Ana içeriğe atla

Oldum renga rengarenk.. Bir gazetecilik hikayesi

     Üniversitedeyken tarihi yarımadada gezmeyi oldukça severdim. Dersler bittiğinde kendimizi Sultanahmet’e, Gülhane’ye, Sirkeci’ye filan atardık hep. Gün gelir turist taklidi yaparak kendimizce eğlenirdik, gün gelirdik müzeleri tek tek dolaşırdık. Gülhane’yi gezdikten sonra karşımıza çıkan çay bahçesinden denizi seyreder ve mutlu olurduk.

     Ben normalde yalnız gezmeyi sevmem ama o gün Doğubank’ta bir işim olduğu için tek başıma Sirkeci’ye doğru yol almıştım. Bilenler bilir, Doğubank’ın ve arkasının olduğu sokak geniştir, böyle alabildiğince mağazalar ve geniş bir yol sizi karşılar. O yolda yürüyüp fotoğraflar çekerken karşıma kocaman bir duvar çıkmıştı. Bilgisayar çöktüğü ve beni sap gibi bıraktığı için maalesef size o duvarın fotoğrafını gösteremiyorum. Alabildiğince rengarenk bir duvar, çeşit çeşit şekiller. Gökkuşağının tam karşısında gibisiniz, sanki duvarı atlasanız bir azan altına sahip olacaksınız. O duvarı gördüğüm gibi vurulmuştum, karşısında dikilip kafamı bir sağa bir sola çevirerek incelemiştim bir süre. O günden hatırladığım en hoş hatıra budur. Ve ben o günden sonra nerede rengarenk bir şey görsem o duvarı hatırlar ve mutlu olurum.

     Sonra o duvarı yıktılar, kaldırım çalışması vardı orada ve nedense duvar uçtu. Bin bir emekle harcanmış ve o sokağın güzelliğini ortaya çıkarmış olan göz nuru duvar artık yoktu. Sanki o duvarla beraber benim de bir hayalim yıkılmış gibiydi. Halbuki ben aileme de gösterecektim, arkadaşlarıma da, sevdiğim insana da. O derece etkilemişti beni, sanki ufkumu açtı. Yıkılıp gittiğinde aynı duyguları hissedebileceğim bir yer aradım, ama bulamadım.

     Şimdi size bu küçük hikayeye neden anlattığıma geleyim. Bazen böyle küçük şeyler için gelecek hayali kurabiliyor insanoğlu. Bunu herkes yapabilir, gayet doğal. Ama benimki gibi bir gün hüsran yaşarsanız umudunuzu kaybetmeyin hiçbir zaman. Bir kapı kapanır, başka bir kapı açılır.

     Okul hayatım boyunca ne istediğini bilen bir öğrenci oldum. Orta 2’den beri mesleğim belliydi ve ben o yoldan hiç şaşmadım. Ailem karşı çıkmadı mı? Tabi ki de karşı çıktı. Gazeteci olma, iş bulman gerçekten zor olur, gel öğretmen ol sırtını devlete daya dediler. Onlar da haklıydı ama, oğullarının ileride güç durumlarla karşılaşmasını istemiyorlardı. Ülkemizin durumunu biliyorsunuz, herkes istediği mesleği yapamıyor. Bir sürü üniversite mezunu işsiz var, bazıları nefret ettiği iş için uyanıyor her gün sabahın köründe. Böyle bir ortamda kendi dikime gitmemi istemediler. Ama ben onları dinlemedim, dikime dikime gittim. Lisede sözel bölümü seçtim, aklımda sadece İletişim Fakültesi vardır. Okulda, dershanede bize verilen her ankete “gazeteci olacağımı” yazıyordum. Alternatifim bile yoktu düşünün. Sonra ne mi oldu?

     Öss yaklaşıyordu ve biz lise son sınıf öğrencileri olarak hızla ders çalışmaya devam ediyorduk. Lisede kurtulmama ve hayalim olan mesleği yapmama çok az bir zaman kalmıştı. Ama gece yatağa girdiğimde kormuyor da değildim hani. “Ya kazanamazsam?”, “Ya yeterli puanı elde edemezsem?” gibi sorular kafamı yiyordu. Hem okuldaki, hem de dershanedeki rehber hocamla konuşarak bir nebze olsun rahatlamıştı. Ama bendeki kafayı yiyecek gibi bir şey değildi. Kazanacağımı biliyordum, sadece bir ihtimal istediğim yer ve bölüm olmazsa ne kadar hayal kırıklığına uğrayacağımı düşünüyordum. Lisede çok sosyal bir insandım. Tiyatro kulübündeydim, bunun dışında hem okulun voleybol takımındaydım, hem de 2. Lig’de mücadele eden bir takımın oyuncusuydum. Dershaneye gidiyordum, etüdlere kalıyordum. Yani bunları birleştirince Lise 2 ve Lise 3 benim için inanılmaz tempolu ve yoğun geçmişti. O zaman da özellikle annem tiyatroyu bırak filan demişti, voleybola söz geçiremiyordu. Bilgisayarımın kablolarını anneme verip saklamasını istiyordum, yoksa nefsime yenilip oturuyordum bilgisayar başına.

     Ama kararlıyım, bilgisayar haricinde hayatımda bir değişiklik yapmadan kazanacaktım. Ve öyle de oldu. Beklediğimden çok daha yüksek puan aldım ve sadece 2 okul tercihinde bulundum. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Marmara Üniversitesi Gazetecilik. Eğer iletişim bölümlerinden birini okuyacaksınız İstanbul dışına gitmeyin derim. Büyük şirketler, ajanslar, dergiler filan hep burada. Yani sıkı çalışın ve İstanbul’da bir okulu kazanın. Yoksa Diyarbakır’a gitseniz, Manisa’ya gitseniz, Muğla’ya gitseniz ne olacak. Kendi mesleğinizi yapacaksanız kapağı büyük ihtimalle yine İstanbul’a atacaksınız.

     Neyse, konuya dönelim. Bu arada bunu eğlenceli ve esprili bir şekilde anlatabilirdim ama ciddi bir konuyu sulandırmaya gerek yok, zaten son yazılarımın hepsi bu şekilde. Benden mutlusu yoktu, evet yine lise gibi okula gidip eve dönecektim ama istediğim mesleği okuyacaktım. Üniversiteye başladım, harika dostluklar kurdum. Okula zevkle gidiyordum, bizim okulun öğretisi biraz daha teori ağırlıklıydı ama olsun.

     Hemen boş vakitlerimi değerlendirmem lazımdı, çünkü medya sektörüne atılacaksınız mezun olmadan önce kendinizi geliştirmeniz gerekiyor. Okulda öğrendikleriniz iş hayatınızda pek karşınıza çıkmıyor. O yüzden kendime stajlar ayarlamaya çalıştım. Siz siz olun, bu yaptığımın aynısını yapın. Çünkü staj ortamında hem çevre yaparsınız, hem iş hayatını görürsünüz, hem de ileride staj yaptığınız yere kadrolu olarak girme imkanı doğar. Ben de bu çerçevede okul stajlarımın yanı sıra 3 gazetede, 1 dergide çalıştım. Ayrıca bir sürü dergiye ve internet portalına yazılar gönderdi. Blogumu da okurken açtım, gazetecilik okuyacak olan herkese de bunu öneriyorum. Bir gazetecilik öğrencisinin kesinlikle ya blogu ya da kişisel web sitesi olmalıdır. Çünkü blogunuz sizin aynı zamanda da iş dosyanızdır. CV’nizde yazarsınız, iş görüşmelerinde görüştüğünüz kişiye sunarsınız. Çok faydalıdır.

     Kamil Koç’un Yolculuk dergisinde çalışırken –derginin adı üzerinde- yolculuk yapmam isteniyordu. Ama ben son sınıftım ve derslerim yoğundu, mezun olmalıydım ve üstüne de gayet sıkıcı tezim vardı. Bunlar birleşince seyahat planlarını dergi için yerine getiremedim ve çıkmak zorunda kaldım. O zaman çok üzülmüştüm, çünkü eğer kalsaydım ben orada dergi kadrosuna katılacaktım, hazırladığım yazılar, derlemelerim oldukça beğeniliyordu. İşte mezuniyet zamanı geldi ve ben mezun oldum. Asıl şimdi sancılı dönem geliyordu.

    Temmuz’un başında mezun oldum, o ay tatil yaptım. Ağustos’ta da dinlenmeyi hak etmeyi düşündüm ve bir ay boyunca dinlendim. Eylül’ün başında iş aramalarına başladım, sonbahar gelmişti çünkü, hem de artık çalışmalıydım. Kendimi yenilemiş ve iş için hazırlamıştım. 2 yerle görüştüm, bir tanesi Suadiye’ydi inanılmaz uzak. Diğerinin ise imkanları o kadar iyi değildi. Zaten sektörel dergiydi, girsem bile geçici olarak düşünürdüm o işi. Eylül’ün 11’inde ise 3. iş görüşmeme gittim ve 13' Eylül’de iş başı yaptım. Yani hepi topu on üç günde iş bulmuştum. Bunun en büyük nedeni ise yukarıda yazdığım kısımdı. Kendimi yetiştirmiştim üniversite zamanında.İş görüşmesinde sunacağım oldukça şey vardı. Ayrıca fikirler de oluşturdum, gazeteye ayrı fikirler, dergiye ayrı fikirler. Donanımlı bir şekilde gidince bu kadar kısa sürede iş sahibi oldum.

     Orada beş ay boyunca çalıştım, güzel anılarım oldu. Ama benim asıl istediğim yer dergilerdi. Bir dergide çalışmalıydım, gazete ortamını filan soluduğum için önceliğimi dergiye vermiştim. Sonra iş yerinde ufak bir olay oldu. Zaten o sırada görüşmelerim de vardı başka yerlerle. Bir işin olacağını hissettim, içimdeki sesi dinledim ve karşılıklı anlaşarak ayrıldım işten. Zaten girdiğimde yine geçici demiştim kendi kendime, asıl ait olacağım yer başkaydı. Detaylı hayallerim vardı benim, bir dergide çalışacak ve araştırmalar yapıp yazılar yazacaktım. Birikimimi en iyi şekilde çalıştığım dergime sunacaktım. Sonra ne mi oldu? Merak etmeyin hayal kırıklığı yer, daha güzel şeyler oldu.

     Şubat’ın 4’ünde ayrıldım ve o gün Ankara’ya gittik arkadaşlarla, Jaejoong fan meetingi için. Hatta şurada yazmıştım, okumuşsunuzdur. İstanbul’a geri döndüğümde maillerin gelmiş olduğunu gördüm. Bazıları kadronun dolu olduğunu söylüyordu, bazıları ise yazı bekliyordu. Ne olur ne olmaz diye istediğim dergilerin yanı sıra, fark etmez dediklerime de başvurdum. Ve sonra istediğim bir dergiden cevap geldi. Hemen telefon ettim, görüşme için zaman belirledik. Sonra ben görüşmeye gittim, normalde 10 – 15 dakika süren iş görüşmesi benimkinde olmadı. Biz neredeyse 1 saat boyunca oturduk konuştuk. Ben hem genel yayın yönetmenini, hem de yazı işleri müdürünü çok sevdim. Onların da beni sevdiğini düşünüyorum, ÇÜNKÜ İŞİ KAPTIM!!! İşten ayrıldıktan tam 10 gün sonra istediğim işe girdim. Derginin Mart sayısı için hazırlanan yazılar neredeyse bittiği için ben 1 Mart’ta işbaşı yapacağım. Aslında hemen başlamam için de teklif geldi ama sonra en iyisinin böyle olacağına karar verdik.

     Biliyorum uzun yazdım, o yüzden kısacası oldum renga rengarenk. Benden mutlusu yoktur, istediğim mesleği istediğim ortamda ve istediğim şekilde yapacağım. Eğer gerçekten istiyorsanız kimseyi dinlemeyin, elbet sonunda kazanan siz olacaksınız. Kendinizi en iyi şekilde yetiştirin, sonra daha yeni mezun olmanıza rağmen “size teklif gelsin bizle çalışmanı isteriz” diye. Ben hayatım boyunca bunu istedim ve çabaladım. O yüzden size de aynısını yapın diyorum. Hayatta mutsuz olacağınıza inişleriyle çıkışlarıyla kazanan siz olun.

     Bu da benim küçüklüğümden bugüne mesleğimle ilgili geliştirmeleri aktardığım bir yazı oldu. Eğer siz de medya sektöründe çalışmak istiyorsanız burada aklınıza takılanları sorabilirsiniz. Bildiğim kadarıyla elimden geldiği şekilde yardımcı olmaya çalışırım. Ben yeni “gökkuşağı duvarımı” buldum. Ama bu sefer karşıda, Kadıköy’de… ;)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …