Ana içeriğe atla

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı – 10. Bölüm

     Öncelikle ufak bir açıklama yapayım arkadaşlar.

Bu bölümde şarkıların daha fazla etkisi olduğu için Türkçe şarkılar seçtim.

Bölüm ile uyumlu olması açısından.

10. Bölüm

Aşkın Kimyası Paranoya

“Seni seviyorum Tae Sub! Ve senden vazgeçmeye hiç niyetim yok!”

En son Ewon’un dudaklarından dökülen cümle tam olarak buydu. Tae Sub ne diyeceğini bilmiyordu, parktaki kalabalık kendilerine bakarken utanması mı gerekiyordu, yoksa kulaklarını kapatarak oradan uzaklaşması mı? Ayakları yere çivilenmiş gibiydi, ne ileriye ne de geriye adım atabiliyordu. Gözleri Ewon’a kenetlenmiş, deminki cümlenin şoku ile büyümüştü. Ewon’un bir cevap ya da en azından bir söz beklediği her halinden belli oluyordu.

Sonunda kendine gelen Tae Sub ilk iş olarak ağzının kenarındaki kremayı peçetesiyle sildi. Daha sonra ise Ewon’a dönerek “Ne yaptığını zannediyorsun?!” diye çıkıştı.

Ewon sanki o anda orada sadece iki varmış gibi konuşmaya devam etti “Sana seni sevdiğimi söylüyorum. Yaptığım şey bu!” dedi. Etrafındaki insanlara dönerek açıklamada bulunmaya başladı bu sefer. Aşkını herkese, bütün dünyaya anlatmak, rahatlamak, içindekileri dökmek istiyordu.

“Ben bu gördüğünüz çocuğu seviyorum, hem de çok. Erkek olması ya da başka bir şey olması umurunda değil. Benim gözümde aşkın cinsiyeti yoktur. Aşk, cinsiyet gibi bir kavram ile filtrelenebilecek düzeyde basit bir duygu değil, tam tersi oldukça yüce. Uzun süredir kendimi bu kadar rahatlamış hissetmiyorum. İster ayıplayın, ister kusun, ister nefret edin. Zerre sikimde değil. Dünya zerre umurumda değil. Ben her şeyi karşıma alarak yola çıktım, önümdeki tek engel ise beni sevdiğinden emin olmamam”

Daha sonra ise Tae Sub’u kolundan tuttuğu gibi çekmeye ve koşmaya başladı. Arkasından sürüklediği sevdiği insanı koşturarak parkın diğer ucunda gözlerden uzak bir ağacın önünde durdu. Ewon Tae Sub’un nefes alıp verişlerini bile çekici bulmaya başlamıştı. Beyni zonkluyordu, mantığı bunu yapmamasını, önünde çok daha güzel ve mutlu bir seçeneği olduğunu söylüyordu. Peki ya kalbi şimdi ne yapacaktı? Karşısındaki insana neler diyecekti?

Ewon hislerini açmadan her zaman başarısız olmuş bir insandı. Hoşlandığı insanın yüzüne karşı açıklamalarda bulunamazdı, duygularını dökemezdi. Ama bu sefer farklı olmalıydı, bir kez daha mantığını geri planda bırakarak başkasına aşık olduğunu söyleyen bu adamın peşine takılacak mıydı?

Tae Sub şaşkınlığını üzerinden yeni atmışken bu güzel havada bir tanrı edasıyla karşısında duran yakışıklı gence dair neler hissettiğini tam olarak kestiremiyordu. Şu anda biri birisine aitti zaten, ve o kişiyle gerçekten de mutluydu. İçinden kendi kendine “acaba bu öpücüğü Lion’a anlatmalı mıyım?” sordu. Karşısında cevap bekleyen Ewon’u daha fazla bekletemezdi, bu yüzden konuşmaya başladı.

“Aramızda 3 yıllık bir ilişki var Ewon. Ben bütün yükü omuzlarımdan atmak için emin olamadığım halde karşına çıkıp sana açıklamalarda bulunurken sen benim duygularımı, hislerimi, onurumu, gururumu ayaklar altına aldın. Senin yüzünden tam üç yıl boyunca kimseye doğru düzgün güvenemedim. Karşıma biri çıktığında sonunda bu durumdan kurtulacağımı düşündüm ve adım attım. İşte tam o sırada, tam o sırada sen neler yaptığının farkına vardığını söyledin ve beni kazanmak için girişimlerde bulundum. Ben şimdi sana sana güveneyim, bunu söyle bana!”

Söylemek istediği bütün sözcükler ağzından döküldükten sonra Ewon hala onu öptüğü zaman nasıl duruyorsa, şu anda da öyle duruyordu. Başını öne eğdi ve sadece bir cümle kurdu.

“Peki o zaman seni neden bu denli aşağılık şekilde reddettiğimi anlatsam? Nedenimi söylesem? Bir şeyler değişir mi?”

***

Yıldız Usmonova ft. Yaşar - Seni Severdim

(Mükemmel bir şarkı)

Ga In fiziksel zevkin verdiği mutlulukla Han nehrine bakan merdivenlerden birine oturmuş limonata içiyordu. Gündüz alkol almaktan nefret ederdi, ayrıca bugün Ewon’la karşılaşma ihtimalleri olursa bir gram bile alkollü gözükmek istemiyordu. İçki içtikten sonra nasıl saçmaladığını Mi Na iyi bilirdi. Mp3’ünü çıkarıp kulaklıklarını takarak çok sevdiği bir şarkıyı açtı ve düşüncelere daldı.

Yazık ne mazi yazık Anlatmaya yoruldum
Sen benden vaz geçince Ben o gün de vuruldum
Yazık günah ben oysa Kardelen gibi
Acıyla boy veren gibi
Seni severdim
Hüznün koynunda
Seni severdim Hem uyanık, hem uykumda
Seni severdim
Ve sana rağmen
yine severdim Darağacı ip boynumda
Sen aşkı anlamaz bilmez
Gül yansa ağlamaz sakin
Ben akmayan göz yaşında Seni severdim
Sen hisli korkak savaşçı
Aşkı kime satmış hain
Ben her savaş meydanında Seni severdim
Yazık ah mazi yazık
Bir yalnızlık, bir vurgun
Sen benden vaz geçince
Ben o gün de vuruldum
Yazık günah ben oysa Pervane gibi
Ateşle can veren gibi
Seni severdim
Hüznün koynunda
Seni severdim
Hem uyanık, hem uykumda
Seni severdim
Ve sana rağmen
yine severdim Dar ağacı ip boynumda
Sen aşkı anlamaz bilmez
Gül yansa ağlamaz sakin
Ben akmayan göz yaşında
Seni severdim
Sen hisli korkak savaşçı Aşkı kime satmış hain
Ben her savaş meydanında Seni severdim

Şarkı alıp Ga In’i uzak diyarlara götürürken aklında sadece Ewon vardı “Bir kez sevsen, bir kere şans versen ölür müsün?” diye haykırdı nehre doğru. Elindeki limonata şişesine yere atıp tuzla buz ettiğinde yerine alkolün geleceği gün gibi belliydi. Merdivenlerden kalkıp içki almaya gittiğinde yüzünden iki damla yaş döküldü.

***

Lea kaldığı otel odasını bir gecede darmadağın edecek kadar düzensiz biriydi. Küçüklüğünden beri oraya buraya attığı şeyleri hiç toplamamıştı. Şımarık yetiştirilmiş bir kız olmamasına rağmen neden böyle bir huya sahip olduğunu kendisi bile bilmiyordu.

1.5 sene önce internette yeni “heyecanlar” aradığında karşısında bir eskort sitesi çıkmış ve hemen kataloğu incelemeye başlamıştı. W’nun fotosunu gördüğünde ise diğerlerine bakmayı keserek “işte bu” demiş ve telefonu sarılmıştı. O günden beridir W her zaman Cumartesi akşamı Lea’nın özel misafiri olup onunla ilişkiye girmişti. W için belki bu para kazanmaktan başka değildi ama Lea her Cumartesi’yi iğle çekiyordu. İlk başlarda başka kişilere de gitmesini normal karşılarken, daha sonra yavaş yavaş kıskanmaya başlamıştı.

W’nun bazı randevularını gücünü kullanarak iptal ettirmişti. Bunları telafi etmek içinde başka isimlerle randevular alarak ona para kazandırmıştı. W, bu buluşmalara gittiğinde bir otel çalışanları açıklama yaparak hanımefendinin gittiğini ama kendisine bu zarfı bıraktığını söylüyordu. Bu sayede, kimseyle birlikte olmadan para kazanmaya da başlamıştı. Pek sık yapmıyordu, durumu anlamasın diye.

Lea onu bu dünyadan çıkartacak tek şeyin aşk olduğunu biliyordu. Yoksa zaten zengin olan birisi neden böyle bir iş yapsın ki? Ve şimdi kendisi aşık olmuştu, eskortluğu da bırakmıştı. Artık Lea’nın işi daha kolaydı. Sadece o kızı alt etmesi gerekiyordu. Yani Han Mi Na’yı. Seul’e inmeden önce bütün araştırmasını yapmıştı.

Fotoğraf albümünü açarak W’nun suratına baktı ve “Ah sevgili Ji Hoo, neden sadece para karşılığında seks yaptığımızı düşündün? Hiç gözlerimin içine bakmadın, baksaydın eğer çok farklı duygularla seni istediğimi anlardın” dedi. Bilgisayarının yanına giderek W’yu ilk keşfettiği zamanda fonda çalan şarkıyı açtı ve dinlemeye başladı.

Sıla – Acısa da Öldürmez

Bir bir aklımda söylediklerin
İşe yaramaz bu bildiklerim
Hatırlamak laneti aklımın
Acımaz anlatsam hadi buyurun..
Ben birine aşık, o bana vurgun
Soranların kuzey yıldızıydık
Beraber de yapamadık
Kendi dünyamızın yalnızıydık
Anlayınca çok geç oldu
Mahvolduk, kahrolduk
Sonra döndük dedik ki;
Acısa da öldürmez
Cehenneme döndürmez
Hayatını söndürmez
Gideni de döndürmez artık

“Bütün aşklar gerçekten de aynı mı? Bunu seninle beraber görmek istiyorum Ji Hoo” dedikten sonra şarkıya eşlik etmeye devam etti Lea.

***

Mi Na ile Ji Hoo’nun içi içine sığmıyordu. Artık tam bir çift olan bu ikili, günlerini beraber geçiriyor, hayatın tadını ortaklaşa ve doyasıya çıkarmaya çalışıyorlardı. Mi Na tam anlamıyla sevdiği erkeğe güveniyordu artık, Ji Hoo’nun partiden yaptığı çuvallamadan başka hiçbir şey olmamıştı. Geçmişi boğazına kadar çimentoya batırarak okyanusa atmışlardı.

Çiçek bahçesinde papatyaların yanından geçerken Ji Hoo koşarak bir tanesini kopardı ve Mi Na’nın kulağının üstüne taktı.

“Eğer ilişkimiz yavaş gelişseydi bu papatyayı takmak yerine seviyor, sevmiyor yapardım şu anda” dedi. Mi Na en çok bu samimi ve sıcak cümlelerini seviyordu. Yaptığı mesleğe rağmen, inanılmaz iyi ve tatlı bir çocuktu Ji Hoo. Kendisi de bunu “tamamen anneme çektim, ondan böyleyim” diye açıklardı. Babasıyla pek ortak noktası yoktu. Babası işkolik bir insan olmasına rağmen ailesinin ihmal etmemeye çalışıyordu. Ama 5 yıldır Kanada’ya taşıdığını işlerini yönetmekle meşguldü. Yılda bir iki kere Ji Hoo’nun ziyaretine gelirdi. Gelme vakti yaklaşmıştı yine.

Mi Na sevgilisini düşüncelerden uyandırdı ve “Mantığın yerine kalbini dinlemen ne kadar güzel oldu. Ama her zaman kalbi dinlemek işe yaramıyor sanırım. Bazen mantığı da dinlemek gerekiyor bu hayatta. Bizim başımıza böyle bir işin gelmemesi gerçekten çok güzel Ji Hoo” dedi.

Mi Na cümlesini bitirir bitirmez Ji Hoo’nun ani öpücüğü ile ayakları yerden kesildi. Öpücükler konduruyordu bütün yüzüne, içten, duygulu, aşık, şehvetli, ihtiraslı ve tutkulu öpücükler. Kendi kendine “bana gerçekten de aşık bu çocuk” dedi.

“Ben sana vuruldum Mi Na. Hem de çok pis bir şekilde. Aklımda sen varsın sadece, sen benim utanmamı sağladın, geçmişimden nefret etmemi sağladım. Her gün kendine küfür ediyorum neden böyle bir işe girdim zamanında diye. Senin yanında utanıyorum, bunu dert etmediğini söylesen de ben kendime yediremiyorum. Böyle aşık olacağım aklımın ucuna gelmezdi. Sen bir anda karşıma çıktım ve benim yolumu şaşırmama neden oldun. Sersem ettin beni, kendimle çelişmeme neden oldun. Yüzüne her baktığımda mutlu oluyorum, bağırmak istiyorum. Sana bakmaya utanıyorum, liseli aşıklar gibi kafamı çeviriyorum, kızarmış suratımı görmemeni istiyorum bazen. Beni büyüledin ve kendine esir ettin. İyi ki de böyle bir şey oldu ama. Ben, seni seviyorum, hem de çok!” dedikten sonra gerçekten de kafasını öteki tarafa çevirdi Ji Hoo.

Mi Na iki eli ile yanaklarından tutarak gözlerinin içine bakmasını sağladı. O kadar mutluydu ki şu anda. Aşk dolu dolu yaşandığından gerçekten de dünyanın en mükemmel duygusu oluyordu. Ji Hoo’nun suratı harbiden kızarmıştı, domates olmuş yanaklarına sıcak iki buse kondurdu Mi Na.

“Ben de seni seviyorum Ji Hoo. Duraklamadan, tereddüt etmeden bunu diyorum. Sen aşık olunacak bir insansın. İyi ki aşktan kaçmadın, iyi ki benden kaçmadın. Seninle geçirdiğim her dakika kıymetli, senden ayrıldığım zamanlar resmen bir işkence. Hayatımın en önemli kısmına oturdun birden, bu gidişle de hiç oradan kalkmayacaksın gibi”

Mi Na sözlerini başka bir yöne çekerek sürdürdü. Elleriyle saçını okşadığı sevgilisine “Artık bir şarkımız da olduğuna göre şimdi onu dinleyelim mi?” diye sordu. Şirin bir şekilde kafasını sallayan Ji Hoo çantasından ipod’unu çıkarttı. Kulaklıkları paylaşan işi sevgili şimdi ise kendi şarkılarını dinliyordu.

Sezen Aksu – Sen Ağlama

Hasret oldu ayrılık oldu
Hüzünlere bölündü saatler
Gördüm akan iki damla yaş
Ayrılık da sevgiyle beraber
Bir şarkı bir şiir gibi
Yaşadım canım acıları
Senden bana hatıra şimdi
Sakladığım sevgili kederler
Bir sır gibi saklarım seni
Bir yemin bir gizli düş gibi
Ben bu yükü taşırım sen git,
Git acılanma....
Sen ağlama dayanamam
Ağlama göz bebeğim sana kıyamam
Al yüreğim senin olsun
Yüreğim bende kalırsa yaşayamam

Şarkı birbirlerinin gözlerinin içine bakarak söylemeleri aşklarının kuvvetinin de bir göstergesi olmuştu. Bu bahçe onları mutluluk evleri, aşklarının tohumlarının büyüdüğü yerdi.

***

Lion gelen mektubu almak için posta kutusuna doğru yöneldiğinde kalbinin hızla atmaya başladığını hissediyordu. Tae Sub’la karşılıklı kısa mektup yazmaya karar vermişlerdi ve şimdi posta kutusunda sevgilisinin ona yazdığı ilk mektup duruyordu. Hemen kutuyu açarak gelen mektupların arasında onunkini buldu ve diğerlerini almadan havuza doru yöneldi. Hızlıca açtı ve tek sayfa yazıyı okumayı başladı.

“Sevgilim Lion ya da benim Lion’um,

Cidden ne yazacağımı pek bilemiyorum, böyle bir giriş yapmak istedim. Seninle ilişkimiziz ikinci ayını doldurduk ve hala ilk günkü gibi heyecanlı ve mutluyum. Aşk benim kapımı sanırım hiç çalmayacak dediğim bir anda karşıma çıkarak bütün duygularımın yeniden canlanmasına ve filizlenmesine neden oldun. Seni küçük kerata haha. Beni kendine aşık etmeye nasıl cüret edersin? Peşinde aşkım, yavrum, bebek gibi sıfatlarla nasıl dolaştırırsın? Seni öpmek için nasıl bu denli yanıp tutuşurum? Suçlusun beyefendi.

Kısa olacak dediğimiz için birazdan bu mektubun sonuna geleceksin. Ama sadece mektup veya internet ile iletişim halinde olan sevgililer var. Biz halimize şükredelim, istediğimiz zaman görüşebiliyoruz. Hatta şimdi burada olsaydın ben sana neler neler yapardım. Dur, sakın ayaklanma!”

Tam ayağa kalkmış olan Lion, mektupta bunu okuduğunda kahkaha atmaya başladı. Resmen deli gibi gülüyordu, Tae Sub kendisini çok ama çok iyi tanıyordu. “İşte benim sevgilim” diyerek mektubu okumaya devam etti.

“Ayağa kalkıp buraya gelmeye hazırlandığını biliyorum. Yarına erteleyelim bu durumu, hem benim de sana ufak bir sürprizim var. Bütün gün bizim olacağı için şimdiden heyecanlıyım. Yarın görüşmek üzere diyorum o zaman.

Seni seven Tae Sub..”

Lion mektubu bitirdikten sonra yüzünde koca bir gülümsemeyle şezlonga uzanarak yandaki gramofona en sevdiği şarkılardan birinin plağını koyarak şarkıya eşlik etmek için dinlemeye koyuldu.

Yaşar – Ebruli

Uyanır gece yarısı yoktan sevda yaparım

Adamım bu küçük işlere ben bakarım yanarım

Adamım bu küçük işlere ben bakarım yakarım

Dilsizler bana danışır kelebeklerin aklı benim

Gemilerle her gece ben çok uzaklardan dönerim

Çağırırlar küçük adımı karafakiden ben akarım

Adamım bu küçük işlere ben bakarım yanarım

Adamım bu küçük işlere ben bakarım yakarım

Benim Adım ebruli biraz gerçek bira rüya

Yalanımı sevsinler aşksız dönmüyor dünya

Benim Adım ebruli biraz gerçek biraz rüya

Yalanımı sevsinler yalansız dönmüyor dünya

Kalbim sevda kuyusu her gün yoldan çıkarım

Adamım bu küçük işlere ben bakarım yanarım

Adamım bu küçük işlere ben bakarım yakarım

Dilsizler bana danışır kelebeklerin aklı benim

Gemilerle her gece ben çok uzaklardan dönerim

Sen unut geçmişini ben aklımda tutarım

Adamım bu küçük işlere ben bakarım yanarım

Adamım bu küçük işlere ben bakarım yakarım

Şarkının başlangıcından beri Lion elindeki mektubu kalbinin üzerinde tutuyordu. Parça bitmesine rağmen hala dilinde “Benim adım Ebruli..” vardı.

***

Tae Sub Ewon’u parkta bıraktıktan sonra doktor ziyaretine gitmişti. 3 gün düşüneceğini söylemişti Ewon’a, şimdi ise neden böyle yaptığını sorguluyordu. Herkes içinde, bin bir yüz kendisine bakarken utanmadan, korkmadan kendisini öpmüştür.

“Off, kafam çok karışık! Lion’a anlatmalıyım sanırım”

Doktor randevusu rutin geçmişti. Geçmişindeki bazı olayları hatırlayamamasının nedeni “anlık hafıza kayıpları”ydı. Bazı şeyleri hatırlayamıyordu. Daha önce lise arkadaşlarıyla buluştuğundan geçmişten bahsederken kendisinin de dahil olduğu aktiviteleri hatırlamadığını söylediğinde şüphelenmeye başlamıştı. Doktora gittiğinde ise durumu tam anlamıyla anlamıştı. Geri de gelebilirdi bu anılar, hiç de gün yüzüne çıkmayabilirlerdi. Hayatının hangi önemli kesitlerinden nelerin gittiğini bilmiyordu ama doktora göre fazla bir kayıp yaşanmamıştı ve yaşanmayacaktı da. 1 senedir hafıza kaybı durumu yaşanmıyordu, incelemelerde de bu belliydi. Doktor ile rutin konuşmasını yaptıktan sonra eve gelmişti.

Posta kutusunda tek bir zarfı gördüğünde Lion’un mektubu olduğunu hemen anladı. Tam zamanında gelmişti, hemen içeri gidip okumak istiyordu. Lion acaba neler döktürdü bu sefer derken nedense içindeki ses fazla aşk cümleleri bekleme dedi. Lion’un kendisi “yüzüne şarkı aşkımı anlatmayı daha çok seviyorum” demişti.

Mektubu hemen açtığında oldukça kısa bir yazı kendisini karşıladı. “Her şeyi demek ki yarına saklıyor” diye düşündü Tae Sub.

Açık unuttuğu televizyondaki eğlence programına çıkan Kim Hyun Joong’u gördüğü gibi kapattı ve kumandayı da fırlattı. Hiç sevmiyordu o insanı, “yeteneksizlik vücut bulmuş tam anlamıyla” diyordu. Mektubu okumaya başladığından odada ölüm sessizliği vardı.

“Yavrum benim,

Çok sapıkça bir giriş oldu sanki he. Ama seni bir lokmada ham yapıp yemek isteyen bu bünyenin yazdığı mektupta başka bir şekilde başlayamazdı hani. Tae Sub, çok özledim seni, her ne kadar daha dün görüşmüş olsak bile. 21 yaşındasın artık, dün dediğim şeye evet diyecek misin? Yani beraber yaşayacak mıyız? Bak ev kocaman ve seni bekliyor. Bütün oyun konsolları var, havuzumuz var, dolap yiyecek dolu ve en önemlisi ben varım. Ayrıca evde çıplak dolaşmayı severim çok. En azından bu son madde seni birazcık cezbetmiş olsun. Yarını iple çekiyorum ve SENİ SEVDİĞİMİ söylemek istiyorum.

Aşık olduğun insan Lion..”

Tae Sub hemen sonuna geldiği mektubu büyük bir gülümseme ile katladı ve albümünün içine yerleştirdi. “Çatlak bu çocuk, gerçekten çatlak” dedikten sonra içine bir burukluk yerleşti. Parkta Ewon’un dudaklarına yapıştığı anı hatırladı. Elleri ile saçlarını çekerek “Unut onu, unut onu” diye bağırdı. Bu düşüncelerden ve ölüm sessizliğinden kurtulmak için ilk radyoyu açıverdi.

Sertab Erener – Yanarım

Ne olur aç kapıyı
Yine tat yüreğim acıyı
Yenildik mi biz maziye
Aç kapıyı
Darıldık kendimize
Ucu yanmış resmimize
Kaybolan ümidimize
Gençliğimize
Yanarım yanarım, gün geçer yanarım
Ah gecelerin hesabını kimlere sorarım
Yanarım yanarım, ne yapsam yanarım
Ah gecelerin hesabını kimlere sorarım

Gecelere sor beni
Gün dediğin nerden bilir ki halimi?
Yalnızlığa sor beni
Yalan aşklar anlatamaz ki halimi

Şansına bu şarkı çıkmıştı ve düşünceleri şimdi daha da derim olmuştu. Gözlerini tavana dikerek kendine sadece bir soru sordu.

“Şimdi ben ne yapacağım?”

***

Tae Sub’un üç günlük düşünme süresi istediğini duyduğundan beri garip duygular içerisindeydi Ewon. İlk başta sevinmişti, hatta zıplayarak topuklarını birbirine bile vurmuştu ama şimdi düşüncelere daldı. Lion için söylediği sözler bir bir aklına geldi, onu bırakmayacağı belli gibiydi. Kafasını karıştırmıştı sadece, yine bildiği yolda gidecekti. Eğer şimdi sevinirse, sonrasında çok üzüleceği belliydi. Ewon, kararsızlıklar denizinde boğulan ümitsiz bir genç gibiydi şu anda.

Evinin önüne geldiğinde kaldırıma oturdu boş boş yere bakmaya başladı. “Ben ne zaman böyle bir zombi oldum?”, “En son ne zaman tam anlamıyla mutlu hissettim?”, “Niye benim buldun orospu çocuğu aşk? Maden buldun, neden karşılıksız bırakıyorsun?” diye içinden veryansın ediyordu.

Kafasını sağa sola sallayarak bütün düşüncelerin kenarlardan düşmesini istiyordu. Artık gerçekten sıkılmıştı, yorgundu, bitkindi. Kendisine bile fazlaydı bu durumlar, sadece mutlu olmak istiyordu Ewon. İçindeki ses o kelimeyi bir kez daha haykırdı. “MANTIK!”

***

Ga In üç bira içtikten sonra Ewon’un evinin yolunu tutmuştu. Sokağa girip evi gördüğünde gözü kaldırımda ötüren çocuğa ilişti. “Ewon?” diye sordu kendi kendine. Evet, bu Ewon’du ve kafasını anlamsızca sağa sola sallıyordu. Ga In’in ayakları önce geri geriye gitti, konuşmak için pek hazır değildi. Ama içmiş olduğu biraların verdiği güçlü paytak bir şekilde hızlıca Ewon’un yanına gitti.

Karşısında oluşan gölgenin sahibini görmek için kafasını kaldıran Ewon’un ağzında “Ga In” adı çıktı.

Ga In sakinliğini korumaya çalışarak “Ewon” dedi ve hemen yutkundu. “Burada ne yapıyorsun?”

Ewon kızın giymiş olduğu elbiseyi inceliyordu. Oldukça hoş bir zevki ve yüzü de çok güzeldi. Ga In’le daha önce doğru düzgün konuşmamalarına rağmen yatmışlardı. Şimdi ise bu olaya rağmen gelmesi ne kadar cesur olduğunu gözler önüne seriyordu. Güneş gözünü alırken konuşmaya başladı “Bomboş ve bombok bir şekilde anlamsızca oturuyorum” dedi Ewon.

“O zaman sana eşlik etmem lazım” dedikten sonra hemen yanına oturdu Ga In. “Bu gibi durumlarda, yanında birisi iyidir” Aslında önce “yanında bir arkadaş” diyecekti ama değiştirmeyi uygun gördü. Ewon’un aklına bunu sokmak veya ona hatırlatmak dahi istemiyordu.

Grup 84 – Hayır Olamaz

Dün akşam ölemedim.
Yine körkütük sarhoş oldum.
Rezalet çıkarmadım.
Bir sana bir de kendime sövdüm.
Ne içsem olmadı.
Kafada başka dert tasa kalmadı.
Bir seni atamadım.
Sek içtim acıları su katmadım.
Yalanlar, yalanlar söyledin.
Beni hiç hak etmedin.
Sensizlik beni böyle yensin mi.
Tek başıma yollarda.
Beni böyle bulsun mu?
Hayır olamaz.
Sensizlik beni böyle yensin mi.
Tek başıma yollarda.
Beni böyle bulsun mu?
Offf.
Her akşam bir büyük.
Başka türlü taşınabilir mi bu yük.
Unuttum derken seni.
Mağlup oldum aşka yine körkütük.
Her sokak, köşe başı.
Evim oldu yine kaldırım taşı.
Yolunu kaybedenin.
Kedi köpek olur mu sırdaşı.
Yalanlar, yalanlar söyledin.
Bunu hiç hak etmedim.
Dağılın ulan isyanım var.
Çalsın sazlar, Oynasın kızlar.
Derdim var efkarım var.
Çalsın sazlar, Oynasın kızlar.

Ewon artık ne yapacağını bilmiyordu. İçindeki sesin haykırmasından sonra hemen Ga In’i görmüştü. Birden kıza sımsıkı sarıldı. “Biraz böyle duralım, lütfen” dedi. Ga In şoke olmuştu, Ewon’un kendisine sarılacağını hiç tahmin etmiyordu. Ellerine çocuğun sırtında birbirine kenetlendi ve dudaklarından “Sen nasıl istersen” cümlesi çıktı.

İki dakika böyle sarıldıktan sonra Ewon kızın gözlerini içine bakarak “İçim acıyor Ga In”, canım yanıyor, çok yanıyor” dedi ve ağlamaya başladı. Ağlamayı zayıflık olarak göre Ewon gözyaşlarına boğulmuştu birden. Ga In kendini tamamen unutarak karşısında ağlayan Ewon’a odaklandı. Kafasını bacağına yatırarak “Benim de canım yanıyor” dedi sadece.

Ewon’un gözyaşları düştüğü yerde birikinti oluştururken Ga In’in aklında sadece sevdiği bu insanın iyi ve mutlu olması vardı.

10. Bölümün Sonu..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …