Ana içeriğe atla

13 soruluk bir mim

     Uzun süredir mim almıyordum aslında, bu yüzden gayet iyi oldu. Sevgili koyu VIP Selocan bu sıralar blog aleminde dolaşan meşhur mimi bana paslayınca, çektim klavyeyi önüme, başladım yazmaya. Hemen şu soruları cevaplamaya koyuluyorum izninizle. Fon şarkımız da olsun: Dert Bende Derman Sende

  • Hayalindeki meslek nedir?

     Daha öncede yazmıştım blogumda, ben orta ikiden beri gazeteci olmak istiyordum. bunun için lisede sözeli seçtim, sonra da üniversiteyi kazandım. İstediğim yerde, istediğim bölümü okudum. Dum diyorum artık, çünkü 23 gün sonra mezun olacağım. Bundan sonra ise inşallah istediğim mesleği yapacağım. Yine orta okul zamanlarda ben de aslında her çocuk gibi bir ara astronotluğa merak salmıştım. Uzaya çıkarım, Ay’a ayak basarım, hoplarım zıplarım gibi düşüncelerim vardı. Sonra Kampüsistan dizisini izlerdim yayınlandığı. O dizinin gazıyla “ben veteriner olacağım ulan” diye bir atarlanmam olmuştu. Ama dediğim gibi benim için gazeteciliğin yarı hep ayrıydı. Bu bakımdan şanslı görüyorum kendimi, okul konusunda tamamen için rahat oldu hep.

  • Yazın sürmeyi en sevdiğin parfüm?

     Pek fazla parfüm kullanmıyorum, sevmem ben öyle. Çok nadir kullandığım zamanlarda en sevdiğim parfüm Polo Sport.  Çok güzel bir kokusu var, kendimi inanılmaz ferah hissediyorum. Ama bu harika kokuya rağmen çok süremiyorum bir türlü, yapı meselesi işte, olmayınca olmuyor.

  • En önemli makyaj hileniz?

     Bir erkek olarak bu soruyu en doğal şekliyle cevaplayacağım. Es geçerek.

  • Çay mı kahve mi? Şekerli/şekersiz,Sütlü/sütsüz?

     Kahveyi ne kadar çok sevsem de çaya daha bir tutkum oldum son bir yıldır. Benim aile inanılmaz çay tüketir, çok severler. Ben ise onlarda ayrı olarak kola canavarı şeklinde takılırdım. Ama sonra ne oldu bilmiyorum, babam kanıma girdi ve bana çayı sevdirdi. Artık her gün en az iki bardak. 4 şekerli, kulplu bardakta veya kupada her daim. Tabi ki sütsüz, sütü sek içmeyi severim ben aha.

  • Tam şu anda kucağınıza bir cin düşseydi ve 3 dilek hakkiniz olduğunu söyleseydi, ne olurdu?

     İlk önce bir şaşırırdım yahu, ne oluyoruz moduna girerdim. Var ya ben bu tür dilek içeren soruları hiç adam akıllı cevaplayamadım. Aklım duruyor sanki o anda, ne yazacağımı bilmiyorum. Uzakdoğu’yu sokak sokak gezmek istediğimi belirtirdim, işimde en iyisi olmak isterdim, bir de “o” benim olsun derdim sanırım. Fazlasında hiçbir zaman gözüm yok, hem gerçekçi dilekler yazmayı daha çok seviyorum ben nedense.

  • Kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği ve tatlı. Bu öğünlerden ömrünüz boyunca yalnızca bir tanesini seçmek zorunda kalsanız,hangisi olurdu? 

     Kaç yıldır doğru düzgün kahvaltı yapmıyorum. Biliyorum biliyorum, günün en önemli öğünü. Ama hiç dikkate almıyorum bu lafı ben, vaktim yok çünkü. Öğle yemeği olayı da yok ben de pek. Ne zaman karnım kazınırsa açıyorum buzdolabının kapağını. Ama akşam yemeği denilince orada dururum işte. En ve tek önem verdiğim öğün kendisi. Hangisini seçeceğimi söylemedim mi? Çok açık anlaşılmıştır sanırım yazdıklarımdan.

  • Eğer Hello Kitty olsaydınız, kurdeleniz ne renk olurdu?

     Küçükken Hello Kitty’i hiç sevmezdim, ta ki Japon olduğunu öğrenene kadar. Ondan sonra bir sempati, sonra da sevme durumu oluştu. Özellikle kızlar inanılmaz derecede abartabiliyorlar bu sevgiyi, Penny gibi Hello Kitty’li iç çamaşırı alanlar var. Şimdi ben o sevimli kedicik olsaydım kurdelem yeşil olurdu sanırım, ya da haftanın 7 günü 7 farklı renkte kurdele takardım. Rengarenk insanım aha. Mimi başlatan kişiye sormak istiyorum buradan, bu sorunun sorulma amacı neydi? Cidden merak ettim han, görüpte cevaplarsa mutlu olurum.

  • Eğer ömrünüz boyunca yalnızca bir tane takı takma seçeneğiniz olsaydi bu ne olurdu?

     Kolye diyorum. Bileklik beni bir süre sonra sıkıyor, küpenin aksesuar olmaktan başka bir anlamı yok benim gözümde, kolye ise farklı. Özellikle kolye uçlarını severim ben, özel yaptırdığım iki tane kolye ucum var. Son zamanlarda pek takmıyorum ama eskiden her daim benle beraber dolaşırlardı. Çok önceleri Oh! My Lady yazısını yazarken oradan Siwon’un takmış olduğu kolyeyi ne kadar sevdiğimi belirtmiştim. O hala aklımda, dizideki kolye ucundan yaptırıp takacağım. Çok sevmiştim. Bakmak isteyen olursa, yukarıdaki arama kutusuna dizinin adını yazarsanız karşınıza çıkar. Bu sefer link veremeyecek kadar üşengecim, gecenin köründe cevaplıyorum bir de mimi.

  • Sahip olmak istediğiniz bir yetenek?

     Heroes izlerken de aynı şeyi düşünmüştüm, o zaman verdiğim yanıyla şimdi yazacağım yanıt aynı, değişmez. İnsanların düşüncelerini okuyup onlara istediğimi yaptırabilme yeteneğimin olmasını isterdim. Arada bir şekil değiştirme kafamı kurcalasa da öteki her daim ağır basıyor.

  • Bitince almaya devam edeceğiniz bir kozmetik ürünü?

     Yok valla.

  • Eğer geleceği görme şansınız olsaydı, görmek ister miydiniz? Evetse tam olarak neyi görmek isterdiniz?

     Her insan ister ama gördüğü sahnelerden dolayı da pişman olabilir. Zamanın da bunu da oldukça düşünmüştüm ben. Tam olarak net bir cevap veremiyorum, ama sanırım görmek isterdim. Eğer işler yolunda gitmemişse de geriye döndüğümde düzeltmeye koyulurdum sanırım.

  • Gizli ünlü aşkınız kim?

    Pek gizli ama, her yerde yazıyorum zaten. Yukarıda da fotosunu koyduğum güzellik abidesi; Han Hyo Joo. Ona bakmaya doyamıyorum resmen. Birazcık büyük olsaydım Kim Sun Ah derdim, feci seviyorum. Gong Hyo Jin’de The Greatest Love’la beraber çok öne çıktı, ona da hayranım. Ama dediğim gibi, Han Hyo Joo bir başka, farklı çekiciliği var. İnsanları etkisi altına alıyor resmen. Ben yine, klasik hareketlerimden birini yapacağım şimdi. Hyo Joo’nun karşısına çıkıp “Şu gelen yar olaydı, elinde nar olaydı / İkimiz bir gömlekte, yakası dar olaydı” demek isterdim aha. Hatta sonra kendimi tutamayıp bir de “Gölgelerin kollarında, hatıralar halka halka, ben ona tutsak / Nerde nerde en son çizgi nerde?, nerde nerde çarem nerde?” derdim hani. Varın, ne kadar sevdiğimi siz düşünün.

  • Neden blog tutmaya başladınız?

     Hayatım zaten yazmakla geçiyor, bunu da internete dökmek inanılmaz cazip bir fikir bana göre. Blogspot’a geçmeden önce Milliyet Blog’ta, çeşitli forumlarda ve sözlüklerde çok yazmıştım. Ama hep tamamen kendime ait bir yer olmasını istiyordum. MB öyleydi ama kişiselleştirme olanağı yoktu. Bu yüzden Blogspot’a geçtim ve mutluluğa erdim. İlk başta belli bir tarzım yoktu, birazcıkta ne yazacağımı bilmiyordum. “O mu olsun, bunu mu yapsam, hmm şu da cazip aslında” diye gidip geliyordum sürekli. Ama zamanla raylar yaya oturdu ve her şey istediğim kıvama geldi.

Bu mim bayağı dolaşıyor ama ben de birilerine yollamazsam içim rahat etmez hani.

O yüzden, kurbanlarımı açıklıyorum.

Öhöm öhöm, boğaz da temizlendi.

And the mim goes to Astrea, Kimbapsushi and Kendisi.

Çingular, sizi de okuyalım. Haydi!

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …