Ana içeriğe atla

The Big C – Kanser üzerine kurulu bir kara komedi

     Bazı diziler vardır; sizi ilk bölümde hemen içine çeker. Daha sadece bir bölüm izlediğiniz halde sezonlar boyunca çekilmesini isterseniz. Bir de bazı diziler vardır ki keşfettiğiniz andan itibaren keşke izleyecek 50 bölümüm daha olsaydı dersiniz. İşte The Big C bu ikinci kategoriye cuk diye oturan bir Showtime yapımı. Keşke 10 – 15 sezon olsaydı da günlerce izleseydim dediğim bir dizi.

     Konusunu kısaca özetlersek, Cathy Jamison kanser olduğunu öğrenen bir kadındır. Ve yaşayamadığı hayatı, yapmadıklarını artık yapmak istiyordur. Olay kısaca bu. Ama bunun altında öyle bir komedi, öyle bir duygusallık yatıyor ki… Sizi sarıp sarmalıyor, kördüğüm gibi bağlıyor. Her bölüm Cathy ile beraber gülüyor, düşünüyor, duygusallaşıyoruz. Bir kara komedi başyapıtı ile beraberiz.

     En son 2x07 yayınlandı ve ben demin izledim son bölümü. Ve öyle bir gaza geldim ki görmüş olduğunuz gibi bloguma yazıyorum. Kablolu kanalda yayınlandığı için açık sözler ve sahneler de olabiliyor, hala alışmamış olanlar elbette var, ama onlar da izlesin bu diziyi.

     Kanserle bambaşka bir mücadele Cathy’ninki. Ama öyle karalara bağlamıyor, yıkılmıyor. Hayatında yapamadıklarını yapmak için kollarını sıvıyor. Diğer yandan da tedavilere de gidiyor tabi. Sonuçta kocası Paul ve oğlu Adam var.

     Bir kere Cathy rolünde Laura Linney resmen devleşiyor. Bu kadın inanılmaz bir oyuncu. Dizide o kadar sempatik ki. Ayrıca üzüldüğünde siz de onunla beraber üzülüyorsunuz, iliklerinize kadar hissetmenizi sağlıyor. Böyle oyuncular gerçekten azdır. sırf Linney’in performansı için bile izleseniz asla pişman olmazsınız. Cathy’nin duyguları, hissettikleri çok gerçekçi. Sanki karşımızda gerçekten kanser hastası bir kadın ve biz onun hayat hikayesine misafir oluyor gibiyiz. Çıtayı gün geçtikçe yükselten Laura Linney’nin bu rolü için önünde eğilirim. Onu izlemeye ben resmen bayılıyorum, bir an bile gözümü ondan alamıyorum. Aynı şeyi The Good Wife’ın Alicia’sı için de hissediyorum. Bu iki kadın bana dünyalar dolusu zevki yaşatıyor.

     Cathy’nin kocası Paul ile ilişkileri ilk sezonda kötüydü. Herkesten kanser olduğunu saklayan Cathy, ilk başta sadece kendi savaşmak istedi bu lanet hastalıkla. Diğerlerini üzmek istemedi, tek başına yüklendi bu ağır yükü. Bir yandan da yapmadıklarını yaptı. Oğluyla oturup porno seyretti, çiçek tohumları yerine parasına kıyıp çok daha pahalı olan çiçekleri aldı, restoranda akvaryumundan çıkartılıp kızartılmayı bekleyen kocaman bir yengeci kapıp kaçtı. “Bu duyguları tatmadan ölmeyeceğim” diyor Cathy, bize hayatın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor.

     Cathy’nin evsiz kardeşi Sean ise ayrı bir komedi unsuru. Oldukça pasaklı, kapitalist dünya düzenine bir asi gibi karşı çıkan, asla para kullanmayan ve sokakta yatan Sean bizi oldukça güldürüyor. Dizinin bölümleri ilerledikçe bu karakter de inanılmaz değişimlere uğruyor. Burada senaristleri tebrik etmek gerek, bizi hiç rahatsız etmeden ilmik ilmik işliyorlar Sean’ı. Aslında sadece onu değil, bütün karakterler büyük değişim gösteriyor. Bizim de seyir zevkimiz oldukça artıyor. Daha sonra Sex and The City’nin Miranda’sı da diziye ve Sean’a dahil olunca işler iyice keyifleniyor. Buralardan pek bahsetmeyeyim, seyir zevkiniz kaçmasın.

     Ayrıca bir de Andrea var. Cathy’nin öğretmen olduğu okuldaki öğrencilerden biri. Siyahi ve değişik bir tip. Onun Cathy ile olan sahneleri resmen enfes. En sevdiğim ikinci çift ikisi. İkinci sezonda Andrea’ya daha da ağırlık verdiler, tadından yenmiyor artık. Ayrıca ilk sezonda okulda resim yapan Lenny ile olan kısımları izlerken bakalım neler hissedeceksiniz?

    Dizinin sezon finali çok çok çok çok değişik. İnsanı resmen darmaduman ediyor, duvara toslamış gibi oluyorsunuz. Ben hayatım boyunca hiçbir diziyi izlerken ağlamadım, ama The Big C’nin sezon finalinde gözümden yaş aktı. Ve izleyen arkadaşlarımla konuştuğumda hepsi ağladığını söyledi. Daha çok yaşamak ve oğlunun büyüdüğünü görmek için arabanın üzerindeki karta önce 18, sonra onu çizerek 30  yazan Cathy bizim hıçkıra hıçkıra ağlamamıza sebep oluyor. Bir de fonda Sia çalınca beter oluyorsunuz. En azından şu sahneye bakın demek istiyorum, spoiler olsa bile yazmalı ve paylaşmalıydım.

Bring it on Cathy..

 

     Ve son olarak size favori çiftimden bahsetmek istiyorum. Cathy x Lee çifti bu dizinin tartışmasız en süper çifti bence. 2. sezonda diziye dahil olan Lee karakteri bir enfes. Cathy kendisi gibi kanser olan Lee ile tedavi sürecinde karşılaşıyor. Yüzünde sürekli bir gülümseme olan adamımız Cathy’nin “ben ikizi” (Dizinin içinde geçen, karakterler arasındaki küçük bir espri) Bu ikili bir oldu mu durdurulamıyor. İlk başta Lee’den nefret eden karı koca, sonraları onu çok seviyor. Emin olun bu sahnelere bayılacaksınız. Ben ikisini izlemeye doyamıyorum, aralarındaki kimya mükemmel.  Özellikle son bölümde beraber o iğrenç çayı yapmaları ve bar sahnelerine bittim ben. Cathy Lee sayesinde hayata daha pozitif bakabiliyor, sürekli gülüyor ve en önemlisi yaşamının kıymetini gerçekten daha iyi biliyor. Keyfine keyif katıyor onunla, ileride neler olacağını inanın deli gibi merak ediyorum. Hugh Dancy umarım bu diziden hiç ayrılmaz.

     Cathy işte böyle harika bir kadın. Gerektiğinde karşısındakilere inanılmaz çıkışlar yapabilen, inandığı şeyleri sonuna kadar savunabilen, kendisini güçsüz görenlere hareket çekebilen biri. Belki de bu yüzden onun lanet kanseri yenmesini bu kadar çok istiyoruz. Nedenlerinden biri de belki budur.

     Her sezonun bir mevsimi temsil ettiği The Big C 2. sezonu olan sonbaharla tüm hızıyla devam ediyor. Bu enfes diziyi kesinlikle tavsiye ediyorum, bence hemen başlamalısınız. Çok seveceğinize eminim. Cathy’nin dünyasına bir adım atın, emin olun bir daha çıkmak istemeyeceksiniz.

Siz de Lee’ye bu konuda katılıyorsunuz değil mi?

Sizi en sevdiğim 3. diziyi izlemeye davet ediyorum.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …