Ana içeriğe atla

Hayatımın en sıkıcı iki saati, alınan intikam..

Budur!

     Başlık aslında yeterince açıklayıcı değil mi? Ta ta ta tam. Size hayatım en sıkıcı buluşmasını anlatmak istediğimi söylemiştim önceden. Nedense araya bir sürü şey girdi ve ben yazamadım. Şimdi hazır fırsat bulmuşken hemen anlatmaya başlıyorum. Bu arada yeniden Nintendo Wii satın aldım ve hemen deli gibi Tenis ve Beysbol oynadım. O yüzden sağ kolum bir ağrıyor ama vazgeçmek yok. Bu yazıyı yazacağım!

     Tam zamanı hatırlayamıyorum ama bundan iki ay önce filan olmalı. Yakın bir arkadaşımla beraberdik, daha sonra ayrılıp havalimanına gidecek ve gelen arkadaşını karşılayacaktı. Tam o sırada telefon geldi ve kardeşine araba çarptığını haber verdi annesi (Hafif çarpmış, hiçbir şeyi yok şimdi. Şu anda deli gibi koşturmaya devam ediyormuş aha) Aceleyle kaldırıldığı hastaneye gitmek istedi ve benden bir ricada bulundu: Arkadaşını havalimanından karşılamamı istedi. Ben de kabul ettim tabi, telefonunu verdi, ismini söyledi ve gittim.

     Zaten Yeşilköy’de oturuyorlardı, biz de orada takılacaktık arkadaşım hastaneden gelene kadar. Gittim havalimanına, uçağının indi yazısını gördükten beş dakika sonra aradım. İlkinde açmadı, ikinci aramamda açtı. Gerekli açıklamayı yaptım telefonda ve sadece “tamam” diyerek suratıma kapadı. 10 dakika sonra telefonumu aradı ve çıktığını söyledi. Gittim karşıladım, tanıştık, detayları anlattık ve havalimanından çıktık.

    O sırada bana hiç sormadan bavulunu eline atmıştı bile. Zaten suratsızın teki, bir de öyle yapında ben hafif hafif kızmaya başladım. Adı Melike (Gerçek adı değil, sadece baş harfi uyuyor) “Taksi çevireyim mi?” dedim, bana direkt Airport AVM’e gitmek istediğini söyledi. Havalimanın orada bir outlet center. İyi dedim ve oraya gittik. O sırada bavulunu taşıdığım için ne bir teşekkür, ne başka bir şey. İçimdeki şeytan geçir diyor kafasına. Aptal bavuluyla beraber alışveriş merkezinden içeri girdiğimizde bu birden cıvıldamaya başladı.

    Bodrum’da enfes bir beyaz kot pantolon denemiş, aynısından bulup hemen satın almak istiyormuş. Ben içimden haspinallah diyorum böyle. Hayatta en sevmediğim şeylerden biri mağazalara girip elbiselere bakmaktır. Alma ihtimalim yoksa kesinlikle bakmam, nefret ederim. Birçok arkadaşım da bu huyumu bilir ve benle beraberken mağazalardan uzak durur. Arkadaşıma söz vermiştim, bir de en sevdiğim dostlarımdan biri kendisi, o yüzden bu embesili kırmamak adına ne taklalar attım.

     Oradan oraya giriyor, bakıyor çıkıyor. Benim de gelmemi is tiyor, neymiş “görüşlerimi durmak istiyormuş” Ben de gavur ölüsü bavuluyla dolaşıyorum. Bir mağazaya girdik, orada buldu bu beyaz kotlardan, hemen denemek istedi. Gitti kabine girdi, çıktığında beni çağırdı ve “Nasıl olmuş?” diye sordu. Ben de hemen alsa da gidip bir yerlere otursak düşüncesiyle “İyi durmuş” dedim. Demez olaydım!' O dil kopsaydı da ağzımdan o cümle çıkmasaydı. Allah’ım bir başladı bu nutuğa, orada çocuğumu kesecektim resmen. Kendisi mağazalarda satış görevlisi olarak çalışmış zamanında, ama görseniz sanki CEO edasında böyle.

     Nasıl iyi dermişim, bunun kesimi berbatmış, üzerinde fit durmamış, kumaşının kalitesizliği ta Çin’den belli oluyormuş, anlamıyormuşum bu işten (sanki ben anlıyorum dedim) İşte saydırdı durdu. Ben de sabit bir ifadeyle suratına bakıyorum. Sonra da “Ben sana zaten mağaza gezmekten nefret ettiğimi söyledim. Sırf kırmamak adına dolaşıyorum” dedim. “İyi be” dedi, sonra da bir şeyler içmek istediğini söyledi.

     Yiyecek içecek katına giderken benim aklımda şu yukarıdaki resimde gerçekleşen şeyi yapmak geçiyordu. Bir yere oturduk ve limonata içmeye karar verdik. Gidip aldım, önüne getirdim. Bu sefer ne dedi sizce? “Şu pembe pipet daha güzel gözüküyor, ben ondan istiyorum” dedi. Sabrım taşıyordu ”E iyi, gir al o zaman” dedim. Pişkin pişkin “Sen getir” dedi. Neyse diyerek gidip getirdim pipeti önüne. Aslında onu bir yerine soksam daha iyiydi.

     Pantolon bakarken sadece o konuştu, size öyle diyeyim. Benim konuşkan biri olduğumu bilir tanıdıklarım. Onun sorduğu her şeyde “Ha, evet, doğru, tabi” gibisinden tek kelimelik cevaplar verdi. İçimi deşselerdi Hulk’a benzeyen dev bir sıkıntı canavarı ortaya çıkabilirdi. Bir ara çekip gitmeyi de düşündüm ama hemen aklıma yine arkadaşım geldi.

     Limonata içerken bu kazma nasıl becerdiyse üstüme sağ elime döktü biraz. Ben o sırada her insanın beklediği gibi bir özür ve peçete bekliyorum. Bu öküz ne özür diledi, ne de kalkıp peçete getirdi. Kendim kalktım, içeriden peçete aldım ve getirdim. Suratına öyle tiksinç bir ifade ile bakıyorum ki başkası görse resmen korkardı. Oralı bile değil, hayat buna güzel valla.

    Elimi sildim ama tam geçmedi. Bu yüzden lavaboya gittim, şansıma da kimse yoktu. “Kaltak!” diye bağırdım resmen. Valla insanı bu tarz kişiler çileden çıkartır, artık kız olmasına rağmen tekme tokat girebilirdim. Ulan senin için ta nerden gelmişim, incelik etmişim. Bu kadar mı nemrut suratlı olunur yahu? Ama böyle kızların sayısı gerçekten fazla. Neyse ki çevremde öylelerinden yok çok şükür, o konuda kafam rahat.

     Geri döndüm ve tam sandalyeme oturacakken “Sıkıldım” dedi. “Kalkıp oynayayım senin için, ne dersin?” dedim alaylı bir şekilde. Ağız yaptı anca, dudağını büktü böyle. O sırada telefonu çaldı, bir arkadaşı arıyormuş. Yeni evine taşınmış arkadaşı, bizimki de hafta sonu parti yapmasını söylüyor. “Ortalığı dağıtalım, coşalım” filan diyor. Ben de içimden gülüyorum. “Sen git götü başı dağıt, hatta tamamen dağıt ki dünya senden kurtulsun” diyorum.

     O sırada Tolga’ya mesaj attım ben de. (En yakın arkadaşlarımdan biridir) Tatildeydi kendisi Fethiye’de. “Bileklerimi keseceğim, ne olur gel beni kurtar Tolga” diye yazdım. Cevap sonra gelmişti, hayrola “Ne oldu yahu?” diyordu. Ben de detaylarına anlatmıştım.

     Susuyorduk, susuyorduk, susuyorduk. Aptal aptal suratıma bakıyordu, hayatımda gördüğüm en sıkıcı insanlardan biriydi. Zaten hayatımda gördüğüm en sıkıcı iki insan da kızdı, aha biri bu Melike. Ne olur gideyim diye ellerimi açık yalvaracaktım alışveriş merkezinde. Köpeği varmış bunun, ondan bahsetmeye başladı. Çok sevdiğini filan, ama bakması çok zahmetliymiş, o yüzden erkek kardeşi bakıyormuş. Birden satın alma macerasını anlatmaya başladı. Ben bayık bayık bakıyordum anca, suratına doğru “Siktir git!” diye bağırmak istiyordum.

     Birçok insan gülünce sevimli gözükür ya, bu kemçük ağızlı da o da yok. Gülünce o kadar tiksinç oluyordu ki, korkuyordum resmen. Neyse ki çok az gülümsedi, yoksa çekilir dert değil. Köpeğini satın alma macerasını yarıda kesti, bir de çalıştığı giyim mağazasını anlatmaya başladı. İşte orada çok iyiymiş, patronu ondan memnunmuş, kendisi en güzel satış görevlisiymiş, gelen müşteriler hep ona bakıyormuş, tamamen Junior Ayşe Özyılmazel havasında.

     Bu hikayenin de yarısındayken telefonum çaldı, arayan arkadaşımdı. Hastaneden çıkmış ve nerede olduğumuzu soruyordu. Tarif edip telefonu kapattıktan sonra bağırarak zıplamaya başladım alışveriş merkezinde. Resmen iki elim havada, ayaklar kaç santim yukarıda “Evet!” diye bağırıyordum. Meraklı “Ne oldu?” diye sorunca cevap vermedim.

    Daha sonra arkadaşımın yolda olduğunu söyledim, yine tepki yoktu. Ama ben böyle bırakamazdım, benim yapıma tersti. Bir şekilde rahatlamam, intikam almam lazımdı. Çıkış kapısına doğru yönelince hemen aklıma şeytani bir plan geldi. Onu da suçlu hissettirmeliydim, ve planım başladı.

    “Melike, hava çok sıcak değil mi? Bu bavul da ağırmış, indiğinde beri taşıyorum. Sevil de yolda geliyor, birazcık sen taşır mısın?” diye sevimli bir şekilde sordum. “Kollarım ağrıyor ama, çok yoruldum yolda” dedi. Gören de Avustralya’dan geldiğini filan sanacak, ulan Bodrum’dan geldin. Ama ben öyle diyeceğini biliyordum ve öne önemlisi öyle demesini istemiştim.

     Çıkışa yaklaşırken elimle bavulun kenarlarını açtım yavaşça. Hep önden gittiği için farkında değil, arkasına da bakmıyor. Fıskiyeli havuzun yanında geçerken ayağım kaymış gibi yaptım ve bavulu havuzun içine attım! Açılmış yerlerden birkaç giysi, epilasyon aleti ve en önemlisi Orkid çıktı hahaha! Böyle suda bir garip oldu, anlamadım gitti.

    O sırada ses çıkardığım için arkasını döndü manzarayı gördü. İşte o anki surat ifadesi iki saat boyunca beni mahveden sıkıntı ve siniri aldı gitti hemen. İçim nasıl mutlu, nasıl deli dolu oldu bir anda anlatamam. Bağırmaya, çığlık atmaya başladı. Suyun kenarından bavulunu çekti, o sırada herkes bakıp gülüyor bana. “Ne duruyorsun, içine girip alsana çıkan şeyleri” diye bağırdı. Ben de bu sefer pişkin oldum ve “Sevil gelmek üzeredir. Benim işim var, bu kadar bebek bakıcılığı” yeter deyip suratına bile bakmadan çıktım alışveriş merkezinden.

     Metroya geçtim ve evine döndüm. Ertesi gün arkadaşım aradı ve olanları anlattı. Ben de açıklamamı yaptım. Sevil beni çok sever, cadaloz arkadaşını da iyi bildiği için “İyi yapmışsın” dedi ve beraber güldük telefonda. Eğer ben hiçbir şey yapmadan onu arkadaşıma teslim etseydim içim hiç rahat etmezdi. Bu derece kıl bir insan zor görünür, ender bulunur.

     Ondan sonra ne zaman aklıma gelse bu durum, deli gibi gülmeye başlıyorum. Onun öncesinde yaşadığım sıkıntı ise bana ders oldu :) Eğer yapmasaydım bir şey, işte şu aşağıdaki durum yaşanabilirdi harfi harfine aha.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …