Ana içeriğe atla

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı – 8. Bölüm

8. Bölüm

Ben Aklımı Senle Bozdum

>Azu – For You

Direksiyonu tutan eline baktığında Lion’un birden içi gülmeye başlıyordu. Bilekliğinde bütün mutluluğu ile sallanan T harfi kalbinin içine baharı yerleştirmişti sanki. Arabayı süren kendisi olmasaydı camı açıp avazı çıktığı kadar haykırabilirdi. Tam üç sene beklemişti bu günü, bitmek bilmeyen gecelere göğüs germiş, her kemanına başlamadan önce kafasında yanındaki genci hayal etmişti. Şimdi ise bu kadar yakındı, sağ eli kenetlenmiş bir şekilde Tae Sub’un sol elini tutmaktaydı. Evine götürüyordu hayatının en önemli noktasına koyduğu insanı, harika günlerin başlaması için önce dinlenmeleri gerekiyordu.

Seul’ün mükemmel manzarası bakan gencin elini birazcık sıkarak “Yüzümü görmeme izin ver. Birazdan eve varmış olacağız ve ben o andan itibaren seni özlüyor olacağım”

Tae Sub ne kadar uzun zamandır böyle sözleri duymadığını düşündü. Gerçekten hoşlandığı birinden gelen cümleler onu daha da mutlu yapmıştı. Yanaklarının kızarmış olup olmadığı kontrol etmek için ellerini götürdü ve konuşmaya başladı “Dalmışım Lion. Düşünüyordum dolu dolu. İtiraf etmek istiyorum bir şeyi. Benden hoşlandığını düşünüyordum ama tam anlamıyla kesin değildim. Eğer doğruysa bile itiraf etmesine daha çok zaman var diyordum. Her şeyin böyle çabuk olması gerçekten çok güzel oldu”

Lion tam burada içinden “Acele değildi. Tam üç sene bekledim ben. Anlamsız üç sene” diye düşündü. Kelimeler ağzından dökülmeye başladığı sırada kendisini durdurmaya tenezzül bile etmedi. “Geçen gün bir kızla tanıştım. Yabancı biriydi ve çok tatlıydı, Korece’si ise oldukça akıcıydı. Onunla konuşurken birden birbirimize hayatlarımızı anlatmaya başladık. Ben onun hayatında etkili oldum mu bilmiyorum ama o benim hayatımda oldu. Onun sayesinden acele etmeye karar verdim, Bir kere seni kaybettim, bir daha kaybetmeyi göze alamazdım. Bunun gerçekleşmesine izin vermem”

Ucunda L harfi bulunan bilekliğin takılı olduğu sol eliyle Lion’un yanağını okşayıp “Böyle bir şey olmayacak” dedi.

Tae Sub’un ailesiyle beraber yasadığı mahalleye gelmişlerdi sonunda. Burası Seul’ün gösterişli yerlerinden biraz uzaktaydı. Sokağa girdiklerinde Lion evin önünde birinin durduğunu gördü. Hava karanlık olduğu için ve sokak lambaları yeterince etrafı aydınlatmadığından dolayı bekleyeni tam olarak göremiyordu. Tae Sub’un apartmanının girişinde durmuş sigara içiyordu. En belli olan görüntü içine çektiği sırada belli olan sigaranın ucuydu.

Arabadan indiklerinde ise bekleyen kişi kendilerine doğru gelmeye başladı. Yaklaştığında Lion bu kişinin artık kim olduğunu biliyordu. Ve bu durumdan hiçte memnun değildi

***

Ewon’un aklından beklerden türlü türlü düşünceler geçiyordu. “Ya eve gelmezlerse?” “Ya o piçin evine gidip seks yapıyorlarsa?” “Lion onu çoktan kandırmışsa?” Kafasını kemiriyordu ama kafaya koymuştu. Hava aydınlanana kadar bekleyecekti. Tam bu esnada bir araba sesini duydu. Sokağa girmişti ve yavaş bir şekilde ilerliyordu. Kendine çekidüzen vermeye çalışan Ewon, bir yandan da içtiği sekiz sigaranın etkisini azaltsın diye ağzına sakız atmıştı. Araba son modeldi ve siyah camlarından dolayı içerisi gözükmüyordu. Ama Ewon biliyordu, kesinlikle gelen beklediği kişilerdi.

Apartmanın önünde duran arabaya doğru adım atmaya başladı. Şoför kapısı açıldığı dünyada en görmek istemeyeceği insan karşısında belirdi. Lion bütün ciddiyetiyle karşısındaydı.

Arabadan çıkan Lion arabaya kilitleyerek Tae Sub’un içeride kalmasını sağladı. Karşısındaki egoist insana doğru ilerledi ve “Ne işin var burada?” dedi.

Ewon alaycı bir şekilde gülümseyerek “Sana ne? Tae Sub’la konuşmaya geldim. Çekil aradan ve kilidi aç, onunla konuşacağım” diyerek yanında geçmeye çalıştı. Lion elini gencin göğsüne doğru tutarak geçmesine engel oldu. “Önce benimle konuşmak zorundasın. Tae Sub’un seninle konuşacak bir şeyi olduğunu düşünmüyorum”

Yavaş yavaş sinirleniyordu. Kontrolüne hakim olmalıydı, yoksa kötü sonuçlar ortaya çıkabilirdi. Dişlerini sıkarak “Sana şu siktiğimin kilidini aç dedim değil mi?”

Gözlerini daha da yaklaştıran Lion “Açmazsam ne yapacaksın? Artık onun etrafında olmanı istemiyorum. Beni anladın mı? İstemiyorum!”

Arabanın içinde cama vurup dışarıya çıkabileceğini uman Tae Sub ise yanılıyordu. Hemen cep telefonunu çıkartarak Lion’a mesaj attı. Bunun etkili olacağını düşünüyordu”

Mesaj sesinin çalmasıyla beraber elini cebine atan Lion mesajını okuduğunda hafifçe güldü. “Beni seviyorsan lütfen kapıyı aç” yazıyordu. Arabanın kilidini açtı, Tae’nin yanına gitti.

Tae Sub karşısında Ewon’u görünce oldukça şaşırmıştı. Evinin nerede olduğunu nasıl biliyordu? Neden sabahın köründe gelmişti? Ve en önemlisi ne istiyordu? Aklındaki soru havuzundan kurtulduktan sonra anlamsızca karşısındakine bakmaya başladı.

Lion sevdiği insanın neler düşündüğünü gayet iyi biliyordu ve bu durumdan rahatsız olduğunu belli etmemek için resmen kıvranıyordu. “Hadi sen evine git, onu da boş ver. Dengesiz olduğunu biliyorsun” dedi.

Tae Sub tam ağzını açacağı sırada Ewon hışımla yanlarına geldi ve gencin sol kolunu tutup kendine çekmeye başladı “Benimle gel!” Elini geriye çekmeye çalışırken Ewon’un gözü bilekliğe takıldı. Ucunda L harfi bulunan özel bir yapımdı. Gözleri hemen Lion’un eline gitti, aynısını onda da görünce her şey anladı. Tae’yi kendine doğru çekerek “Bunu nasıl yaparsın?!” diye bağırdı.

Lion müdahale edecekken sevgilisinin dur işaretiyle yerinde kaldı. “Nasıl bağırabiliyorsun bana, nasıl?” Ewon şaşırmıştı, Tae Sub’un ani çıkışını bugüne kadar hiç görmemişti. Gözleri şu an alev saçıyordu ve alevlerle karşısında kim varsa yakabilirdi.

“Sadece bir soru sordum. Onunla sevgili oldun değil mi? Başın göğe erdi mi? Ama salaklık bende. Aptalca geceden beri burada bekliyorum. Ne için? Hiçbir sikim anlamı olmayan süslü hayaller için. Seninle konuşacağımı söylemiştim. Bekleyemedin mi beni? Hemen gidip birinin kollarına atlamak zorunda mıydın? Senden hoşlanıyorum işte, benimle olmanı istiyorum. Sadece benimle. Benim sevgilim, benim tekim ol!”

Lion karışmamak için avuçlarını sıkmaya başladı. Tae Sub duyduklarına inanamıyordu. Ewon’un kendisinden hoşlandığı belliydi, ama ne zaman olduğunu bilmiyordu. Yıllar önceki olay aklına geldi o anda. Hışımla Ewon’a bunları anlatmaya ve şu andaki duruma son noktayı koymaya çalıştı.

>V.O.S - Full Story

“Ben yıllar önce kendime düşen görevi yerine getirdim Ewon. Okulda seni ilk gördüğümde hoşlanmıştım, daha sonra da bu devam etti. Kendimi yedim bitirdim, hayır öyle değildir, boşa hayaller kurma Tae deyip durdum. Sen olabildiğince soğuktun herkese, sonra bir şekilde konuştuk ve senin o buz gibi duruşuna rağmen ben hep yanında oldum. Beraber kısa süre bir arkadaşlığımız oldu ve bu umudumu olabildiğince büyüttün. Ve bir gün, çevremdeki herkesin çift olduğunu fark edip bu duruma ne kadar özendiğimi gördüğümde karşına çıkmıştım. Sadece benin dinle demiştim ve senden hoşlandığımı söylemiştim. Büyük ihtimalle erkeklere ilgin yoktur, o yüzden sadece içimde kalmasın diye anlatıyorum, bir beklenti içinde değilim demiştim.

Sen ise karşımda bunları hepsini dinleyip gülmüştüm. O zamanlar da eskortluk yapıyordun ama ben bunu bilmiyordum. Gözlerimin içine bakarak “Demek altıma yatmak istiyorsun” demiştin. Dünyam başıma yıkılmıştı. “Altıma yatan bir sürü insan var, erkekler de oldu ama seni istemiyorum” Senden hoşlandığımı söylediğimde sadece yatakta alacağım zevke batan aptallardan olduğumu dile getirmiştin.

Olduğum yerde buz kesilmiştim ve sen gülerek sanki hiçbir şey olmamışçasına yoluna devam ettim. O gün eve gittiğimde sabaha kadar gözlerimden yaş aktı. Hayır ağlamadım, sadece gözyaşlarıma engel olamadım ve onlar akıp durdu. Şimdi ise karşıma gelip senden hoşlanıyorum diyorsun. Ama ben sana gülmeyeceğim, sadece şunu bilmemi istiyorum Kim Ewon Il. Ben gördüğün şu insanı seviyorum. Ona değer veriyorum ve sadece onunla olmanı istemiyorum. Senle olan defteri üç sene önce kapadım ben. Aradan yıllar geçince yeniden arkadaş oluruz diyerek beyaz bir sayfa açtım. Ama ne mümkün? Çomak sokmakta üstüne yok. O yüzden sen kendi yoluna, ben kendi yoluma”

Tae Sub bunları söyledikten sonra dizlerini tutarak derin bir nefes aldı. Yorulmuştu, Lion yanında gelerek şaşkın gözlerle kendisine bakıyordu. Bu sefer buz kesilme sırası Ewon’daydı. İlk defa biri karşısında bu derece açıp konuşup pat pat her şeyi anlatmıştı. Şimdi ise ne diyeceğini bilemiyordu.

Evine doğru ilerlemeye başlayan Tae Sub’u gördüğünde birazcık kendine gelmeyi başardı “Tae!” diye seslendi. Ulaşmaya çalıştığı sırada Lion’un engellemesi ile karşılaştı. “Defol git buradan, anlamıyorsun değil mi?”

Ewon’un damarına basıyordu artık. “Senin hissettiğin şeyleri ben de hissediyorum ve kolay kolay vazgeçecek biri değilim” Lion geriye doğru yaslanarak “İlişkimize en ufak bir zarar verirsen seni mahvederim Ewon. Git sen altına yatan o insanların parasını almaya devam et. Onlar senin gerçekten hoşlandığın şeyler, gerçek sevgililerin!” dedi.

Son cümleyi söyler söylemez Lion suratına sert bir yumruk yiyerek sendeledi. Ewon’un sinirden gözleri dönmüştü. Ne yaptığını bilmez bir şekilde olanca gücüyle saldırmaya başladı. İkinci yumruğu karın boşluğuna doğru atardım Lion koluyla engelleyerek Ewon’a sert bir şekilde kafa attı. Tae Sub olan biteni hayretler içerisinde izliyordu. Patlayan dudaklar, akan kanlar ve sinirden damarları çıkmış iki genç. Ne kadar bağırsa da hiçbir şekilde işlemiyordu. Yere düşen Lion’un üstüne oturan Ewon yumruklarını konuşturmaya başlamıştı.

İki eliyle yanaklarını sıkıca tutarak “Bunu çok daha önce yapmalıydım” diye bağırdı. Altta kalan Lion ani bir manevrayla dövüştüğü gencin dengesini bozarak boşta kalan ayağıyla suratına sert bir tekme attı. Tae Sub daha fazla dayanamıyordu. Ailesi uyanırsa bu olan biteni nasıl anlatacaktı? Olanca gücüyle bağırdı “Kesin şunu! Lanet olsun kesin!”

Sanki bu kavga onları sağır yapmıştı. Sabah devriyesine çıkan polis arabası onları görmeseydi iki gençte hastanelik olabilirdi. Işıklarını yakarak yanlarına gelip arabadan inen görevliler ikiliyi ayırarak yaka paça polis arabasına attı. Tae Sub’u da sert bir şekilde tutarak yanlarına koydular. İstikametin karakol olduğu su götürmez bir gerçekti.

***

“Kafanı kırdırtma bana Ji Hoo. Annen gelmiş kaç zaman sonra, sen bütün gününü dışarıda geçiriyorsun. Kalk bakayım!”

Ji Hoo’nun evindeki bu yüksek desibelin nedeni Wang Yuna’ydı. Annesinin sitemlerine karşılık olarak gözlerini bile açmayan Ji Hoo, kafasından aşağı bir sürahi dolusu soğuk suyu yediğinde anında kendine gelerek doğruldu. Yorganıyla donmuş olan yüzünü ve vücudunu silerken annesine söylenmeyi de ihmal etmiyordu.

“Anne! Deli olduğunu biliyorum ama diğer şeyler gibi onu da Kanada’da bıraksaydın ya? Yorgunum ama dinlemiyorsun, dondum burada. Götüme kadar su girdi”

Tiz bir kahkaha ile yatak odasını çınlatan annesi “Başka bir şey girmesinden iyidir. Beni deli etme çocuk. Bugünü beraber geçireceğiz, evden çıkmayı sakın aklında bile geçirme”

Ji Hoo annesinin bu durumuna bir anlam veremiyordu. Büyük ihtimalle özlediğinden dolayı böyle davranmaktaydı ve haklıydı da. Geldiğinden beri adam akıllı görüşmemişlerdi. Mi Na ile ilk kez bu kadar yakın olmuşlardı ve tam da annesinin geldiği zamana denk gelmiştir. Kalbini kırmak isteyeceği son şeydi, o yüzden teklifini kabul etti.

“Haklısın anne, özür dilerim. Tamamdır, bugün seninim. Söyle o zaman, ne yapmak istiyorsun. Okyanusa gidip güzel yerde öğle yemeği yiyelim mi?”

Elini dudağına götürüp birazcık düşünen Yuna “Hayır. Evde yiyebiliriz. Ben tek çocuğumla oturup konuşmak istiyorum. Üstünü değiş, duş al ve ana salona gel. Ben burada yokken neler yaptığını duymak istiyorum”

Duş aldıktan sonra salona inen Ji Hoo masanın üzerindeki yiyecek ve içecekleri görünce bu sohbetin uzun süreceğini anlamıştı. Olsun, çünkü kendisi de annesini çok özlemişti.

“Gel bakalım, bu konuşmada beni şaşırtacağına inanıyorum oğlum. Ben yurt dışındayken neler yaşadın? Ama öncelikle bir tahminim var, buraya geldiğim zamanlarda hep ön planında ben olurdum. Ama şimdi ilk defa değilim. Bunun da sebebinin “birisi” olduğunu düşünüyorum. Annelerden saklayamazsın. Anlat bana, kim bu kız?”

Ji Hoo annesinden bir şey saklayamayacağını yıllar öncesinden biliyordu. Geçmişi düşününce acı acı güldü. Hemen kendine gelerek koltuğa kuruldu ve annesine anlatmaya başladı.

>Dream Girls - 지금 만나러 갑니다

(Favorimdir)

“Evet, bir kız var. Adı da Mi Na. Aynı okuldayız, aynı sınıfta. Okul değiştirdiğimi biliyorsun, 12 Mayıs’ta üniversiteye belgelerimi götürmeye gittiğimde görmüştüm hiç. O günü hiç unutamam, merkez kampüste çimlere oturmuş arkadaşlarıyla konuşup gülüyordu. Yanlarından geçerken doğum gününün yaklaştığından bahsediyordu, yanındaki arkadaşının suratında “sürpriz partiye hazır ol dostum bakışı” vardı hatta. Surat okuma genini almışım senden anne”

Yuna gülerek oğlunun elini tuttu ve “Şimdiden heyecanlı, devam devam” diyerek çayından bir yudum aldı.

Küçük çöreklerden birini ağzına atan Ji Hoo devam etti. “Belgeleri okula teslim ettikten sonra bahçeden onu görebileceğim bir masaya oturdum. Şimdi böyle bahsedince sanki takip edecek bir manyak gibi duruyor ama benimki tamamen masumane bir durum. Laptopumu atarak okulun Facebook grubuna girdim ve doğum günleri yaklaşan kişilere baktım. Altı kişi vardı ve dördü kızda. Sırasıyla onların profiline baktığımda onu gördüm. Adı Han Mi Na’ydı ve büyük bir başarı sağlamışım gibi ellerimi havaya kaldırarak “Yatta!” diye bağırdım. Belki onun grubu bakmadı ama yakınımdakiler “deli” sanırım demişlerdir.”

Annesi pür dikkat dinlerken araya girdi. “Daha önce bu kadar ufak bir adım bile atmamıştın kimseye. Ah, yanlış. Aslında atmıştın, hem de Ewon’a değil mi?”

Ewon adını duyar duymaz Ji Hoo’nun gözleri irileşti, surat ifadesi değişti, dudakları anlamsızca kıpırdamaya başladı. Yuna oğlunun bu halini görünce hala unutamadığını ve atlatamadığını anladı.

“Seni asla üzmek istemem, biliyorsun Ji Hoo. Ama lisede olan bir olaydı ve aradan tam beş sene geçti. Atlatmış olabileceğini düşündüm”

Annesinin niyetinin iyi olduğunu biliyordu. O yüzden yüzüne maskesini takmaya zorlandı, ama sonunda başardı ve “Haklısın, ben de neden atlatamadığımı bilmiyorum. Belki de kimseye o kadar vermediğimdendir. Ne de olsa bir zamanlar en yakın arkadaşımdı, hatta kardeşimdi. Neyse, geçelim bu konuyu. Güzel şeylerden bahsetmek istiyorum” diyerek zoraki bir gülümseme yerleştirdi suratına.

Keyifle çayına limon sıkan Yuna “Hay hay” diyerek oğlunun devam etmesini istedi. Dışarıdaki ılık rüzgar açık olan salon pencerelerinden içeri girerek Ji Hoo’nun vücudunu usulca okşamaya başladığı anda genç devam etti.

“Hani birini ilk gördüğünde aklında hiçbir şey geçmez, sadece bakmaya odaklanırsın ya, bendeki de aynen bir durumdu. Ellerimi laptopun üstüne koymuş, öyle ona bakıyordum. Bir yandan da kendime kızıyorum ama, romantikliği, aşkı bu zamana kadar insanların zaafı, başarılı olmalarının önündeki büyük bir engel olarak nitelendiriyordum. Şimdi ise birine böyle aval aval bakmak kendimi salaklaştırmak gibi geliyordu. O yüzden düşünceleri kafamdan attım ve oradan uzaklaştım”

Derin bir nefes alan Ji Hoo, sadece annesine bu kadar açık olabileceğini düşündü o sırada. Gülen gözlerle kendisine bakan bu kadını dünyadaki her şeyden çok seviyordu. Çünkü o kendisini katıksız olarak seven yegane varlıktı, babasıyla beraber.

“Eve geldiğimde kendimi havuza attım ve deli gibi düşünmeye başladım. Her tarafım sıcak suda buruşana kadar düşündüm. Daha sonra spor yapmaya başladım, kollarım kopana kadar düşünmeye devam ettim. Koşuya gittim, ayaklarım bedenimden ayrılmak isteyene kadar düşündüm, düşündüm, düşündüm. En iyisi onu tanımak dedim ve doğum günü partisine katılmaya karar verdim, ama farklı bir yoldan”

Annesi bu cümlenin altında yatan mesajı hemen anlamıştı. “Sakın bana partiye “sözde hobi olarak gerçekleştiriyorum anne” dediğin mesleği icra etmek gittiğini söyleme Ji Hoo” diyebildi.

Oğlunun bakışı Yuna’nın dediklerini onaylıyordu. Elleriyle kafasına vurdu “Hayır, hayır bunu yapmış olamazsın. Bana eskort olduğunu söylediğinde bile sana kızmadım, ama şimdi kızabilirim. Hayatında ilk defa birinden bu denli hoşlandığını düşünüyorum. Çünkü aşkı tanımlarken benle babanı örnek aldığını biliyorum. Biz de ilk görüşte birbirimizden hoşlanmıştık ve sana bunu anlattığımda 12 yaşındaydım, gözleri öylesine açılmıştı ki, “Ben de öyle bir aşk istiyorum” anne demiştim. İşte o zaman samimiydin, hayatın boyunca öyle birini arayacağını tahmin ediyordum. Ve şimdi bulduğun konusunda da eminim, ama ne yaptın sen?”

Soluksuz konuşan Yuna nefes almak için durduğunda Ji Hoo sonunda araya girebildi. “Anne soluklan. Devamı var daha, merak etme” diyerek karşısındaki sevimli kadına göz kırptı.

“Doğum günü partisinin detaylarını öğrenmek için oluşturulmuş grubu buldum ve kendimi dahil ettim. Striptiz fikrini ortaya ben attım, böylece daha farklı ve heyecanlı bir parti olacaktı. Üyeler bu fikri beğendin ve partinin organizatörü olan arkadaşı Ga In kabul etti. İşte tam o sırada bizim sitenin linkini verdim. Şunu seçin demedim tabi şüphelenmesinler diye. Birinci sırada yer aldığım için beni isteyeceklerini düşündüm, ama onlar gitti Ewon’u seçti”

Yuna oldukça şaşırmıştı. “Ewon mu? Onun da eskortluk yaptığını biliyordum ama aynı yerde…” Cümlesini Ji Hoo tamamladı “Evet, aynı yerde çalışıyoruz ama kendimizi çok az görüyoruz. Neden eskortluk yaptığını biliyorsun aslında, benim bırakmam onunkinden çok daha kolay mesela”

Annesi biliyordu, her şeyi biliyordu. Ewon’u özlediğini dile getiremezdi. Bir zamanlar evlerinden çıkmayan çocuk, olan olaylar yüzünden oğluna düşman kesilmişti. Aynı şekilde oğlu da ona.

Karşısında oturan kadın konuşacakken Ji Hoo eliyle durdurup devam etmek istediğini belirtti. “Ama şans yeniden yüzüme gülmüştü. Hasta olduğu için katılamadı ve partiye ben gittim. Ona karşı olan duygularım gün yüzüne çıkarsa eğer ileride beni tanıyıp nefret etmesini istedim. Önümü tıkayacak olan engel olarak görüyorum. Striptiz yaparken bunun yeterli olmadığını gördüm ve ilişki teklif ettim”

Yuna ağzındaki çayı oğlunun suratına doğru püskürttü. Üzeri limonlu çayla bulanan Ji Hoo ise, sanki hiçbir şey olmamış gibi masanın üzerinde duran havluyu alarak yüzünü sildi “Ne, ne, ne yaptın? İlişki mi? İlk kez konuşuyorsun ve ilişki mi teklif ettin? Hem de üzerinde sadece slip varken?!”

Birden sesi yükselen annesi oğluna vurmaya başladı “Ben bile bu kadar manyak değildim, umarım kız ağzının payını vermiştir. Ne kadar ileri gittiğinin farkında mısın Ji Hoo?”

Aslında farkındaydı. Pantolonunu sıyırarak bacağında yer alan geçmemiş yara izini gösterdi. “Hem ağzımın payını verdi, hem de ayağındaki topukluyla bu kalıcı eseri bana armağan etti” dedi.

Yara izini gördükten sonra annesi kendine geldi. “Oh olsun! Şimdi hemen devam et, daha beteri gelmez umarım”

Ji Hoo kadının yanaklarını sıkarak “Güzel bölümler şimdi başlıyor” dedi ve anlatmaya koyuldu.

“Ondan sonra okula transferim gerçekleşti ve aynı sınıfta okumaya başladık. Ben biliyordum daha önce grupta gördüğümden dolayı ama onun haberi yoktu. İlk başlarda tabi ki benden nefret ediyordu, nasıl etmesin? Laflar sokuyordu, bahsettiğin konulara karşı çıkıyordu, hipotezlerimi çürütüyordu. O bunu yaparak beni deli etmek istiyordu ama ben git gide daha çok bağlanıyordum. O her gıcık davrandığında, ben daha yakın olmak istiyordum. Sonra elime bir fırsat geçti. Hemen plan yapıp ufak bir şantajla yemek randevusu aldım. Her şeyi ayarladım ve mükemmel bir akşam geçirdik. Bana olan önyargısı bitmişti ve ben de kabuğumu kırmıştım”

Çok beğendiği haşhaşlı çöreklerden kalan sonuncuyu da ağzına atarak devam etti. “Yemek teklifini yapana kadar çok düşündüm ve önümde ne olursa olsun mutlu olmayı hak ettiğim yargısına vardım. Ve böylece mutluluğa ilk adımı attık. O gece evine bıraktıktan sonra benden eskortluğu bırakmamı istedi. “Sana dokunan milyonlarca kadından biri olmam” dedi”

Annesi kafasını onaylar biçimde sallayarak “Esaslı kızmış. Bak şimdiden sevdim, hatta en yakın tanışmak isterim. Peki sen yapmayı düşünüyorsun?”

Mutluluk düşünceleri arasında “Bırakmayı düşünüyorum. Bugüne kadar kazandığım bütünü paranın yarısını patrona vermem gerekiyor ama yine de bırakacağım. Çünkü inanıyorum, Mi Na benim ruh eşim ve onu kaybetmeyi göze almayacağım. Yarın gideceğim kulübe”

Yuna çocuğunun ellerinden tuttu, yüzüne bir anne şefkatiyle bakarak “En doğrusunu yapıyorsun, seni her türlü destekliyorum, bilirsin. Artık normal bir şekilde hayatına devam etmenin zamanı geldi. Babana söyleyemiyorum diye kıvramam da artık. Sana yollamam için verdiği paraların hepsini alışverişe harcıyordum Kanada’da” diyerek kahkaha atmaya başladı.

Annesinin gülmesine eşlik eden Ji Hoo’nun güneşi bugünlerde hiç batmıyor gibiydi.

***

Dün geceki yorgunluktan dolayı bir türlü uyanamayan Ga In acı acı öten telefonun sesiyle irkildi. Saat ikiydi, arayan ise Tae Sub’tu. Hemen telefonu sarılarak açtı ve “Alo” dedi.

“Ah, Ga In sonunda. Bu üçüncü arayışım, sanırım deliksiz bir şekilde uyuyordun”

Arkadaşının hızlı hızlı konuşmasına anlam veremeyen kız “Sakin ol Tae. Sesin telaşlı geliyor, neler oldu tane tane anlat”

“Tamam, peki. Bir şimdi karakoldayız. Hatta Lion ve Ewon nezarethanede. Kavga ettikleri için içeri attılar, kefalet istiyorlar. İkisi de cüzdanlarını arabalarında bıraktıkları içinde yanlarında paraları yok. Bende de o kadar para ne gezer. Senden bir iyilik isteyeceğim, yapabilir misin?”

Ga In oldukça şaşırmıştı. Bu üçü arasında ne gibi bir olay olmuştu da karakola düşmüşlerdi? “Tabi yaparım, nedir?” diyerek merakını dizginlemeye çalıştı.

Tae Sub karşısındaki polisin “yeter” bakışlarının baskısını üzerinde hissederek hızlı hızlı anlatmaya başladı. “Lion’un hesap numarasını versem, ATM’den para çekerek Gangnam karakoluna gelip bizi çıkartır mısın saat sekizde? Daha önce salmıyorlar. İçeride kavga ettiler bir de bu yüzden. Benim hesabımdan ödeyeceksin, yok benim hesabımdan diye. Çocuk gibiler!”

Ga In hemen üstünü giyinmeye başlamıştı nedense. Bir yandan da omuzuyla telefonu tutup Tae Sub’u dinliyordu “Yaparım. O zaman tam saat sekizde parayla beraber oradayım” Telefonu kapatmak üzereyken aklına gelen şeyler konuşmaya devam etti. “Hey, senin bugün doktor randevun yok muydu? Hatta önemliydi değil mi?”

Unuttuğuna çok şaşırmıştı Tae Sub. Dostunun dediği gibi doktorla randevusu ve kaçırması hiç hoş olmayacaktı “Kartı sende de vardı Ga In. Tamamen unutmuşum, kafa kalmadı bende. Onu da arayıp nedenini söyleyerek randevuyu yarına almanı istesen, çok mu şey istemiş olurum?”

Ga In için bu gibi durumlar hiç sorun değildi. “Merak etme sen, onu da hallederim. Görüşürüz” diyerek yavaşça telefonu kapattı.

Tae Sub’ta telefonu yerine koyunca görevli memur kolundan tutarak kendisini nezarethaneye geri götürdü.

***

Mi Na telefonuna gelen mesajın gerçekleri içerdiğine emin olmak istiyordu. Ji Hoo yarın kulübe gidip ayrılacağını açıklayacağını ve kendisinin de ona eşlik etmesini istediğini yazmıştı. Hemen dokunmatik ekranına yapışarak “Yarın, sen ve ben, oradayız. Ve hayatının bir parçasını kopartıp ayırıyoruz”

Mesajı gönderdikten sonra rahatladığını hissetmişti. Belki ilk başlarda gerçekten ondan nefret etmişti ama kendisi her zaman insanlara ikinci bir şans verenlerdendi. Bu ikinci şansı mükemmel bir şekilde kullanarak Mi Na’ya açmıştı kendisini. Kendisiyle bir kez buluştuğu halde yıllardır devam etmiş olduğu eskortluğu bırakacağını söylemesi ne kadar ciddi olduğunun bir göstergesiydi. Bu yüzden Mi Na’nın beklentileri yüksekti. İkisi arasında ciddi bir ilişki umuyordu. Karakterleri birbirine benziyordu, bu yüzden geçinmeleri daha kolay olacaktı. Ama daha önce yapacak bir şeyi vardı. Eskortluk parasıyla aldığı hiçbir şeye binmeyecekti, o kazandığı paralarla giydiği elbiseler üzerinde olduğu sürece Ji hoo’ya dokunmayacaktı. Hatta yeni taşınmış olduğu evi de bu parayla aldığını söylediği için o müstakil binanın içine adım atmayacaktı. Kararlıydı, Ji Hoo belki eskortluktan vazgeçecekti, peki ya bunlara evet diyebilecek mi acaba?

***

Saat tam 7:59’da Ga In karakolun kapısından içeri girerek danışmadaki görevliden bilgileri aldı ve topuklularını üçlünün olduğu yöne doğru sevindi. Tae Sub, Ewon ve Lion onun geldiğini görünce ayağa kalktı. Ga In gençlere şöyle bir baktığında içinde gülmek geldi. Gözleri Ewon’u gördüğünde ise bir süre takılı kaldı. Her yerde muhteşem gözüküyordu, suratındaki izler bile yakışıklılığının gizlenmesine neden olamıyordu. Onu görmek bile kendisine birbirine tam zıt iki duygu olan mutluluk ve acıyı bir arada hissettiriyordu.

Görevli polise kefalet parasını ödedikten sonra hep beraber dışarı çıktılar. Ewon ve Lion’un suratındaki izlerden kavganın büyük olduğunu düşündü. Sonra aklına tek bir sebep geldi; inanmak istediği o neden. Tae sub yüzünden kavga etmişlerdi. Ewon gibi umursamazlar kralı bir insan, erkek yüzünden kavga etmişti. Ga In o sırada hıçkıra hıçkıra ağlayabilirdi. Kendine hakim olmalıydı, ne olursa olsun bir şeylerin ters olduğunu göstermek istemiyordu.

Lion Tae Sub’un yanına gelerek “Hadi, “evimize” gidelim” dedi. Ewon’u ithafen bunu dediği her halinden belliydi.

Dişlerini gıcırdatarak onlara bakan Ewon en sonunda arkasını dönerek sadece “Tae Sub” dedi ve elini kaldırarak aksi istikamete doğru yürüyerek uzaklaşmaya başladı. Ga In karşısındaki iki arkadaşı ile vedalaştıktan sonra Ewon’un peşinden gitti. Yan yana adımlar atmaya başladıkları zaman dudağı patlayan genç “Gerek yok gelmene, teşekkürler yardımların için. Görüşürüz” diyerek adımlarını hızlandırdı.

Ga In bu sefer kararlıydı, yalnız bırakmaya hiç niyeti yoktu. “Sağlam düşünemiyorsun şu an, hem pansuman yapmamız lazım” diyerek takip etmeye devam etti.

Gülümsedikten sonra dudağını tutan Ewon “Benim pansuman yerim burası” diyerek bir puba girdi. Önce soju, daha sonra ise votka ısmarlayarak deli gibi içmeye başladığında Ga In’in bu durumu engellemek için elinden hiçbir şey gelmiyordu. Az da olsa eşlik etmeye karar verdiğinde Ewon gülerek “Şimdi benim kafadansın” dedi ve içkisini doldurdu.

Bir saat boyunca aralıksız içen Ewon’u bardan çıkarmak için Ga In barmenden yardım istemişti. En sonunda caddeden bir taksi çevirerek rahata kavuştuklarını düşünüyordu. Taksiciye kendi evinin adresini verecekti, gıcık ev arkadaşının bu durum karşısında ne yapacağını bilmiyordu. Tam söyleyecekken Ewon sözünü keserek “Itaewon’a” dedi ve kendi evinin adresini söyledi. Ga In bu duruma itiraz edecek bir konumda değildi.

Evin önüne geldiklerinde taksiciye parasını verdi ve Ewon’un omuzunun altına girerek içeri doğru yürümeye başladı. Dışarıdan oldukça güzel gözüküyordu bu ev. Döşemelerin işçiliği, kapının güzelliği, bahçesinde çiçekler hep özenle seçilmiş gibiydi.

Ama Ga In’in şu anda bunları düşünecek vakti yoktu. Ewon evin anahtarını da arabasının içinde bıraktığı için yedek anahtarı aramaya koyuldu. Taksideyken sağdaki ilk pencerenin önünde yer alan bonzainin içinde olduğunu söylemişti.

“Neden herkes gibi paspasın altına ya da posta kutusunun içine koymuyor ki?” diye düşünmüştü Ga In. Anahtarı aldıktan sonra kapıyı açtı ve tekrar omuzunun altına girerek içeri girdiler.

Ewon işaret parmağı ile pusula görevi görüyordu. Eline bakarak yatak odasını buldular. Hoşlandığı genci yatağa attıktan sonra rahatlamıştı, ağzından derin bir “oh” sesi çıktı. Kendisi de karşı koltuğa oturdu ve Ewon’u izlemeye devam etti.

>Canan – Jenerik

“Ne yapıyorum ben? Hemen yatırıp evime gitmeliyim” diye söylendi. Yakışıklı gencin ayakkabılarını ve çoraplarını çıkardı, gömleğinin düğmelerini çözdü. Altından yorganı çekerek üzerine örttü. Pantolonuna ise hiç dokunmadı.

Genç masum bir şekilde gözlerini kapatmıştı. Ga In usulca kulağına yaklaşarak “İyi geceler Ewon” dedi ve arkasını döndü. Odadan çıkmak için tam hareket edecekken bir el onu kolunda yakaladı ve kendisine çekerek “Gitme” diye seslendi.

Ewon gözleri yarı açık bir şekilde kendisine gitme diyordu. Ne yapacağını bilemez bir şekilde usulca muhteşem yüzüne baktı. O yara izlerinin hepsini tek tek kendisi iyileştirmek istiyordu. Ewon’u bütün bu yara izlerinden korumak istiyordu, ama en önemlisi sadece yanında olmak istoyordu.

Ga In bunları düşünürken Ewon ani bir hamle ile kızın dudaklarına yapıştı. Şehvetli bir şekilde kollarıyla onu sordu ve öpmeye devam etti. Ga In’in bütün dünyası, zamanı, hatta hayatı sanki durmuştu. Ne yapacağını, ne diyeceğini bilemiyordu. Kaç zamandır arzuladığı insan onu öpüyordu, ama sarhoştu.

Bunların hepsinin farkında olan genç kız, Ewon’u kendisinden uzaklaştırmak yerine tek zaafı olan bu sarhoş çocuğun öpücüklerine ihtiraslı bir şekilde karşılık vermeye başladı.

Üzerine örttüğü yorganı kaldırıp attı, yavaş yavaş soyunmaya başladı. Bir yandan da Ewon’un pantolonuna hamle yaptı. Ewon ise genç kızın göğüslerine kafasını gömmüştü, tek istediği arzularını doyum noktasına ulaştırmaktı, çünkü buna hasretti.

Uzun süren ön sevişmeden sonra sıra sekse geldiğinde Ga In yeniden düşünmeye başladı. Ama bir kez daha zaafına yenik düşerek Ewon’la yattı.

***

Sabah olduğunda ilk uyanan kişi kafasını ellerine götürerek “Ben ne yaptım?” diye pişmanlığını yerine getirdi. Sarhoşluğun ve zaafın verdiği zevk, ileride hissedilecek acılardan daha mı büyük olacaktı?

8. Bölümün Sonu..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…