Ana içeriğe atla

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı – 13. Bölüm

4dd5a0cddbc9fc74

12. bölüm ile bu bölüm arasında bayağı vakit var. O yüzden 12. bölümü okumak isterseniz önce buradan veya buradan okuyabilirsiniz.

13. Bölüm

Bazıları kurşun asker, yakıp yıkıp esmek ister..

Tae Sub ne yapacağını bilmiyordu. İlk tanıştıkları günden beri Ewon bir gün hayatında giderse neler hissedeceğini kestirememişti. Şu an bir boşluğa düşmüş gibiydi. Gözleri pür dikkat kağıda odaklanmış, “ben senin hayatından gittim oğlum” cümlesine takılı kalmıştı. Aslında rahatlaması gerekmiyor muydu? Ewon sonunda kendisini rahat bırakmıştı. Artık Lion ile doya doya ilişkilerini hiçbir sorun olmadan yaşayabilirlerdi. Ama bu yanlıştı, bu durum Tae Sub’a göre çok yanlıştı. Onu bulmalıydı, bulup konuşmalı ve geri dönmesi için ikna etmeliydi. Kafasında 40 tilki dönerken kağıdı buruşturup cebine soktu. Daha sonra ise Lion’a “çok acil bir işim çıktı” diye mesaj atarak evine doğru yola çıktı. Bilgisayarında Ewon’la ilgili şeyleri araştırmalıydı. Bilgiler, Facebook, Me2Day, Twitter profili, çektirdikleri fotoğraflar. Bunların arasında nereye gittiğine dair bir ipucu bulacağını düşünüyordu. “Neden aklım şu anda tamamen onunla dolu?” diye sordu takside evine giderken. Tae Sub’a Ewon geri döndürmeye mi gidiyordu, yoksa kendini ona yeniden kabul ettirmeye mi? Bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyordu.

***

Block B - NanlinA

“Senin ağzına sıçacağım Ji Hoo. Seni lime lime edeceğim. O suratına çarpan topuğu kırıp gırtlağına sokacağım. Yakaladığım anda bittin sen!!!”

Mi Na bas bas bağırdıktan ve küfürler savurduktan sonra telefonu kapattı. Şu anda inanılmaz sinirliydi. Ga In en yakın arkadaşını daha önce hiç böyle görmemişti. Mi Na’yı Ji hoo’dan mesaj geldikten sonra arkadaşının evine uğramış ve onu geçen sene kıran kırana geçen bir açık artırmadan aldığı Çin işi vazoyu kırmak üzereyken yakalamıştı. “Onun kafasında kırmalıyım bu vazoyu, şimdilik dursun” demişti genç kız.

Ga In getirdiği iki poşet dolusu dondurmadan bir tanesini çıkartıp masaya koydu, kalanını buzdolabına yerleştirdi. “Otur ve beni dinle şimdi” dedi Mi Na’ya.

“Ne kadar sinirli olduğunu tahmin bile edemem. Ama sen demedin mi günün birinde böyle birisi veya birileri karşıma çıkacak diye. Hazırlıksız yakalandın, erken buldu seni biliyorum ama Ji Hoo’nun suçu yok”

Mi Na Ga In’in sözünü kesit. “Onu mu tutuyorsun şu anda yoksa beni mi?”

“Kimseyi tutmuyorum yahu” dedi Ga In. “Ben doğru olanı konuşuyorum sadece. O çocuk senin için eskortluğu bırakmadı mı? Günde 1.000 dolar bile kazanıyorken senden hoşlandığını söyleyerek her şeyi elinin tersiyle itmedi mi? Geçmişini böyle unutamazsın, geçmişinden kurtulamazsın Mi Na. Kurtulma imkanı olsaydı inan ilk ben denerdim. Baksana şu halime, sefil bir durumdayım. Resmen aşk dörtgeni yaşıyorum. Ewon ne diyordu Tae Sub’un fotoğrafına bakıp biliyor musun? Yüzümdeki çizgilerin bile adı sen diyordu. Biseksüel olduğu halde yüzünü bana çevirtemedik. Yattık hatta biliyor musun” dedi.

Ga In bu şekilde Mi Na’nın kendi dertlerini unutacağını biliyordu. Çünkü en yakın arkadaşını çok iyi biliyordu. Mi Na’nın gözleri faltaşı gibi açıldı “Ne yaptınız, ne yaptınız? İnanmıyorum sana, yapmış olamazsın bunu Ga In” dedi. Ağzı bir karış açılmıştı.

Genç kız kafasını yaptık anlamında salladı ve konuşmaya başladı “Ayrıca hiç pişman değilim. Teni ilk tenime değdi, etini, nefesini, ruhunu, bedenini dakikalarca ele geçirdim. Arzum belki daha da arttı ama aynı zamanda da huzura kavuştu. Ama ben şunu anladım Mi Na. Ewon bana veya başkalarına ne kadar mavi boncuk dağıtırsa dağıtsın onun aklı Tae Sub’ta. Unutmak için o kadar çabalıyor ki görmen lazım. Boynun bükük, kanadım kırık ama mutlu olmaya çalışıyorum. Benim durumumun yanında sen dert ettiğin şeye bak. Ji hoo senden hoşlanıyor”

Ga In içinde her şeyi az da olsa dökmeye çalışmıştı. Bu durumun arkadaşını olumlu etkileyeceğini biliyordu. Gerçekten de öyle olmuştu. Mi Na şimdi “Fazla abarttım galiba” dedi. “Ama kavgayı görmeliydin, bana dediklerini duymalıydın. Saç saça baş başa girdik resmen”

Arkadaşı gülüyordu. Mi Na’nin içinde hep kavgacı bir yapı olduğunu biliyordu. Lisedeki büyük çete kavgasından sonra onu ilk defa böyle görüyordu. Yüzünde ve kollarında çizik izleri vardı ama geçemeyecek gibi değildi. Mi Na telefonunun mesaj bölümüne girerek Ji Hoo’ya mesaj atmaya karar verdi. “Görüşmemiz lazım. Bu akşam, aynı yerde” yazdı ve yolladı. Sonra arkadaşına dönerek “Hadi dondurmalarımıza dalalım” dedi.

***

Lion bir gece önce Tae Sub’un neden kendisini aniden terk ettiğini merak ediyordu. Acil bir işim çıktı demişti ama sonra geri dönmemişti. 12 sefer aradığı halde telefonlarına cevap vermiyordu. Ama ona güveni tamdı, o yüzden içi rahattı. Evinde kahvesini içerken gelecek için hayaller kuruyordu. Bu evi çok seviyordu ama ailesi geldiği zaman rahat edemezlerdi. Bu yüzden bugün emlakçıya gidip Tae Sub ve kendisi için Han nehrine bakan güzel ve şirin bir ev tutacaktı. Tae Sub ile beraber yaşamak istiyordu, bunu her şeyden çok istiyordu.

Kahvaltısını bitirdikten sonra biraz yüzmek için soyundu ve havuza atladı. “keşke şu anda yanımda olsaydı” diye düşündü kulaç atarken. 3 yıldır beklediği olaylar sonunda açığa kavuşmuştu. Mutluydu, çok mutluydu. Ama hala aklında ufacık bir sorun vardı. Her yerden beklenmedik zamanlarda çıkan Ewon durumu. Ondan da uzun zamandır haber almıyordu. Lion Ewon konusunda ne yapacağını gerçekten bilmiyordu. Her ne kadar Tae Sub “seni seçtim” ben demiş olsa da aklının bir köşesinde Ewon’un yer aldığını biliyordu. Daha fazla düşünmemek için kafasını suyun içine soktu ve bir sürü öyle kaldı Lion.

***

Lady Antebellum – Need You Now

Ji Hoo Seul’e yukarıdan bakan tepelerden birine arabasını çekmiş ve deli gibi her dakika telefonuna bakıp duruyordu. Daha önce 2 kere annesi aramış ve telefonda tartışmışlardı. Mi Na’nın aradığını düşündüğü sırada hayal kırıklığı yaşıyordu. Annesine bunu söylediğinde “eve geldiğinde de ben bizzat kemiklerini kıracağım senin” cevabını almıştı. Annesi oğlunu nasıl güldüreceğini gerçekten iyi biliyordu.

En sonunda telefonu yeniden çaldığında heyecan duygusu kendini göstermiş ve bu sefer mutlu olmuştu. Mesaj Mi Na’dan geliyordu ve görüşmek istemişti. Ji hoo’nun içine birden korku da girdi ama an itibariyle. Ya Mi Na ayrılmayı düşünüyorsa? Bunu söylemek için buluşmak istiyorsa. “Hayır hayır, böyle bir şey söz konusu bile olamaz” diye bağırdı. Ji Hoo. Kısa zamandır çıkıyorlardı ama çok güzel şeyler yaşamışlardı. Tamam son olan olay pek güzel değildi ama onun dışında her şey mükemmeldi neredeyse.

Kafasındaki bütün düşünceleri atan Ji Hoo, gaza basıp akşam için hazırlanmak üzere evine doğru yol aldı. Şehrin girişindeki çiçeklerden annesi için bir demet gül almayı da ihmal etmedi.

***

Ewon tahtadan yapılmış küçük iskelede otururken aklında sadece düşünceler vardı. Aklı iyi bir şey yaptığını söylüyor, kalbi ise bu yanlışı bir an önce düzeltmesini tembih ediyordu. Bir karar vermişti ve arkasında durmalıydı. Artık Tae Sub’u görmek istemiyordu. Onu her görüşünde kalbinden bir parça kırılıp canını acıtıyordu. Ve bunların tüm suçlusu kendisi. Elini yumruk yaparak suya vurdu “Beynimi sikeyim!!!” diye olanca gücüyle bağırdı. İleride küçük teknesinde balık tutmaya çalışan iki adam dönüp kendisine bakmıştı. Bağırmakta boğazı, düşünmekten ise başı ağrıyordu.

Geri dönüşü yoktu. Tae Sub’un hayatından gitmiş ve Lion’la mutlu olmasını dilemişti. Kendisi mutsuzluk bataklığından hiçbir zaman çıkamayacaktı. Bütün piyangolardan mutsuzluk çıkmıştı, geçmişinde hatalar geleceğini çok pis etkilemişti. İkilemde kaldığı anlarda hep yanlış yolu seçtiği için şimdi ceremesini yine kendisi çekiyordu.

Ewon derin bir nefes aldı “Artık mutlu olmak istiyorum, sadece mutlu” dedi.

***

Tae Sub eve geldiğinde anne babasını öptükten sonra hemen bilgisayarını alarak odasına girmiş ve kapısını kilitlemişti. Odasında kendisi ve Ewon2la ilgili ne varsa toplamıştı. Bilgisayarda fotoları açmış ve incelemeye bakmıştı. İlk gördüğü foto geçen yapmış oldukları münazaradandı. Diğer fotoyu gittikleri kafede çekmişlerdi. Kendisi burnunda dondurma iziyle çıkmıştı. 3 yıl önceki fotolara bile baktı. Ewon’u bahçede otururken, ders çalışırken, bir sapık gibi peşinde dolaşırken çektiği fotoğraflara baktı. O fotoğrafları düşünürken masanın üzerindeki çerçeve dışarıdan geçen araba yüzünden parladı.

Tae Sub yüzünü kaldırıp çerçeveye baktığı sırada kendini kötü hissetti. Lion ile beraber omuz omuza çektirmiş oldukları bir fotoydu bu. Beraber karaokeye gittikleri gece çekilmişti ve zaten o gece sevgili olmuşlardı. O yüzden önemi oldukça büyüktü.

Saçlarını karıştırarak bu düşünceleri kafasından atmaya ve işine odaklanmaya çalıştı. O sırada beyninde bir şimşek çaktı, evreka diye bağırdı Tae Sub. Yıllar önce Ewon’un bir albümü sürekli dinlediğini fark etmişti. Cesaret alıp bunu ona sorduğunda “Uzaklardan, benim ait olduğum bir yerden gelen esinti” diye cevap vermişti. Yerel ezgilerle dolu bu albümü internetten sipariş edip almıştı Tae Sub. Ewon güneyliydi ve güney müziğini çok severdi.

Odada deli gibi cdlerini karıştırmaya başladı. Ufak bir aramadan sonra istediğini buldu. İşte karşısındaydı: “Mokpo’nun sıcak müziği” Ewon’un memleketi Mokpo’ydu ve bu cdnin kapağındaki iskelenin çok ünlü bir yer olduğunu söylemişti. Tae Sub şimdi ne yapacağını biliyordu. Birikmiş parası vardı, bir ATM’ye gidip onu çekmeli ve Mokpo’ya giden ilk uçak için yer ayırtmalıydı. Şehre vardığında o iskeleyi kolayca bulacağını düşünüyordu.

***

4 Minute - HUH

Akşam olduğunda buluşma yerine gelen ilk kişi Ji Hoo’ydu. Heyecanı her halinden belli oluyordu, annesini güllerle nasıl mutlu etkiyse, Mi Na’yı da orkidelerle mutlu etmek için daha şimdiden uğurlu çiçekçim dediği yerden mi Na’ya orkideler almış, bankın boş yerine güzelce yerleştirmişti. Heyecanını yenmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordu. Önce 4 cikleti birden ağzına atarak büyük balonlar yapıp patlatmıştı. Sonra cep telefonunu havaya atıp yakalama oyununa başlamıştı. Çantasındaki not defterinde kağıtları yırtıp top haline getirerek ilerideki çöp kovasına atmaya başladığı sırada uzaktan gelen Mi Na’yı gördü. Ji Hoo’nun eli ayağına dolaştı.

Hemen kendine çeki düzen verdi, çiçeklerine son bir kez baktı ve ayağa kalkıp Mi Na’nın gelmesini bekledi. Genç kız sevgilisinin yanına vardığında gözü ilk yan tarafta duran orkide demetine takıldı. Ji hoo nereye baktığını anladığında hemen çiçekleri aldı ve “Senin için” diyerek sevdiği kıza uzattı. Mi Na “teşekkür ederim” dedikten sonra fıskiyeli havuzun tam karşısındao lan ve ikisinin de çok sevdiği banka oturdu ve “hemen konuşmaya geçmek istiyorum” dedi.

“Geçen telefondan sana küfürler savurup hakaretler ettiğim için özür dilerim Ji Hoo. Çok sinirlenmiştim, bu yüzden ağzımdan söylenmeyecek cümleler çıktı. Ama zaten olay bu değil, di mi? Beni affedeceğini biliyorum, hatta şu andaki duruşundan affedilmeyi asıl bekleyenin sen olduğu hemen anlaşılıyor” dedi.

Ji Hoo pür dikkat dinliyordu. Kulakları genç kızın dudaklarına, gözleri ise vücuduna ve yüzüne odaklanmıştı. Çok güzel bir insandı Mi Na ve Ji Hoo da bunu “Çok güzelsin, mükemmelsin” diyerek dile getirdi. Genç kız sözleri duyunca hafif bir kızarma yaşadı, sonra ise durumu toparlayarak konuşmasına devam etti.

“Seni affediyorum, ama bir şartım var. Kabul edersen hiçbir şey olmamış gibi ilişkimize ve hayatımıza devam edebiliriz”

Ji Hoo hemen cevap verdi. “Ne istersen. Ne istersen yapmaya hazırım Mi Na”

“Bunu duymam iyi oldu. O halde istediğim olay şu. Bana geçmişte Ewon ile neler yaşadığınızı ve neden aranızın şu anda bu kadar kötü olduğunu anlatmalısın. Bunu öğrenmek istiyorum. Aranızın eskiden çok iyi olduğunu sen söyledin. Neler olduğunu merak ediyorum, bu hale nasıl geldiğinizi. Anca bunu anlatırsan tam anlamıyla seni affederim”

Mi Na’nın bu olayı böyle merak ettiğini bilmiyordu Ji Ho. Ama bu kızı seviyordu, o yüzden anlatacaktı. “Tamam, anlatacağım. Ama duyacaklarına lütfen hazır ol, bunlar da geçmişten kalan olaylar. Bizi etkilemesin lütfen” dedi.

İki sevgili her konuda anlaşmışlardı. Ji Hoo köşedeki pastaneden bir şeyler almak üzere yerinden kalkarken geri geldiğinde anlatmaya başlayacağını söyledi.

***

Ga In Ewon’un neden kendisine mesaj attığını merak ediyordu. “Beni merak etme, ben iyiyim mesajı mı vermeye çalışıyor bu çocuk?” diye kendi kendine söylendi genç kız. Ewon mesajında “Mokpo iskelesine bakan evlerden biri bana ait, orada kalmaya karar verdim. Hayatımı artık burada geçireceğim. Lütfen beni merak etme ve mutlu ol” yazmıştı. Ga In kendisinden başka Tae Sub’a da aynı mesajın gittiğini düşünüyordu. Beni merak etme dediği halde bu güney şehrine yeni inmiş ve havalimanında karnını doyurup düşünüyordu. Ewon’un yanına gitmeye karar verdiği halde onu gördüğünde ne konuşacağı hakkında zerre fikri yoktu. “Neden geldin?” diye sorsa cevap veremeyecekti. Ama onu görmek istiyordu, hem de her şeyden çok bunu istiyordu. Cesaretini topladı ve kendi kendine “fighting” diyerek yemeğini bitirmek için çubuğunu eline aldı.

***

Dragonette – Don’t Be Funny

Tae Sub uçaktan indiğinde hemen bir taksiye atladı ve taksiciye elindeki cd’nin kapağındaki fotoğrafın neresi olduğunu sordu. Adam “Mokpo iskelesi, şehrin simgelerinden biridir” deyince hemen oraya gitmek istediğini söyledi. Hissediyordu, Ewon oradaydı. “Ne olursa olsun onu geri dönmeye ikna edeceğim” dedi içinden. Taksi virajlı yollardan deniz kenarına geldiğinde iskele karşılarına çıktı. Taksiciye parasını ödedikten sonra Tae Sub saatine baktı. Sol kolundaki saat 8:45’i gösteriyordu. Tae Sub, “Birazdan güneş batacak, olmadı yarın erken kalkarım. Buralarda otel vardır” dedi.

İskeleye yakın bir market bulup altılı bira aldı ve ayakkabılarını çıkartarak ayaklarını ılık suya soktu. Biralardan birini açıp başına dikti ve Ewon’u beklemeye başladı. İçindeki ses gerçekten de doğruyu söylüyordu sanırım. Uzaktan biri geliyordu iskeleye doğru. Tae Sub uzağı pek iyi göremezdi, o yüzden gelen kişinin Ewon olup olmadığına emin olamıyordu. O sırada gelen kişinin cep telefonu geldi.

Tae Sub, “Bu müzik, bu müzik” dedi. “Gelen oydu, bu Ewon!” diye bağırdı. İskeleye doğru yürüyen kişi gelen sese doğru kafasını kaldırdığında şok olmuştu. “Tae” diyebildi sadece. Çalan telefonunu kapatan ve bataryasını çıkartan kişi Ewon’du, Tae Sub tahmininde yanılmamıştı.

Ewon’u görür görmek Tae Sub ayağa kalktı ve yanına gitti. “Bu kadar kolay seni bulmam kesinlikle bir işaret” dedi. Şaşkınlıktan konuşamıyordu Ewon. Ağzından hiçbir şey çıkmıyordu. En sonunda kendini toparlamaya çalıştı ve “Burada ne işin var? Beni nasıl buldun?” diye sordu.

“Seni görmeye geldim Ewon. Düşündüm, fikir yürüttüm, geçmişi hatırladım ve seni buldum. İşte buradayım, yazdığın mektup nasıl bencilceydi bir fikrin var mı?” dedi.

Ewon duyduklarının gerçek olmamasını istiyordu. Biraz önce Tae Sun kendisine resmen bencil demişti. Ellerini sıkarak “Ben mi bencilim ha?!” diye bağırdı. “Ben mi bencilim? Bana neler yaptığını farkında mısın sen? Ne durumlara düştüm seni yüzünden, ne hallere girdim. Uzak dur hayatımdan, atlatamıyorum seni” dedi ve iskeleye oturup düşüncelere daldı.

Tae Sub yanına oturarak Ewon’un elini yüzünden çekti. “Yapma böyle, 3 sene önce bana neler yaptığın halde ben olanları unuttum ve yoluma devam ettim. Aynısını sen de yapabilirsin”

“Hayır yapmam. Ben sen değilim Tae, unutma bunu sakın. Eğer atlatsaydım yıllar önce atlatırdım. Senin onunla (adını anmak istemiyor) gördüğümde atlattığımı düşündüğüm bütün o duygular yeniden gün yüzüne çıktı. Görmeseydim, bilmeseydim keşke. Bakma bana öyle” dedi ve yüzünü öteki tarafa çevirdi.

“Ben kimse üzülsün istemedim asla Ewon. Sen benim için hep ayrıydın, içimdeki ses bunu bana hep söylüyordu. Ama geçmiş, bana yaptıkların, mesleğin, davranışların. Bunlar birleşince uzak kaldım sana, uzak kaldık birbirimize. Sen beni Lion’la gördüğün zaman neler hissettiyse, ben de yazdığım o gidiyorum temalı mektubu okuduğumda aynı şeyleri hissettim. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum” Tae Sub bunlar söyledikten sonra karşısında duran yakışıklı insanın güzel yüzünü yeniden kendisine çevirdi.

“Doğru mu bunlar Tae? Lütfen doğru olduğunu söyle sadece” dedi tüm masum ses tonuyla Ewon. Bunları söyledikten sonra gözleri Tae Sub’un koluna yöneldi. Hiç çıkarmayacağım dediği bilekliği takmamıştı, sadece izi duruyordu. Gözleri büyüdü ve “Bilekliği takmamışsın” dedi.

Tae Sub “Fark ettin demek. Evet takmadım dedi. Bunun anlamı…”

Ewon karşısındaki çocuğun cümlesini tamamlamasına izin vermeden dudaklarına yapıştı. Uzun uzun öptükten sonra “Bunun anlamı bu olmalı, başka bir anlamı” olamaz diyerek yeniden öpücüklere boğmaya başladı. İskele turistik bir yer olmasına rağmen onları bulunduğu iskele daha küçük ve kuytu bir yerdeydi. Bu yüzden tenhaydı, ama Ewon için hiçbir şey fark etmezdi. Daha önce herkesin için öpmüştü Tae Sub’u, yeniden yapardı hiç çekinmeden.

Gün batımında iki genç ayakları sulara değer küçük tahta iskelede deli gibi öpüşüyordu. Ewon, hızlıca Tae Sub’un gömleğine saldırdı ve saliseler içinde yırttı. Tae Sub “Eve gidelim” dese de Ewon burada yapmak istiyordu her şeyi. Burası onun için özel bir yerdi ve Tae Sub da hayatındaki en özel insandı.

Meme uçlarını yalarken “Ne kadar zamandır bunun hasretini çekiyorum bilemezsin” dedi. Tae Sub aldığı zevk ve hazdan dolayı zar zor konuşabiliyordu. “Ben de” diyebildi ancak. Birbirlerinin kemerlerini çözerken güneş tam olarak batmak üzereydi. Açılmış biraz şişelerinden birini aldı Ewon ve hem kendi üzerine hem de Tae Sub’un karnına döktü. Daha sonra göbek deliğini ve karnını yalayarak boğazına ve sonra da dudaklarına kadar çıktı. “Kızartana, morartana kadar öpmek istiyorum onları. Seni öperek boğmak istiyorum, eve kapatmak istiyorum” diyordu büyük bir şehvetle.

Tae Sub’un o anda hiçbir şey düşünmüyordu. Seul’de bıraktıkları umurumda bile değildi neredeyse. Ewon’un bir dokunuşu bütün duygularının yeniden açığa çıkmasına neden olmuştu. Şimdi ise ikisinin de altında boxerları vardı ve Ewon kendi elini boxerından çekerek Tae Sub’un kalbine götürdü. Tae Sub’un elini ise kendi kalbinin üzerinden tuttu. İki adamın da kalpleri deli gibi atıyordu, sanki dışarı çıkmak istiyorlardı. Eller yeniden boştayken Tae Sub iskeleye uzandı ve kendini Ewon’a teslim etti.

***

Ga In gördüklerine inanamıyordu. Havalimanında yemek seansını birazcık uzatmıştı. Atladığı taksi onu iskeleye getirdiğinde ilk başta Ewon’u görememişti. Daha sonra alanı birazcık dolaştığında ise kuytu bir yerden gelen müzik sesini duymuştu. O yöne doğru gittiğinde ise hayatının şokunu yaşıyordu. Ewon ve Tae Sub’u öpüşürlerken görmüştü. Tae Sub’a o mesajın gittiği belliydi ve Ewon da böylece kendisine bir mesaj vermek istemişti belli ki. “Beni unut, ben Tae Sub’a aidim” diyordu besbelli.

Ga In’in gözleri doldu, daha fazla bu manzaraya bakmak istemiyordu. Arkasını dönüp kayalıklardan yukarı doğru çıktı. Onlara son bir kez bakmak istediğinde ise ikisinin çırılçıplak soyunup okyanusa girdiğini gördü. Gözyaşları boşaldı ve ne yaptığını bilmeden havalimanına doğru yeniden yol almaya başladı.

Şu anda Ga In hayal kırıklıklarının en büyüğünü yaşıyordu.

Taeyang – Only Look At Me

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …