Ana içeriğe atla

Var mı Hindistan gibisi?

     Artık dağlara taşlara yazdım sanırım bu ülkeye olan sevgimi. Çevremdeki herkes nasıl sevdiğimi çok iyi bilir, ailemin bana asıl deli diye bakmasının sebebidir hatta. Kore'ye, Japonya'ya alıştılar, zaten bu iki ülke konusunda onlarla fazla bir şey paylaşmıyorum. Ama söz konusu Hindistan'a gelince en ufak bir şey görsem bile hemen bizimkilerle paylaşıp konuşuyorum. Anneme geleneksel kıyafetlerinden dikmesini ve giymesini söylemiştim zamanında, babamla inekler hakkında konuşuyorduk filan. Kısaca Hindistan sevgim bir başkadır.

     Peki neden bu ülke bana böyle egzotik ve çekici geliyor? Nedir beni kendine sevdiren kısımları? Hepsinden kısa kısa bahsetmek istiyorum bu yazıda, umarım keyif alırsınız. Hindistan Asya'nın hem yüzölçümü , hem de nüfus bakımından en büyük ülkelerinden biri. Bunun yanı sıra, dünyanın en büyük kolonisiydi zamanında. O kadar verimli topraklara sahipti ki, İngiltere Hindistan'ı hiçbir zaman kaybetmemek istiyordu. Bütün kanını emdikten sonra yakın tarihte Gandhi sayesinde çok önemli ilerlemeler kaydeden Hindistan, bağımsızlığını kazandıktan sonra hızlı bir şekilde büyümeye başladı. Şu an hala tam anlamıyla belini doğrultamıyor, bunun da en büyük nedeni milyarı aşkın nüfusu.

     Hindistan renklerin ülkesidir. Hiçbir ülkede, hiçbir yerde renklerin bu denli uyum içinde olduğunu göremezsiniz. Her sene yapılan “Holi” festivali ile bütün ülke gökkuşağına bürünür. Filmlerde filan görmüşsünüzdür, herkes birbirine rengarenk toz boyalar atılıyor.

     Hindistan fakirdir, yıllarca sömürüldüğü için kendisine pek bir şey kalmamıştır. İngilizce ülkenin ana dillerinden biridir ama fakir bölgelerde pek bilinmez. Ayrıca ülkede 400’den fazla dil konuşulmaktadır. Bu yüzden Bollywood’un yanında Tollywood ve Kollywood da vardır.

     Fakir olduğu için ve bunun sonucunda da pis bir ülke olduğu bazı insanlar “ıyy” diye yaklaşabilir. Sanki sokakların pis olması onların suçuymuş gibi. Dünyada en çok evsiz insan bu ülkede yaşamaktadır. Bu yüzden de sokakları kendi evleri gibi görüyorlar. Evet bazı durumlar filan gerçekten kötü ama Hindistan’ın suçu değil. Yukarıda da yazdım, bu ülke dünyanın en büyük sömürgesiydi. Hala bir sürü verimli kaynakları var ama yine batıya gidiyor çoğu maalesef. Aç çocuklar, evsiz yaşlılar, sakat insanlar, milyarı aşan nüfus, az maaş, işsizlik filan gibi büyük sorunlar birleşince ortaya böyle bir şey çıkıyor. Ama size şunu söyleyeyim, bu kadar fakirliğe ve mutsuzluk nedenlerine rağmen Hint insanını yüzü güler. Neşesini kaybetmez. Çok az bir para ödediği, bazen de bedavaya girdiği o 2.5, 3 saatlik filmden yüzünde kocaman bir gülümsemeyle çıkar.

     Özellikle muson yağmuru döneminde filmlerin vizyona girdiğini biliyor muydunuz? Neden böyle peki? Dışarıda deli gibi yağmur yağarken insanlar 1 ya da 2 rupi, çoğu zamanda hiç para ödemeyerek o filme girer ve 3 saat orada kalır. Hiç reklam girmeden yeni film girer bazen, amaç o evsiz insanlara, o diğer fakir kişilere bir çatı ve eğlence, mutluluk imkanı sunmaktır. Biz burada deri koltuklarda en iyi ses sistemlerinde filmleri izliyoruz ama dünyanın öteki bir ucunda bu filmlerin tek bir amacı var. İnsanlar için bir çatı, bir kapalı alan olması.

     Hindistan’ın tarihi çok eskiye dayanmaktadır. Bunun sonucunda ülkenin birçok yerine tarihi eserlere rastlamak mümkün. Taj Mahal’ı hepiniz bilirsiniz, bunun dışında Yüzen Saray, Goa kalıntıları gibi çok hoş kültürel mirasları var. Tarihi eserlerini bizim gibi pek koruyamam bir ülke ama, sadece birkaç tanesini korumakla olmuyor tabi.

 

     Hindistan görmek istediğim ülkeler listemde ilk 5’te yer alıyor, gitmeyi o kadar çok istiyorum ki. Giderken iğneler ve ilaçlar almanız gerekiyor ama. Hem yukarıda saydığım durumlardan, hem de iklim farklılığı yüzünden tatil kabusa dönüşebilir yoksa.

     Hindistan çok ucuz bir ülke. 2 yıl orada yaşamış bir arkadaşımın sözünü hiç unutmam: “1000 dolara bir yıl rahat bir şekilde yaşarsınız” Yemekler çok ucuz, kalacak yer çok ucuz, giysiler çok ucuz, kısaca her şey çok ucuz. Bu durum belki bizim için güzel olabilir ama yaşam standardının da ne kadar aşağıda olduğunun bir göstergesi ayrıca.  Ama insanların bu fakirliğin içinde bile yüzlerinin gülmesi paha biçilemez bir durum işte.

     Hindistan hakkında yazıyorsam Goa’dan bahsetmeden duramam. Goa, ülkenin en ünlü turizm bölgesi. Geniş ve güzel sahilleri, bambudan konaklama yerleri, misafirperver hakkında ve 1001 çeşit güzelliği ile karşımıza çıkıyor. Hindistan’ın güneybatısında yer alan bu bölgeye her yıl yüzbinlerce turist geliyor. Yakın zamanda turistlerden biri den ben olmak istiyorum şahsen. Çıplak ayakla kumsalda dolaşmak, gün batarken denize girip sıcaklığın tadına varmak, sabah kalktığımdaki doğadaki dostlarımızla beraber Hint kahvaltısı yapmak ve yerel halkla konuşup bütün dertlerimi, acılarımı, düşüncelerimi ve sinirlerimi, o anki hayatımı geride bırakmak istiyorum. Bu sahile gitmek istiyorum işte, bütün gün denizden çıkmamak ve sadece keyif çatmayı arzuluyorum.

india_by_paulinaz-d3b41k1

     Hayat bizi nereye götürür bilemeyiz ama Hintlileri iyi bir yere götürmesini canı gönülden istiyorum. Aslında bu dileğim bütün insanlar için geçerli ama ilk sırada Hintleri görmek istediğim için şimdi onları yazdım. Teknoloji konusunda dünyanın en bilgili insanları bu ülkeden çıkıyor. Teknoloji üniversitesi dünyanın sayılı okullarından biri, eğer gerçekten iyi bir eğitim sağlanırsa ne cevherler var sormayın gitsin. Aynı şey bizim ülkemiz için de geçerli, imkanlar dahilinde okumayan zehir gibi gençler var. Onların hayata geri kazandırmak lazım, bunun için de çalışmalar var. Umarım yakın zamanda meyvelerini daha bol bir şekilde almaya devam ederiz.

     Hindistan umut dolu bir ülke. Tüm olanaksızlıklarına rağmen geleceğe umutla bakmaya devam ediyorlar. Şafak vaktinde çalışmaya başlayıp ay tam tepeye yerleşince işleri bitse de, bu durumdan zaman zaman şikayet etse de yapabilecekleri pek bir şey yok. Batıda onlar sayesinde zengin olan halk saat 5 dendiğinde sokaklara akıp hayatını doya doya yaşarken, bu imkanı zamanında ona sağlamış olan diğer insan tarla sürmeye devam ediyor. Dünya gerçekten adaletsiz bir yer, bunu hepimiz zaten biliyoruz ama hissetmek gerçekten bambaşka bir şey. Her gün olmasa dahi siz de dışarı çıktığınızda bazen buna benzer durumlara şahit oluyor ve hissediyorsunuzdur.

   

      Hindistan’da müziğin ayrı bir yer vardır. Biliyorsunuz filmlerinde sürekli şarkı söyleyip dans ederler. Bunun da esas amacı insanları eğlendirip mutlu etmektir. Yoksa doğuştan müzikal aşkıyla doğmuyor bu insanlar. Bik bik bik neden dans ediyor la bunlar demeden önce düşünmek gerek tabi. Normal bir filmin ortasında, türü arasında müzikal geçmemesine rağmen anında şarkı ve dans moduna girmelerinin herhalde bir açıklaması var. Ayrıca ülkedeki insanlar, özellikle de kızlar için bir umut, bir çıkış kapısıdır müzik. Hindistan'da bir sürü müzik okulu var, özellikle Bollywood filmlerinde arka planda dans edecek kızlar yetiştiriliyor. Okuldan çıktıktan sonra bu derslere girip dans yeteneklerini geliştiriyorlar. Bu sayede hem az da olsa para kazanıyorlar, hem de bir dala tutunmuş oluyorlar. Evlendirilmekten, mutsuzluktan, bir işe yaramadığını hissetmekten kurtuluyorlar. Sesi güzel olanlar ise şarkıcılık olayına girişiyor. Ülkede her sene binlerce albüm çıkıyor. Bazıları bizdeki gibi çok tutuyor, bazıları ise unutulup gidiyor. Ülkede bir film vizyona girmeden önce Ost albümü çıkıyor ve bu albüm ne kadar tutarsa filmin de o kadar tutacağı anlaşılmış oluyor. Kısaca müzik filme yön veriyor, işte bu yüzden bu kadar fazladır. Müzikle yaşayan, yatıp kalkan bir ülkedir Hindistan.

     Girin internete, bakın Hindistan’ın sokaklarında çekilmiş fotoğraflara. Çok kötü enstantaneler göreceksiniz, belki baktığınıza lanet edeceksiniz ama bunlar gerçeğin ta kendisi işte. Sokaklarda pislikler ve çöpler dolu olabilir, binalar yıkık dökük olabilir, yediğiniz yemeğin olduğu ortam çok hijyenik olmayabilir. Ama olay insanda bitiyor, o çekilen doğal fotoğraflardaki insanların yüzlerine baktığınızda kalan şeylerin bir önemi olmadığını hissediyorsunuz.

     Hindistan’a daha yakından bakmanızı sağlar umarım bu yazı. Ben bu ülkeyi gerçekten ama gerçekten çok seviyorum. İyisiyle, kötüsüyle bağlıyım, onlar hakkında okuduğum bir yazı, gördüğüm bir fotoğraf beni mutlu ediyor. Hintçe bir şarkı dinlediğimde oynayasım geliyor. Gökyüzünde gökkuşağı gördüğüm vakit aklıma ilk gelen şey oluyor. Rengarenk giyinen insanların kendilerini ifade etme tarzlarını seviyorum. Filmlerini seviyorum, filmlerinde dans edip şarkı söylemelerine ise tek kelimeyle bayılıyorum. Sevmeyenlere değil de nefret edenlere ise bir şey demiyorum. Onlar da öyle mutlu oluyorlar demek ki. Hindistan çok geniş bir kültür, eminim bir adım atarsanız size de hoş geldin diyecektir.

Yorumlar

  1. Hindistan'a hiç bu açıdan bakmamıştım. Pis olduklarını, yedikleri yemekleri düşündüğümde Hindistan hakkında daha fazla düşünme ihtiyacı duymamıştım. Ufkumu açtı. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Yine Can Abi'nin yazısı yine "Kalkın gidiyoruz buraya!!" hislerim :D

    YanıtlaSil
  3. Bu hissi yaşatabiliyorsam eğer bak çok mutlu olurum. Bu gezi yazılarının en önemli amacı bu çünkü :)

    YanıtlaSil
  4. Birçok insandan böyle yanıtlar aldım ve çok mutlu oldum. Çünkü Hindistan deyince ilk akla senin de dediğin gibi pis oldukları, çok fakir oldukları ve bir de ineğe tapma olayı geliyordu. Ben de Hindistan'ı biraz daha açmak istedim. İşe yaradığını görmek ne güzel :)


    Okuduğun ve yorumladığın için ben teşekkür ederim Ömer :)

    YanıtlaSil
  5. kessinlikle hindistan-bolywood aşığıyım büyüyünce oraya gitmeyi düşünüyorum

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…