Ana içeriğe atla

Yardıma muhtaç insanlara el uzatmak

    Yardım etmeyi seven bir insanım, bu tür konularda karşımdaki kişiye nadiren hayır diyebiliyorum. Ama bazı durumlar var ki asla es geçmem, en azından durup nasıl bir yardımım dokunabilir diye kafa patlatırım.

     Yollarda giderken özellikle yaşlı insanların para için dilenmelerini gördüğümde için burkulur. Geçen kış sokakta yaşayan insanlarla ilgili bir haber yapmıştım gazete için. Görevli kişiler tarafında bir spor tesisine yerleştirilen insanlarda biriyle söyleşi gerçekleştirmiştim. Eşi öldükten sonra çocukları tarafından kapı dışarı edilmiş, kendi kardeşi de bir ay baktıktan sonra evinin kilidini değiştirerek yol göstermiş. Son çare olarak telefon ve kapalı atm kulübelerinde yaşamaya başlamış. Ayak parmaklarının donmak üzere olduğu sırada belediye görevlileri tarafında alınarak spor tesisine yerleştirilmişti.

     “Kış mevsimi çok zor, özellikle de biz sokaklarda yaşayanlar için. en fazla bir hafta, olmadı 10 gün böyle spor tesislerinde kaldıktan sonra yine sokaklara dönüyoruz” demişti. Her şeye rağmen mutluydu o adam, yaşamayı sevdiğini söylemişti. Çocukluk anılarından tutun da, en karanlık hatıralara kadar bütün hayat hikayesini anlatmıştı bana. Saatlerce konuşmuştuk, tabi haber çok daha kısa bir biçimde yayınlamıştı. Gerçekten çok üzülmüştüm, bir iki yere telefon etmiştim ama olumlu bir sonuç alamamıştım. Şimdi nerede, ne yapıyor bilmiyorum mesela. Umarım iyidir diye dua edebilirim ancak.

     O adama yardım edemedim ama başka birilerine az da olsa yardımım dokundu geçen hafta. Benim yaşadığım ev bir site içerisinde. Bu sitede yaşayan birçok insanla gayet güzel iletişim halimdeyim, çoğunluk beni sever diyeyim kısaca. Annemin muhtarlıkta ufak bir işi vardı, ona gittiği sırada bir konuşmaya kulak misafiri olmuş. Yardım için başvuran kadınlardan birinin durumu. Daha sonra kadınla tanışmış ve hikayesini dinlemiş. Bugün size bundan bahsedeceğim, hayatın öteki yüzlerinden biri.

    Ablamız Ağrılı, eşi siroz hastası. 4 çocukları var, aralarında ikizler var hatta, oldukça şirinler. Hepsi okuyor, dersleri de iyiymiş hani. Kocası siroz hastası olduğu için çalışamıyor, kadının da vakti hastanelerle işi arasında geçiyor. Sirozdan dolayı karın şişmesi oldukça yaşanan bir durum, tam bir tedavisi olmadığı için de inanılmaz zor bir süreç. Dağ gibi adam elden ayaktan düşmüş, oldukça kötü bir durumda yatağında yatmaktaydı. Organ nakli bizim ülkemizde hala çok çok az olduğu için iyileşemiyor maalesef. Lütfen organ bağışı konusunda çevrenizi bilgilendirin. Ben şimdiden kartımı aldım, organlarımı bağışladım açıkçası. Benimle toprak altına gidip yok olmasındansa başka birilerine can versin, onları iyileştirsin.

     İşte ablamız kocasının bu durumundan dolayı işyerinden bazı zamanlarda erken çıkmakta, mecburen arada da izinler istemekte. Sabahın beşinde kalkıyormuş kadın, çocuklarını uyandırıp okul için hazırlıyor, olan yiyecekler ile kahvaltılarını yaptırıyor, onları gönderdikten sonra da kendi hazırlanıp işe gidiyor. Bu arada mesleği aşçılık. Ama gelin görün ki şerefsiz patronu bu izin olaylarından dolayı kadına bir kere kıl kapmış. 15 gün önce işini halledip çıkmak üzereyken yanına gelerek “kovuldun, daha da gelme buraya” demiş. Okuma yazması yok kadının, ama çocukları öğretiyormuş ona. Hiç kendine ayıracağı vakti yok ki tam anlamıyla öğrenebilsin.

     Kadının o anda dünyası başına yıkılmış. Evde tek çalışan insan ve artık o haneye para girmeyecek. Zaten almış olduğu uç kuruş paraya da kocası için izinler istemek zorunda olan bu kadına çok gören o orospu çocuğunda vicdan denen şey zerre kadar bile yokmuş. Aklıma geldikçe sinirleniyorum. Pezevenk adam 3 gün sonra yeni birini işe almış hatta.

     Annem tanıştıktan sonra bir gün beraber evlerine gittik. Bodrum katta küçücük bir dairede yaşıyorlar. Kendilerinin de değil ev, 380 lira kirası var. Kadın ağlıyordu “bunları nasıl ödeyebilirim” diye. O sırada kocasının bu sefer bacağı şişmiş ve Çapa’ya gitmişler. Sigortaları da yok, yeşil kartları var. Doktor “1 yıl ya yaşar, ya yaşamaz” demiş. Hüngür hüngür ağlıyordu. İçim parçalandı resmen, ağzımdan hiçbir şey çıkmadı, öyle dondum kaldım. Çocuklarına belli etmemek için elinden geleni yapıyordu.

    Evden ayrıldığımızda ne yapabiliriz diye kafa yorduk annemle. Bu huyumu ondan almışım, tepkisiz kalamıyorduk asla. En sonunda işe koyulmaya başladık. Annem Bakırköy Belediyesi ile görüşmeye gitti, ben de sitenin içinde dolaşmaya başladım. Kira zamanı geliyordu, ayrıca hastanenin yol masrafları filan vardı. İlk önce en yakın komşularımızın kapısını çaldım. Onlara durumu anlatarak para istedim. Böyle böyle tatile gitmeyen tanıdığım hatta tanımadığım birçok kapıyı çalarak para topladım. En sonunda hatırı sayılır bir para toplamıştım, bu yaptığım şeyle gurur duyuyordum hatta. Beni tanıdıkları için güvenmişlerdi, ayrıca annem de şahidim olarak vardı. Hemen evlerine giderek parayı kadına teslim ettim. Boynuma sarılıp yine ağlamaya başladı, teşekkürler etti.

     İsterse kocası için refakatçi olarak kalabileceğimi, kendisinin ise birazcık dinlenebileceğimi söyledim. Çok teşekkür etmişti yine, ama daha durmamıştık. Babamı da olaydan haberdar ettiğimizde bir görev de ona verdik. Ayrıca para topladığım komşularıma da iş için kulaklarına bir şey gelirse haber vermelerini söyledim. Babam tanıdıkların ile konuştuktan sonra iki gün içinde aşçılık işi buldu. Şimdi daha 5 gün oluyor çalışalı ama memnun işinden. Kadınlar bu sefer fazla olduğu için çalıştığı yerde, daha rahat. Ayrıca parası da önceki yerinde çok iyi.

     Annem de belediyenin kadın kollarıyla konuştu, en azından çocukların eğitim masraflarının üstlenmesini istedi. Yetkili kadınlar oldukça ilgili davranmış bu konuya, zaten yardıma muhtaç insanlara hep el uzatıyorlar. Büyük bir ihtimalle olumlu sonuç alınacak ve çocukların da eğitim masrafı karşılanacak.

    3 gün boyunca ailecek durmadık, gerçekten hayırlı bir işti çünkü yaptığımız. Bu yazıyı normalde yazmayacaktım, yapılan iyiliklerin Allah’la kul arasında kalması gerektiğine inananlardanım. Ama siroz hastalarının durumuna ve yardıma muhtaç insanların sıkıntılarına çare bulma yollarından da bahsedildiği için yazmaya karar verdim. Tekrar ediyorum arkadaşlar, lütfen organ bağışının önemini çevrenizdekilere anlatın. Ayrıca çevrenizde yardıma muhtaç insanlar varsa belediyelere gidip görevli kişilerle en azından konuşun. En fazla 1 saat vaktiniz gider, hiçbir şey kaybetmezsiniz. Bu dünyanın bir de öteki yüzü var, ve gerçekten de oldukça korkunç. Birine uzattığınız yardım eli, gün gelir fersah fersah size döner.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…