Ana içeriğe atla

Ben pişmanlığımla, kendime düşmanlığımla…

     Ben pişmanlığımla, kendime düşmanlığımla… Kabul ettim seni, bütün hatalarınla.

     Hayatım boyunca atacağım adımlardan önce düşünüp durumu tartmaya önem vermiştim. Ama gün oldu ben de hata yaptım, pişman oldum. Hem de nasıl! 16 yaşındayken vermiş olduğum bir karardan dolayı hala pişmanım mesela. Keşke zaman makinası olsa da o güne dönüp hatamı hiç yapmasaydım diye düşünürüm pek çok kez. Ama en önemlisi hatalarımla, doğrularımla, yanlışlarımla yaşamayı öğrendim. Yaptığım yanlışlara ya da verdiğim kötü kararlara karşı kendimi yiyip bitirme huyumu erittim içimde, hazmettim. İşte bu yüzden o günkü hatamda sonra yaptığım küçük ya da büyük şeylerden dolayı kendimi hiç suçlamadım. Zaten o kadar büyük bir hatayı da yapmadım bir daha.

     Geçen yazımda size buluşma olacağından bahsetmiştim. Benim için büyük gün bugündü ve iş çıkışı arkadaşlarla beraber toplandık. Cevahir’e gitmeden önce D&R’a uğrayıp birkaç kitap aldım. Ona da şu sıralar çok meşhur olan Debbie Macomber’ın Küçük Mucizeler Dükkanı kitabını aldım. Aslında Tutunamayanlar’ı alacaktım ama kütüphanesinin çok geniş olduğunu söylediği için kesin onda bulunduğunu ve okuduğunu düşündüm. Nitekim de öyleymiş, bol bol Olric, “Efendimiz” muhabbeti yaptık.

     Cevahir’e girip yemek katına çıktığımda herkesin gelmiş olduğunu gördüm. Toplam sekiz kişiydik ve biz M ile daha önce sadece iki kere görüşmüştük (Hiç yalnız görüşmedik daha) Gözlerimi ona çevirdiğimde onun da heyecanlı olduğunu ve hatta beni beklediğini hissettim. Beni gördüklerinde ilk o ayağa kalkarak yanıma geldi, öpüştük ve “Hoşgeldin” dedi. İşte selamlaşma faslında sonra ben de bir sandalye çekerek oturdum. Bu buluşmayı aslında ben istemiştim, nedenim de bir an önce görmek istememdi. Hafta sonunu hep bekleyemezdim, hem de blog buluşmasının olma ihtimali vardı. Grupça sohbete anca beş dakika katılabildik. Onda sonra sanki sekiz kişi değil de ikimiz buluşmuşuz gibi gözler döndü ve ikili sohbete geçtik.

     Görüşmediğimiz günlerde neler yaptığımızdan bahsettik, sonra işe geçtik, sonra geyik ve şamata yaptık. Ben ona aldığım kitabı hediye ettim, çünkü kitaplar hakkında çok konuşmuştuk. M de bana bir hediye almıştı ve kitaptı. Kaplerimiz birmiş diyerek ellerime uzattı. Onun seçtiği kitap için önceki görüşmemizde gerçekleştirdiğimiz konuşmaya hitabendi: John C. Parkin’in Siktir Et kitabı! Ben bir önceki görüşmemizde hayatımda pişmanlıkları anlatmıştım ona açık açık. Neden böyle bir şey yaptığımı inanın bilmiyorum, ama ona anlatmak istemiştim ve ağzımda cümleler dökülmüştü. Beni büyük bir sabır ve merakla dinlemişti. Ondan sonra o da aynı şeyleri anlatmıştı. İkimizin de can kırıkları vardı. Ben aldatılmıştım sevdiğimi sandığım biri tarafından, hem de her şeyi safça mükemmel gittiğine inanırken. O da aldatılmıştı, hem de bir kere affetmesine rağmen aynı kişi tarafından ikinci kez! Şöyle demişti bana: “Küçüktüm, salaktım. En önemlisi içimden ben ona aşığım, onu kaybedemem, gitmesine izin veremem diyordum. İşte bu yüzden yanımda dursun, benimle olsun diye affettiğimi söyledim ve ikinci kez boynuzu yedim. Artık Edirne’den bile görünüyordu” Bunu dedikten sonra kahkahayı basmıştı. Şimdi olsa asla böyle bir şey yapmayacağını, direkt pata küte dalacağını söyledi. İkimizin kimyası inanılmaz uyuyordu, onun yanında kendimi mükemmel derecede rahat hissediyordum, sanki evimde, en sevdiğim koltuğumda oturup üzerime battaniye çekmiş, elimde de bir fincan sıcak çikolata varken biriyle sohbet ediyormuş gibiydim. Huzur, bütün bu hissettiklerimin özeti olan kelimeydi o anda.

     Yaşanmışlarımı, hatalarımı bir bir anlatmıştım. Ne olacaksa olsun, ister arkadaşlarına anlatıp daha sonraları benle taşak geçsin, ister içinden küfür etsin umurumda değil diyerek sırlarımı dökmüştüm. Güven verici masum bir yüzü vardı, ister istemez bakınca içinize bir sıcaklık doluşuyordu. “Senin için bir şarkım var” dedi bir anda. Ben şaşırdım, “Nedir?” diye sorunca hemen iPod’unu çıkarttı ve kulaklığın bir ucunu kulağıma geçirdi. “İyi dinle” diyerek açtı şarkıyı. Çalan şu şarkıydı:

 

     Şarkıyı dinlerken tarifi zor duygular içerisindeydim. Bir yerden kulağım ısırıyordu müziği, çünkü Hint müziklerine benziyordu. Yukarıda fotonun altına yazdığım söz işte bu şarkıdan. En sevdiğim kısmı oldu, bana, yaşadıklarıma cuk diye oturan sözler.. Bittiğinde “Mükemmeldi, çok teşekkürler” dedim. “Anlattıklarını dinledikten sonra hemen aklıma bu şarkı geldi, bugüne saklamak istedim” diye cevap verdi. İşin daha da ilginç yanı bu şarkının orijinali Hintçe zaten! Müziği doğru tahmin etmiştim . 2004 yapımı olan Masti filminden Dil De Diya Hai orijinalinin adı. M de benim gibi Bollywood aşığı bir insan, o yüzden bu şarkı iki kere bana cuk diye oturdu. Bu tarz küçük şeyleri düşünen, ince ruhlu insanlara ba-yı-lı-yo-ru-m! Zaten ilk olarak grupça görüştüğümüz zaman Hindistan sayesinde konuşmaya başlamıştık. Daha sonra hararetli bir fikir alışverişi olmuştu aramızda. Bizi yakınlaştıran Hindistan yani, daha da seviyorum artık bu mistik ülkeyi. M, Uzakdoğu ülkeleri hakkında bilgi sahibi ama dizileri, müzikleri ve filmleri hakkında pek bilgisi yok. Bilgisi yok ama ilgisi var! Ona bir dvd hazırlayacağımı söylediğinde sevinçle “evet evet” dedi. Kısaca onu da Kore ve Japonya sevdalısı yapacağım. İşte bu yüzden yukarıdaki fotoğrafı seçtim, Hindistan’a ve burayı bilmese de M’e bir jest olarak! :)

    Ben pişmanlığımla onu kabul ettim.

Kendime düşmanlığımla onu istedim.

Bütün hatalarınla “yanımda dur” dedi.

***

     “Tabi ki her insanın hayatında kara bulutlar gezebilir, ya da canını sıkan hamam böcekleri zaman zaman azarak yuvalarından çıkabilir. Bu benim hayatımda da oluyor. Geçmişten gelen birikmiş pisliklerin kendi “kirli kanlarını” boşaltmalarını görmemek en rahatlatıcı olan şey diyorum, düşünme olayı bile oldukça gereksiz hani. Kapattığım defterim, üstüne toprak örttüğüm bir tabutum ve artık bırakmış olduğum harabe bir evim var”

“Murathan Mungan”

     M bana yukarıdaki girişe sahip olan yazının bir kopyasını getirmişti. Daha önce bir kitapta görmüş ve çok beğenerek kağıda geçirmiş. “Mantar panomda asılı, kesinlikle senin de olmalı” dedi. Ben de çalışma masamın üzerine koydum, bilgisayarımı her açtığımda göreceğim artık. Kısa ama mükemmel vakit geçirdik. Kendimizi gruptan soyutladık, onların bu duruma takılmalarına cevap bile vermedik. O koca alışveriş merkezinde kimsenin sesini duymadık, gözlerimiz kimseyi duymadı. Birimize odaklamıştık, birbirinizi duyduk, birbirimize konuştuk, birbirimizi gördük ve en önemlisi birbirimizi hissettik.

     Kendi prensiplerime aykırı bir durum gerçekten ama insan sol tarafta yer alan o mühim organına cidden söz geçiremiyor bazen! Liseliler gibi kalbimin çarpması gerçekten acayipti. Bunu kendime itiraf edememem ise daha komikti. Şarkıyı dinlerken “Kabul ettim seni hatalarınla” kısmını bana bakarak söylemesini vermek istediği bir mesaj olarak düşündüm ve tuvalete gittiğimde deli gibi zıplayıp durdum. Ellerimi şıklatarak oynadım bile hatta, şen şakrak Lee sahalara geri dönmüştü artık.

     Şu dünyada onunla konuştuğunuzda, hatta sadece var olduğunu bildiğinizde hayatınıza pozitif enerji katan nadir de olsa kişiler vardır. İşte M’de benim hayatımdaki pozitif enerjim diyebilirim. Bir kızın esprili olması biz erkekler için inanılmaz önemlidir. M sürekli espriler yapıyor, taklit yeteneği harika. Öyle çoğu insan gibi utanırım, sıkılırım, insanlar ne der diye düşünmüyor. Bu konuda kafa yapımızın aynı olması da işte benim keyfime keyif katıyor. Olabildiğince rahat ve eğlenmesini bilen biriyle konuşmayalı gerçekten uzun zaman olmuştu. Salak salak espriler yapar, başkalarına hükmetmeyi seven, despot ve amaçsız insanlardan uzaklaşıp şehrimdeki eğlenceli insanlara pusulamı yöneltmek iyi geldi. Blogger buluşmalarında da aynen böyle hissediyorum işte. Mutlu oluyorum, eve dönerken yine pozitif hissediyorum.

     Hem iş, hem de buluşma derken bugün yorulduğumu pekala tahmin etmişsinizdir. Ama buna rağmen gördüğünüz gibi gayet uzun yazdım, hem de gram sıkılmadan, gram yorulmadan. Bu yüzden iyi ki hayatıma girdim M, iyi ki varsın diyerek bu yazıyı sana ithaf ediyorum. Belki ileride burayı keşfedersen bir şekilde okursun :)

Buluşmadan beri sürekli aklıma gelip söylediğim ve yazıya onu yazarak başladığım cümle ile bitirmek istiyorum..

Ben pişmanlığımla, kendime düşmanlığımla… Kabul ettim seni, bütün hatalarınla.

     M-…

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …