Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir şarkıya aşık olabiliyorum

Müzikle yaşayan, müzikle hayata tutunup moral bulan bir insanım. Dünyada müzik gibi bir güzellik olmasaydı büyük boşluğa sahip olurdum. Her gün Facebook’ta, Twitter’da ve diğer ortamlarda şarkılar paylaşıyorum, insanların dinlemesini istiyorum. Sevdiğim bir parçayı başkalarıyla paylaşmak bana çok cazip geliyor. Bu mükemmellikleri herkes dinlesin, herkes keşfetsin istiyorum.Yeni bir şarkı keşfettiğinde hissettiğim mutluluk tarif edilemez bir düzeyde oluyor. Deli gibi dans ediyorum, kendimi şekilde şekile sokuyorum. Bok gibi sesimle çığırıyorum, karaoke yapıyorum. Bazen rüyalarımda bir Kpop idolü olduğumu bile görüyorum aha. Lee’nin Kpop Serüveni isimli “rüya” dizim son sürat yeni bölümleriyle beynimin içinde gece yarısı devam ediyor. Televizyonda ya da dışarıda bir yerde hoşuma giden bir melodi duyduğumda hemen kulak kesiliyorum. Cep telefonumu elime alarak koşturuyor, Shazam veya SoundHound’u açıyorum. Bu sayede bilmediğim o güzel şarkıları keşfedip arşivimi daha da genişletiyorum. Te…

[Blog Tur] Obsidiyen - Jennifer L. Armentrout + Yazar Biyografisi

KitapObsidiyenYazarJennifer L. ArmentroutYayıncıDEXYayın TarihiAralık 2012TürFantastik, Romantizm, Genç-YetişkinTANITIMHer şeye yeniden başlamak çok berbat.Annemle birlikte Batı Virginia'ya taşındığımızda, kendimi sıkıcı işlere adamıştım, ta ki tüyler ürpertici yeşil gözleri ve kaslı vücuduyla yan komşumuz karşımda dikilene kadar. Ama işler tahmin ettiğiniz gibi gitmedi. O, ağzını açtı. Daemon hem kabaydı hem de kendini beğenmiş bir pislikti. Birbirimizden hoşlanmamıştık. Tam hikâye burada bitiyordu ki bir kazaya uğradım ve Daemon zamanı dondurarak beni kurtardı. Yakışıklı uzaylı komşum üzerimde bir iz bırakmıştı. Yanlış okumadınız. O, bir uzaylı. Daemon ve kız kardeşinin yeteneklerini çalmak isteyen düşmanları vardı ve Daemon'ın bıraktığı iz bütün düşmanları başıma toplamıştı. Bu korkunç durumdan canlı kurtulmak içinse tek yapmam gereken üzerimdeki uzaylı izi etkisini yitirene kadar Daemon'ın yanından ayrılmamaktı.*** Bu tanıtım bile insanların oldukça ilgisini çekebiliyo…

Sonunda “onu” buldum - (mu?)

Bu şarkıyı dinleyerek yazıyı okuyun.Kış mevsimi asıl yüzü olan soğuğu yavaş yavaş gösterirken ben de rutin hayatımdan sonunda kurtulmuştum. Her şey çok güzeldi. Yeni yerler, yeni müzikler, yeni yüzler… İnsan sanki yeniden nefes aldığını hissediyordu. O derece etkilemişti beni… Ama daha da etkileyen bir durum vardı. Duvara toslamış gibi hissettiren, kalbimin güm güm çarpmasına neden olan, ağzı açık ayran budalası gibi bakmamı sağlayan bir durum. Böyle bir güzellik, böyle delici bakışlar olamazdı.Tek başıma iki tarafını da ağaçların sarıp sarmaladığı harika bir yolda yürüyorum. Önümdeki tabelada “Yeşilköy – Sahil Yolu” yazıyor. Kenarda bir bisiklet yolu var, arada sırada bisiklet süren insanlar geçiyor. Rüzgar hafif ama etkili bir biçimde esiyor. Sokak insana huzur veriyor, normalden daha uzun olması da işime geliyor. Neden o sokakta yürüdüğümü bilmiyorum, belki de beni ayaklarım oraya sürükledi. Yalnız olmaktan sıkıldığımı söylediğim anlarda hayatım harika insanlar tarafından işgale uğ…

BEAST / B2ST: Zirveye ilerleyen grup…

“K-Pop’u sevme nedenlerin neler Lee?” diye bir soru soralar bana, eminim çok farklı ve bir sürü cevap verebiliriz. Ama bu vereceğim cevaplar arasında ilk sırada kesinlikle “Dinlediğimde mutlu oluyorum” cümlesi olurdu. Çünkü gerçekten birçok K-Pop grubu insanlara mutluluk, enerji ve eğlence sunuyor. Ve ben bu grupları daha çok seviyorum.Beast Kore’nin inci gruplarından biri. Onların olduğu yerde kalite de var oluyor, eğlence de, mutluluk da… 2009’da çıkış yapmış olmalarına rağmen 3 yılda inanılmaz bir ilerleme kaydettiler. 4Minute ile beraber Cube Şirketi’nin gözbebeği oldular. Şimdi benim bu güzel grup hakkındaki görüşlerime gelelim.Açılımı “Boys to Search for Top – BEAST: Boys of the East Standing Tall) olan, 6 kişiden oluşan bu grup, benim doğum günümden bir gün sonra, yani 14 Ekim 2009’da çıkış yaptı. Daha çok benim için müzikleriyle ön plandalar, kaliteli müziklerini keşfetmem her ne kadar geç olsa da, hayranları sayesinde kısa zamanda derinlere inebildim.Bu grup hakkında yanlış a…

Gangnam Style’ın cılkını çıkarmak!

Çıktığı ilk güne bu yana popülaritesini katmerleyerek ışık hızında yol alan Gangnam Style, şu sıralar bütün dünyayı avucunun içine almış durumda! Güney Koreli şarkıcı PSY’ın 6. albümünün çıkış parçası olan Gangnam Style’ın bu kadar patlamasında klibinin, hareketli müziğinin ve at dansının etkisi ise oldukça büyük. Kısa zamanda küresel çapta bir fenomene dönüşen bu şarkıyı artık her yerde duyuyoruz. Ama sizce de bu biraz fazla olmadı mı?Kore ve K-Pop severler bu kadar ilgiye genelde “ya biz demiştik” tarzında bakıyorlar. Çünkü bundan önce Korece şarkıları sevdiğimizi söylediğimizde uzaylı görmüş gibi bakan arkadaşlarımız artık “Op op op oppan Gangnam Style” deyip duruyor. Bir de “Sexy lady” kısmını, kalanı yok tabi… Dünyanın bir çok ülkesinde parodisi yapılıyor, herkes kendi diline çevirip söylüyor, reklam müziği olarak kullanılıyor. Ama bunların hepsini bir arada yapan sayılı ülkelerden biriyiz. Çünkü bizim milli gururlarımız(!) çok fazla: Nihat Doğan, Atilla Taş (Athillas Thasos) Doğ…

Kimse için değil, kendiniz için yaşayın

Biraz oradan, biraz da buradan gideceğiz bu yazıda…Hepimiz ailemizden en az bir kere “Elalem ne der?”, “Komşular ne der?” “Millet ne söyler?” cümlelerini duymuşuzdur. Benim en sinirime giden durumlardan biriydi bu.Neden insanlar başkalarının ne söyleyeceğini ya da ne düşüneceğini bu kadar önemser? Başkalarının gözündeki değer olayı bu kadar önemli midir? Bence hiç değil. Çünkü zemin sağlam değil. Erkekler için küpe takma, dövme yaptırma, dar tişörtle giyme, biz kızla gözükme, serseri gibi gözüken çocukla arkadaşlık etme gibi olaylar bu soruları beraberinde getiriyor. Millet ne der? Ne sikim derse desin, zerre sikimde değil benim. Kızlar için durum daha da vahim. Kısa giyme, fazla makyaj yapma, hava kararmadan evde ol, bir erkekle gözükme, hatta mahalleden dışarı çıkma… Bu listeyi oldukça uzatabiliriz de. İşi gücü olmayan bazı gerizekalı insanların hakkımızda atıp tutması bizi belki etkilemiyor ama ailemizi neden etkiliyor? Bunu gerçekten anlayamıyorum. Gazetelerde bile bazen görüyoruz…

Hayat gerçekten çok güzel

Okuyanların ağzı sulansın diye böyle “leziz” bir foto koydum.Sonbaharı hiçbir şekilde hissetmediğimiz bu sonbahar günlerinde siz de kışın gelmesini eminim benim gibi istemiyorsunuzdur. Keyifli günlerin sonlarına doğru emin adımlarla yaklaşırken İstanbul’un canlılığından hiçbir şey kaybetmemesine ne kadar sevindiğimi anlatamam.1.5 aydır evden çalışan bir insan olarak öncelikle bu konu hakkında birkaç şey yazmalıyım. Sabahın köründe kalkıp meşhur mu meşhur İstanbul trafiğinde işe gittiğim zaman diliminde evden çalışmayı nasıl mumla aradığımı anlatamam. Kader yüzüme  güldü ve evden çalışma şansını yakaladım. İlk 3 hafta filan gayet mutluydum ama sonraları yavaş yavaş sıkılmaya başladım. Tamam, gayet geç uyanıyorum, işlerimi üzerimde en rahat pijamalarım varken yapıyorum ama aynı zamanda da bir grup sosyalleşme olanağım bile olmuyor. Zaten iletişim okuyan biri olarak adı üzerimde ben bir iletişim insanıyım. Toplantılara ve röportajlara gitsem bile vaktimin çoğu evde geçtiği içtin sıkılıyo…

Bazıları…

Hepimizin aslında birilerinin “bazıları” dediği kategoriye bir kerelik olsa bile girmedik mi şu hayatta? Genellemelerde kaybolup yara aldık, derin izler oluşturduk. En sonunda durulmaya ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüzde ise geç kaldığımızın farkına vardık. İnsanlar ise hala “bazıları” demeye devam ediyordu.Bazıları sevmek, sadece sevmek ister.Bazıları önüne çıkan her şeyi yıkmak ister. Onlardan kurtulup, yeni bir soluk almak ister. Bazıları geçmişe mazi çeker, yeni bir defter açar.Bazıları tabularını yıkmak ister, yenilere açık olmayı arzular.Bazıları ipin ucunu kaçırdığını düşünür, düzelmek ister.Bazıları kötülükle beslenir, bunun sonuçlarını hiçbir şekilde düşünmez.Bazıları acı sever, mazoşistliğin ruhunda gezdiğini iddia eder.Bazıları aldatır, buna da uygun bir bahane bulmaya ihtiyaç bile duymaz. Bazıları başkalarına uyar, düşünmeden onların peşine takılıp gider.Bazıları sevgiye açtır, sokak sokak dolaşıp birinin onu bulmasını ister.Bazıları kıskançtır, hayatı hem kendisine hem d…

Cinsellik tabu olmamalı

Okurken bu şarkıyı dinleyin, çok iyi gidiyor.Hem başlığı, hem de fotoğrafı gördünüz. Bu yazı “ben +18’im” diye bas bağırıyor. Ona göre okuyun der, hemen konuya girerim. Fotoğraf seçiminde ilk defa sınırları zorladım, bundan dolayı da hiç pişman değilim. Her şeyin ilki vardır aha. Bu blogda daha önce cinsellik, yazı içerisinde yan roldeydi hep. Sadece Tutkulu İlişkiler Çıkmazı’nda ön plana çıkmıştı. Çünkü yazdığım hikayelere cinsellik eklemeyi seviyorum. Hatta yazdığım hikayeler arasında sadece 1-2 tanesinde cinsellik yoktur diyebilirim. Lee’nin 50 Tonu tarzında takılıyorum işte. Bu zamana kadar hikayedeki cinsellik temalarıyla ilgili hiç yorumsuz yorum almadım. Çünkü derinlemesine işlemeye çalıştım, altında haklı ve geçerli sebepler sundum. İnsanlar da bunu sevdi diyebilirim.Cinselliği ayıp, kötü, kaka, pis, tabu olarak nitelendiren bir insan değilim. Hayatım boyunca da hiç olmadım. Ailem bana cinselliği pis bir şeymiş gibi anlatmadı. Günah olaylarına girmiyorum, sonuçta o kişinin ken…

Dolu dolu gülmek isteyenler için: ATM Er Rak Error

Bazı filmler vardır ya; izlerken hiçbir saniyesinde sıkılmaz ve inanılmaz bir keyif alırsınız. Ama bu filmler nadir bulunur, bazen rastgele karşımıza çıkar. İşte geçenlerde ben de aynı durumu yaşadım. Karşıma mükemmel bir film çıktı, hem de yine Tayland yapımı. Tayland filmlerini hep sevmişimdir. Daha önce favori filmim olan Bangkok Traffic Love Story ve First Love hakkında burada yazmış, Hello Stranger hakkında da görüşlerimi belirtmiştim. Tayland romantik-komedilerine bayılıyorum, adamlar cidden işin altında layıkıyla kalkabiliyorlar. Ve şimdi yine bir öneri ile karşınızdayım. 2011 yapımı ATM Er Rak Error, katıla katıla gülmek isteyenler için ilaç niteliğinden bir film. Şiddetle tavsiye ettiğimi yazının hemen başında belirtmek istiyorum.

Konuya gelirsek; Sua ve Jib aynı bankada çalışan iki sevgilidir. Ama bankanın kurallarından olan “ilişki yasağını” deldikleri için aralarında tartışma yaşanmaktadır. Bankanın bu sıkı kuralı onları evliliğe zorlar. Evlenmeye karar veren çift, evlendi…

Tanrı Misafirleri Oteli: Okuyanlar oldukça etkilenebilir

Küçük İnsanlar PazarıYazar Timur Soykan’ın kitabındaki çocuklarla olan bölüm çok çarpıcı. Bütün içtenliğiyle, samimiyetiyle, gerçekliğiyle karşımızda. Küçükpazar'a doğu ve güneydoğudan gelen çocuk işçilerin zor şartlar altında para kazanıp ailelerini geçindirme derdinden bahsediliyor.Küçükpazar İstanbul'a göçle gelen parasız, fakir insanların ilk duraklarından. Bu adı gibi küçük olan yerde sıra sıra hanlar bulunmakta. Bu hanların içleri, bekâr odaları denilen ve içinde 8 – 10 kişinin hep beraber kaldığı odalardan oluşuyor. Bazılarının akraba - amca, dayı çocukları, hatta kardeş oldukları - , diğerlerinin ise birbirlerini tanımadıkları bir yer burası. Doğu ve güneydoğu illerinde 10 yaşına basan çocuklar göç için hazırlanmak durumundalar. 10 yaş onlar için bambaşka bir hayata adım atmak demek. Yaşadığı köyden, ailesinden, arkadaşlarından, evlerine yakın olan yüzdüğü dereden, okulundan, kısaca çocukluğundan uzaklaşmak demek. Hiç bilmediği koskocaman bir şehirde, belki de hiç bir …

Neden Kore’ye bu kadar bağlandım?

Hepimizin zaman zaman bağlandığı bir obje/kişi/grup/yer benzeri bir durum olmuştur. Bazıları gelip geçici, bazıları ise kalıcıdır. Kalıcı olduğunu ne zaman mı anlarız? Vaktinizin çoğu o şeyi düşünmekle mi geçiyor? Normalde alakalı olmayan bir şey aklınıza bağlandığınız nesneyi mi getiriyor? Başka insanlara aşılamak için üstün bir çaba harcıyor musunuz? Eğer bu sorulara cevabınız evetse kalıcı bir bağımlılıkla baş başasınız demektir. Malumunuz bu blogda Güney Kore ile ilgili bir çok yazı yazdım, yorum yaptım. Uzakdoğu’nun bu şirin yarımada ülkesi beni kendine nasıl mı bağladı? İşte bu yazıda bunu açıklığa kavuşturmayı istiyorum. Kemerlerinizi bağlayın, havayolu şirketimiz bizi şimdi Seul’e götürecek. Kore son yıllarda dünyada en büyük atak yapmış ülke. Tanıtım, müzik, sinema, dizi, grafik ve mimari alanlarında oldukça üstün bir başarı gösterdiği su götürmez bir gerçek. Resmen diğer ülkeleri bu konuda dövüyor. Tıkandığı yerler tabi oluyor, ama bunu da başka alanlardaki başarılarıyla üst…

Dilime güzel bir şarkı dolamışım

Artık Metropol Günlüğü'nün havasının değiştiğini söyleyebilirim. Önceden daha "geyik", daha komik, daha gülümsetici yazılar yazarken bu sıralar kendimi ciddiyet kabının içine koydum. Ayrıca bu kaptan memnunum da. Ama yine de eski "ben"i özlüyorum biraz. Bu yüzden eğlenceli bilgilere geri dönüş yapacağım. 

Bu giriş duyurusuydu. Şimdi ana konumuza geçiş yapabiliriz. 

Beklentilerle dolu bir yaşama alışık olmayan bünyem bugünlerde biraz tutuk. Kendimi mutlu etmek için bol bol sahil yürüyüşü yapıyorum, internette gezinirken Japonya ve Kore hakkında fotoğraf, bilgi araştırıyorum (Hatta dün sizle de paylaşmıştım) Bol bol müzik dinliyor ve hayal kuruyorum. Farkındaysanız yaptığım bu feromon etkisindeki güzelliklerin biri hariç hepsi bedava. Maddi ve manevi olarak bir şey harcadığım yok, bu da beni daha da mutlu ediyor diyebilirim.

Peki ben başarıyı hak eden bir insan mıyım? 

Aslında bu soruyu kendim vermek yerine başkalarından duymak isterdim ama rahatımı bozup kıçımı kald…

Bırak inceldiği yerden kopsun

Bugünlerde kafamı kurcalayan bir durum var. Fazlaca düşünüp durduğum için kötü bir özelliğim yeniden gün yüzüne çıktı. Ben hiçbir şeyi kolay bir şekilde kopartıp atamıyorum!!!Hayatımdan kolay bir şekilde insan çıkartmıyorum. Yanlış olduğunu düşündüğüm durumları karşı tarafa iletirim. Hatta arkadaşlarımla uzun uzun konuşurum da. Ama iş tamamen silmeye gelince bir durup düşünüyorum. Acaba nasıl bir tepki verecek? Üzülür mü? Kızar mı? Ne hisseder? Bu tarz sorular kafamı kurcalıyor. Facebook ve Twitter’dan insanları arkadaşlıktan çıkartıp takip etmeyi bırakmadan önce soluklanıp kafa yormuşluğum var yahu. Oldukça gereksiz bir durum, zaten çıkarmak isterken neden karşı tarafı düşünüyorum ki? Fazla mı optimistim? Fazla mı salağım? Fazla mı safım? Tek bildiğim fazla düşünüyor olmam. Neyse ki bu konuda gelişme kaydedebildim. Artık düşünceler denizinde boğulma tehlikesi geçirmeden elim fareye rahatlıkla gidebiliyor.Yukarıdaki konuda gelişme gösterdim ama diğerleri için hala iyimser bir adım ata…

Hayatımı baştan aşağı yenilemek istiyorum

Hellooooooooooooooooooooooooooo2012. Once again. LEE is coming back. Hellooo..Bu kişisel bir yazıdır. Bu sefer hemen girişte söylemek istedim. Hayat akışımla ilgili gelişmelerden, neler yaptığımdan, neler yapmak istediğimden ve son zamanlardaki düşüncelerimden, beğenilerimden, yermelerimden bahsetmek istiyorum. Gün içerisinde yeterince uyuyamazsam doğru düzgün bir iş yapamadığımı tam anlamıyla anlamış bulunmaktayım. 5 sayfalık bir proje hazırlamam gerekiyor ama bugün tek harf bile girmedim. Ama eminim Cuma’ya kadar çoktan bitmiş olacaktır. Size de oluyor mu böyle? Yalnız ben bütün gün iş yapamıyorum. Gördüğünüz gibi anca kendime geldim ve buraya yazıyorum. Bu huyumdan vazgeçmem lazım. Arkadaşım bir vitaminden bahsetti ama ilaçlarla aramda soğuk bir mesafe tutmayı sevdiğim için yakın bulmadım bu durumu. Bu bloga okuyanlar 24 saatten şikayet ettiğimi iyi bilirler. Yine şikayet etmek istiyorum. Ama bu sefer saat saat gidelim. 7.30 Uyanma. 8.00 Evden çıkma.9.30 İş başı yapma.12’ye kadar h…

Tatile gidiyorum

Şarkımız bu olsun”Aslında bu yazıyı bu kadar geç yazmayacaktım. Nedense elim bir türlü klavyeye gitmedi, sanırım tatil modunda biraz erken girdim.Başlık aslında her şeyi anlatıyor ama iki satır karalayayım dedim. İşimde daha 6 aydır çalışmama rağmen izin kullanıp tatile gidebildiğim için çok şanslıyım. Kuzenimin Türkiye’ye gelmesiyle tatil zamanının denk gelmesi ise ayrı bir mutluluk. Oldum olası denizi, güneşi sevmişimdir. Kültür turları da güzel ama dinlenmek, deli gibi gezmek, denize girmek üçlüsünün yerini tutamaz diye düşünüyorum. İnsan o kadar çalıştıktan sonra iyi bir tatili hak ettiğini düşünüyor.Balıkesir – Akçay’a gidiyorum. Huzurlu, eğlenceli ve dinlendirici bir yer. Eskiden Ayvalık’a giderdik, orası daha hareketliydi. Bu sene ise oraya –ve Cunda Adası’na- günü birlik gideceğiz. Bayram tatili haftayla birleşseydi Bodrum’a geçme planlarım vardı ama olmadı. Onun yerine İstanbul’a geri dönüp Cuma akşamı Zonguldak’a geçiş yapacağım. Biraz hareketli bir ay olacak benim için. Ta…

Her şeyi okumak istiyorum

Her şey ben küçükken annemin bana “kelime” öğreten çocuk kitapları almasıyla başlamış. Annem oldukça idealist bir kadındır. Kafasına bir şeyi koyarsa kesinlikle yerine getirir. Şu hayatta eğitime de inanılmaz derecede önem verir. O yüzden daha ben küçücükken eğitime başlamış. Okula başladığımda okuma yazmayı biliyordum. Hatta ilk gün hoca çizgiler çizdiriyor diye sıkılmış ve okuldan kaçmıştım. Bir an önce okumaya geçmek istiyordu sanırım canım. Okula başladığım günden sonra da elime ne geçerse okudum. Hem de deli gibi…Etrafımı gözlemlemeyi oldukça seven biriyim. Özellikle bilmediğim bir güzergahta ilerliyorsam sürekli etrafıma bakarım. Otobüste, tramvayda, trende giderken sürekli yollardaki tabelaları okurum. Hatta bir ara abartıp gördüğüm internet sitelerini not alıyordum. Sonra da eve gelip giriyordum. Merak işte…Kapının önüne bırakılan broşürleri, yemekhanede her gün oturduğumuz masanın üzerine bırakılmış olan ilanları filan hep okurum. 3 harf yan yana geldiğinde sanki ben de onlar…

BIGBANG’e teşekkür ediyorum

Şu son günlerde Bigbang’e iyice doyduğumuz için böyle bir yazı yazmak istedim. Bigbang hakkında ne kadar yazsam yetmediği için bu yazı bittiğinde de eksik yerler bulacağımı biliyorum. Öncelikle sizin gibi harika 5 insanı bir araya getiren Papa YG’e teşekkür ediyorum.İlk çıktığınız zaman sizi eleştirenlere hiçbir şekilde kulak asmadığınız için teşekkür ederim.Bir sürü harika şarkı yapıp bize sunduğunuz için teşekkür ediyorum.Şarkıları kendiniz yazdığınız için teşekkür ediyorum. Bigbang başkasının yazdığı sözleri değil, içinden geçenleri bize ulaştırıyor.Mükemmel uyumunuz için teşekkür ediyorum.Zor zamanlar geçirdiğiniz halde güçlü bir şekilde durup daha da harika bir geri dönüş yaptığınız için teşekkür ediyorum.Haru Haru, Lies, Monster, Tonight, Fantastic Baby gibi hitler yapıp bizi hem coşturup, hem de duygusallaştırdığınız için teşekkür ediyorum.Hiçbir müzik grubuna benzemediğiniz, özgün ve farklı olduğunuz için teşekkür ediyorum. YG Papa’ya yasaklanan GD şarkılarından sözlerin değiş…

Mutlu olmak aslında çok kolay..

Hayatımın en mutlu dönemlerinden birini yaşadığımı söylemek istiyorum. Her geçen gün Allah’a şükrediyorum.İnsan kendi çalışmaya başladığında bazı şeylerin “daha bir” farkına varıyor.Ben daha sabırlı olmayı öğrendim. Bir kapının kapanıp, başka –ve daha iyi- bir kapının açılabileceğini öğrendim.Kendi alın terimle kazandığım paranın daha güzel ve değerli olduğunu öğrendim.İş hayatının zorluklarını, güzelliklerini şu kısa sürede gözlemleyebildim.Çalıştığım ve bir işin peşini kovaladığın sürece tuttuğumu koparabileceğimi öğrendim.İyi bir işe, iyi patronlara sahibim. Sürekli çalışmıyorum, dinlenecek zamanım bol bol oluyor. Ayrıca sürekli farklı insanlarla iletişim halinde oluyorum.Ekstra olarak bir sürü de hediye geliyor hani : )Bunun yanı sıra proje olayına alıştığımı ve bunu çok sevdiğimi söylemeliyim.2 farklı yere 2 adet proje sattım ve bunlardan güzel paralar kazanıyorum. Proje olayına gücüm yettiğinde devam edeceğim. Hem yaratıcı tarafım gelişiyor, hem CV’m doluyor, hem de cebim. Bu du…

Elini uzattı. Tutmadım…

Hava berbat derecede sıcak. İnsanlığın yaz mevsimindeki huysuzluklarının bir nedeni bu sikindirik havalar. Arada rüzgar hafif bir şekilde esse de başımızı ağrıtana kadar güneş ışığına maruz kalmadan işlerimizi halledemiyoruz. Ben kendi içimden söven biriyim ama bazıları bunu fiziksel bir şekilde dışa vurabiliyor. Bu gibi havalarda en iyisi evde oturmak. Ben de dün bütün gün hem evde dinlendim, hem de açılmayan birkaç kolimi didik didik ederek yerleşme işlemimi tamamladım. Taşındığımız sırada odamın derinliklerinde geçmişime ait bir sürü obje ve yazı buldum. Bazıları tamamen aklımdan çıkmış. Elimde aldığım bir defterin sayfalarını çevirdiğimde kaç kere “ha siktir” dediğimi bir ben bilirim. Bilinçaltım bana büyük bir oyun oynuyor olabilir. Keşke unutmak istediğim bazı boktan olaylar ve bazı boktan kişiler ile ilgili de bilinçaltı bu denli iyi çalışabilseydi. Sizi bilmem ama ben bazen geçmişi düşünerek “acaba şu olayın sonunda evet ya da hayır deseydin nerelere doğru sürükleneceksin?” di…