Ana içeriğe atla

Bir sevmek bin defa ölmek demekmiş.

     Evet farkındayım başlık, fotoğraf ve hatta bu yazı birbiriyle pek alakalı olmayacak. Ama bazen zıt şeyleri bir araya getirip onlarla bir bütün oluşturmak zevklidir hani. Bugün bunu yapmak istiyor canım, sıkıcı geçen bir günü güzele döndürme çabaları da diyebiliriz tabi.

     Ben küçükken hep bir tavşanım (ya da davşanım) olsun istemiştim. Anneme bunu her söylediğimde bana verdiği cevap aynıydı: “Tamam çok tatlı hayvan ama “hayvan” gibi de sıçıyor. O sevimli şeyin hiçte sevimli olmayan dışkılarını ölsem toplamam, sen de ölsen toplamazsın” Bunun aslında kısaca “hayır” olduğunu herkes anladı tabi. Ama bir daha yanına gidip sormayayım diye böyle uzatırdı. Ben yine de giderdim. Bak şimdi şehir dışında, yazı bitince telefon açıp tavşan diyeyim de küfür etsin bu sefer bana.

Burada başlıkta yazan şarkı var.

     Hayat ne garip (vapurlar filan) Bugün bütün İstanbul, hatta Marmara’da 3 saat elektrik gitti ve ben kriz geçirmek üzereydim. Eğer kitap okuyor olmasaydım sıyırırdım herhalde kafayı. Elektrik sen cansın, canansın! Her geçen gün kıymetini daha çok bileceğiz, söz.

      Bugün teyzemle konuşurken seneye emekli olmasına bir yıl kaldığından bahsetti. Ben ise hayata daha yeni başlamıştım. Şunun şurasında 4 aydır çalışıyorum, okuyor musun diyen soran biri olduğunda hala “yeni mezunum” diye cevap veriyorum. Teyzem yılları devirmiş ve rahata ermek üzereydi, ben ise onun iki adımcık ötesinde olmama rağmen yıllar sürecek bir maceranın en başındaydım. Eve dönerken inanılmaz kalabalık ve berbat olan otobüste bunu düşünüp durdum. Acaba yıllar beni nereye taşıyacak? Yukarıya mı çıkacağım, dibe mi batacağım? Önümde sadece iki hayal kalmışken onların gerçekleştirebilecek miyim? Ne olaylar yaşayacağım, kimlerin hayatına tanık olacağım, bu hafif bozulmaya başlayan gözler neler görecek? gibi sorular kafamda dönüp durdu. Ben bazen, soru işaretleri arasında kaybolurum...

     Sex and the City izleyenler bilir. Carrie olayları anlatırken kızların buldukları kişilerin önce hoş özelliklerinden bahseder, ama en sonunda parantez açarız “tek sorunu” var der ve konuşmayı bitirir. Cidden gerçek hayatta da bu durum böyle. Karşımıza biri çıktığında, her şeyin önce süper olduğunuzu, eksik bulunmadığını görüyoruz. İlk izlenimden sonra o ağız açıldığında konuşmanın herhangi evresinde “lanet bir cümle” kulağımıza giriyor. Bu cümleler genelde şöyle oluyor: “Sevgilim de bu kitabı çok seviyor” - “Ailemden nefret ettiğim kadar kimseden nefret etmiyorum, gebersinler” –  “Üzgünüm, aynı takımda değiliz (bomba aha)” - “Kıro, göbekli, çırpı bacaklı, kıskanç, sivilceli, çekik insanlar bence boşuna oksijen alıyor” - “İlişki dediğin önemsiz, asıl önemli olan seks” (Bundan sonra fonda Adına da Derler Seks çalsa keşke) gibi cümleler. İşte o süper insan karakter kafanızda yerle yeksan oluyor. Küçük detaylara önem veren bir insanımdır, aynı zamanda bu küçük detaylarla da oldukça mutlu olabiliyorum. Kafaya takarsam böyle bir şeyi, sittin sene atamıyorum aklımdan. Ne zaman o insanı görsem dediği, yaptığı şey aklıma geliyor fellik fellik kaçacak ya da konuyu değiştirecek bir şey aramaya başlıyorum. O yüzden gerçek hayat Seks and The City’e benziyor, benziyor da keşke iyi yönleriyle de benzese lan!

     Geçen bir arkadaşımla konuşurken bloguma her şeyi döküyorum sanırım ben demiştim. “O zaman işi daha da ileriye taşı. Mesela ilk bakirliğini anlat” demişti bana manyak. Oha demiştim, ama sonra nette bakınca cidden bu olayı anlatanların olduğunu gördüm. O yüzden şimdi anlatmaya başlıyorum…  Yok yok, o kadar uzun boylu değil aha.

     3 ay oldu sanırım Kore dizisi izlemeyeli. Ama sahalara geri dönüş yapmamı sağlayacak bir dizi gördüm. Color of Woman ile Kore dizileriyle tekrardan kucaklaşacağım. Ondan sonra çok sevdiğim bir oyuncunun dizisi olmadığı sürece bakmam sanırım. Kore dizilerinden bu aralar soğudum ben, artık eskisi gibi tatlı değil, ekşi bir tat bırakıyor ağzımda. O yüzden uzak durmak en iyisi daha fazla soğumadan.

     Uzun süredir radyo programı ve sevdiğim bloggerlarla eğlenceli röportajlar yapma fikri aklımda dönüp dolaşıyor. Hangisi önce olacak bilmiyorum ama yakın zamanda gelecek, kafaya koydum. Aynı zamanda Tutkulu İlişkiler Çıkmazı da bu hafta geliyor, boşlamak istemiyorum artık daha fazla. Size bir sürprizim daha olacak, kafamda tam olarak şekillendiği zaman açıklarım artık onu da.

     Uluşa sesleniş kısmını da geçtikten sonra bu yazıyı bitirebilirim. Arada böyle iç dökme ve karalama tarzında yazılar iyi geliyor, kendimi daha yenilenmiş hissediyorum. Şimdi yenilenmiş Lee’ye şu yukarıdaki davşanı alıp annesini de ikna edin, hadi. Sevindirin şu garibi…

Benim içim güzel…

Göksel & Lee

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…