Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Asya sadece Kore’den ibaret değil

Nedense ben Asya’yı seviyorum diyen insanların çoğunun sadece Kore’yle ilgilendiğine çok şahit olmuşluğum var. Japonya bile ilgi alanlarına girmiyor, varsa yoksa Kore. Tabi ki herkes istediğini sever, ama işi fangirl/fanboy boyutuna getirip “Japonlar’ın dizileri Kore’nin yanında iğrenç”, “Çinliler cenin yiyor”, “Tayvan’ı sadece Fahrenhiet grubu yüzünden seviyorum çünkü onlar çok yakışıklı” gibi sığ yorumlar yapıldığında insan kendini garip hissediyor.  Zaten bu saydığım ülkeler ve belki biraz da Tayland’ın dışında diğer Asya ülkeleri pek çok insanın ilgi alanına girmiyor. Şimdi ise size Vietnam'dan birini tanıtacağım: Hồ Ngọc Hà İşin komik yanı ne biliyor musunuz, deli gibi Korece şarkılar dinleyen kişilerden bazılarına Ngoc Ha’nın şarkılarından birini dinlettiğimde daha 15. saniyede burun kıvırması ve “bu ne be?” demeleriydi. Zaten Korece dinleyen insanlara bile burada garip bakılırken sen başka bir dildeki şarkıya bu tarz yorum yaparsan yapılan her şey bir anda yıkılmış olmaz mı…

“SHINee Türkiye’ye geliyor” söylentileri hakkında bir yazı

Son zamanlarda özellikle de Facebook’ta “Shinee Türkiye geliyor. Geberiyorum aşkından, heyecandan” tarzından yazılar yazıyor, takip edenler benim gibi maruz kalmışlardır kesin. Ve bu yazıların altında ne bir kaynak, ne de başka bir şey. Bir yerden duymalar, yapılan etkinlikler arasından okumalar filan. Ve daha da acınası durum kaynak bile olmadan hemen hayal kurup inanan kişilerin olması. Sonra boşuna üzülüyorlar tabi, gerçek çıkmıyor.     Fransa’da konser verecek SM Town Haziran’ın 10’unnda. Sadece Shinee değil, Boa, f(x), TVXQ, TRAX, Super Junior, SNSD filan da var. Altını çizere söylüyorum şimdi. Avrupa’da sadece Fransa’ya gidiyorlar. Başka bir ülke yok. Ama Shinee üyeleri filan bize söz verdi tarzı yazılar da gördüm. İki dakika oturup düşünsenize. Grubun size söz vermiş olması hiçbir anlama gelmez. Yukarıdaki kişilerin sözleri önemlidir. Ve ticari olarak başarılı ve büyük bir şekilde gerçekleştirecekler şeyler haricinde hiçbir ülkeye, yere gitmezler. Türkiye’de bu grubun hayranlar…

Hayatın orospu yönü bize uğramasa olmuyor mu?

Hayat gerçekten güzel ama bazı zamanlarda sizce de çekilmez olmuyor mu? Her şeyin ayağınızın altından kaydığını, ellerinizden uçup gittiğini hissettiğiniz anlar hiç olmadı mı? Demin okuduğum bir yazı beni düşüncelere sürükledi. Hayatımın çoğu anını hep mutlu bir şekilde geçirmişim, üzüntü nadiren yanımda yer almış. Ama esaslı bir şekilde kapımı çaldığında öyle bir koydu ki, şimdi ne oldum moduna girmiştim. Ta ki diğer hayatları kendi yaşantımdan çok düşününceye kadar.     Kötü bir şekilde bitirdiğim ilişkimi tamamen Ankara’da bırakmak istemiştim. Trene binip İstanbul’a geri dönerken yolda uzun uzun düşünme fırsatım oldu doğal olarak. Neyi yanlış yaptığımı, nerede çuvalladığımı düşündüm ve hiçbir şey bulamadım. Bir neden bulamayınca sinirle karışık beynimi kemirmeye başlamıştım. Dünyada gerçekten bir şeyleri hak etmeyen insanların başına kötü olaylar geliyor genelde. Hani kötüye bir şey olmaz sözü var ya, işte gerçekten doğru. Çevremdeki iyi insanların hayatlarından hep boktan anlar ol…

Facebook’ta açılan Kore sayfaları

Hepimiz neredeyse Facebook’ta aktif bir şekilde bulunuyoruz. Türkiye’de bu siteye her gün giren milyonlarca insan var. Bu kadar çok insanın üye olduğu yerde belirli bir alanın çöplüğe dönmesi kesinlikle tartışılmaz tabi. Benim bugün bahsetmek istediğim konu ise Facebook’ta Kore ile ilgili açılan sayfalar.      Merakıma yenik düşüp neredeyse 50’nin üzerinde sayfayı inceledim. Sonuç ise özetle şu: Kalitesizlik gerçekten çok ama çok fazla. Size seçtiğim bazı gruplar hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Haydi başlayalım:1     İlk sırada k0r€'a'$k isimli sayfa var. Zaten insan kurduğu sayfaya böyle bir şekilli isim verince direkt eksiği alıyor. Ne gerek var bir küçük, bir büyük yazmaya? Ne gerek dolar işareti yapmaya? Ke$ha mısınız siz? Ayrıca bir de Euro işareti var. Gören de Ekonomist dergisinin hayran sayfası sanacak. Tırnak işaretine girmek bile istemiyorum. Farklı olmak amacıyla böyle yaptıysanız sadece itici olduğunuzu söylerim direkt.>Paylaşımları: ‎118 33 Reklamında ki …

Apolitik gençlerle ilgili düşüncelerim

Jane Jensen - Luv SongBildiğiniz gibi YGS’deki şifre skandalı yüzünden son günler sınava giren gençlerin üzerinden büyük bir baskı var. Kendimi onların yerine koymaya çalışıyorum ama başaramıyorum, o derece etkili. Gelecekleri ile oynandığını düşünüyorlar ve en doğal hakları olan protestoyu kullanıyorlar. Ben şahsen yürüyüş yapan, slogan atan, pankart taşıyan gençleri görünce inanılmaz mutlu oldum. Bu ülkede lise öğrencilerinin politik açıdan sindirilmediğini görmek çok önemli bir gelişmeydi. Gerçi Recep Tayyip Erdoğan “Biz de eylem yapan öğrencilerin karşısında 5 bin, 10 bin genç dikeriz” gibi aklımın ve hayalimin almadığı bir cümleyi söyledi ama, varsın olsun diyorum.      Benim bahsetmek istediğim konu ise apolitik gençlik. Hayatları sadece lay lay lomdan ibaret olan bu kişileri görünce ciddi anlamda bir rahatsızlık duyuyorum. Yaşamının en verimli çağında seninle ilgili hayati değerler taşıyan olaylar oluyor, senin yaptığın tek şey ise “aşık olduğum ünlünün” videolarını Facebook’a …

Farklı olanı sevmenin çekiciliği

Ajda Pekkan - ResimKüçüklüğümden beri hep çoğu insanın düşünmediği ya da yapmak istemediği şeyleri çekici bulmuşumdur. Bu yüzden kurguladığım planlara ortak arama girişimlerim koca bir sıfırla sonuçlandı. Diğer çocuklar uçurtma yapıp uçurtmak isterken ben de Pokemon çiziyordum. Özgür diye yakın bir arkadaşım vardı o zamanlar. Her gün okul çıkışında ya bizde ya da onlarda buluşup kendi pokemonlarımızı çiziyorduk. Hayalim bunlardan bir çizgi film olması ve para kazanmamızdı aha. Çok iyi hatırlarım; çizmiş olduğumuz tek şey hani şu birçok yumurtadan oluşan pokemon var ya, işte onun birebir benzeriydi. Ben Digimon diye çakması var, bu da olur diye umuyordum o zaman, çocuk aklı işte.      Liseye geçtiğim zaman kendimi hikayeler diyarında buldum. Değişik değişik hikayeler filan yazıyordum derslerde. Bu sefer ortak olarak sıra arkadaşım Yusuf’u yanıma almıştım. Çok okumak istiyordu, ben de naz yapıyordum. En sonunda yardımcı olursa okuyabileceğini söylemiştim. Böylece ikimiz “Tavuk Suyuna Ço…

Sümeyye Erdoğan’ın tiyatro ile tanışması

Gördüğünüz gibi multi kültürel bir bloga sahibim. Önceki yazımda shounen ai bir mangadan bahsederken, şu anda Recep Tayyip Erdoğan’ın kızı olan Sümeyye Erdoğan hakkında yazıyorum. Bu kozmopolitlik bana oldukça güzel gelse de Sümeyye’nin haberi olsaydı eminim tiksinç olarak nitelendirirdi.     Peki nedir beni Sümeyye hakkında yazmaya iten güç? Hayatımda 3 saniyeden fazla hakkında düşünmediğim, denize düşsem yardım bile isteyeceğime şüphe duyduğum bir babaya sahipken, ne oldu da Metropol Günlüğü’nde kendine yer bulabildi? Kendisi tiyatro ile tanışmış ama pek hoş olmayan şeyler ortaya çıkmış. Tüh tüh diyerek konuya giriyorum.      4 yıldır sahnelenen tiyatro oyunu “Genç Osman”ı izlemeye giden hanım kızımız “müstehcenlik” yüzünden salonu terk ediyor. Olayın detaylarını şuradan okuyabilirsiniz. Olmayacak şeyleri üzerine alınan –yarası olan gocunur- tef eşliğinde yapılan danstaki sözlerin de kendisine söylenildiğini düşünen Sümeyye, kendisiyle beraber oyunu izleyen “150 polis koleji öğrenci…

Only the Ring Finger Knows: Aykırılığı seviyorum!

Aşkın en güzel ifadesi onunla aynı yüzükleri takmak ve bir çift olduğumuzu göstermektir.     Mangamızın konusu zaten yukarıda yazıyor, o yüzden buraya eklemeye gerek. 4 bölümden oluşan, okul ve shounen ai türünün en güzel örneklerinden biri olan bu mangayı bir çırpıda okuyacağınıza eminim. Daha önce animeler hakkında yazmıştım bu blogta ama manga tanıtımları gerçekten az. Sadece Girl Friens’i tanıttım, şimdi ise bambaşka bir eserle karşınızdayım.      Aslında neden bu mangayı seçtiğimi bilmiyorum. Garip bir çekiciliği var sanki, çünkü içerisinde dolu dolu olaylar yok. Zaten dört bölümden oluşuyor –ama bölümler uzun, o yüzden merak etmeyin- keskin dönüşler ya da her bölüm sevişme yok, hatta hiç sevişme yok. Belki “kissu” vardır, söylemem söylemem.     Shounen ai olduğu için daha masumane bir tavır içerisinde ilerliyor. Wataru’nun iç sesi bol bol karşımıza çıkarak bir yön veriyor, biz de o yön doğrultusunda düşünüp kararlarımızı sorguluyoruz. Okulun en havalı ama aynı zamanda alçak gönü…

Ölümcül Mavi - (One shot)

Blue- Cowboy BebopÖlümcülMaviHerkes mutlu olmayı hak eder mi sizce? Üç aya kadar bu sorunun cevabını “evet, hak eder” diye cevaplardım ama şu anda hissettiklerim tam tersi bir sözün ağzımdan çıkmasına neden oluyor. Evleneceğim gün ailemi kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu öğretti bana, acı acı ayakta durmayı, asla dizlerimin kırılmamasını… Hayatta en sevdiğim iki insanı kaybettim, genç yaşlarında gayet sağlıklıyken bu dünyadan göçüp gittiler.Gözümde güneş gözlüğü ile nefret ettiğim gökyüzüne bakarken aklımdan geçenler sadece bunlardı. Seul’den nefret ediyordum. Aslında hayır, ben bu gökyüzünün gözüktüğü her yerden nefret ediyordum, kısaca dünyadan.Ailemi kaybettikten sonra Tae Hoon ile düğünümüzü ertelemek zorunda kaldık. En güzel şarkıların çalıp oynayacağımız gün matem ile geçti, hemen akabinde ise ailemin soğuk toprak ile buluşturarak ebediyete yolladım. Beraber gelinliğimi denediğimiz zaman annem yanıma gelip “Bir melek gibi oldum Su Ae” demişti, son sözleri buydu. Babamı ise arab…

Hayatıma birini dahil etmenin zamanı gelmedi mi?

“Dibdidududu mudur?”“Kalbim vurulmuş mudur? Ça çarpıp durmuş mudur?”Başlığa ithafen yazıyorum hemen; “sanırım hayır!”     Daha önceki yazılarımda eski sevgililerimden, yaşadığım olaylardan, hatta ve hatta kriterlerimden bahsetmiştim. Peki neden mi böyle bir yazı yazma girişiminde bulunuyorum? Sizin için geliyor, haydi başlayalım hemen.     Son zamanlarda çevremi daha dikkatli gözlemlemeye başladım ve çıkardığım en büyük sonuç baharın gelmesinden midir nedir –hoş, Nisan bok gibi geçiyor, hava berbat- herkes çift olmuş sanki. Birbirlerine kenetlenmiş eller, öpüşen dudaklar, testosteron dolu hemcinslerim ve aşık –ya da aşık olduğunu düşünen- kalpler her tarafta karşıma çıkıyor. Bu gözlemlerimden birini yaparken kendimi karşıma çıkan aynaya bakarken buldum. Sırtımda çanta, elimde son aldığım kitap, diğerinde cep telefonum, bilekliklerim, kolyem, kulağımda kulaklık, gözümde gözlük, kısa saçlarım ve giysilerim.. Gayet sıradan bir görünüm çiziyordum ve bu durumumdan hoşlanmadım.      Değişik…

Oz: İzledikten sonra hapse düşmemek için dua edeceksiniz

Eski bir Çarşamba akşamı. Annem ve babamın misafirlikten dönmediği o gün kanallarda zaplarken Cine 5’te denk gelmiştim Oz’a. Şansıma daha ilk bölümü oynuyordu –sonradan öğrenmiştim- ve beni bir anda çekti. O zamanlar kanalın en gözde olduğu yıllardı. Şu andaki rezil hali yoktu, gece Emmanuelle serisi bile veriyordu, varın siz düşünün. Hala siyah beyaz şifre ekranını unutmam.       Ben ekrana doğru dalmış bir şekilde diziyi izlerken ailemin misafirlikten dönüp televizyonda hapishane ile ilgili bir şey izlememe kızdıklarını anımsıyorum. Bunun üzerine derslerdeki başarılarımdan dolayı böyle ufacık bir şeyi bile izlemeye hakkımın olmadığı temalı gayet çenebaz bir sunum yapmıştım. O zamanlardan belliymiş ne olacağı, çünkü annem dayanamayıp izin vermişti. Saat 10’da yayınlanıyordu ve pek sonunu göremiyordum.      Peki nedir bu OZ? 1997 – 2003 yılları arasında HBO’da yayınlanan bir hapishane dizisidir. Şimdikiler Prison Break ile karşılaştırıyorlar ama aslında kulvarları farklı. Biri hapisha…