Ana içeriğe atla

Orta Avrupa’da bir güzellik: Macaristan

     “Lee ile dünya turu”nun ilk halkası Macaristan.

     Avrupa’da en sevdiğim ülkelerden biridir Macaristan. Aslında ben denize kıyısı olmayan ülkeleri öyle pek sevmem ama bu güzel diyar istisna. Hem tam başkentinin ortasından geçen, ülkeyi boydan boya dolaşan Tuna nehri var. “Lee ile dünya turu” konseptli yazıların ilk halkasını Macaristan’a ayırdım. Bundan sonra ara ara sevdiğim, sevdiğiniz ülkeleri dolaşacağız. Genel ve kısa bilgilerle bezeli yazılar olacak.

     Önce biraz Macaristan hakkında bilgiler verelim. Başkenti Budapeşte olan Macaristan’ın nüfusu 10 milyondur. Ülke AB ve Schengen’e dahildir, yani vize alırken aslında diğer schengen ülkelerinden de alabilirsiniz ama bazen sorun çıkartabiliyorlar. Vizesi diğer ülkelere göre daha kolaydır. Ülkede Tuna ve Tisza nehirlerinin dışında bir de Balaton gölü vardır. Yukarıda da dediğim gibi maalesef denize kıyısı yok, olsa tadından yenmezdi işte.

     Ülkenin en son yapmış olduğu dünya tanıtımı süper yalnız. Sloganları şöyle: “Almanlar geldi 200 yıl kaldı, Türkler geldi 150 yıl kaldı, Ruslar geldi 50 yıl kaldı. Neden siz Macaristan için 1 hafta ayırmayasınız?” Ben bu tanıtımı çok beğendim, ülke kendisiyle barışık olduğunu gösteriyor resmen. Ben gittiğimde 1 haftadan fazla vakit ayırırım ama, orası kesin yani.

     Macaristan’ı neden seviyorum? Aslında saçma gelebilir ama size de okulda, aile ortamında filan söylenmiştir. Macarları kendime yakın buluyorum, eskiden Müslüman oldukları hakkındaki söylentiler, Atilla’nin ve Emre’ye benzer isimlerinin olması, dillerinin Türkçeyle birbirine yakın olması ve birçok sözcüğün benzer anlamlar içermesi küçüklüğümden beri benim ilgi alanıma sokmuştu bu güzel ülkeyi. “Tuna nehri akmam diyor” diye söylemeye başladıktan sonra bile diğer ülkeleri değil de ilk olarak Macaristan’ı düşünüyordum ben.

     Yakın tarihe kadar Macarlar oldukça fazla sorunla baş etmeye çalıştılar, Avrupa’daki diğer orta güçlükteki ülkeler gibi. Avrupa Birliği’ne girdikten sonra büyüme oranı arttı ama şu anda yine bir duraklamadalar. Yakın zamanda ekonomi olarak daha kötüye gideceği düşünülüyormuş. O yüzden bir turist olarak gitmeli ve elimdeki dövizleri bırakıp gelmeliyim aha. Geri KDV oranı %27’ymiş ama olsun. Bundan sonra madde madde gidelim.

1. Bizim şu eski otobüslerimiz var ya hani Ikarus marka olan, işte o bir Macar markasıdır. Ayrıca Suzuki otomobilleri de bu ülkede üretilmektedir.

2. Ülkede Türkolog sayısı oldukça fazlaymış. Sanırım onlar da bizi kendilerine oldukça yakın buluyor ve bunun sonucunda birtakım araştırma yoluna gidiyorlar.

3. Ülkeden bu zamana kadar 13 kişi Nobel kazanmış. Bu sayı küçük bir ülke için gayet iyi. Bizde de inşallah Orhan Pamuk son olmaz.

4. Macarlar Sırplar gibi oldukça sportif bir millettir. Özellikle olimpiyatlarda bunu görebilirsiniz. En çok altın madalya kazanan altınca ülkedir. Ve unutmayın, ülkenin nüfusu sadece 10 milyon.

5. Avrupa’da en çok Macar kadınları intihar ediyormuş. Dertleri ney acaba? Bana böyle bir soru sorsalardı ben hiç düşünmeden İsveçli kadınlar derdim gerçi.

6. Ülkenin sanat eserleri oldukça eski olduğu için Macarlar sanata düşkün bir millettir. Küçük kentlerinden başkentine kadar her yerde çeşit çeşit heykel görebilirmişiz.

7. Macarlar için cimriler deniyor ama bilmiyorum, gittiğimde buna özellikle dikkat edeceğim aha.

8. Budapeşte’de Heroes meydanında alenen porno film çekmişler. Yasal olmadığı için ekip uyarılmış, çok enteresan diyor ve geçiyorum.

9. Bir sürü fotosunu gördüm ülkenin ve şunu diyebilirim. Mimari olarak harika bir estetiğe sahip. Eski Avrupa mimarisi çok güzel bir şekilde korunmuş. O caddelerde, sokaklarda dolaşmak büyük bir zevk olacaktır. Nasıl ki İstanbul’da Tepebaşı, Şişhane çevresinde dolaşmayı çok seviyorsam orada da aynı hazzı, belki de fazlasını alacağıma eminim.

10. Ülkede cezaevlerinde yatan mahkum sayısı 8000’miş. Bunun doğruluğundan emin değilim ama doğruysa yuh diyorum sadece, son derece güvenilir bir ülkeymiş o zaman.

11. Ulaşım konusunda oldukça iyi bir ülke. Metrosunun internet sitesine girmiştim, ciddi ciddi gelişmiş ülkelerle yarışır hani. Adamlar yer altını işlemişler bir güzel.

12. Bu ülkede Heviz isimli bir göl var. Dünyanın en büyük termal gölü özelliğini taşıyor, sağlık problemleri olanlar bu göle gidiyormuş akın akın. Göl suyu oldukça hızlı akıyormuş ve bunun sonucunda suyun her gün yenilendiği düşünülüyormuş.

13. Ülkede spor oldukça yaygın ama su topunda fırtına gibi esiyorlarmış. Denize kıyısı olmayan bir ülkeden su sporu başarıları görmek oldukça ironik. Demek ki her şeyi nehirde öğreniyorlar aha.

14. Macaristan’da görmüş olduğunuz gibi Kemal Atatürk Caddesi var. Ayrıca Mustafa Kemal Sokağı da bulunmakta ve bir parkın içerisinde Atatürk’ün büstü yer almaktadır.

15. Tuna Nehri’nde yer alan Margit Adası’nı görmemiz lazım. Turistler akülü araba kiralayarak adada dolaşıyorlarmış. Huzur verici bir güzelliği var.

16. Ülkede ayı eti yeniyor, acaba tadı nasıldır? Bir de geyik çorbası meşhurmuş. Geyikler çok tatlı ayvanlar, nasıl çorba yapmışlar onlardan diyorsanız uzak durmanız daha iyi. Ben şimdiden merak ettim ama.

17. Budapeşte’nin sokaklarında kaybolmak isterim hani. Nedense karşıma sıradan değil de çok değişik şeylerin çıkacağını düşünüyorum. Gülse Birsel Prag’da kaybolmuştu ve sürekli aynı caddede dolaşıyordu, bir yazısında bunu yazmıştı. Ben de aynısını Macaristan’da yapmak istiyorum ama benimki bile bile kaybolma olacak.

18. Aslında işin en güzel yanı trafik sorunu yokmuş, gidenler buna dikkat çekmiş hep. Benim gibi dünyanın en büyük şehirlerinden birinde yaşayıp, tek sorunu trafik olan bir insansanız Macaristan’ı sevmek için alın size bir neden daha.

     Her şey yolunda giderse en kısa zamanda bavulumu hazırlayıp, biletimi alıp gitmek istiyorum. Baktığımda uçak biletleri de oldukça ucuzdu, gidiş-dönüş 320 liraya bile buldum, insanın bunu gördükten sonra evinde durması bile hata ama işte bütün koşullar her zaman müsait olmuyor maalesef. Ama kavuşmamız yakındır Macaristan, senin şimdi böyle deli gibi fotoğraflarına baksam da, hakkında sayfalarca yazı okuyup deli gibi araştırmalar yapsam da, bir yere giderken yolsa düşünüp dursam da yakın zamanda kavuşacağız, buna emin olabilirsin.

O zamana kadar sen en güzel şeklinle beni beklemeye devam et..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…