Ana içeriğe atla

Ada vapuru yandan çarklı..

     Bu yazının başlığı aslında “Ama Beyza’da onlarla gezmek istiyormuş” olacaktı ki son anda değiştirmeye karar verdim. Diğer gezi yazısı yazacak olan arkadaşlarımda koyacakları başlığı benim burada yaptığım gibi yapabilir aha. Gittik, gezdik, coştuk, tepindik, eğlendik ve geri döndük. İşte bu yazıda size tek tek geçirdiğimiz harika cumartesi gününü anlatacağım. Fon müziği olmadan olmaz tabi, Sezen ablam söylüyor bu sefer: Şinanay

     Cumartesi sabahı saat 10 ile 10.15 arasında Kabataş iskelesinde buluşacaktık. Kendimi otobüsten sonra tramvaya attığımda Birleşmiş Milletler toplantısının ortasına düştüm resmen. Bu kadar turist zor bulunur! Tramvayın her yerini istila etmişler, akın akın böyle. Arkamda bağıra bağıra Arapça konuşan 4 erkeğe saydırırken Sirkeci’ye geldiğimizde tramvay bozulmasın mı? Beni aldı o sırada bir telaş, ya vapuru kaçırırsam? O kadar yolu tek başına gitmek eziyet çünkü. Neyse çalışmaya başladıktan sonra tam 10:39’da Kabataş durağına vardık. İndiğim gibi nasıl koşturuyorum, beni görmeliydiniz o sırada. Resmen yardımdım, kapılar kapanıyor diye bağırdıklarında kendimi içeriye atmayı başarmıştım. Ortalık ana baba günü, sanki bütün ülke gezme aşkına gelmiş. Mesaj atarak Nefertiti, Winpohu, Masalevi ve blogu olmayan kardeşi Mukaddes’i buldum. İşte hal hatır sormadan sonra bizim deniz yolculuğumuz başladı.

     2 saate yakın süren bu yolculuktan sonra nihayet Büyükada’ya varmıştık. Hemen inip her zaman geç kalan Nilü ve daha blogu olmayan arkadaşı Fatma ile Bostancı’dan gelecek olan La Fea’yı beklemeye başladık. Grup tam olduğunda artık yola koyulabilirdik. Bir piknik için elimizdeki her şey tamdı. İstikamet piknik alanı diyerek yola koyulduk. Güle oynaya ilerlediğimiz bu yolculukla ilgili tek kötü durum sanırım faytonlarla ilgiliydi. O faytonlara binip nasıl gidiyorlar, yeminle anlamadım. Çünkü bildiğin kokuyor, hem de öyle böyle değil. Bir kenardan kenardan gidiverdik o yüzden.

     Piknik alanına geldiğimizde artık yemek için her şey hazırdı. Kim neler getirdiyse ortaya serdi. Burada havamı atmam gerekiyor izninizle, çünkü ellerimle yaptım ben aha. Sigara böreği ve patates salatası yapmıştım, beğenildi de hani. Salata, kısır, çeşitli börekler, tatlılar, kekler filan derken gayet güzeldi. Ama nedense her zamanki oburluğum Cumartesi üstümde değildi. Yoksa hepsini yerdim ben, gerçi kimsenin üzerinde değildi.

     Bundan sonra madde madde gitmek istiyorum. Adada yaptıklarımızı, başımıza gelenler ve benim yorumları bu şekilde okuyun. Haydi başlayalım!

     Bir kere Nilü’nin adaya topuklu ile gelip gelmeyeceğine dair iddiaya girdik. Hatta Masalevi “kaybedersen Misa’nın bir bölümünü izleyeceksin” dedi bana. Ama kazanan ben olduğum için benim dediğim bir şeyi yapmak zorunda. Evet, Nilü klasını yine konuşturdu ve topuklu ile geldi. Masal, bak yan çizmek yok hehe.Napıyoruz bilmiyorum.

     Deli gibi fotoğraf çektik, öyle böyle değil hani. Tüm fotoları aldığımda elimde bir 400 tane filan olacaktır. Her anı ölümsüzleştirdik neredeyse. Çok güzel oldu, bazı fotolarda da iyi çıkmışım hani. Onları çoktan ayırdım bile.

     Tabi her zamanki gibi bol bol konuştuk. Uzakdoğu ile ilgili son durumları aktardık birbirimize. Ben Mukaddes’i deli ettim, dövmediği için şanslıyım sanırım. Kim Hun Joong hakkında neler neler dedim, içimdeki kurtları dışarı saldım resmen aha.

     En manyak fotolar benle Masalevi’nin oldu sanırım. Bir ara deli gömleği bile giydik. Eski Yeşilçam filmlerine göndermelerde bulunduk, yerlerde yuvarlandık, zıplayıp durduk. Kısaca bu fotolar muhteşem!

     Koreliler’in meşhur pozlarını yaptı grup, ben de onlar çektim. Elle kalp yapmalar, iki eller Saranghae demeler, ellerini yumruk yapmalar filan, rezillik diz boyu haha. Ama süper oldu.

     Siz ne diyorsunuz, ip bile atladık. Nilü o topuklularla atladı, buradan da alkışlıyorum onu, büyük cesaret hani. Yorulmak bilmeyen bendeniz ipe en çok tersten giren kişi ödülünü aldım. Tarihe not düşülsün efenim.

     Şişe çevirmece de oynadık. Sorular soruldu, cevaplar alındı. Pat pat her şeyi anlattım ben, bir o kadar da deli sorular sordum hani. “Nasıldı?” diye yazarsanız, ben de keşke gelseydiniz diyebilirim cevap olarak ancak :)

     Bayağı güldük sanırım. Hatta 1 aylığına yeter bile bize bu kadar gülme. Zaten ne zaman bir araya gelsek gülüp duruyoruz, durdurulamıyoruz. Ama elimizde değil, ortam feci komik oluyor. Kafalar bir olunca böyle de güzellikler çıkıyor ortaya.

      “Ayrılma vakti yaklaştığında herkesi aldı bir hüzün. Gözyaşları sel oldu, ada sular altında kalıp battı” dememi beklediğinizi biliyorum. Ama bir daha ki buluşmanın şimdiden çok daha güzel geçeceğine emin olduğumuz için içimiz rahat ayrıldık bu sefer. Neler mi yapacağız bir daha ki buluşmada? Sürpriz diyorum sadece. Yakında duyarsınız zaten.

     Dönüş yoluna motorun saatini beklerken çay içmeye karar verdik. Garson aranızda Karadeniz’li olan var mı diye sorduğunda el kaldırdım ama Zonguldak onun memleketine uzak kaldı biraz. Ben de hemen Masalevi’ni Trabzonlu, kardeşini de Rize’li yaptım. Rize cevabı tutmuştu, bunun üzerine indirim yaptı bize. Emin değilim yaptığına gerçi, çünkü menüyü görmedik aha.

     Vapurda bizimkilerin fotolarını çekerken bir turist makinemin markasını sordu. Cevapladıktan sonra İran, iran? diye bir soru daha yöneltti. Yok, ben Türkiye’liyim dedikten sonra “Ok. Cool” dedi ve aşağıya indi. Sarhoştu sanırım, neden böyle bir şey sordu anlamadım. Zaten yan taraftaki Almanlar da içti Kabataş’a kadar.

     Vapurdan indiğimizde hemen kendimizi tramvaya attık. Artık yorulmuştuk, yavaş yavaş herkes inip kendi evine doğru yönelirken en son ben, Masalevi ve kardeşi kaldık. Biz de ayrıldıktan sonra otobüsümü beklemeye başladım ve gün böylece bitti.

    Önümüzdeki liseliler konuşurken kulak misafiri olan ben: “Ama Beyza da onlarla gezmek istiyormuş”

     Yine bir konuşmaya misafir olan Masalevi: “Ne uğraşacaksın, sal gitsin”

     Bunlar ve daha niceleri yegane başlıklarımız olacak.

    Bir dahaki buluşmada ve sonrasında yazılacak olan yazıda görüşmek üzere.

    Böyle bir sonu kabul etmediğim için yazıyı bombalardan biri ile yazarak bitireceğim.

     Artık Mukaddes’in de bir blogu var: Tıklayın!

Benim hediyemdir.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…