Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

80 şarkıda devr-i alem.. - [1. Nota]

Sizi bilmem ama ben büyük bir etnik müzik hayranıyımdır. Bu yüzden arşivimde bir sürü ülkede güzel parçalar bulunmakta. İlk başta o ülkelerin yerel müziklerine ilgi duyarken, zamanla popüler, slow filan diyerek her türlüsünü dinlemeye başladım. Bu, bana inanılmaz zevk veriyor. Ne zaman herhangi bir ülkeden güzel bir şarkı keşfetsem, çocuklar gibi mutlu oluyorum. O duyguyu size anlatamam. İşte bu yüzden hem blogumda ölümsüz olmasını, hem de sizinle paylaşmayı istedim bu süper şarkıları. Başlık aslında zaten her şeyi açıklıyor değil mi? :)     Otobüste işten eve dönerken aklıma geldi bu fikir. “Süper” dedim, bunu en kısa zamanda yapmalıyım. 80 şarkıda dünyayı dolaşacağız arkadaşlar. Ama 80 ayrı ülkeye gitmeyeceğiz tabi, bazı ülkeler ağırlıklı olabilir. 10 bölümden (notadan) oluşacak, her yazıda 8 parça tanıtacağım sizle. Bazen Kafkasya’ya gideceğiz, oradan Güney Amerika’ya geçeceğiz. Uzakdoğu çay içip dinlerken, birden kendimizi İskandinavya’da bulacağız. Balkanlar’da kendimizi orta…

Nintendo Wii: Oyun oynamak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.

Ben bir oyun canavarıyım, öyle böyle değil hem de. Ne zaman sevdiğim bir oyunun başına otursam saatlerce kalabilirim. İşte Nintendo çıkarmış olduğu son ev konsolu olan Wii ile beni daha da bağımlı yapmayı başardı. Peki nedir Wii? Diğerlerinden neden ayrılır? Kızlar, çocuklar sever mi? Ailecek başına geçilebilir mi? Fiyat aralığı nedir? gibi soruların yanıtlarını bu yazıda alacaksınız. Ayrıca size bu aralar oynadığım oyunlardan da bahsedeceğim.      Bu güzel Japon konsolunun diğerlerinden bir farkı var. Sandalyenize oturup tuşlara basma devri bitti? Artık ayağa kalkıp Wii Remote ile gerçek bir oyuna deneyimine hazır olun? Bileğinize iple sabitlediğiniz Wii Remote’u kullanacağınız ele alıyorsunuz ve maceradan maceraya koşuyorsunuz. Tenis oynuyorsanız bir raket gibi vuruyorsunuz, bowlinge geçtiğinde elinizde bir top varmış gibi fırlatıyorsunuz. Voleybol oynadığınızda manşet alıp smaç basıyorsunuz. Ve daha bir sürü şey. Video ekleyeyim bir tane, daha iyi anlayın durumu. Çok hoş değil mi? …

Awkward: Keşke her gençlik dizisi böyle olsa.

Buldum, sonunda buldum! İşte benim yeni kafa dağıtıcı dizim: Awkward. Tek kötü yanı ise daha sadece 8 bölümü yayınlandı. Bir gençlik dizisine bu denli bağımlı olacağımı düşünmemiştim. Aynı şekilde bir MTV dizisine de. Evet dizimiz Mtv’de yayınlanıyor, sansasyonel olan Skins’in Amerikan versiyonu yayından kaldırılınca Awkward ile tanıştık. Peki nedir bu tabiri caize “balon köpüğü” dediğimiz türden olan dizinin çekici yanları?     Bir kere başroldeki Jenna bir harika. İlk defa gençlik dizilerinde bu kadar sevdiğim bir başrol oldu. Jenna liseye giden normal bir kızdır. Biraz dışlanmıştır aslında, hani bu Amerikan liselerinde olan “loser”lardan. Kendisi gibi iki arkadaşı daha var. Tamara ve adı aklımda olmayan, çok da aktif olmayan aha şu yukarıdaki Çinli aha.      Her şey Jenna için sıradan giderken banyoda yaşamış olduğu büyük, çok büyük bir kaza yüzünden herkes onun intihar ettiğini düşünür. Halbuki durum öyle değildir, yazdığım gibi tam anlamıyla kazadır. Bundan sonra okula şu yukarıd…

Altı delinin Brezilya çıkarması..

Biz ve Brezilyalı arkadaşlarımız.     Evet, gerçekten çok ani oldu. Hangi ara kararlaştık ve bunu gerçekleştirdik biz de bilmiyoruz. Her şey bir akşam üstü Twitter’da başladı. Gayet samimi ve sıcak olan Güney Amerika temalı sohbetimiz o kadar hoşumuza gitti ki, biz 6 deli ertesi gün bavullarımızı hazırlıyorduk. Biletler alındı, şansımıza kış mevsiminden yeni çıkan Güney Amerika’ya giden kişi sayısı azdı. Ama bilirsiniz, Brezilya her daim sıcaktır. Bir baktık kendimizi uçakta bulduk, hazır vize olayı da yoktu, kafamız oldukça rahat kalkışa geçtik.     Peki neden mi Brezilya? Gayet basit aslında, bence Güney Amerika’nın en güzel ülkelerinden. Gerçi ben o kadar Belize diye tutturdum ama beşliyi ikna edemedim. O beşli kimlerden mi oluşuyor? Hemen sayalım: La Fea, Tarih, Makino, Hayal ve Özge. Gördüğünüz gibi kadro sağlam. Aslında bu kadar aceleye gelmeseydi daha fazla kişi bulabilirdik. İşte ben Belize derken Fea arkamdan bir bağırdı Brezilya diye, kendini THY’nin Brezilya seferlerinin ol…

The Good Wife: Alicia Florrick ile tanışın!

Bence dünya üzerinde ismi bu kadar cuk diye oturan başka bir dizi yoktur. The Good Wife (İyi Eş), ismini sonuna kadar hak eden i-na-nıl-maz bir yapım. Bir kadının nasıl değiştiğini izliyoruz bu dizide, aynı zamanda avukatlığın ince detaylarına harika bir şekilde konuk oluyoruz. The Good Wife mükemmel bir avukatlık dizisi, aynı zamanda da aldatılan bir kadının nasıl ayakta durduğu, neler yaptığı üzerine odaklanan mükemmel bir dizi.      Sizi Alicia Florrick ile tanıştırayım. Julianna Margulies’ın enfes oyunculuğuyla can bulan Alicia bölge savcısının karısı. Ama eşinin (Chris Noth, Sex and the City’deki Mr. Big) kendisini aldattığı ortaya çıkınca zor durumda kalıyor. Hem de bir kere de değil, bir sürü aldatma. Fahişelerle para karşılığında birlikte olmalar, yatak maceralarının kameraya çekilmesi, hatta daha sonra internette yayılması filan derken Alicia neye uğradığını şaşırıyor. Eşiyle evlenip iki çocuk doğurduktan sonra mesleği olan avukatlığı bırakarak kendisini evine adamış. İşte bu…

Sevdiklerim yoluna devam eder, ben hala olduğum yerdeyim..

İstanbul’da Sonbaharİstanbul gerçekten bir başka değil mi? Rezil trafiğiyle, bu denli kalabalık oluşuyla bazen damarımıza bassa bile ona olan sinirimiz hemencecik yumuşuyor, yerini tatlı bir huzura bakıyor. Bu şehirde ne zaman dolaşsam mutlu oluyorum. Boğaz’ı, İstiklal Caddesi, Kız Kulesi, Belgrad Ormanı, Kumkapı meyhaneleri, Sultanahmet Meydanı filan.. Bunları yazarken bile mutlu oldum birden, gerçekten. Bu şehir insanı kendine çekiyor, başka bir yere gittiğinizde hemen özlem duyuyorsunuz. Ben her şeyimi bu şehirde yaşadım, geçtiğim, yürüdüğüm yollarda hayatımda izler bulunmakta.      İlk kez bu şehirde aşık oldum, en yakın dostlarımla burada tanıştım. İstanbul’un bana verdiği sayısız hatıra var. Sonbahara oldukça yaklaştığımız şu günlerde burada hava mükemmel, şehir her zamanki gibi capcanlı. Hayatına devam eden insanların yanı sıra bir de benim gibi anılar denizinin içine atlayanlar var.      Üniversiteyi kazandığım yıl kayıt için Avcılar’a gitmiştik annem ve babamla. Avcılar kampü…

Taeyang – 2NE1 & SS501 ve daha bir dolu hediye..

Bugünlerde dünyadaki en mutlu insan kim diye sorarsanız size cevap olarak kendimi gösterebilirim. Hayır lotoyu tutturmadım, ya da dünya seyahat kazanmadım. Ama öyle bir paket geldi ki, evde çocuklar gibi oradan oraya tepinmemi sağladı.     Şu yukarıda gördüğünüz harika paket var ya, açık söylüyorum benim bu zamana kadar aldığım en güzel hediye oldu. Almanya’da yaşayan çok sevdiğim bir arkadaşım var, adım Sevim. Onun hikaye sayfasındaki SS501 albümü hediye edilen yarışmasına one shot yollamış ve kazanmıştım. Hatırlarsınız, hikayeyi buraya da eklemiştim: Soyut Sevgi. İşte o yarışmayı kazandıktan sonra Sevim bana büyük bir sürpriz yaparak bu paketi hazırlamış. İlk yolladığında adres bulunamadı diye Almanya’ya geri dönmüştü. Ama ikinci sefer PTT Kargo’yu haşlayınca sonunda elime ulaştı.    İşte bunun için sana kocaman teşekkür ediyorum Sevim! Sen ki harika bir insansın, seni seviyorum. Hep benim sevdiğim şeyleri düşünmüş, mutluluktan havaya uçma olayımı çözmüş resmen. Evde Hotaru no Hikar…