Ana içeriğe atla

Derdini al da gel..

     İnişli çıkışlı hayatın yükü hepimizin omuzlarında yer alıyor, bu konuda bir kere hemfikiriz değil mi? Bazılarımızın yükü diğerlerine göre çok daha ağır, bazıları ise bir kuş kadar hafif. Ama ara dönemlerde hepimiz perişan, bitkin duruma gelebiliyoruz. İşte o dönemlerden birine yakalandığınız zaman dönüp bu yazıyı okumanızı istiyorum. Bu yazıyla beraber yalnız olmadığınızı, paylaşım yorumlarla beraber aslında fazla sayıda kişiyle aynı şeyleri yaşadığınızı görmenizi istiyorum. Bir nebze de olsa yükünüz hafiflerse bir şeyleri başarmış ve amacına ulaşmıştır bu yazı.

     Derdini söylemeyen derman bulamaz gibi oldukça klasik ve sikik bir cümleyi kendime tavsiye olarak almadım hiçbir zaman. O yüzden doğal olarak tavsiye de etmiyorum. Bir kere derdin mi var? Önce bunu kabulleneceksin. Bu tarz işlerin safhaları olur. Kabul ettikten sonra derin bir nefes alıp önce yaşayabileceğim en kötü durumu, sonra da en iyisini düşüneceksin. Çıkmaz bir yola girdiğimi fark ettiğim zamanlarda benle aynı durumu yaşayan insanları düşünmeye başlıyorum ben. Yalnız olmadığımı söylüyorum kendi kendime, benim gibi bir insan var diyorum sesli olarak. Açıyorum telefonu en yakın arkadaşlarıma, onlara anlatıyorum önce. Sizin de böyle bir yakın arkadaşınız eminim vardır. Tıklayın telefonu ve dökün içinizi. Gerçekten rahatlıyorsunuz. Zaten Metropol Günlüğü’nün de sloganı bunu anımsatıyor bize: “Her şeyimi anlatmak istedim. Çünkü içimde tutamama gibi bir durumum vardı”

     Benim için burası da yakın arkadaşa eş değer bir olay. En son “dert” diye adlandırdığım bir şeyi yaşadığımda okulun kantininde arkadaşımla 2 saate yakın konuşmuştum. Hararetli bir şekilde konuşmuş, konuşmuş ve soluksuz kalmıştım. Sanki burnumda değil de döktüğüm kelimeler sayesinde nefes alıyordum o sırada. İşte o soyut yük dilim sayesinde ağırlığımı omuzlarımdan almış bana “oh be” dedirtmişti. Beni destekleyen, benim için en iyisini isteyen arkadaşlara sahiptim ve o boktan durumu bu şekilde atlatmıştım. Sakın ola içinize atmayın, büyür ve önce suratınıza, sonra da çevrenize patlar.

     Anlatma kısmını hemen yapamıyorsanız yazın. Blogunuza yazın, ulu orta saçmak istemiyorsanız günlüğüne yazın. Ben eski defterlerimi yakmıştım, çünkü yaptığım salaklıklar oldukça fazla yer kaplamıştı o defterlerde. Onlara bakıp sinirli bir şekilde gülmek feci utanç verici bir durumdu. Geçmişe mazi derler, toprak örtüp siktir çektim diyerek küle dönüştürmüştüm. Mazi kalbinizde bir boşluk açar. O boşluktan içeri acı, keder, utanç, mutluluk, aşk, sevgi, üzüntü, pişmanlık gibi hisler geçebilir. O yüzden kalbinizdeki boşlukla beraber dertlerinizi de alın ve gelin. Aklınızda bir sorun, anlatmak istediğiniz bir durum, itiraf ya da saçmalamaca varsa bu yazının altına yazın. Birbirimize destek olalım, oluşturduğumuz halka ile o dertleri başımızdan atalım. İçinizi dökmek için Güzin abla yazısı bile yazıyorum şurada aha.

     Hiçbir şey olmazsa kusana kadar için lan! Ben hayatımda bir kere küfelik olmuştum. Böyle tam sarhoş olup sızmadan önce yaptıklarımı az çok hatırlıyordum. Ağzımdan çıkan küfürün ve gel öpüjem cümlesini haddi hesabı yoktu. Olur olmaz her şeye gülüyor parmağımla her şeyi gösteriyordum nedense. Sarhoş halimde kötüydü hani. Zaten sonra kafa gitmişti benim. Ertesi sabah için başımda o dert yoktu artık, inanılmaz boktan bir ağrı vardı sadece. Ama değmişti, yine de o günden beri hiç sarhoş olmadım. Aman aman diyorum. Siz dozunu kaçırmadan için ama, iyi geliyor bünyeye. Böyle ağzından tükürükler çıka çıka “Niye ben ulan?” demenin keyfini yaşayın bir kere. “Niye beni değil de o kaltak orospuyu seçti?”, “Niye ben değil de o yalak herif terfiyi aldı?”, “Çalıştığın halde neden bu dersten geçemiyorum lan?” gibi cümlelere önce bizle, olmadı içkiyle cevap arayın. (Not: Ama 18 yaşından küçüklere bunu tavsiye etmiyorum aha..)

     Dertlerini bir bohça yapıp atıştırmalık bir şeyler alarak gel yanımıza. Hemen bir sandalye kap ve birbirinden ilginç hikayeleri dinlemeye başla. Yalnız olmadığını hissettiğin anda konuşma sırası sana gelecektir. Top sende dendiği zaman dök içini ulu orta, kus bütün dertlerini. Diğerleri seni destekleyerek alkışlarken yüzündeki o masum gülümseme ortaya çıksın ve ilk adım başarıyla sonuçlansın. Birileriyle kavga etmeden, ailenle ve arkadaşlarınla kötü olmadan, yastıkları yumruklamadan “başarmanın” keyfini çıkar. Hayata daha olumlu bakmanın ve dibe vurmadığının kanıtı olarak kendine bir şarkı seç. Ne zaman aklına gelirse mırıldanmaya başla. Emin ol o şarkıyı her duyduğunda o masum gülümsemeyi de hatırlayacaksın.

     Hayata yenilmediğini gördüğümde artık daha çok kendine güvenen bir birey olduğunu farkına varacaksın. Ve bunu başardığın için kendinle gurur duyacaksın. Ergenlik dönemim hariç, ben bunları yaptım, yapmaya çalıştım. İnsanoğlu garip bir varlıktır. Yalnızlaşırsa işte durum kötüdür demektir. İnsanlar asla yalnız yapamaz, bir kişi yalnızca bu onun sonu olabilir. Bunu aşk için söylemiyorum, hayatın her alanı için geçerli bu durum. Herhangi bir olayda ulaşabileceğiniz biri yoksa aklınıza gelmiyorsa işte o zaman korkun. Ama şunu unutmayın, hiç kimse olmasa bile bu yazı var. Gelin ve tekrar tekrar içinizi dökün. Bu evrende bir toz zerresi olsak bile birleştiğimiz zaman  büyük bir “pislik” olabiliriz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…