu da açık açık yazıyorum. Meslektaşlarımla yarın halinde her türlü olurum, yenilsem de, seçilmesem de en azından benim gibi biri tarafından geri plana atıldığımı söyleyebilirim. Ama diğer türlü yedirmem hakkımı. Dingonun ağırı değil ülke, zaten artık iletişim mezunlarının önemi arttı. Yeni gelmeye çalışan kişilerin biraz tırt oluşu bunda etken.

Ece, sana da son olarak şunu söyleyeyim. Al Ayşe’yi yanına, git Tibet’e ve bir daha da dönme. sizin ne haltlar karıştırıp yaşadıklarını bizim zerre şeyimizde değil. Anladın sen onu…

Not: Sonlara doğru hafiften konudan saptım gibi ama bunları da yazmalıydım.

Bu kişiler emin olun sizin mesleğinizde olsaydı siz de benim verdiğim tepkileri verirdiniz.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…