Ana içeriğe atla

Gizli Anların Yolcusu: Ayşe Kulin derin sulara inmiş

     Ayşe Kulin’in yeni kitap çıkardığını Ayşe Arman’a verdiği röportajda öğrendi. Eskiden Sevdalinka ve Adı Aylin kitaplarını okumuş ve beğenmiştim. Ben ara ara yerli romanlara yeniden dönen bir insanım, daha çok yabancı yazarları takip ediyorum. Kitabın konusuna baktığımda ise şaşırmış olduğumu itiraf etmeliyim. Ayşe Kulin, eski dönem aşk hikayeleri üzerinde yoğunlaşmış bir yazardı. Birden modern dünyaya geçiş yapmış, hem de nasıl bir bir geçiş. İsterseniz siz önce Ayşe Arman’a verdiği röportajı okuyun şuradan. Ben de kitap hakkındaki düşüncelerimi yazmaya başlayayım.

     Kitabın baş karakterinin adı İlhami. Kitabı onun ağzından okuyoruz baştan sona. İlhami bir yayınevi sahibi, şirketini ortağı Handan ile beraber yürütüyorlar. Evli ve İngiltere’de okuyan Derya isminde bir kızı var. Geçmişte oğullarını kaybetmişler bir trafik kazasında, hala bu acının yaraları kabuk bağlamamış ailede. İşte böyle bir ortamda giriş yapıyoruz kitaba. İlhami’nin karısı Handan ile yatak sorunları da var. Karısı çocuğunun ölümünü kabullenmiyor, işte tarot baktırmaya filan gidiyor. Bu olay yüzünden sürekli tartışma filan oluyor evde. Bir gün “tak etti canıma” modunda gezen İlhami, içtikten sonra ortağı Handan’ın evine gidiyor ve ikili yatıyor. Kitap bundan sonra yavaş yavaş başka yöne kayıyor. Yayınevinde çalışan ve kapak tasarımları yapan Bora’nın da hikayeye dahil olmasıyla yeni limanlara yelken açıyoruz. Şimdi madde madde gidelim.

--> Bir kere Ayşe Kulin her zaman akıcı yazan bir yazar. Bu kitapta da o akıcılığı hemen fark edebiliyoruz. Kitap su gibi akıyor, ama bence ilk 100 sayfası hariç. O ilk 100 sayfada yazar ailenin acısının üzerinde durmuş. siz de ilk başta acıyorsunuz ama bir süre sonra “eh yeter” yahu demeye başlıyorsunuz. Ben tam patlama noktası üzerindeyken bu yukarıdaki olay oluyor ve sonra da Bora kitaba daha çok dahil oluyor zaten.

--> Kitabın diğer kahramanı bu kadınlardan hiç biri değil. Öteki kahramanımız Bora. Aslen doğulu olan Bora, geçmişindeki çok kötü birkaç olay yüzünden batıya geliyor ve yeni hayatına başlıyor. Bunların neler olduğunu söylemek istemiyorum ama bir tanesini söylemek zorundayım, zaten siz de röportajı okursanız hangisi olduğunu görürdünüz. Bora gittiği kuran kursunda tecavüze uğrayan bir çocuk. Yazara kızdığım noktalardan biri buydu, daha sonra kitap hakkında yazılan bütün yorumlarda da Kulin’e önce burada yüklenilmiş haklı olarak. Tecavüze uğrayan bora “o yolun yolcusu” olduğunu farkına varıyor ve ben eşcinselim diyor Kulin’e göre. Hadi diyelim öyle oldu ama bunu genellemeye sunmak çok kötü. Neyse ki bilinçli olan insanlar hemen tavırlarını koyup bu yanlışı düzeltme yoluna gitti. İşte Bora İstanbul’a geliyor ve yayınevinde çalışmaya başlıyor. Daha sonra İlhami ile beraber iş için Bartın’a gidiyorlar ve ne oluyorsa orada oluyor.

--> İlhami karakteri her şeyde kendini suçlayan biri. Suçu başkasında arayan çoğunluğun aksine “Ben yaptım. Beden böyle davrandım?” modunda gezen biri. Silkelen, kendine gel adam serzenişlerimden sonra biraz toparladı kitabın ortalarında. Bu karakteri ben gerçekten sevdim. Ayşe Kulin iyi ki İlhami’nin ağzından anlatmış olayları. Eğer ki Bora’nın ağzından anlatmış olsaydı kitabı ortada bırakır ve bir daha yüzüne bile bakmazdım. Annem de kitabı okuyup bitirdiğinde aynısını dedi. İkimiz de Bora’yı sevmedik ve seven kimse de yok sanırım okuduğum yazılarda. Neyse ki İlhami tek başına yeterli bir şekilde doldurabiliyor o boşlukları.

--> Kitapta İlhami’nin kızı Derya’yı da çok sevdim ben. ilk başta hafif ergen gibi davranıyordu ama karakter gelişimi olarak başarılı olmuş. Derya’nın efendi adam yerine efendi görünen piç adam tercihine de aha aha diyorum sadece.

--> Bora’nın balık pazarında gördüğü kişiyi neden İlhami’ye anlattığını anlamıyorum. Kitabı bitirip kapağı kapattığında ilk bunu sormuştum kendime. Hala bir neden bulamıyorum, kitap başka bir yöne mi kayacak diye düşünürsen başarısız bir çabalama diye düşündüm. Ayrıca kitabın sonunda Eda’nın anlattığı o olaydaki kişi kimdi? Yazar bundan da bahsetmedi ama benim bir tahminlerim var. Burada yazmayacağım tabi, okuyup bitirdikten sonra konuşmak isteyenlerle konuşurum :)

--> Eserde Bartın gezisi, Singapur gezisi, Çin gezisi filan var. Özellikle Çin’de olan geziyle ilgili bir detay, daha sonra İstanbul’da ikilimizi buluyor ve ben buna buradan kocaman bir oha çekmek istiyorum. Hani eşeğin götüne su kaçırmak derler ya, aynen öyle.Olaylar birden gelişsin, zaten kitabın da sonuna yaklaşıyorum, o yüzden hemen bir bağlama bulmalıyım” diyerek böyle kötü ve vasat bir çözüme gitmiş yazar. İnandırıcılıktan uzak, okuyucu sadece sinir edecek bir nedendi. Sevmedim, sevemedim.

--> Kitap İlhami’nin duygularını çok başarılı bir şekilde yansıtıyor, bu adam aşık yahu diyebiliyorsunuz resmen. Aynı şeyi sonlara doğru Derya için de diyebiliyorsunuz ama kalan karakterler için fıs. Özellikle diğer en önemli karakter olan Bora’nın “sen istiyor dujjj, verecek 50 dolar daha” modundaki yaklaşımları bende “bi’ siktir git kapak yap Bora” cümlelerini söylememe neden oldu

--> Kitabın içinde kitap var. Bora, memleketinde yaşadıklarını isimsiz bir şekilde yazıyor. Daha sonra ise İlhami okuduğunda kitabı basmak istiyor ve sallama bir isimle kitap basılıyor. İyi de satıyor hani. Bunun üzerinde Bora ikinci kitabına başlıyor. Bu detaydan bilerek bahsettim, kitabı okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız

--> Kitabın sonunda bahsedeyim son olarak. Özet geç Lee derseniz “sonunu ben beğenmedim” derim. Sonu bana göre aceleye gelmiş, zaten kitabı okurken nasıl bir sonla karşılaşacağınızı tahmin edebiliyorsunuz ama başka yollara sapmak varken akıllara gelen ilk yola bodoslama girmek olmamış diyorum ben. Beni tatmin etmedi.

     Olumlu ve olumsuz yönleriyle kitaptan bahsettim size. Okumalı mıyım derseniz “kesinlikle” okuyun derim. Neden kesinlikle diyorum onu da açıklayıp yazıyı bitireyim. Çünkü bildiğiniz doğruları/yanlışları bu kitapta sorgulama şansınız oluyor. Ayrıca gerçekten akıcı bir kitap ve siz de İlhami’nin hissettiği olaylara, duygulara şahit olmalısınız derim. Özellikle kitabın sonunda Bora’nın işe başlama ve İlhami’yi ilk gördüğü sürecin anlatıldığı 5 sayfalık bir kısım var. Vay be Bora da iyiymiş diyebiliyorsunuz. Tabi hemen akabinde gelen kısım için aynı şeyi söyleyemeyeceğim yine. Kitap akıcı, sade, bir yandan çıkarlar, bir yandan aşık olma, bir yandan kendine benzetme ve bir yandan acılar. Ayşe Kulin dört bir yandan sarmış bizi, ama kitabın en önemli kısmın olan İlhami ve Bora’nın hikayesinde bilgisizliğini kurbanı olmuş. Ya yeterince araştırmadı, ya da kabul etmek istemeyip zaten sevmediği bir şey olan bu ilişki türünü ticari amaçlı kullandı. Hangisi doğru bilmiyorum ama bildiğim şu: Gizli Anların Yolcusu çıktığı günden bugüne hala en çok satanlar listesinde yer alıyor. Haftalarca bu listenin bir numarasıydı ve şu anda 300.000 binden fazla sattı. Böyle bir kitabın Türkiye’de deli gibi satmasının nedeni ise bence merak ve sonrasında insanların başkalarına “İlhami karakteri” üzerinden eseri tavsiye etmesidir der ve uzun süre sonra yazdığım bu kitap yazısının sonuna gelirim.

Gizli Anların Yolcusu

Ayşe Kulin

Everest Yayınları

Eylül 2011, 432 sayfa.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …