Ana içeriğe atla

Farklı olanı sevmenin çekiciliği

Ajda Pekkan - Resim

     Küçüklüğümden beri hep çoğu insanın düşünmediği ya da yapmak istemediği şeyleri çekici bulmuşumdur. Bu yüzden kurguladığım planlara ortak arama girişimlerim koca bir sıfırla sonuçlandı. Diğer çocuklar uçurtma yapıp uçurtmak isterken ben de Pokemon çiziyordum. Özgür diye yakın bir arkadaşım vardı o zamanlar. Her gün okul çıkışında ya bizde ya da onlarda buluşup kendi pokemonlarımızı çiziyorduk. Hayalim bunlardan bir çizgi film olması ve para kazanmamızdı aha. Çok iyi hatırlarım; çizmiş olduğumuz tek şey hani şu birçok yumurtadan oluşan pokemon var ya, işte onun birebir benzeriydi. Ben Digimon diye çakması var, bu da olur diye umuyordum o zaman, çocuk aklı işte.

     Liseye geçtiğim zaman kendimi hikayeler diyarında buldum. Değişik değişik hikayeler filan yazıyordum derslerde. Bu sefer ortak olarak sıra arkadaşım Yusuf’u yanıma almıştım. Çok okumak istiyordu, ben de naz yapıyordum. En sonunda yardımcı olursa okuyabileceğini söylemiştim. Böylece ikimiz “Tavuk Suyuna Çorba” serisine benzer kısa hikayeler yazmaya başlamıştık. Yalnız bu yıllarda hep bir yerlerden esinlenmeler olmuş bende. Neyse ki ileriki zamanlarda kurtuldum, tamamen özgün şeylere bulaştım.

     Lise 2’deyken yazmış olduğum hikayeleri yarışmalara yolladım ve buralardan ödül aldım. Bu kendime olan güvenimi bayağı bir geliştirmişti. Ondan sonra hep “farklı” olana yönelerek yazmaya devam ettim. Okul gazetesi için “arka sayfanın önemi” temalı yazılar ve haberler yazdık. Arka sayfayı sadece bikinili güzellerden ibaret kılan gazetelere karşı kendimizce duruşumuzu temsil ediyordu. Sadece beş kişiydik, burada da azınlıkta kalmıştık.

     Ayrıca okulun voleybol takımındaydım ben. Herkes futbol takımı elemelerine başvururken insanların neden voleybola seçmediklerini sorguluyordum sahada. Futbola göre daha zor bir spor doluydu ama eğlencesi de daha fazlaydı. Sonra bununla ilgili bir eleştiri yazısı yazmıştım okul gazetesine ve Cuma çıkışında kavga çıkmıştı. Yazıyı yazan bendim ama kavga bana hiç bulaşmadı, ucu nedense dokunmadı. İşte o zaman “biz okumuyoruz” demelerinin koca bir yalandan ibaret olduğunu anlamıştım.

     Ebru kursuna başvurmam, Uzakdoğu ile ilgilenmem, Korece ve Japonca’ya çalışmam gibi diğer unsurlar hep insanların bana “deli” demesine neden oldu. Sevdiğim şeylerin peşinden giden sıradan bir insandım ben. Kah yeri geldi abarttım, kah yeri geldi gerçekten delice şeyler yaptım. Ama en önemlisi “bunu sevmiyorum” kalıbının arkasına saklanarak utanan kişilerden olmadım.

     Zamanında SNSD – Genie dansı bile yaptık, bet sesimle bir sürü Korece şarkıda karaoke yaptım, 29 Ekim’de odamın penceresinde Türk bayrağının yanında Japonya ve Güney Kore bayrağı da dalgalandı, okulda porno satışı bile yaptım. –Bu sonuncusu pek sansasyonel, farkındayım- Lise yıllarında kopya verme, ders çalıştırma ya da yukarıda yazdığım şey gibi durumlardan oldukça para kırmıştım hani, yanıma kar kalan ufacık şeylerden bazıları bunlar.

     Yazılarıma da bu huyumu kattım en sonunda. Ayşe Özyılmazel’in ağzından yazarak yapmış olduğu abeslikleri en azından blogumda yüzüne vurdum, bir anket sonucunu ödül törenine çevirerek sanki gerçekten sunuyormuş gibi yazdım. Bunlar belki delice değil, ama hep farklı olan şeyler ve gerçekten hoşuma gidiyor. Geriye dönüp baktığım zaman burun kıvırma yerime mutlu olma ifadesi oluşuyor.

     Sakın insanlar ne der, arkadaşlarım ne düşünür durumlarına getirmeyin kendinizi. Gossip Girl’ün bir bölümünde Nate, Reina ile Wii’de şarkı oyunu oynarken “Sakın arkadaşlarıma Kesha şarkısı söylediğimi söyleme, bu çok utanç verici” gibisinden bir şey demişti. O repliği duyduğumdan/okuduğumdan beri bu yazıyı yazmak istiyordum. Benzer örnekleri çoğaltmak çok kolay: En basitinden karşımızda bir Glee - Thriller gerçeği var. Hep karşı çıkan futbol takımı, şarkıyı söyleyip dans ederken ne kadar keyif almıştı.

     Arkadaşlarınız ya da aileniz size “Deli misin? Manyak mısın? Ne kadar saçma” gibi şeyler diyorsa, diyeceğim tek şey aldırmayın. Bildiğiniz yoldan ilerlemeye devam edin. Sonuçta kimseye zararı dokunmayan, sadece çoğunluğun ayak uydurmadığı bir şeyi seviyorsunuz, bunu dillendirin.

     1 haftadır yazı yazmadığım için içimdekileri daldan dala gibi paylaştım diye düşünüyorum. Ama olsun, daha derli toplu yazılarla beraber olacağız zaten. Çivi çaktık buraya, bir yere gitmek yok.

“Beni aynı eskisi gibi deli sanıyorlar”

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …