Ana içeriğe atla

Hayatıma birini dahil etmenin zamanı gelmedi mi?

“Dibdidududu mudur?”

“Kalbim vurulmuş mudur? Ça çarpıp durmuş mudur?”

    Başlığa ithafen yazıyorum hemen; “sanırım hayır!”

     Daha önceki yazılarımda eski sevgililerimden, yaşadığım olaylardan, hatta ve hatta kriterlerimden bahsetmiştim. Peki neden mi böyle bir yazı yazma girişiminde bulunuyorum? Sizin için geliyor, haydi başlayalım hemen.

     Son zamanlarda çevremi daha dikkatli gözlemlemeye başladım ve çıkardığım en büyük sonuç baharın gelmesinden midir nedir –hoş, Nisan bok gibi geçiyor, hava berbat- herkes çift olmuş sanki. Birbirlerine kenetlenmiş eller, öpüşen dudaklar, testosteron dolu hemcinslerim ve aşık –ya da aşık olduğunu düşünen- kalpler her tarafta karşıma çıkıyor. Bu gözlemlerimden birini yaparken kendimi karşıma çıkan aynaya bakarken buldum. Sırtımda çanta, elimde son aldığım kitap, diğerinde cep telefonum, bilekliklerim, kolyem, kulağımda kulaklık, gözümde gözlük, kısa saçlarım ve giysilerim.. Gayet sıradan bir görünüm çiziyordum ve bu durumumdan hoşlanmadım.

     Değişikliği seven bir yapım olduğu için ne farklı olabilir diye düşünürken aklıma yeteri kadar yalnız kaldığım geldi. En son olan inişli çıkışı ve benim yere çakılmamla sonuçlanan maceradan sonra kapılarımı kimseye açmamıştım. Olayın etkisinden dolayı değil kesinlikle, sadece yalnız kalmak o zamanlar çok hoş gelmişti. Tek çocuk olmanın dezavantajlı, kalabalık bir partide bile sakin ve yalnız kalabileceğimiz bir yeri ararız ya da en azından öyle bir yer var mıdır bu evde diye düşünürüz. Capacity’de dolaşırken bir kafeye oturdum ve defterimi çıkartıp ufak bir liste yaptım.

     Listeyi belki bir ara size gösteririm, tam dört sayfa not tutmuşum zamanın nasıl geçtiğini fark etmeden. Gelen kahveyi yudumlamak için elime aldığımda yan masada tek bir pasta sipariş edip onu birbirlerine yediren çifttin konuşmalarına kulak misafiri oldum. Altınca aylarını dolduruyorlardı ve böyle bir kıza o kadar süre dayanan adama küfür ettim içimden direkt. Hani “cadde kızları” denilen türe ait bir dişi ve eminim ki hiçbir türlü artısı yok güzelliğinden başka. Biz erkeklerin zeki kız yerine güzel kızı seçmemizdeki mantığı düşündüm. Bugüne kadar zekayı, konuşkanlığı ve espritüelliği hep ön planda tutmuştum, peki ya güzelliğe neden şans vermedim ilk sırada? Evet evet, çok salakça bir düşünceydi ama iki saniyeliğine de olsa düşünmedim değil. Beyniyle düşünen biriyim, uçkuruyla değil. Gerçi çocuğun keyfi tamamen yerindeydi ama suratından sadece umut verdiği, sevmediği hemen belli oluyordu. Ay aydır devam etmelerinin tek bir sebebi olabilirdi bu durumda. Kızla daha yatma şansını bulamamıştı, dişimiz zorluyordu erkeği büyük ihtimalle. Onları yattıktan sonra görmek isterdim.

“Modern zamanlarda aşk yorulmuş mudur?”

     Kendi kendime kahvemi içerken “yargılıyordum” ama en azından onlar beraberdi, ya ben? Başkaları da bana bakın “sapa bak lan, tek başına defterini açıp not tutuyor, yanında biri bile yok. Acıdım” filan diyor mudur? Ben de başkalarının yargı malzemesi oluyor muyum?

     Gerçekten aşkı yaşamayı hak etmeyen kişileri görüyorum etrafta. Gidip yanlarına sırlarını öğrenmek istiyorum, “Dostum ne yaptın da böyle sevgili buldun?” diye sormak istiyorum. Çünkü bana göre aşk ulaşılması çok güç bir mertebede ve öyle deneme yanılma yöntemleriyle sahip olabileceğiniz bir şey değil. Diğer türlü şeyleri ayağa düşme olarak nitelendiriyorum. Birinden doğrusuyla, yanlışıyla, güzel yönleriyle, kusurlarıyla hoşlanabilirsiniz, ama gerçekten iki günde aşkım ya da hayatım tarzı kelimeler kullanan insanları gördükten sonra bu sefer aşk  sanki “ucuz” bir şeymiş gibi geliyor. İhtiyacım olmadığı, zaten böyle mutlu olduğumu hatırlıyor ve yoluma devam ediyorum.

     En güzel zamanlarımı yaşıyorum şu hayatta, eksik olan tek şeyin bir “insan” olabileceğini nadiren düşünüyorum. Bu konuda arkadaşlarımla konuştuğum zaman neredeyse hepsi sevgili istediklerini söylüyor. Benim ise istediğim şeyler çok daha farklı. Mezun olunca, hatta mezun olmasan önce hemen bir iş istiyorum desem, size daha çalışmaya başlamadan işkolik olmak için can atan biri gibi gözükmüş olmam sanırım. Gayelerim var, hayatıma birini dahil edersem “yük” olacak diye düşünmeden edemiyorum. Gerçekten öyle midir, insanlar hayatlarına birine sokmak istedikleri zaman hiç onu yük olarak görürler mi?

“Senin kalbin boş mudur? Çalsam evde kimse yok mudur?”

     Çok nadir de olsa itiraf ediyorum ediyorum özendiğim olmuştur bu çiftlere. Kafamın uyduğu biriyle çeşitli konularda saatlerce konuşmak, fikir ayrılığına düşüp tartışmak çok cazip geliyor. Sanırsınız sevgili değil açık oturuma konuk istiyorum, belki de bu yüzden hayatımda biri yok. “MAC’in bilmem şu makyaj ürünü mükemmel sence de öyle değil mi” diye soran biri yerine, “Elif Şafak’ın son kitabını okudum ama şu ve şu kısımlarda ben şöyle düşünüyorum” diyen birini isterdim, zamanımın uzun bir kısmı onu düşünmek ya da aramakla geçer tabi.

     Lisedeyken bu tarz tiplere hep inek derlerdi ya, ben cidden öyle birini arıyorum sanırım. Cosmopolitan alıp okuyacağına, K alıp okusun istiyorum. Bazen de tersi olsa nasıl olur diye düşünüyorum ve o gece rüyalarım kabusa dönüşüyor. Böyle parti kızı havasında, nerde akşam, orada sabah, kopalım keyiflerinde geçen geceler ziyan yahu.

     Sevgili olduğunda size neler neler yaşadığımı yazarım tabi. Günler ilerliyor, eski ilişkilerim kendi hayatlarına devam ederken ben olduğum yerde duruyormuşum gibi hissetmek birazcık moralimi bozsa da, hemen toparlanıyorum. Sonuçta benim de hayatım devam ediyor, hem de temelleri sağlam bir şekilde. Belki yanımda Oscar töreninin kritiğini yapacağım biri yok ama onu bulacağıma dair inancım gayet pozitif.

     Bu yüzden artık insanlara ufakta olsa şans vereceğim, ve kendim de birinden o şansı elde etmek için çaba göstereceğim. Yalnızlık Allah’a mahsustur geyiklerine girmek pek bana göre değil, en azından içimi bloga dökebiliyorum. Siz siz olun elinizdeki fırsatları kaçırmayın, sevgi güzel şey tabi –herhalde bir tek Vakit’e göre değildir aha- doya doya yaşayın, ama hayatınızda kimse yok diye de yastığa sarılan ve üzülüp ağlayan kişilerden olmayın.

     Gerçi yazma da benim aşkım sayılır, o yüzden tam olarak yalnız olduğum söylenemez. Onunla dertleşiyorum, beni mutlu ediyor var olduğunu ve olacağını bilmek güzel bir duygu, nazlanması, mızmızlanması, dırdırı yok. Maddi olarak beni zorda bile bırakmıyor. İdeal sevgili aslında işte tam olarak budur. Pembe dizi formatındaki ilişkilerin yeri bence çöp kutusu, dünyada yaşanan inişli çıkışlı, kavgalı gürültülü ilişkiler ise gerçek yaşamın bir parçası. Biri  için benliğinden ödün vermek kadar kötü bir şey yoktur. Kalıba sokulan sevgili olmam, kimseyi de kalıba sokmam için zorlamam.

Ekran Alıntısı      Yazının sonuna doğru gelirken blogumla ilgili bir şeyden bahsetmek istiyorum. Dün Oz yazımı yazdıktan sonra Metropol Günlüğü’nün ziyaretçi sayısı 100.000’i geçti. Daha bir yıl olmadan böyle bir sayıya gelmek doğal olarak beni mutlu etti. Bu yüzden burayı ziyaret eden, okuyan, yorum bırakan herkese teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, ilerlemeye devam edelim.

“Nefesler tutulmuş mudur? Atmosferde aşk yok mudur?”

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Pretty Little Liars: Sırları olan bir kıza asla güvenme.

Türkçe’ye Sevimli Küçük Yalancılar olarak çevrilen Sara Shepard’ın bu güzel serisinde şu anda 11 tane kitap bulunmakta. 12. kitap 1 Haziran 2012’de raflarda olacak. Ama ben 2 sezondur yayında olan dizisi hakkında yazacağım. Pretty Little Liars (Bundan sonra kısaltmaya gidip PLL diye bahsedeceğim) içindeki gizlilikleri çok ustacak kullanan bir gizem/gençlik dizisi.      Aslında dizimizin çok basit bir konusu var. 5 kişilik arkadaş grubunun lideri olan Alison DiLaurentis ani bir şekilde ortadan kaybolur. Bu olaydan bir sene sonra (kitapta bu süre aslında 3 senedir) geride kalan 4 kızımızı, yani bebeğim Spencer, Emily, Hanna ve Aria sms’ler almaya başlarla. Hem de A isimli biri tarafında.      Dizi bunun üzerinden ilerliyor kısaca. Tabi bu arada dağılan grubun yeniden bir araya gelmesi, A’nin kim olduğunu öğrenme çabaları, beyin fırtınaları, aşklar, ihtiraslar ve sorular, sırlar, sorular, sırlar, sorular, sırlar.. A kim? Kızlardan ne istiyor? Alison ölmedi mi? Sadece onun bildiği sı…