Ana içeriğe atla

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı – 12. Bölüm

12. Bölüm

“Bu Kadarına Razı Değilim”

Adele - Set Fire To The Rain

"Merhaba baba" dedi Ewon. Gözleri donuk bir şekilde babasına bakıyordu. "Merhaba oğlum" diye cevap verdi babası, onun gözlerinde ise özlem doluydu. Görüşme odasında baba oğul birbirlerine sıkıca sarıldı. Ewon ağlamamak için zor tutuyordu kendini. "Seni burada görmek istemiyorum artık, hala alışamadım baba" dedi ve gözyaşları yavaş yavaş yere düşmeye başladı. Oğlunu sakinleştirmek hapishane üniforması giyen babasına düşmüştü. "Sakin ol Ewon, benim rahatım yerinde. Hem sadece üç ay kaldı, biliyorsun" Ewon çektiği sandalyeye oturdu ve konuşmaya başladı "Evet üç ay kaldı. Sonra yeniden beraber olacağız" Konuşmanın bu kısmında aklına annesi geldi. "Keşke annemde bizle beraber olsaydı" dedi. Babası elini tutarak "Cennette annen, ve bize oradan katılıyor" dedi. Ailesinin dağılmasına sebep olan olaydan sonra annesinin gençken başına bela olan kanser illedi yeniden nüksetmişti. Ewon hem babasına, hem de annesine bakmıştı aylarca, hiç gocunmadan, of demeden. Ailesine en iyi şekilde bakmıştı, ama kanser annesini bu dünyadan alıp götürdü. O zamana kadar mutluydular, ta ki ailesinin üzerinde o kara bulutlar dolaşana kadar. Şimdi geçmişi hatırlamanın zamanı değildi, geleceğe, babasıyla geçireceği o mutlu günlere bakmalıydı.

Babasına getirmiş olduğu eşyalar varda. Onları teslim ettikten sonra bir miktar da para verdi. Artık babası klasik sorusunu soracaktı, her ay düzenli bir şekilde nasıl para getirebiliyordu. Önce derin bir nefes aldı, sonra da yutkunda ve o soruyu sordu. "Ne işinde çalışıyorsun Ewon? Hala garsonluk yaptığını söyleme çünkü buna inanmıyorum. Sen okuyorsun, okul varken part-time bir işte bu kadar kesinlikle kazanamazsın. Açıkla bana, ayrıca bankaya da her ay borcu düzenli bir şekilde yatırıyorsun" Ewon bahane bulmaya çalışmayacaktı bu ay, hapisten çıkmasına çok az kalmıştı, o yüzden gerçekleri söyleyecekti.

Babasının ellerini tuttu ve başladı. "Evet garsonluk yapmıyorum baba. Hem okul masraflarım, hem sana az da olsa para, evimin kirası, geçimim ve bankaya olan borcumuz derken bunu garsonlukla, ya da öğrenciyken herhangi bir meslekle yapamazdım. O yüzden ben, ben, be.."  Yutkundu Ewon babasının meraklı gözlerle kendisini izlediği o odada. Demeliydi, yolda gelirken bu cesareti toplamıştı "Ben eskortluk yapıyorum baba”

Sonunda ağzından çıkmıştı. Yasak kelimeleri babasına söyleyebilmişti Ewon. Gururunu bir kenara bırakarak haksız bir nedenden dolayı hapiste yatan bu insana gerçekleri açıklamıştı. Yaşlı adamın göz bebekleri irileşti, belliydi şokta olduğu. Ağzını anlamsızca açmaya, kelimeler çıkarmaya çalıştı ama başarılı olamadı. Gözleri oğluna kenetlenmişti. Geçen yarım dakika sanki asırlar gibi gelmişti Ewon’a. Ne tepki verecekti? Yakasından tutup birden çekiştirmeye mi başlayacaktı, yoksa usulca kabul mu edecekti?

Sonunda bir ses çıkardı babası. Sadece “Ne?” diyebildi. Daha sonra ise gözlerini devirerek devam etti. “Ben ne diyeceğimi bilmiyorum oğlum. Sadece özür dilerim, bunu demek istiyorum. Özür dilerim”

Bu sözlerden sonra görevli gardiyanı çağırarak konuşmanın bittiğini işaret etti. Ewon sandalyesinden kalkarak “Başka bir şey demeyecek misin baba? Bir şeyler söyle lütfen, cesaretimi zor topladım” Kollarına yeniden kelepçe takılırken babası son kez konuştu. “Seni anlıyorum oğlum, kesinlikle anlıyorum. Hem okul, hem geçim masrafın, üstünde bir de bankaya olan borç. Benim buradaki durumum da cabası. İllegal yollardan birini seçtiğini düşünmüştüm ama çok şükür öyle değilmiş. Ne diyebilirim ki? Ailemiz sürüklendi bu yola, sen ise daha batarak bizi kurtardın. Seni seviyorum Ewon Il. Hem de çok”

Hücresine doğru geri dönmek üzere kapı açılırken Ewon bağırdı. “Ben de seni çok seviyorum baba. Hem de canımdan çok!”

***

Nolwenn Leroy - Tri Martolod

Lea’nın çıkardığı büyük gürültüden sonra Mi Na restorantı Ga In’e haber vermiş ve evine gelmişti. Gelirken bir şişe şarap ile altılı bira almayı unutmamıştı. İki yakın arkadaş şimdi içip güzelleşeceklerdi. Ga In kapıyı açtığında Mi Na arkadaşının hem mutlu, hem de mutsuz göründüğünü hemen anlamıştı. Nedenini tahmin edebiliyordu, içinde nasıl yaralar taşıdığını biliyordu. Son zamanlarda pek yanında olamamıştı, ama artık durum değişmişti. İçeri adım atar atmaz “Hemen içmeye başlıyoruz, gerçekten çok ihtiyacım var” dedi ve arkadaşına sarıldı.

Ga In “Randevuda olman gerekirken burada olmanı anlayamıyorum. Umarım düşündüğüm kara haberleri getirmemişsindir bana. Kız kurusu sohbeti yapamam gerçekten şu anda, mutlu haberler duymak istiyorum” dedi.

Mi Na derin bir oh çekerek kendini rahat ikili koltuğa attı. “Sen şarabı bardaklara dökerken, biz de birbirimize içimizi dökeriz dostum”

Televizyonu kapatan tek kız, şu anda bu evde sadece kendi seslerini duymak istiyordu. Aklına Lea’nın dedikleri gelince resmen şişiyordu. Umursamadığını söylemesine rağmen, içi içini yemişti. “Hangi ara Ji Hoo’ya bu kadar bağlandım ben?” diye düşündü kendi kendine. Formula’ya taş çıkartır biçimde ilerlemişti ilişkiye. Cicim aylarının bile başında çokta ciddi yöne kaymıştı. Bedenleri birbirlerine dokununca çıkan o ateşin tarifi imkansızdı. Mi Na bunu iyi biliyordu, ama şu anda kendisinden çıkan tek ateş kızgınlığı yüzündendi.

Ga In bardakları cam masanın üzerine koydu “Ve motor, ekşın” dedi. İlk bardağı anında boğazından aşağı yollayan Mi Na taze üzümlerin tadını alabiliyordu. Mutluluk sesi çıkartarak anında konuya girdi. “Yattığı müşterilerden biri randevumuzu sabote etti”

Bu duruma şaşırmamıştı Ga In, çünkü daha önce bu olayın gerçekleşeceğini çok konuşmuşlardı. Yalnız o da arkadaşı gibi bu kadar çabuk olmasını beklemiyordu. Mi Na devam etti “Sürtük allanmış pullanmış, bizim yemek yiyeceğimiz yeri öğrenmiş –ki restoran kendisininmiş ayrıca, geldi bastı, içine sıçtı.

Loş ışıkta oturdukları için kalıp lambanın ayarını biraz açtı ve yanağında izi gösterdi Mi Na. Ga In izi gördüğünde sadece “oha” diyebildi. “Nasıl oldu bu? Kavga mı ettiniz siz yahu?”

Acı acı gülen genç kız “Aynen öyle oldu. Birbirimize girdik, pasta yapıştırma, baştan aşağı şampanya dökme, ayakkabı topuklarının istilası ve bilimum tırnak darbesi oldu. Zafer kimin bilmiyorum ama bu savaştan Ji Hoo’nun mağlup çıkacağını kesinlikle söyleyebilirim”

Ga In biralardan birini açıp geldiğinde aklında Ewon vardı. O mükemmel yüzü, ukala olmasına rağmen iyi yüreği ve içinde saplanıp kalan acıları. Bugünkü davranışı kızın kafasını karıştırmıştı. İçeride arkadaşı seslendiğinde kendine geldi. “Ben anlatıyorum sürekli, aslında sende de bombalar var. Çabuk çabuk başla” dedi.

Ne diyeceğini, ne yapacağını bilmiyordu. Ağlasa duruma uygun olmaz, gülse yine uygun olmazdı. Kelimeler belki beni rahatlatır diyerek yüzünü arkadaşına döndürdü. “Ben Ewon’da tutuklu kaldım Mi Na. Hem de öyle böyle değil. Dünyamı değiştirdi, bakışımı değiştirdi, en önemlisi hayatımı değiştirdi. Eski Ga In yok artık, ne yaptığını, ne söylediğimi bilmez bir halde avare gibi oradan oraya savruluyorum sadece. Güldüğünde sol yanağındaki gamzeyi görüyorum ve bütün dertlerim bitiyor. Onu güldürmek, mutlu etmek istiyorum ama izin vermiyor. Ben nasıl aşıksam, o da öyle aşık. Bu yüzden Ewon’a çok iyi anlıyorum. Ama neyi isterdim biliyor musun? Onun bu durumunu anlamamayı. Ve biraz da egoist olmayı, savaşamıyorum çünkü. Bu kördüğüm öyle bir şey ki, bir tek ikimizi etkiliyor. Ama dün onu gördüm, hatta bana bakıp gülümsedi. Mendilimi aldı ve yüzünü sildi. Hatta geri vermedi, daha sonra vereceğini söyledi”

Şarabından bir yudum alan Ga In nefes nefese kalmıştı. Mi Na “İçinde birikmiş demek, bundan sonra eskisi gibi sık sık görüşeceğimize emin olabilirsin dostum. Dedi “Hadi şimdi devam et”

“İşte bunu yaptı ya, kalbimi en hassas yerinden vurdu. Ben bütün her şeyi unuttum ve ona kenetlendim. İçim içime sığmıyor, umutla da dolmak istemiyorum ama. Bıçak yarasını biliyorum çünkü onun, Tae Sub yıllar sonra bile adım atsa beni anında terk edeceğini düşünüyorum ciddi ciddi”

Mi Na pür dikkat dinlerken bu sözler üzerine arkadaşının dudaklarını elleriyle kapattı. “Sakın böyle şeyler deme. Hayat bu, ne olacağı asla belli olmaz. O gülümsemenin altında iyi bir şeyler olduğunu eminim ben. Çünkü az çok Ewon’u tanıyorum. Eminim buna”

Ga In gözleriyle masada Ewon’u hayal ederken bu cümleleri buruk bir gülümseme ile cevapladı. “Kaç can kırığı daha yaşayacağım ben Mi Na? Söyle bana, ben günahkar biri değilim ki. Ne günah işledim de Allah beni sevmekle sınıyor. Sadece sevdim, aşık oldum. Hayatımda hiç bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyorum, içten içe çöküyorum resmen. Bir çözüm yolu, çıkış kapısı arıyorum. Bütün o sonlarda Ewon var, ama sadece silueti. Ben onun siluetiyle beraber olabilirim sanırım ancak. Aşk bana gerçekten uzak Mi Na”

Mi Na cümlesini bitirdiğinde gözlerinde birer damlar yaş aktı. Ama genç kız buna rağmen gülmeye devam ediyordu. İkinci birasını açıp içmeye başladığında Mi Na “Şerefe!” diyerek eşlik etti. İki çocukluk arkadaşı büyümenin nasıl acı verici bir durum olduğu konusunda sabaha kadar sohbet etti.

***

Ji Hoo sabah kahvaltısını havuzun kenarında yapıyordu. Lokmaları boğazına bir robotmuş gibi hep aynı şekilde atıyordu. Durgun ve donuktu. Dün yemekte çıkan rezaletler silsilesi yüzünden hem başı çok ağrıyor, hem de Mi Na’yı arayamıyordu. Neler olacağını kestiremeyen eski eskort, Lea’dan kurtulup kurtulmadığını da bilmiyordu. İlk defa yaşadığı aşk tecrübesinde başına gelmeyen kalmamıştı. “Hayatımda film olur lan!” diye bağırdı

Cesaretini toplayıp Mi Na’ya mesaj atmaya karar verdi. Ne yazacağını bilmiyordu, o yüzden en iyi şey doğaçlama diye düşündü ve dokunmatik ekranına basmaya başladı.

“Hemen konuya gireceğim. Çok çok özür dilerim Mi Na. Böyle bir şey nasıl oldu bilmiyorum, Lea konusunu lütfen dert etme. Ben halledeceğim, hem de en kısa zamanda. Benim gözlerim, aklım, yüreğim hep sana bakıyor. Bunu bütün kalbimle söylüyorum. Tekrar özür dilerim. Ji Hoo’n”

“Mesaj gönderildi” yazısını gördüğünde üzerine bir rahatlama geldi Ji Hoo’nun. Üstünde bir de ılık esen yaz rüzgarı yüzüne vurunca, güzel günlerin yakın olacağını hissetti birden.

***

Matsushita Moeko - Ameagari

Lion okul konseri için keman solosunu çalışırken , Tae Sub mutlu gözlerle sevgilisini seyrediyordu. Mum ışıklarıyla loş bir şekilde aydınlatılmış oda oldukça romantik gözüküyordu. Yatağın kenarında çikolatalar, tatlı bir gecenin habercisi gibiydi. Güzel bir uyku çekmeleri gerekiyordu aslında. Yarın konser sırasında Lion enerjik olmalıydı. Ama Tae Sub yanındayken pek fazla uyuyacağına ve enerjisi kalacağına inanmıyordu.

Keman solosunu bitiren Lion soluğu hemen sevgilisinin yanında aldı. “Biliyor musun çalarken hep seni düşünüyorum ve her solodan sonra sana daha çok aşık oluyorum Tae Sub”

Lion her zaman romantik biri olmuştu. Tae Sub bunu kolundaki bileklikten, parmağındaki yüzükten ve evin en güzel köşelerinde asılı olan kendi fotoğraflarından kolayca anlayabiliyordu. İki eliyle Lion’un yanaklarını tutarak “Filmler halt etmiş bizim ilişkimizin yanında” dedi ve yakışıklı çocuğu burnunda öptü.

Bütün hınzırlığı yine üzerinde olan Lion yatağa girdi ve eliyle yan tarafa vurarak “Haydi atla hemen” dedi. Koşarak çift kişilik yatağın kendi kısmını dolduran Tae Sub çok mutlu hissediyordu. Ailesi şu anda onu arkadaşında ders çalışıyor diye biliyordu ama olsun. Bunu dert etmiyordu, ileride ailesine açıklamayı düşünüyordu. Hatta Lion’un elini sımsıkı tutarak ailesinin karşısına geçmek ve “İşte benim sevgilim” diye haykırmak istiyordu. Kendi arkadaşlarının yanında Lion’u kuzenim diye tanıtmak son zamanlarda çok zorunda gidiyordu.

Düşünceler diyarından sevgilisini uyandıran Lion “Yarın yine senin için çalacağım. Bunu biliyorsun değil mi?” diye sordu.

Bir yandan elleriyle saçını düzelten Tae Sub, diğer yandan da cevap veriyordu. “Tabi ki biliyorum, ama ben de senin için bir şeyler yapmak isterdim”

Başını öne eğen Tae Sub’un anında çenesini tutan Lion, yukarı kaldırdı ve dudaklarını öpmeye başladı. Lion’un öpücükleri hep tutku dolu oluyordu. Tae Sub, bu ilişkinin en güzel yanının her daim aşkı hissettirmesi olduğunu düşünüyordu. Lion’a göre ilişkileri bir çıkmazdaydı. Bu ilişkiden çıkış yoktu, gittikleri yere kadar gidecekti, ölüme kadar!

Yorganı üzerlerinden atan ikili için sohbet şu anda bitmişti. Mumlar etkisini yavaş yavaş yitirmeye başlarken, bu karanlık ortamda en şehvetli sevişmeler daha yeni başlıyordu.

***

Üniversitenin konser salona ağzına kadar dolmuştu. Öğrencilerden profesörlere, dışarıdan gelen kişilerden siyaset kanadına kadar türlü türlü insan vardı. Lion kuliste oldukça sakin bir şekilde duruyordu. Aslında şu anda içini küçük küçük fareler kemiriyordu ama belli etmemeye karar vermişti. Tae Sub ise yerine çoktan oturmuş, konserin başlamasını bekliyordu. Mi Na ve Ga In beraber gelmiş, Tae Sub biraz arkasındaki sıralardan birine oturmuşlardı. Kızların tam çaprazında ise Ji Hoo dürbünüyle beraber Mi Na’yı gözetliyor, yüz ifadelerinden bir şeyler çıkarmaya çalışıyordu.

Konserin başlama anonsu duyulduğunda bütün salona sessizlik hakim oldu. Şef görüldüğünde ise insanlar olanca çığlıklarıyla alkışlamaya başladı. Ne de olsa bu ödüllü bir orkestraydı ve yılda sadece bir kere kendi yerinde konser veriyordu.

Lion uzakta da olsa belki görür umuduyla sevgilisine göz kırptı. Smokinin içinde oldukça yakışıklı görünüyordu. Konser için mohavk saçlarını biraz kestirmiş, kendine daha da çeki düzen vermişti. Tae Sub orkestranın en iyisinin kesinlikle sevgilisi olduğunu düşünüyordu. Kızlar da Lion’u görünce birbirleriyle konuşmaya başladı. Performansını merak ediyorlardı.

Enstrümanlar çalmaya başladığından salonu müzik ziyafeti ele geçirdi. Hoş melodileri insanları esir aldı, kendilerine köle etti. Bu güzel tınıların etkisinin uzun süre geçmeyeceğini herkes biliyordu. Birbirinden yetenekli ve genç insanların bu kadar profesyonel olması müthiş bir şeydi.

Konser olanca güzelliğiyle devam ederken sıra Lion’un solosuna gelmişti. Kemanına dokunmasıyla beraber gözlerini kapattı ve kendini müziğe teslim etti. Tae Sub o sırada sevgilisinin kendisini düşündüğünü biliyordu. Kemanını çalarken dudaklarının o mükemmel gülümseme ne kadar mutlu olduğunu anlatıyordu. Bu bakışı hiçbir şeye değişmezdi Tae, hem de hiçbir şeye.

Keman ile bütünleşmiş olan Lion, final solosuyla salondan en büyük alkışı aldı. Bu alkışlar çok güzeldi ama kendisini en çok sevgilisinin alkışları ilgilendiriyordu. Tae Sub olanca gücüyle ellerini birbirine çarpıyor, ara ara da ıslık çalıyordu. Kendini sahneye atıp Lion’a sarılmamak için zor tutuyordu.

Sahne boşaldığında Tae Sub kulise doğru koşmaya başladı. İçeri girip Lion’u gördüğünde “Artık ben de gemileri yaktım” dedi ve dudağına yapıştı. Orkestradaki diğer insanların gözleri önünde dolu dolu dudaktan öpüştüler. Lion, Tae Sub’un cesaretini yukarı çıkıyordu, bu bir kez daha doğrulanmıştı.

***

Arash ft. Helena - Arash

Artık çoğu akşam olduğu gibi yine kendini bilgisayarının başında bulan Ewon durumundan şikayetçi değildi. Birisi ona yazdırmayı sevmişti, o da hislerini yazıya döküyordu, sadece kendine özel yazılara. Şimdi ise 167 sayfa olmuş olan taslağına bakıyordu. Bir günlük misali aklına ne geldiyse yazmıştı. Ama bunların çoğu biriktirdiği duygular ve hislerdi.

Aklında bunlar geçerken ağzından “Senin hissini sikeyim” cümlesi çıktı. Dün Ga In’in mendilini almış ve geri vermemişti. Bugün ise bir saat sonra başlayacak olan resitale gitmek için hazırlanmıştı. Ama artık ne yapacağını biliyordu Ewon. Sonunda bir çözüm yolu bulmuştu. Bütün dertlerinden kurtulacak, hislerini bir kenara bırakacak yanıtı vardı.

Bilgisayarındaki klasörden son yazdığı yazının dosyasına tıkladı. Bir sigara yakarak derince içine çekti ve son yazdığı yazıyı okumaya başladı.

“Dünyanın en umursamaz insanlarından biriyken üst üste gelen yıkımlar arasında yeşermişti o. Kendime bir türlü kabul ettiremediğim, daha sonra ise sürüsüyle küfür ettiğim o sikik aklım yüzünden şu anda perişan bir haldeyim. Bu kadar değişeceğimi gerçekten bilmiyordum. Sorumluluklarım vardı, onlara öncelik vermeliydim. Banka ile olan durumu tamamen hallettim. Üç ay içinde bitecekti aslında, ama ben daha çok kirlenmemek için önceden hallettim. Şu an düşünmem gerekiyor hiçbir şey yok aslında. Bedenim, ruhum çok pis. Arınmak istiyorum, beyazlara bürünmek ve süzülmek. Burada mutlu olamayacağımı anladım. Her gün kalbime bıçak saplanmasına artık dayanmıyorum. Hiçbir şeye ağlamayan ben, 6 ayda gözyaşı pınarı oluşturdum neredeyse.

Televizyon karşısına geçip romantik komedi izleyerek dondurma yedim, Bridget Jones’un Günlüğü’nü izleyerek teselli bulmaya çalıştım, motoruma atlayıp okyanusa gittim. Gittim ama ne yaptım, onun adını yazdım kumlara! Kurtulmak için gittiğim halde adını yazdığım kumları okşadım. Ne olurdu benim olsaydı, ne olursa ben iki sene önce onu kabul edip öyle yaralasaydım. Eskort olduğumu onu kabul ettikten sonra söyleseydim affettirirdim kendimi, bugün böyle kafayı yemezdim.

Ben çok şey istemiyorum ki. En azından okulda görmeyeyim onları. Birbirlerine sarılıyorlar, gülüyorlar, eğleniyor. Ben ise uzaktan uzaktan seyredip boktan hayatıma küfür ediyorum. Ji Hoo piçi bile mutlu, dünyada mutluluğu en hak etmeyen insanın oğlunun bile hayatı mükemmel geçiyor. Bana ise gelen vuruyor, giden vuruyor.

Bir zamanlar gam nedir bilmeyen ben, şimdi yeni şeyler söylemek istesem de eski bataklığa düşmüş pis bir sinek gibiyim. Çırpındıkça batıyorum, battıkça ses bile çıkaramıyorum”

“Ben sen sen diye bittim”

Ewon..

Ewon yazısını okumayı bitirdiğinde çoktan üç sigara içmişti. “Bir kanser olmadığım kalır zaten” diye kendisiyle dalga geçmeye başladı. Anahtarını ve cüzdanını alarak garaja indi ve motoruna atlayıp resitalin yolunu tuttu.

Konser salonuna vardığında gözüne çarpan ilk şey etrafın ne kadar kalabalık olduğuydu. Her kesimden insan sanki akın etmişti. Orkestranın kocaman bir posteri girişe asılmış, gelen dinleyicilere selam veriyordu. Lion’un suratını gördüğünde hiçbir tepki göstermedi Ewon.

İçeri girdi ve gözlerden uzak bir yer seçti. Elindeki dürbünle uygun açıyı ayarlarken gözüne Ji Hoo takıldı. Onun da elinde dürbün vardı ve daha ilerideki Mi Na’yı kesiyordu. Sanki gizli bir halka gibiydiler, Mi Na’nın yanında Ga In, onun da biraz önünde işte Tae Sub vardı. Onu gördüğünde dürbün durdu ve oraya kenetlendi. Annesini gören bir yavru misali masumlukla bakmaya başladı Ewon.

İçindeki o ses Tae Sub’un yanına giderek kolundan tutarak dışarı çıkarmasını söylüyordu yine. Ama bu sefer yapmayacaktı, aklındaki plana sadık kalacaktı. Lion’u sahnede görünce yine bir şey hissetmedi. Bunun için çok çalışmıştı, meyvesini görmek gururunu okşuyordu. Orkestra çalmaya başladığında pür dikkat onları dinledi. Bittiğinde herkes deli gibi alkışlarken yerinden bile kıpırdamadı.

Daha sonra Tae Sub’un sahneye, sonra da kulise doğru koştuğunu gördü. Böyle bir şeyi tahmin ediyordu ve aklındaki olayı gerçekleştirmek için düşündüğü son hareket tam da buydu. Gönül rahatlığı ile yerinden kalktı ve yavaşça kulise doğru yürümeye başladı.

Kenardan gittiği için diğerleri onu görmüyordu. İşleri sarpa sarmasını istemiyordu. Şişman bir kadının yanında geçerken hafifçe çarptı, hemen gülümseyerek özür diledi. Böyle iyilikler yaparak birazdan olacak olan olayın yükünü hafifletiyordu kendi yüreğinde. Gerçi tepkilerini göremeyecekti ama tahmin diye bir şey vardı.

Kulise vardığında Tae Sub ile Lion’u öpüşürken gördü Ewon. Böyle bir durumu tahmin etmiyordu, Tae Sub’un bu kadar ileri gidebileceğini bilmiyordu. İçi acıdı yeniden, sağ elini kalbine götürdü ve orada tuttu. Şu anda güçlü ve cesur olmalıydı. Sahnenin diğer kısmında Tae Sub’un ceketini gördü ve salona girdiğinden beri elinde taşıdığı beyaz zarfı içeri bıraktı.

Konser salonunun arka kapısına yöneldi Ewon, onları bir kez daha öpüşürken görmek istemiyordu. Çıktıktan sonra motorunun olduğu yere kadar olanca hızıyla koştu. Üstüne atlayıp kaskını taktı ve tüm gücüyle “Wooof “ diye bağırdı. Kafasını deli gibi salladı, motoru çalıştırdı ve son sürat hızla oradan ayrıldı. Geri dönüşü olmayan bir yolun başlangıcı mıydı bu acaba?

***

Tae Sub ile Lion’un dudakları sonunda birbirinden ayrılmıştı. Orkestra arkadaşları da lion’u bildiği için sorun oluşmamıştı. Sadece bazılarını kafasını çevirip bakmamıştı.

Sevimli bir hale bürünen genç adam “Bak yaptım, sonunda gemileri yaktım. Seni doyamadığım o dudaklarından öptüm” dedi.

Lion ise dünyada daha mutlu bir gün yaşayamayacağına adı gibi emindi. “Harikasın sen, süpersin. Sevgilim benim” dedi ve yanağını sıktı.

Tae Sub arka tarafa doğru hareket ederken bir yandan da konuşuyordu. “Arkadaşlarla bunu kutlamak için bir şeyler içmeye gideceğimizi söylemiştin. Ben de hava gece biraz serin olur diye ceketimi almıştım. Arka tarafta, alıp geliyorum hemen” dedi.

Lion “Tamam” dedikten sonra kemanını kutusuna yerleştirmeye başladı. Bunu yaparken dudaklarını ısırıyor, içi içine sığmıyordu. Ağzından ise şu kelimeler döküldü. “Çok mutluyum, hem de çok!”

Ceketinin olduğu sandalyenin yanına gelen Tae Sub’un gözleri cepteki beyaz şeye yöneldi. Çekince bir zarf olduğunu gördü. “Bunun burada işi ne?” diyerek açmaya başladı.

Zarfı tamamen yırttıktan sonra içindeki kağıdı çıkardı. Kağıdı çevirerek bakmaya başladığında çoktan garip duygular kendisini yavaş yavaş esir alıyordu. Sadece bir cümle yazıyordu kağıtta, Tae Sub’u derinden etkileyen bir cümle. Unuttuğunu düşündüğü bütün şeyleri yeniden gün yüzüne çıkartan bir cümle. Kaybetmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu suratına çarpan bir cümle.

Kağıtta “Ben senin hayatından gittin oğlum” yazıyordu.

Ve altında ise o isim, “Ewon..”

Beat the Devils Tattoo

12. Bölümün Sonu..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…