Ana içeriğe atla

Özgürlüğümüz elimizden alınamaz

     Geçen gün iki arkadaşımla Taksim’de buluşup gece yarısından sonraya kadar oturup konuşmuştuk. Hayallerimiz, günlerimizi, isteklerimizi, neşelerimizi ve arzularımızı masaya dökmüştük. O buluşma benim için harika geçmişti, çok keyif almıştım. Saat gece 12’yi geçtiğinde gözüm İstiklal Caddesi’ne takılmıştı. Biraz daha sakinleşmişti ama yine de oldukça insan vardı. Herkes gülüyordu, mutluydu. Biz de öyleydik. Hava aksine gayet güzeldi. Rüzgar yüzümüze doğru selam verip esmeye devam ediyordu. İşte tam o sırada ben oldukça özgür olduğumu hissettim.

     Benim için özgürlük oldukça önemlidir. Kendini kısıtlayan, ya da buna izin veren insanlardan değilim. Özgürlüğümün elimden alınacağını bile düşünmek istemem. Hatta bazen hapise filan girdiğimi düşünüyorum da… Sanırım ben delirirdim, bir gün bile yapamazdım.

     Ama çoğu kişinin aksine eve kapandığım zaman da kendimi özgür hissederim. Evde yapabilecek bir sürü şey bulabilirim, bundan da oldukça keyif alırım hani. Bu yüzden ev ortamlarını çok seviyorum. Böyle sıcacık bir salonda oturup bir şeyler içip yerken sohbet etmek bana göre inanılmaz zevkli bir olay.

     Biriyle sevgili olunduğunda kendini hesap verme durumunda hissedersin ya, işte o olaya deli olurum. Bir arkadaşım vardı, sürekli sevgilisine nerede olduğunu ve ne yaptığını söylüyordu. Ben bir kere söylerim, bir daha soruduğunda ya da istendiğinde kızarım. O yüzden eski iki sevgilimle de bu tür sohbetler hiç yapmazdık. Gerçi biri ben sormadığım zaman “merak etmiyor musun?” diye arada cazgırlaşıyordu ama olsun.

     Ailem her Türk ailesi gibi oldukça koruyucudur. Bir de tek çocuk olduğum annem sürekli dizinin dibimde olmamı ister. Daha dün arkadaşımda kaldım, annem arayıp “yarın erken gel, suratını göremiyorum” diye duygu sömürüsü yaptı aha. Halbuki derdi yanında, gözünün önünde olmam. “İstanbul gibi bir şehir adamı yutar, başına bir şey gelir” de diğer bahanesidir hatta. Ama ben ailemi çoktan alıştırdım. O yüzden telefonda filan bunları deseler de çoktan alıştılar duruma. Sonuçta ben gazeteci oldum. Seyahat edeceğim, başka yerlere gidip başka şehirlerde kalacağım. Ayrıca bazen evden çıkmak, başka yerlerde soluk almak özgür hissettiriyor benliğimi.

     O yüzden arada uzaklaşırım oturduğum yerden, şehirden. Yalova’da ve Kumbağ’da yazlığı olan iki arkadaşım var. Onlar da bazen hafta sonları filan giderler. Haber verdiklerinde ben de giderdim, bir iki gün uzaklaşıp kafa dinlemek çok iyi gelirdi. Gerçi çalışmaya başladığımdan beri hiç gitmedim ama olsun.

     İşte bu nedenlerden dolayı özgürlük önemli. İnsan kendini rahat hissetmek istiyorsa aynı zamanda da özgür olmalıdır. İkide bir hesap sormadan, birilerine nerede olduğunu söylemeden.. Yoksa öyle hayat mı geçer yahu? Tamam ailene haber verirsin ama bir kere, iki kere.. 5 – 10 olduğunda da insan bir oha diyor.

     Özgürlük candır, arada çekip gitmek hatta. Hatta Tuğba Özerk’in Gidesim Geldi şarkısını bile bir aralar deli gibi dinliyordum. Şehirden filan uzaklaşırken bu şarkı iyi geliyor, açıp dinleyin valla aha.

     Son zamanlarda biraz dağıtmış olsam da, özgürlüğümün elimden alınmasına asla müsaade etmem. Ailem dışında kimseye hesap vermem, sevgilime bile. Bunalmak son isteyeceğim şeylerden biridir, biri beni bunalttığında ise çok kolay patlayabilirim. Siz de özgürlüğünüze el sürdürtmeyin, bırakın bazı şeyler bize özel kalsın değil mi?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…