Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yıllardır süren arkadaşlığın önemi.

Bu sabah ev telefonu çaldığında ilk tepkim “yine lanet olasıca TTnet arıyor” olmuştu. Ama numaraya baktığımda yurt dışından arandığımı gördüm ve açtım. 2 yıldır Kanada’da yaşayan yakın arkadaşlarımdan Ali aramıştı. Hal hatır sormadan sonra Türkiye’ye döneceğini, bu esnada da bol bol görüşmek istediğini söylemişti. Hemen kabul ettim, çünkü oldukça özlemiştim. Size şimdi çocukluktan beri süre gelen arkadaşlığımızdan bahsedeceğim. Biraz üzücü bir hikaye ama, sonu mutlu bitiyor.      Ailemin işleri dolayısıyla ülkenin 7 şehrinde yaşadım ben. Kısa zamanlı da olsa bir sürü değişik yer gördüm. O yüzden hep yeni çocuk oldum. Küçükken de samimi bir insan olduğum için başkalarıyla kaynaşmam uzun sürmüyordu. Bakırköy’e taşındığımızda (4 yıl kaldık orada, sonra geri dönmeler filan) burayı oldukça sevmiştim. Etraf güzeldi, insanları iyiydi. Kendi yaşıtımda çocuklar vardı. Mutluydum oldukça.     Sonra Ali ile tanıştık. aynı yaştaydık ama benden dört ay büyüktü. O sırada da 12 yaşındayız daha. Neyin…

Çingu Partisi olarak meclise giriyoruz.

İşte her şey aslında böyle başladı. Yata yata para kazanmanın yolunu ararken neden milletvekili olmuyoruz deyiverdim. E malum, en babası bu. 3 yıl boyunca sadece oylamalara katılıp bir kez bile konuşmayan vekil gördü bu ülke. Sonra düşündüm, madem meclise giriyoruz, hedefimiz neden küçük olsun ki, iktidar olmalıyız dedim.     Şimdi bunun yolunu anlatacağım size. Öncelikle blogumun sağ alt tarafında yer alan çingular kısmındaki bütün arkadaşlarımızı “Çingu Partisi”ne davet ediyorum. Bilmeyenler için çingu arkadaş demek. Korece olmamasını bekleyemezdiniz değil mi? Photoshop bilgim olsaydı iyi logo bile çizecektim. Mesela bir ampule doğru yön almış çivili sopa aha.      Amacımız önce meclise girmek, sonra da tepeye çıkmak. Genel başkan benim, buna herhalde karşı çıkmıyorsunuz değil mi? Monarşi yok bizde, gayet demokratik bir şekilde seçildi. (İktidara gelmeden onların kötü yönlerini kapmışım şimdiden, süper!)      İlk olarak seçim şarkımızı sizlere sunmak istiyorum. Seçim zamanlarında ül…

En sevilen Uzakdoğu dizisi anketinin sonuçları..

Tıklayın büyüsün.     Bayanlar, baylar ve ne idüğü belirsiz  Koo Hye Sun ile Park Shin Hye.     Hepiniz bu akşam Seul’de düzenlenen En sevilen Uzakdoğu dizisi ödül törenine hoş geldiniz. Bu gayet gereksiz olan açılıştan sonra hemen konuya giriyorum.     Öncelikle kırmızı halı gayet keyifli geçti. Neden anketteki dizilerde oynamadıkları halde bu ödül törenine rahmet yağdırmak için gelen abuk subuk kıyafetli erkek müzik gruplarını selamlamak istiyorum. G-dragon’un saçının yeniden değiştiğini görüyor, pembenin onu açtığını söylüyorum.. Yalama yaptın olm o saçları.      Keyifli geçen kırmızın halının en güzel yanı, kuşkusuz Lee Min Ho’nun yeniden düşmüş olmasıydı. Şahsen ilk gördüğümde kahkaha attım. Ayağa kalktıktan sonra kulağını çekmesi, bu olaya hem çocukça hem de bilimsel yaklaştığını gösterdi bize.      Dizi törenini yalnızca ben sunuyorum. Yanıma Uzakdoğu çingularımdan birini almayı çok istedim ama herkes oppasının yanında oturmayı tercih etti. Bu yüzden Gong Yoo’yu göremiyorum. Dö…

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı – 4. Bölüm

4. Bölüm“Biz engel mi tanırız?”Önceki bölümler..3. Bölüm2. Bölüm1. BölümOyuncular ve konu..***“Lanet olsun! Bir uçkuruma sahip olamadım!”Otobanda tam gaz ilerleyen arabanın içinde W kendine küfretmekle meşguldü. “Ne diye öyle bir şey söyledim ki? Öyle bir kızı arzulamış olamam!” Sinirinin yatışması için radyoya açtı. Andy Gibbs – Shadow Dancing’i dinlemeye başladığında yavaş yavaş rahatlamaya başladı. Telefonunun kulaklığını takarak patronu Ma Nuk Yan’ı aramak için tuşlara yöneldi. ***Parti bittiğinde kafe adeta bir çöplüğü andırıyordu. Yığınla plastik tabak, çatal, bardak her yöne dağılmıştı. Patlayan balonlardan geri kalanlar pisliklere karışmıştı. Bu hengamenin orta yerinde bayağı içtiği için kafası güzel olan Ga In, yanındaki Tae Sub’u dürtmeye başladı.“Hey, Tae.. Hadi kalk, dağılma zamanı geldi”Gözlerini açmak için bile gücü olmayan Tae Sub kapalı bir şekilde “Ben kendim dağılmışım zaten, bırak sabah temizlikçiler gelene kadar uyuyayım” diye seslendi. “Mi Na’yı bulmamız lazım, he…

Güzelliğin takım elbise ile buluşması: Beauty & the Briefcase

Önce fragmana bakalım, az çok fikir sahibi olmaya çalışın. İzlediniz mi? O zaman şimdi gevşeyin, sandalyenize/koltuğunuza ya da yatağınıza uzanın ve okumaya başlayın. İşte size bir tavsiye, kesinlikle bir bardak sıcak çayla çok daha keyif alacaksınız.      Hemen bu yapımın bir televizyon filmi olduğunu söyleyeyim. ABC Family için yapılmış olan romantik komedi filmimizden bir başyapıt beklentisi beklemeyin yani. Zaten afişi gören biri hemen çıtır çerez bir eser olduğunuz anlar. Filmi izlemeye başladığınızda iyice koltuğu gömüleceksiniz, gayet atıştırmalık hoş bir 85 dakika sizi beklemekte.     Ah New York.. Herkesin hayallerinin şehri, uyku nedir bilmeyen kent. Magazin eklerindeki köşe yazıları gibi başladım yazıya, neyse ki eğleneceğinizi umuyorum. New York dedik, uyku yok dedik, seksi kadınlar ve erkekler dedik. Ama bu Sex and the City yazısı değil. Bizim dörtlüden sonraki nesile ait biri başrolde: Hilary Duff. Ya da canlandırdığı karakteri ile Lane Daniels.      Kendince bir şeyler …

Tatlı şeylere olan aşırı düşkünlüğüm..

Jigglypuff’ın meşhur şarkısı. Dikkat edin, uyuyakalmayın. Valla çizer yüzünüzü..Küçüklüğümden beri tatlı şeylere aşırı bir ilgim vardır. O zamanlar daha Pokemon Ferhat ortaya çıkıp kendini pencereden atmamıştı. Doğal olarak Pokemon televizyonda yayınlanıyordu. Her gün ekran başına geçip Ash, Misty ve Brock’un maceralarını izlerdim. Pokemonlar arasında favorim ise, yukarıda da görmüş olduğunuz gibi Jigglypuff’tı.     Bu adı gibi şirin olan pembe Pokemon’a ben bağlanmıştım. Televizyonun başında Elmyra gibi dikilip “Seni seviyorum, seviyorum. Böyle sıkmak istiyorum, çok sıkmak istiyorum” gibisinden şeyler geveliyordum. Küçüğüm bir de hani, herkes popüler olan Pikachu’ya yönelirken benim gözüm Jiggly’deydi. Hatta bu yüzden komşum olan bir çocukla kavga etmiştim. O zaman Pokemon kartları vardı. Ben hiç biriktirmezdim, sadece Jigglypuff’ın kartına sahiptim (Hala sahibim) Sokakta son bölümün kritiğini yaparken (oha) Jigglypuff’a bayıldığını söylenmişti. İşte ilk kıskançlığımı yaşıyordum. O b…

My Princess: Sıradan bir kızın prenses olma öyküsü.

MBC sonunda şeytanın bacağını kırdı ve hepimizin beğendiği güzel bir diziyi biz izleyicilere sundu. En sevdiğim dizilerden olan Coffee Prince ve My name is Kim Sam Soon’u yayınlayan bu kanalda bayağı bir süredir keyif alarak izlediğim bir dizi yoktu. Ta ki My Princess’e kadar. Dream High’ın hayal kırıklığı bırakmasından sonra kendimi bu diziyi izlerken buldum. İnanılmaz klişe bir konusu var. Ama siz siz olun, sakın konusuna bakıp bu diziyi es geçmeyin. Ben ilk okuduğumda “Bu ne len. Zibilyon kere benzer konularla geldiler” demiştim ama 3 bölümü büyük bir zevkle izledim. Normalde bir dizinin 7 bölümünü izlemediysem (neden 7, inanın ben de bilmiyorum!) onun hakkında bir şeyler yazmam. Bu dizinin sadece 3 bölümünü (zaten 4 bölüm yayınlandı) izledim ve burada gördüğünüz gibi yazıyorum. Nasıl sevdiğimi varın siz düşünün.     Klişe konusu dedik, tabi şimdi açmak lazım. Lee Seol, sıradan bir üniversite öğrencisidir. Bazı olaylar sonucunda prenses olduğunu öğrenir. Kore’nin en büyük şirketler…