Ana içeriğe atla

Düşün, gül, dinle.. Hepsi bir arada!

 

  •      İki günlüğüne Zonguldak’a gidiyorum. Kuzenim evleniyor ve biz ailecek yanında olacağız. O yüzden ben yokken İstanbul’uma sahip çıkın, onu üzmeyin, ağlatmay… Hay amk, yazması bile sıkıcı, bir de tekrar tekrar internette karşıma çıkmıyor mu? Neyse işte kısaca durum bu. Pazar akşamına kadar yokum. Sağ taraftaki ankete oy vermeye devam edin lütfen, bir de tabi Bigbang’in kendi sayfasındaki oylamaya da katılıp ülkemizi destekleyin. Ben Zonguldak’ta büyük ihtimalle nete girmem, ama geldiğimde bildiğin abanacağım. Zaten öndeyiz şu anda, dünden beri büyük bir azimle ilk sıraya yerleştik, güzelce kurulduk böyle. Birincilik keyfimizin hep sürmesi dileğiyle..
  •      Onun dışında ufak ufak kafamdaki şeyleri dökmek istiyorum bu yazıda. Öncelikle son zamanlarda en çok dinlediğim parçayı paylaşayım sizlerle. F(x) – Pinocchio (Danger) bugünlerde deli gibi dinlediğim bir şarkı. Feci beğendim, tutuldum. Daha önce bu gruba pek bulaşmamıştım ama şu parça ile beraber yapışabilirim. Kore’de erkeklerin feminen görünmesi oldukça yaygın bir durum ama burada tam tersi durum söz konusu. Üyelerden Amber erkek gibi, fotolarına filan bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Gerçi Koreli süs bebeklerinin yanında bu tarzını deli gibi destekliyorum.
  •      Çarşamba akşamı acayip komik bir olay yaşandı Twitter’da. Oray Eğin, Ayşe Özyılmazel hakkında yazılan bir blog yazısından bahsedince hanım kızımız(!) küfür etti. Şimdi böyle yazınca pek anlaşılmıyor tabi, acar Lee durur mu? Hemen ekran görüntülerini aldım ve şimdi de size sunuyorum. Bakın şunlara ve gülün:

 

 

 

 

 

 

 

 

  •      Bu blogta Ayşe hakkında bir sürü şey yazdım, kendisini hiç sevmediğimi 7 cihan bile biliyor artık. Benim sevmeme nedenim onun kendini gazeteci, iyi bir köşe yazarı filan sanmasından dolayı. O köşede inanılmaz gereksiz bir yer kaplıyor, şu anda ülkede köşe sahibi olan en yeteneksiz insan. Eğer başkası olsaydı ona sarardım, adım gibi eminim. İşte bu yüzden yukarıdaki olayda resmen kahkaha attım. Evet küfürler, bel altı durumlar var ama ben bunları gayet normal karşılıyorum, işin komedisi burada zaten aha. Ayşe’nin o ayar yazısını okuduktan sonra pert olmuş suratını görmek isterdim yeminle. Yazarken bir şey unuttum diyordum kendi kendime, nedir bu olayı başlatan o yazı diye soruyorsunuz değil mi? Hemen verelim, tıklayın bakalım.. (Bilerek mor yaptım tabi)
  •      Şimdi aldığınız keyfin devam etmesi için bir şarkıdan daha bahsedeceğim size. Sanırım SS501’den sonra en haz etmediğim Kore grubu Shinee’ydi. Di diyorum çünkü itiraf zamanı geldi çattı. Açıklıyorum; ben artık Shinee’yi seviyorum. Resmen bu grup hoşuma gidiyor, hele Jonghyun’un sesine bayılıyorum. Büyük lokma ye, büyük söz söyleme demişler; ama şunu da eklemeden duramayacağım. Eğer ki bir gün Metropol Günlüğü’nde “Ey ahali! Ben deli gibi Ss501 dinliyorum son zamanlarda” diye bir şey okursanız bilin ki o benim son yazımdır. Tasımı tarağımı toplayıp Fethiye’ye yerleşir ve domates ekerim, blogu bırakırım valla. Neyse, nedir bana bu grubu sevdiren: Sadece ve sadece bir şarkıları. Tek parça ile bağımlı oldum, günde bir doz alıyorum en haz. Bu mükemmel şarkı ise Hello’dan başkası değil. Klasik altyapısı birbirine benzeyen Shinee parçalarından değil, oldukça farklı ve buram buram kalite gözümde. Siz de dinleyin, hadi! Zaten bir çoğunuz biliyordur, benim için büyük sürpriz oldu.
  •      Dün gece deprem oldu biliyorsunuz. Öncelikle herkese geçmiş olsun diyorum, merkez Kütahya – Simav’mış. İstanbul’da uykumdan uyandım ben, Avrupa yakasında bayağı hissedilmiş. 4 ölü varmış, yakınlarına baş sağlığı diyorum. Çok kötü bir durum. Ne başka can, ne de mal kaybı olsun. İnsanların bir çoğu dün gece benim bu yazdığım şeyler düşünürken bazı mallar var ki espri yapıp gerizekalıca şeyler yazdı. Twitter’da Western Turkey ve Kütahya Trending Topics’e girdi (yani en çok konuşulan şeyler arasındaydı) Yazılan şeylere bakarken karşıma öyle bir şey çıktı ki, o cümleyi yazanı bulup ağzını burnunu kırasım geldi. O ergen, o embesil kız karşımda olsaydı yemin ediyorum yumruğu suratına çakmıştım. Şöyle bir şey yazmış:

  •      Şimdi yukarıdaki şeye ne demeli? Millet ne derdinde, bu küçük angut ne derdinde? Ne desem boş, gördüğümde böyle mavi ekran hatası verdim resmen. Bir de TT olmuş diye seviniyor. Gören de Türkiye dünya kupasını filan kazandı zannedecek. Deprem ulan deprem! Çok pis küfredesim var ama kendimi tutuyorum. Şöyle biri gerçek hayatta karşıma çıksa da Allah ne verdiyse dalsam. Sevgili(!) Buse, sen bir fabrika hatasısın. Bozuk üretimsin, bunu anlamış bulunmaktayız.
  •      Her gün şaşırmaya devam ediyorum bir şekilde. İnternete girdiğim vakitlerde acaba karşıma bu sefer ne çıkacak cümlesi dökülüyor ağzımdan. Yarım saatimi bile en iyi şekilde harcamaya bakarken, bazı insanların o kadar boş şeylere saatlerini harcaması inanılmaz geliyor. Keşke zaman satın alınabilen bir şey olsaydı, işte ben ilk defa gerçekten para biriktirmeyi başarabilirdim.
  •      G. G. Marquez “Birisini özlemenin en acı şekli, onun yanında oturduğun halde ona asla sahip olamayacağını bilmektir" demiş. İleride bu cümleyi kuracağımı düşünüyorum ben nedense. Aklıma hep öyle geliyor. Gecenin 4’ünde yazı yetiştirmem gereken bir araştırmayı hazırlarken karşıma çıkmıştı. O gün beri hep hatırlarım, her daim aklıma gelir. En sevdiğim sözlerden biridir, mantar panomun gediklilerinden.
  •      Hikayemden bahsedeyim birazda. 10. bölümün yarısı bitti, eğer şehir dışına çıkıyor olmasaydım Pazar günü vermeyi düşünüyordum. Birazcık daha beklemeniz gerekecek, ama gerçekten güzel bir bölüm geliyor, en azından onu söyleyebilirim. Birilerinin lise yıllarına gidiyoruz bu sefer, ayrıca bir de büyük mü büyük sürprizim var. 10. bölümü verdikten sonra anketi yaparım sanırım, o zamana kadar Bigbang anketi de zamanını doldurmuş olur.

                  

     “Beni eskisi gibi deli sanıyorlar” Daha önce hikayede de kullanmıştım bu cümleyi, nedenini bilmediğim bir şekilde bağlandığım diğer bir söz açıkçası. Hemen yazıp geçiyorum, yan taraftaki resimden bahsetmek istiyorum çünkü. Çığlık tablosunun bu hali bence çok daha güzel aha. Son günlerde Sünger Bob’a taktım yeniden. Eski bölümlerini açıp açıp izliyorum. Patrick’i daha çok sevenlerdenim ben, onun o şapşal ve sevimli hali bitiriyor beni. Sünger Bob ile mükemmel ikililer, tabi huysuz ahtapotumuzu da unutmamak lazım. Kafa dağıtmak için Sünger Bob çok iyi bir seçenektir. Parçasına da ayrı bayılıyorum hani, her defasında eşlik ederim. Bikini Bottom’da geçen bu harika maceraya siz de ortak olun ve Sponge Bob Square Pants’i izleyin derim. Pişman olmazsınız kesinlikle.

     Hadi biraz İngiltere’ye doğru gidelim. En son Eurovision’da Blue ile duvara toslayan sevgili İngiltere’den harika bir sanatçı daha çıktı. Bu kişi Taio Cruz’dan başkası değil. Şarkıları o kadar güzel ki bu adamın, her biri ayrı süper. Kesinlikle Break Your Heart ve Dynamite’ı dinlemelisiniz. Ama benim son favorim Higher oldu. Dinlerken böyle deli gibi tepiniyorum, hopluyorum, zıplıyorum. Neşeme neşe katıyor bu şarkı, enerji veriyor resmen.Ergenlerimiz

  •       Facebook’ta oppacı gençlik boş durmuyor. Yazıyorlar, yazıyorlar, yazıyorlar. En son “Her oppaya bir  püskevit” diye bir sayfanın olduğunu görmüştüm, gözlerimi açtığımda acildeydim. Ergenlerimiz engin zekalarını diğer yaşıtlarıyla paylaşarak büyük bir görevin yükünü taşıyorlar. Bu kutsal görev bazen beyinlerini zorluyor tabi. İşte tam da böyle anlardan birinde oluşan “zeka kıtlığı”nı yandaki görüntü oldukça iyi karşılıyor sanırım. Grubun ismi ayrı facia, onu bir geçelim zaten. Yoksa ilk 15 dakika ona güleceğiz. Şu yazılanlara iyi bakın derim, bir insan beyinsiz nasıl yaşarım gerçek kanıtları çünkü. Bakın zerre beyinleri yok, ama çatır çatır yazıyorlar aha. Bir de komikmiş gibi gülüyorlar patetik hallerine. Acaba Merve “ onu da” savunmanın yolunu bulmuş mudur ne derseniz? Yeni sayfa kuracak ergenlere isim önerisi, hem de iddialı bir tane: “Oppama verdim de geldim”

     Şimdilik benden bu kadar. Pazar akşamı görüşmek üzere, o zaman kaldığımız yerden devam edebiliriz. Sizin için Osmanlı çileği alayım mı Ereğli’den, he? Hayatınızda yediğiniz en güzel çilek olur, oldukça ünlüdür. Dım tıs, dım tıs Korece ve Japonca şarkılarla beraber 5.5 saatlik yolculuk beni bekler. Bloguma da İstanbul gibi iyi bakın, onu üzmey… Hay sikecem, girişte bitişte bunlar oldu aha.

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …