Ana içeriğe atla

Oz: İzledikten sonra hapse düşmemek için dua edeceksiniz

OZ

     Eski bir Çarşamba akşamı. Annem ve babamın misafirlikten dönmediği o gün kanallarda zaplarken Cine 5’te denk gelmiştim Oz’a. Şansıma daha ilk bölümü oynuyordu –sonradan öğrenmiştim- ve beni bir anda çekti. O zamanlar kanalın en gözde olduğu yıllardı. Şu andaki rezil hali yoktu, gece Emmanuelle serisi bile veriyordu, varın siz düşünün. Hala siyah beyaz şifre ekranını unutmam.

      Ben ekrana doğru dalmış bir şekilde diziyi izlerken ailemin misafirlikten dönüp televizyonda hapishane ile ilgili bir şey izlememe kızdıklarını anımsıyorum. Bunun üzerine derslerdeki başarılarımdan dolayı böyle ufacık bir şeyi bile izlemeye hakkımın olmadığı temalı gayet çenebaz bir sunum yapmıştım. O zamanlardan belliymiş ne olacağı, çünkü annem dayanamayıp izin vermişti. Saat 10’da yayınlanıyordu ve pek sonunu göremiyordum.

     Peki nedir bu OZ? 1997 – 2003 yılları arasında HBO’da yayınlanan bir hapishane dizisidir. Şimdikiler Prison Break ile karşılaştırıyorlar ama aslında kulvarları farklı. Biri hapishaneden kaçış öyküsü, diğeri ise tamamen hapishanede geçiyor. Ayrıca Oz’un kalitesi tartışılmaz, şimdi yayınlansa dünyada en çok hayranı olan dizilerden biri olurdu, adım gibi eminim. Daha sonra altı sezonu indirip, defalarca izledim tabi. Benim favori Amerikan yapımı dizimdir.

     İşte ben her hafta bu mükemmel diziyi izlerken içimdeki paylaşma hissi de gün yüzüne çıkmaya başladı. Dedim ya, o zamanlardan belliymiş ne olacağım. Mahalledeki iki arkadaşımla paylaşmıştım, siz de izleyin kritiğini yapalım filan mantığı. Lisedeyken her Cuma Kurtlar Vadisi geyiği yapılınca –hiç katılmadım, bir bölüm bile izlemedim- aklıma hep Oz zamanları gelirdi. Yalnız ben işi abartmıştım biraz. Dizi gözüme o kadar güzel geliyordu ki, onlara Oz’un senaristi benim demiştim –oha!-

    Ve işin daha ilginç yanı, onlar bunu yemişti. Artık dizinin senaristi olduğuma inanıyorlardı, biraz biraz şüpheciydi ama onu alt etmek kolaydı. Her hafta Cine 5’e senaryoyu yolladığımı ve onların da çektiğini söylemiştim. Çünkü HBO değil, Cine 5 yapımı olduğunu zannediyorlardı, gerçi o zaman da karakterlerin adları Türk olmalıydı ama çocuk aklı işte, gelmedi o zamanlar akıllarına.

Karakterler

     Dizide Müslüman bir grupta vardı ve hiç olmadığı kadar etkinlerdi. Kerim Said ve tayfası benim bu zamana kadar izlediğim Amerikan dizilerindeki en mükemmel Müslüman karakterleridir. Hapishane ortamında kimseyle kavgalı değiller, öldürme yok, hatta namazında niyazında bir grup. İşte o şüpheci arkadaşımı ikna etmek için “Olm, ben yazmış olmasan bu derece iyi Müslüman karakterler olur mu? Ben yazdım işte” diye ikna çabalarımı sürdürüyordum. En sonunda diziyi deli gibi analiz etmeye çalıştığım için gelecek bölümlerdeki tahminlerimi ona açtım ve o tahminler doğru çıktı. Sonra da yanına gidip pişkin pişkin “Ehe, ben demiştim işte. Ben yazmış olmasam, nereden bilebilirdim böyle olacağını?” diye hava atmıştım. Gerçi şimdiki aklım olsa, uydurma 5 – 6 sayfa senaryo kağıdı bile hazırlayıp karşısına çıkabilirdim. Çünkü benden her şey beklenebilir, kafama koyduğum şeylerde sonuna kadar gitme taraftarı olan bir insanım. İpin ucunda bu Oz konusunda göte gelmek gibi, gerçi benim yüzümden oldu gene her şey aha..

     En sonunda gidip “Sizi kandırdım” filan demiştim. Ulan senaryosunu ben yazıyor olsam –Bırak Oz’u, Akasya Durağı’nı yazıyor olsam bile- burada oturur muydum? Akıl var mantık var. İlk işim süper bir yer taşınmak olurdu, bari bunu düşünün. Ezdim geçtim şimdi değil mi? Sonra bir tanesi benle konuşmadı, “kandırdın bizi” diyerek. Akabinde salakça şeylerden dolayı aramız daha da açıldı, o günden beri hiç konuşmadık. E, kaşınan da benim.. Ama o zamandan beri düşünürüm, böyle çok çok sevdiğim şeyleri keşke ben yazsaydım/oynasaydım diye. O denli başarılı bulmuşumdur hani. Gloria

     Madem diziden gidiyoruz birazcıkta yukarıdaki karakterlerden gidelim. Oz 6 sezon, 58 bölüm süren bir dizi, sadece 4. sezonu 16 bölüm, diğer sezonları 8 bölümden oluşmakta. Sert bir dizi, herkes izleyemez. Öldürmeler, isyanlar, tecavüzler, bol bol çıplaklık, hatta ateşli sevişme sahneleri… Kısaca ne ararsanız var, bir de erkekler pek fazla kadın göremeyecek, sonuçta hapishane. Ama Latin doktorumuz –Dexter’daki LaGuerta-, ilk sezonlardaki sarışın gardiyan ve ileriki bölümlerde gelen manyak gardiyan ile ortalık şenleniyor.

     Müslümanların altında hapishanenin en boktan, en pis grubu olan Aryanlar var. Bunlar üstün ırka inanan ve üyelerinin çoğunluğunun bu gibi nedenlerden dolayı içeri girdiği bir grup. Her türlü pislik var, grubun lideri Schilinger –Schilinjer değil, kızıyor- en masum tabirle orospu çocuğunun teki. Beecher’ı içeri girdiği ilk zamanlarda kandırdı ve onu damgalı hayvanı yaptı, götüne svastikayı kazıyarak. Tecavüz etti, aşağıladı, kadın elbiseleri giydirip makyaj bile yaptırdı. Daha sonra da ölmesini istedi, ama bizimki en sonunda delirerek odasının camlarını indirdi ve tek gözünü mahvetti. O günden sonra ikili arasında ezeli düşmanlık başladı. Şöyle diyeyim, ikinci sezonda Beecher, svastikalı götüyle Schilinger’ı ağzına sıçıyor, o denli bir nefret var. 6 sezon boyunca iki arasında daha nelerin olabileceğini düşünmek tüyleri ürpertiyor. Yanındaki Robson daha pezevenk ama hak ettiğini buldu en son, ötekinden bahsetmeye bile gerek yok.

     Altta çoğunluğun favorilerinden olan İrlandalılar var. Ryan O Reily ile özürlü kardeşi Cyril’in dayanışması gerçekten çok hoş. Bu arada ikili gerçek hayatta da kardeşler. Ryan çok kurnaz biri, herkesi gizlice birbirine düşürerek işin içinden sıyrılmasını biliyor. Grubu etkin değil, neredeyse hep tek takılıyor ama böyle bir hapishanede başına bir şey gelmiyor. Akıl, sen nelere kadirsin.. Kardeşi işe başına aldığı küçük bir darbe sonucunda çocuk aklına sahip oluyor. O yüzden çok masum biri, ama abisi olduğu halde bu zor şartlara dayanabilecek midir acaba?

Kerim SaidKeller   Ryan ve kardeşi Cyril

    

    

    

    

     Diğerleri bölümü önemli. Rebadow elektrik kesilmesi ile idamdan kurtulmuş biri, bu yüzden tanrının kendisiyle konuştuğunu düşünüyor. Hayal edebileceğinden bile daha uzun süredir orada. Busmalis dizinin nadir neşe kaynaklarından, kazı ustası. Augustus Hill, kendisini Lost’tan hatırlarsınız, Oz’un anlatıcısı. Ara ara ekrana çıkıp her şey hakkında konuşuyor, onun bahsettiklerini not almak bile isteyebilirsiniz, o derece çarpıcı ve farklı. Shirley’de bahsetmiştim, ruh hastası bir orospu, bu tabir yeter. Omar White –ironik değil mi?-, manyak diyebilirim. Emerald City –mahkumların kaldığı özel bölüm diyelim- sorumlusu Tim’e bir nevi kafayı takmış, ayrıca değişmeye çalışsa da her seferinde daha çok boka batan bir kişi. Chris Keller ile Tobias Beecher için ise ayrı bir paragrafı ayıracağım, çünkü önemli.

     İkisine özel Tumblr blogları bile açılmış. Nedir aralarındaki durum. Keller azılı psikopattır, tam tamına 88 yıl hüküm giymiş bir seri katil. Schilinger’ın sayesinde Oz’a transferi gerçekleşiyor, ikinci sezonda. Beecher ile yakınlaşıp onu kendine aşık ediyor. Daha sonra olanlardan bahsetmeyeyim, tadı kaçmasın. Ama kısaca şunu diyeyim bu ikisi arasında gerçekleşen her şey büyük bir olay. Hapishanede bile aşk olamaz mı? Hem de en sert haliyle olur, iniş li çıkışlı, dövmeli öldürmeli, şehvetli ihtiraslı. Şu konuşmalar her şeyi özetliyor sanki.

Keller: Three months you were in the hospital I had a lot of time to think.
Beecher: Of me?
Keller: Look, what I did was wrong. I’ve been trying to figure out a way to prove to you that I’m truly sorry. And I do love you.
Beecher: How ‘bout I fuck you in the ass?

Oz,S03E01,The Truth and Nothing But

*** Bir de şu var ***

Keller: I know what you’re doing. Fucking Barlog to make me jealous? You’re a miserable little cunt, you know that?

Beecher: You killed the last two guys I slept with. You gonna kill your own friend Roooooonnnnnie, too?

Beecher’s Tray: *gets bitchslapped*

Adebisi      Bir alt kısımda ise zencileri görüyoruz. Hapishanenin mutfak kısmında çalışan ve uyuşturucuya yön vermeye uğraşan bu grup önce İtalyanlarla, daha sonrasında ise Latinlerle uğraşıyor. Adebisi’yi yine Lost’tan tanıyabilirsiniz, Mr. Eko. Diğerleri o kadar önemli karakterler değil, Adebisi ise resmen çılgın atıyor dizide. Afrika özlerini bile bulmuştu bir bölümde ama onu huzura kavuşturan adamı barındırmadılar. Bu arada dizideki favori ölümümü yazayım şuraya. Birini duvarın içine gömdüler diyeyim. Üzerine tuğla, çimento derken adam orada kaldı.

Miguel Alvarez Latinlerin en önemli karakteri şanstan yana yüzü gülmeyen Miguel Alvares. Daha hapse ilk girişinde bıçaklandı adam, bu talihsizlik sezonlar boyunca da devam etti. Latinlerin başına geçmek için gardiyanlardan birinin gözünü oyması, daha sonra buna pişman olup bir köpeği eğitmesi ve o gardiyana vermesi, sevgilinin doğurduğu bebeğin, yani çocuğunun ölmesi, bunun akabinde azıcıkta olsa fıttırması, sürekli deliğe atılması ve hatta hapishaneden kaçması.. Bütün bunları yaşamasına rağmen yüzü gülmedi ve en sonunda “parti yapmaya” karar verdi. Nasıl mı? İzleyin ve görün diyorum. Kendisi en son Fringe’te oynadı, dipnot olarak belirteyim dedim.

     Ve son olarak İtalyanlar. Schibetta’nın gitmesinden sonra eski güçlerini kaybettiler ve bir daha da toparlanamadılar. Gerçi ileriki bölümlerde Schibetta’nın oğlu geliyor ama geldiğine de pişman oluyor. Schilinger iş başında diyorum. Nappa da ünlü bir mafya, Pancamo ise sert, otoriter ama emirlere her daim uyan kişilerden. En uyumlu insanlar İtalyanlar’dı aslında. Ben Schibetta’nın bornozuyla ranzasında oturup meyve yemesini izlemeyi çok seviyordum :) Gitti cam kırıklarına yenildi, cık cık.

     Bu mükemmel diziyi izlemeyen çok şey kaçırır. Yerinizden kalkmadan, sanki mıhlanmış gibi gözlerinizi bilgisayar/televizyon ekranından ayıramayacaksınız. Her bölümü farklı bir yönetmenin çektiği Oz, insanlara lezzetlerin en güzellerini sunuyor, bu ziyafeti asla kaçırmayın derim.

Oz hayatınızı değiştirecek dizilerden biridir, hiç izlememiş ve yeni başlayacak biri olmayı kaç kez dilediğimi hatırlamıyorum. Bu yüzden siz izlemeyenler, emin olun benden çok daha şanslısınız.

Mükemmel açılışını da ekleyip yazımı bitiyorum.

OZ Açılış

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…