Ana içeriğe atla

Bir ortak geçmişimiz var..

Şimdi gitmeli, terk etmeli, yalnız bırakmalı, üzmeli, kızdırmalı, umursamamalı, unutmalı..

Ama nedense hiç birini yapamıyor insan.

     Yolda tek başımıza yürürken bir çift gördüğünüzde siz de bakanlardan mısınız? Onların sevgi gösterilerine nefretle mi cevap veriyorsunuz içinizden? “Iyy, vıcık vıcıklar. Ben asla öyle olmayacağım” mı diyorsunuz? Flaş gelişme arkadaşlar. Onların en azından hayatlarında vıcık olsa bile bir ilişkileri var. Biz ise sapız. Bu yüzden geçmişimizi, biriyle ortak yaşadıklarımızı hatırlarız belki de yalnızlığımızda.

     Ortak geçmişe sahip olduğum ilişkilerde hep şunu hatırlarım. Ne kadar o günler geçip gitse de hatıralar, anılar bir yerde karşınıza çıkıp sizi yeniden düşünce bulutuna doğru harekete geçiriyor. Beraber gezdiğiniz caddeler, kolanızı paylaştığınız kafe, yanağına habersiz bir şekilde öpücük kondurduğunuz bank veya pamuk şeker alıp yediğiniz sahil yolu… Bu lanet olası yerlerin hepsi onu yeniden hatırlamanızı sağlıyor. Peki ne yapmalı? Aslında ilk olarak şehirden taşınmak gerek diyecektim ama Demet Akalın tarzı bir ayrılık acısı için geçerli bu aha.

     Ben o yüzden bu ortak geçmişle yaşamaya, onunla barışık olmaya çalışırım. Geçmişi güzel bir şekilde anıyorum. Geçen gün Taksim’de dolaşırken hayatımda en şaşırdığım anlardan birini hatırladım. Ceylan oteli biliyorsunuz değil mi? Hani şu kocaman olan? Orada Divan otelle Park Hyatt’ta var. İşte o yoldaki köprünün ilerisinde site tarzı binaların kapattığı küçük bir alan vardır. Orası girişiyle çıkışı aynı olan bir park. Etrafı kapalı, bir tarafı açık sadece.

     Eski sevgilimle doğum günümde Taksim’de geziniyorduk. Ben daha önce oraya hiç gitmemiştim. Taksim – Mecidiyeköy yolunu çok sevdiğim için o yolda yürümek istedim. Ama o ille de Gezi Parkı’nda yürüyüp o tarafa geçmek istiyordu. Köprünün üstünde böyle tartışıyoruz. Diyorum fazla vaktim yok, eve de gitmem lazım ama dinlemiyor. Ben keçi, o benden keçi. Neyse dedim ve takıldım peşine. Ama nasıl gidiyorum böyle oflaya poflaya, ufacık yolda çok sabırlı davranmıştı. Parka girerken bir trafo var, tam onun yanına gelirken trafonun arkasından 10 – 15 kişi çıkmaz mı?! Bir anda o kalabalık hep bir ağızdan “Süpriz!!!” diye bağırarak, doğum günü şarkısı söylemeye başlamıştı. Beni görmeliydiniz, ağzım iki metre açılmış, şaşkınlıktan mimik ve jest yapamıyorum. Kendime geldiğimde gözlerimi ovdum filan. Böyle doğum günü süsleri filan takmışlar, yerlerde balon ve daha güzeli o parka eğlenmeye gelen çocuklar da balonların arasında koşuyor. Oraya çocuklarını getiren aileler de gülüyor, bana bakıyor hepsi.

     İnanmıyorum lan diyerek boynuna sarılmıştım. Hayatta böyle bir şeyi tahmin etmezdim, sanırım en şaşırdığım olay buydu. Onun iki arkadaşı ta Trabzon’dan kalkıp gelmişti (sevgilim Trabzon’luydu) Trafonun arkasındaki masa donatılmış, her şey düşünülmüştü. Pastayı kestim, dileğimi diledim ve mumları üfledim. Pasta bayağı büyüktü, kestikten sonra çocuklara da verdik. Diğer tatlılardan, yiyeceklerden ailelere ikram ettik. Onlar da doğum günümü kutlamışlardı.

     Tek tek hediyelerimi aldım, hepsini orada açtım, kucakladım. Kaç saat sürmüştü hatırlamıyorum ama benim suratımda sürekli gülücükler uçuşuyordu. İlk başta çok pis utanmıştım da aslında. Garip, değişik, acayip gelmişti. Ben doğum günü olayımı onunla paylaşmıştım, bu yüzden belki de dengeler sağlanabilir umuduyla yaptığını söylemişti. Hangi ara organize etti, bu kadar insanı topladı, o park aklına geldi bilmiyorum. Tek bildiğim çok mutlu olduğumda.

     İşte bana böyle bir doğum günü partisi hazırlayan insan sonra gidip beni aldattı. Nereden nereye değil mi? Hem de o park bizim özel yerimiz olduğu halde sonraki sevgilisiyle oradaki fotolarını filan görmüştüm.

     Bu hikayeyi şu yüzden anlattım. Geçen gün oraya gitmek istedi canım, nedenini bilmiyorum. Uzaktan böyle durdum baktım ve şunu fark ettim. Canımı yakmıyordu, o parkı ben  sadece o mükemmel doğum günüm ile hatırlıyordum. Getirilen kocaman müzik setinin yaydığı güzel şarkıların melodileri aklıma geliyordu. Küçük çocuklarla balonlara vurduğumuz, onları patlattığımız neşe dolu dakikaları hatırlıyorum.

     Bizim bir ortak geçmişimiz vardı, hiçbir şekilde silinmeyecek, akıldan çıkmayacak hatıralarımız olmuştu. Hepimizin var bu tarz anıları. Ben o yerleri, o şeyleri görüp düşündüğümde ok saplanmıyordu vücuduma, “yaşandı bitti kaygısızca” diyordum. Şimdi ise o vıcık çiftleri düşündüğümde onların mutlu olduğunu, benim ise “bir zamanlar” mutlu olduğumu hatırlayıp yoluma devam ediyorum. Bu yüzden ortak geçmişlerimiz bazen bizi acıtsa da aslında güzel yanları da yok değil.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …