Ana içeriğe atla

Aşk, birliktelik ve kahvaltılık ilişkiler..

     Bir dilim kızarmış ekmek alır mıydınız? Veya ağzınıza layık köy peynirinden? Ayrıca hem reçelimiz, hem de pekmezimiz var. Ya da çok Amerikanvari olmasına rağmen tost veya mısır gevreği getireyim?

     Kahvaltıların günün en önemli öğünü olduğunu sanırım hepimizin ailesi demiştir. Her sabah okula/işe gitmeden önce zamanlama da uygunsa ailecek oturulan kahvaltının tadı bir başkadır. Ben pek kahvaltı yapan insan değilimdir, ama benim eskiden ilişkiye bakış açım kahvaltılıktı. Peki nedir bu kahvaltılık ilişkiler?

    En önemli şey olduğunu bilirsiniz, ama onu genelde es geçersiniz. Bunun da nedeni olarak en çok zamanı öne sürersiniz. Sonra yavaş yavaş bu alışkanlığınız yok olmaya, siz de artık hiçbir şekilde önemsememeye başlarsınız. Karşı taraf bu sefer kızar, “neden önem vermiyorsun?” diye sızlanmaya başlar. Siz söz verip bir iki gün bu vazifenizi yerine getirirsiniz ama çok fazla sürmez. Sonra aynı döngüye baştan başlarsınız.

     İşte 2011’in, hatta Milenyum yıllarında yaşanan ilişkilere genel olarak böyle bakılıyor. Tabi iv her ilişki akşam yemeği tarzında hiç es geçmeyeceğiniz biçimde olsun isteriz. Ama bizim elimizde olan bir şeyi yine o aynı ellerle kenara fırlatıp atmanın tek sebebi de biziz. Keyif alacağımız bir şeyi yok saymak ne derece doğrudur sizce? Bence de değildir ama zamanında çok yaptım.

     Bir Titanic ya da Kasım’da Aşk Başkadır havasında aşk yaşamadım bu zamana kadar, zaten öyle istemem de ama ilişkimin olduğu zamanlarda odaklanmamın o yöne kaymadığı da bir gerçek. At gözlüğü takıp sadece çıktığım insana bakıyorsam aşık olmuşumdur, eskiden beri kendime bu komik cümleyi söyler dururum. Şimdi insanoğlu gerçekten de yalnız yapamayan bir varlık. Ailesi, akrabaları, arkadaşları filan yetmiyor bir süre sonra. Sevmek istiyor, dokunmak istiyor, aşık olmak istiyor. Bu yüzden de bir arayış içine giriyor. Çevresine bakıyor, okuluna bakıyor, hatta yürüdüğü yolda bile bakıyor. Bunun sonucunda da biriyle elbet tanışıyor. Buraya kadar her şey “mükemmel”, ama işte tam da bu zaman madalyon hop diye diğer yüzüne dönüyor. İlişki başladı diyelim, ilk zamanlar malum cicim ayları gayet vıcık vıcık geçiyor. Ama sonra araya bir derin dondurucu giriyor sanki, biz buna okuyan arkadaşlarımız için yaz tatili diyoruz. O derin dondurucu öyle bir etki bırakıyor ki, yazacağının “iyiyim” mesajı bile zor gelmeye başlıyor.

     Burada duralım, işte bu durum ben de çok çabuk oluyor. Karşındaki insandan sıkılmanın belli bir süresi var mıdır? 1 ay, 2 ay, 15 hafta filan? Cicim ayları genelde ne kadar sürer? Ya da gerçekten aşık olduğunuzda cicim ayları diye bir şey olmaz mı? Hiç aşık olmayan yolun başındaki bir acemi olarak yazıyorum bunları. Ben ergenken herkes gibi aşık olduğunu sanan sivilceli veledin tekiydim. İnsanın kafasına hep sonradan dank ediyor.

     Tek çocuk olduğum için ne kadar yalnızlığı sevsem de yanımda birini istediğim zamanların sayısı da oldukça fazla hani. Bir de bazı insanlar var, sadece “yiyişmek” için sevgili yapmaya çalışırlar. Ayrıca başka bir tür daha var, bu genelde kızlar da oluyor. Kimseyi bulamıyor, ama bunun üstünü şöyle örtüyor. "Zaten kafama göre biri çevremde hiç yok, ben şöyle şöyle istiyorum ama olmuyor. Ayrıca erkeklerin hepsi aynı, ben yalnızken gayet iyiyim” Ama aynı kişiler nedense izledikleri romantik-komedilere ölüyor, gece yattığında da eminim o dizilerdeki gibi sahneler görmeyi istiyor. Böyle sayıyor sayıyor, sonra da neden yalnız olduğunu bilmediğini söylüyor. Ulan sen neredeyse “istediğim adam benim yerime her ay adet görsün” diyorsun, sonra da yalnızım ama mutluyum vaazı çekiyorsun. Erkekler de bu durumu görmedim ama böyle kızlar tanıdım açıkçası. Sizin de çevrenizde vardır kesin.

     Şimdi bir adım daha yakınım “ilişki” olayının içine girmeye. O yüzden adımlarımı sağlam atıyorum. Duygularımı, düşüncelerimi, hislerimi, yazılarımı, cümlelerimi ve söylediklerimi tartıyorum, planlı ilerliyorum. Her şeyin “harika” olmasını, hataya asla yer vermemeyi düşünüyorum. Kahvaltılık bir ilişkiye hayır diyorum, zaman kaybından başka bir şey değil çünkü. Değerlerimi ve kalbimi ölçtüğümde bir ağırlık varsa önümde, ben o kişiye aidim demek oluyor bu. Hem yukarıda da dediğim gibi, insan gerçekten de yalnız yapamaz. Biriyle paylaşılan hayat, “mutlu” hayattır. Dozunda yaşanan sevgi kadar güzeli zor bulunur, biraz şans, biraz dikkat ile yalnız kalmaya en mahkum insan bile hayatına birini sokabilir bence. “Umutsuz vaka kızları” hariç, dediğim gibi onlar yalnızlığın gerçekten de mükemmel(!) olduğunu söylerler her daim.

     Eğer gerçekleşirse, burada ilişkim üzerine yazılar okuyabilirsiniz. Ben yazmaktan, bahsetmekten gerçekten zevk alıyorum çoğunluğun aksine. Benim gerçekten hoşuma gidiyor paylaşmak, daha da mutlu oluyorum. Ama tabi özelim kendime aittir diyen insanları da gayet anlıyorum ve saygı duyuyorum.

     Çatlak, deli dolu, manyak, sürekli yerlere yatıran bir ilişkiyi en son 1.5 sene önce yaşamıştım. Aradan epey zaman geçmiş, acaba 3 gün sonra buluştuğumuzda hata yapar mıyım, ağzımdan saçma bir şey çıkar mı diye düşünüyorum şimdi aha. Gerçi grup olarak görüşeceğimiz için pek sorun yok, gayet saçmalama olayı yukarılarda olacaktır. Ellerinizi çapraz yapın ve istiyorsanız gerçekten bana şans dileyin arkadaşlar Her insan mutlu olmayı hak etmiyor gerçekten ama ben ve bu blogu okuyan sizin hak ettiğinizi düşünüyorum :)

Fırından yeni çıkan bir ilişki gibisi yoktur.

Sıcacık, yumuşacık ve sevgi dolu..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …