Ana içeriğe atla

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı – 7. Bölüm

Poz verdim :p / Yazar: Lee Liwiu | [aha]

7. Bölüm

Buram Buram Sen Kokan Geceler

17 Mayıs 2008

Kelly Rowland feat. Eve - Like This [Redline Radio Remix]

Erkenden eve gitmesi gerekirken daha çok çalışmak için konser salonunda kalmayı tercih eden Lion, sevgilisine mesaj atıp gecikeceğini bildirmişti. Yarın büyük gündü, okulun korosuna girip başarılarına yeni bir tanesini daha ekleyecekti. Boş salonda çalarken son zamanlarda hep düşündüğü gibi yeniden ilişkisi aklına geldi. Neredeyse aralarındaki sevgi bitmişti ama Lion üzerindeki bu yükü bir türlü atamıyordu. Koskoca iki senesini harcamıştı bu ilişki için, olayların bu noktaya geleceğini bilseydi başlamazdı bile. Ama ona en azından saygı duyuyordu, bir kere bile kavga etmemişlerdi, şimdi de beraber sıcak bir yuvaları vardı. Gözü hiç dışarıda olmamıştı, zamanla azalan sevgiye rağmen. Aldatmak Lion’un doğasından olmayan bir şeydi. Bunu yapamazdı, bütün düşüncelerine tersti.

Tüm bu düşünceler denizinin içinde daha fazla çalışamamaya karar vererek erkenden evin yolunu tuttu. Motorunu kenara çekip süpermarketten güzel bir şarap ve bir kutu çikolata aldı. Yarından itibaren Lion’un günleri daha da yoğun olacaktı, en azından bu akşam erkek arkadaşım dediği kişiye gereken ilgiyi göstermeliydi. Evlerinin önüne geldiğinde motorunu park etti, hemen asansöre doğru yöneldi. “Beni gördüğüne sevinecek” diyerek kapının önünde durarak saçlarını düzeltti. Anahtarı yavaşça çevirdi, salonun ışığının yanmadığını gördü. Acaba evde yok mu diye düşünerek mesaj atmak için cep telefonunu çıkardığı sırada yatak odasından gelen bir ses duydu. “Belki de dinleniyordur” diye kendi kendine söylenerek yatak odasına, sesin yükseldiği yere doğru yöneldi.

Kapıyı açtığında gördüğü manzara karşısında şoke olan Lion, elindeki poşeti yere düşürdü. Çıktığı insan kendi yataklarında onu biriyle aldatıyordu. İkisi de çırılçıplaktı ve terden sırılsıklam olmuşlardı. Ne diyeceğini bilemeyen sevgilisi sadece “Lion” diye haykırabildi.

Altındaki çocuğu iterek pikeyi üzerine sarmaya çalıştığı sırada bu beklenmedik baskından dolayı ayağı tökezledi ve yere düştü. Lion artık ne yapacağını biliyordu. Yerdeki çikolata kutusunu alarak, iki dakika önce zevkten inleyen bu tanımadığı gencin suratına çarptı. Daha sonra bir zamanlar çok güzel günler geçirdiği erkek arkadaşının suratına converseleriyle basarak “Orospu çocuğunun tekiymişsin. Kim bilir ne zamandır aldatıyordun beni” diyerek diyerek yavaşça suratını ezmeye başladı. Ayakkabının suratında oluşturduğu baskında dolayı konuşamayan genç sadece “Lütfen” diyebildi.

Lion, suratına tükürmek istediği genci saçından tutarak ayağa kaldırdı ve odadan tekmeleyerek çıkardı. Aynı uygulamayı kendisini aldattığı kişiye de yaptı. Giysilerini bile almaya fırsat bulamadan tekmeler eşliğinde kapı dışarı edildiler. Hıncını alamamıştı, apartmanın dışına kadar kovalamadı ve dışarı çıktıklarından “Suratını bile görmek istemiyorum” diyerek okkalı bir tükürük savurdu. Yorganı da üzerlerine bırakarak “Şimdi siktir olup gidin şerefsizler” diyerek içeri girdi. Sokaktan geçmekte olan kişilerin şaşkın bakışları içinde artık Lion’un eski çıktığı kişi olan genç ve Lion’a boynuzu taktığı çocuk yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı.

Eve geri döndüğünde bütün yatağı bozdu Lion. Kalan elbiseleri çöpe atıp yaktı ve büyük bir zevkle seyretti. Yatağı, çarşafı ve yastıkları temizleyerek yakındaki “Kimsesizler Yurduna” bağışladı. Önce onları da yakmayı düşündü ama israfı sevmezdi. Yarınki elemeden sonra bütün odayı baştan aşağı değiştirmeye karar verdi. ama yapamazdı, bu evde o anılarla daha fazla kalamazdı. Bu yüzden sadece çantasını aldı ve ailesinin kendi için satın aldığı büyük eve doğru yola çıktı. “Büyük evin yalnız adamı” oldum diyordu otobanda giderken.

***

Lion kemanını ile birlikte Itaewon’daki yerine geldiğinde aklında geçmiş vardı. Daha sonra Tae Sub’la tanışmışlardı ama bu da hüzünlü bitmişti. En azından kendi baktığı pencereden böyle görüyordu, hayatından kalıcı bir olmak isterken unutulan bir yüz olmuştu. Ama bu sefer kaybetmeyecekti, kalıcı olacaktı.

Her zamanki yerine geçip kemanını eline aldı. Lion için günün en güzel saatleri başlamak üzereydi. Bahar güneşi kendisine enerji veriyordu ve birazdan müziğin ritmiyle başka diyarlara doğru yol alacaktı. Müzik kemanın yayından çıkmaya başladığında Lion çoktan transa geçmişti bile. Coşmak istiyordu, dalgalanmak, daha yukarılarda olmak. İnsanları etkisi altına alarak mutlu etmek istiyordu. Ama önce kendisinin mutlu olması gerekmez miydi?

Gözleri açık bir şekilde solosuna devam ederken önündeki kalabalıkta bir kız dikkatini çekti. Koreli mi değil mi anlayamadı, garip bir çekiciliği vardı. Elindeki fotoğraf makinesi ile kendisinin fotolarını çekmeye başladı. Notalarda hata yapmamak için ilgisini yeniden kemanına verdi, içinden “Boş ver çeksin” dedi. İki üç fotoyla yetineceğini düşünürken kızın hala deklanşöre bastığını gördüğünde çoktan solosu bitmişti. Fotoğraf makinesinin objektifine doğru yaklaşan Lion, sevimli bir şekilde gülümsemedi. Karşısındaki kız da kendisine gülümsedikten sonra çantasından bir şey arama macerası başladı. Lion acaba ne arıyor diye düşünürken, kız çoktan çıkarmış olduğu peçeteye kalemle bir şey yazmıştır bile. Elindeki peçeteyi alan Lion “Bu ne?” diye sordu. Kız gülümseyerek “İstek parça kabul ediyor musun?” diye bir soru yöneltti. Şaşırmış olduğu kadar bu durumu hoşta bulun Lion ise “Normalde kabul etmem ama peçetenin hatırına olur” diye cevapladı.

Sad Romance

Şarkının adını gördüğünde ise geçmişe doğru kısa bir yolculuk yaptı. İlk tanıştıkları o an yeniden aklına geldi ama şimdi sırası değildi. Bu yabancı kız da o değişimi fark etmişti. Yerine geçerek kemanını boğazına dayadı ve en sevdiği parçayı çalmaya başladı. Melodinin büyüsü bütün kalabalığı sararken Lion’u aklında sadece geçmiş vardı. Aldatıldığı o gecenin ertesi gününde içini yeniden sevinçle dolduran biriyle karşılaşmıştı. Daha sonrasında ise gerçekleşmeyen buruk hayaller vardı. “Ne olurdu beraber olsaydık?” diye kaç kere sormuştu Japonya’da kendi kendine. Ama hayat onların yolunu üç yıl sonra yeniden kesiştirmişti. Şarkı bittikten sonra hüzünlenen Lion, üzerinde Sad Romance yazılı peçete ile yüzünü sildi. Büyük bir dikkatle dinleyen kızın da aynı durumda olduğunu görünce içinde “Benziyoruz sanırım birbirimize” dedi.

Kıza yaklaşarak “İyi misin?” diye sordu. “Evet iyiyim, muhteşemdin”

Lion ukala tavır gösterdi istedi ve “Her zamanki halim” diye cevapladı.

Tanışma faslına geçtiklerinde kızın adının Mercan olduğunu ve Türkiye’den geldiğini ve peçete olayının Mercan’ın ülkesine ait bir şey olduğunu öğrenen Lion, kıza bir şeyler yiyelim mi diye sormuş ve en sonunda banklarda oturup sosisli yemeye karar vermişlerdi.

“Mercan soloyu dinlerken gözlerinin nemlendiğini gördüm. Tahmin yürütmek pek zor olmasak gerek, erkek durumu mu? Anlatmak ister misin?” Fotoğraf makinelerinden konuştuktan sonra Lion merakına yenilmiştir.

Mercan çocuğun kulağını çeker “Siz erkekler hep böyle aniden heyecanlandırıyor sonrada eli boş bırakıyorsunuz. En azından şuan benim etrafımdakiler öyle gerçi boş bırakılmıyor ben verileni koyacak bir yer bulamıyorum sanırım…” diye söylenirken Lion “Oo, işte şimdi bir yerlere geliyoruz ama önce kulağımı bıraksan” Mercan “Bir yere geldiğimiz yok “Lion “Var var demek ki problem bir erkek problemi “ Kıza biraz yaklaşır “Ya da iki mi desem?”

Mercan’ın kendisine medyum gibisin sıfatından sonra ettiği teklife sıcak bakan Lion “Tamam” dedi. Buna göre, ilk olarak kız anlatacak ve ondan sonra da Lion kendi hikayesini anlatacaktı. Mercan eskilerden bahsederken Lion onu dikkatle dinliyordu. Üniversitede tanıştığı ve sonra giden sevgilisi ile küçük bir bebek sayesinde bir araya geldiği komşusuyla ilgili ikilemleri konusunda Lion kafa yorarak mantıklı cevaplar vermeye çalışıyordu.

Sıra kendisine geldiğinde ise Lion nasıl konuşacağını bilemiyordu. Mercan pür dikkat gözlerle kendisine kesilmişti. “Evet bayım, sıra sizde. Büyük bir merakla dinleyeceğime emin olabilirsin” Lion mağrur bir gülümseme ile “O zaman yolculuğa başlıyoruz” dedi. “Ama önceden belirteyim benim hikayemde kız yok, erkekler var” Mercan hiç şaşırmadan “Gayet doğal, hatta şimdi daha meraklandım” diyerek elini bu yeni tanıştığı çocuğun omuzuna koydu. Lion da omuzuna konan elinin üstüne kendi elini koyarak “Anlatıyorum” dedi.

Eski sevgilisi ile okulun ilk senesinde aynı eve çıktıklarını ve kendi evlerinde, kendi yataklarında aldatıldığını anlattı Lion. Onları yatakta gördüğünde nasıl şaşırdığını da. Aslında bekliyordu bunu, çünkü aralarındaki sevgi neredeyse bitmişti, geçen 2 yılın hatırına dayanıyor gibiydi bu ilişkiye. Ama o aldatma son noktayı koymuştu, tekmeleyerek sevgilisini ve yanındaki piçi çırılçıplak evden kovmuştu. "Çırılçıplak onları evden attım” dediğinde Mercan istemsizce kahkaha attı. “Pardon, bir an aklıma gelince oldu” dedi. “Gayet normal, çünkü üzücü olmasının yanı sıra komik” diyerek cevapladı Lion. Daha sonra ise hikayenin kalan kısmını ve Japonya’dan geldikten sonra onu ilk gördüğü iki hafta öncesini anlattı. Şaşırarak dinleyen Mercan hayal aleminden Lion’un “İşte bu kadar!” cümlesiyle çıktı.

“Vay be, üç yıl bekledin demek. Yanlış anlama Lion ama hem de aranızda öyle pek derin şeyler yaşanmamasına rağmen. Ama takdir ettim açıkçası”

“Yanlış anlamam, çünkü haklısın. Gerçekten de aramızda pek bir şey olmadı ama ben emindim. Biliyordum onun benim ruh ikizim olduğunu, o yüzden bekledim bu kadar, o yüzden Japonya’da kimseyle bir şey yapmadım”

Mercan aklını kurcalayan soruyu sordu. “Peki sadece bir öpücük yüzünden ülke değiştirmek biraz enteresan değil mi?”

Lion derin bir nefes alarak “Sadece o değildi ama. Aldatılmış olmam, üstüne Asya’nın en iyi üniversitesinden gelen bir teklif ve derin bir hayal kırıklığı birleşince en azından Kore’den biraz uzak kalmam çok cazip geldi”

Gülümseyerek “Haklısın” dedi Mercan. “Peki şimdi ne yapacaksın. Hem anladığım kadarıyla oldukça dişli bir rakibin de var. Bak bu bahsettiğin çocuk yüzeysel biri değil, o yüzden rakibinin fiziksel özelliklerine kanacağını sanmıyorum. Ama onların da bir geçmişi varmış, sen en iyisi bu durumun detaylarını bir an önce öğren”

Sesli bir şekilde gülen Lion “Kesinlikle sende de medyumluk var. Hemen çözdün ve aklımdaki cevabı söyledin. Ben de öyle yapmayı düşünüyorum. Bir kere kaybettim, bir daha kaybetmeyeceğim onu”

Sosislilerinin soğumasına fırsat vermeden iki gençte büyük birer ısırık aldı. Söze ilk başlayan Mercan oldu “Peki Tae Sub’un gay ya da biseksüel olduğunu nereden biliyorsun? Ya değilse? O zaman ne olacak?”

Lion “Harikasın” dedikten sonra cevap verdi. “İlk tanıştığımızda araştırmıştım. İmkanlarım var, o yüzden geçmişini araştırdım. Daha önce bir ilişkisi olmuş ama terk edilmiş. Yıllar önce olan bir olay, ailesi bilmiyor. Kendisi de söylemeye gerek duymamış sanırım. 21 yaşında şu anda, yoksa çoktan söylerdi. Benim olmalı dediğim için baştan yıkılmamak adına yapmıştım bu araştırmayı ve haklı çıkmıştım” diyerek kıza göz kırptı.

Mercan kolasından bir yudum aldıktan sonra “Fenaymışsın” diye söylendi. “Azimli insanları severim. Bak şimdi tavsiye veriyoruz madem birbirimize, sen de şunu yapmalısın. Seninleyken oldukça eğlendiğini söyledin. Vakit geçirin güzel güzel, ondan sonra yavaşça yaklaş ona. Ama sakın rakibinle yalnız kalmasına izin verme. O çocuğun soğuk nevalenin teki olduğunu söyledin ama anlattıklarından Tae Sub’un yanında pekte öyle olmadığı anlaşılıyor. Sarılmış bile ona, bu fırsatların doğmasını bir şekilde engelle derim. Eğer gerçekten hoşlanıyorsan, gerçekten seviyorsan da elini acele tut. İkinci kere kuş elden giderse bir daha geri getiremezsin. Diğer kişiye giderse eğer sen onu tamamen unut derim. Gerçekler acıdır”

Lion karşısındaki güzel kızı pür dikkat dinledikten sonra “İki erkek arasında kalıp seçim yapamayan birine göre oldukça mantıklı şeyler söyledin” diyerek yeniden muzır bir şekilde gülmeye başladı.

Mercan bu yakışıklı gencin sırtına bir kere vurarak “Aklım çok karışık ama, bende iki kişi var, senin de peşinde olduğun kişi de iki var. Garip durumlar bunlar” dedi.

“Bir Sad Romance’in bizi böyle tanıştırabileceğine hayatta inanmazdım” Mercan sosisliden kalan çöpleri ve boş kola kutusunu çöpe atmak için ayağa kalkmıştı “Bazen oluyor böyle olağandışı şeyler”

Ayrılma vakti gelmişti. Lion eşyalarını alarak ayaklandı. “Evde ufak tefek işlerim var. şimdi onları halletme zamanı” Mercan ise “Ben de gitmeliyim. Ama bu konuşma gerçekten iyi geldi”

Lion atakta bulunarak “Gerçekten güzel bir buluşmaydı. Bir kafede çalıştığını söylemiştin. Belki uğrarım, hatta belki uğrarız ileride” diyerek kızın cep numarasını istedi. “Ah yeniden görüşmeyi ben de çok isterim. Yaz bakalım” diyerek sayıları ağzından döktü.

Numaralar da alındıktan sonra iki genç sarılarak vedalaştı ve kendi yollarına doğru döndü. Birazcık yürüdükten sonra ikisi de arkalarını dönerek birbirlerine “Sad Romance” diye bağırdı.

***

“Hey, burada ne dar sokaklar var böyle. 12 numara demiştin değil mi? Bir dakika sonra oradayım, dışarı çıkabilirsin”

Mi Na ile olan randevusu için oldukça iyi hazırlanmış W. Şimdi de kızı evinin önünden alıp sürprizlerle dolu bir akşama yelken açmasını sağlayacaktı. Ama önce şu lanet olası evi bulmalıydı. Kendini bir labirentte gibi hissediyordu, demin adres sorduğu yaşlı teyzeyi bir kez daha gördüğünde geç kalacağından korkmaya başladı. Bir dakika demişti ama buralar oldukça karışıktı. Üstüne bir de Mi Na’nın dalga geçmesini önlemek için detayları sormamıştı, gururuna yenik düşmeden bir an önce bulmak istiyordu.

En sonunda “Işığı gördüm” diye haykırarak evin önünde bekleyen Mi Na’yı gördü. Üzerinden tek parça elbise tek kelimeyle “yakıyordu”

Bu sefer motoruyla gelmemişti, kızın ne tepki vereceğini kestiremediği için eskortluktan kazandığı paralarla aldığı BMW’si ile karşısına çıkmıştı. Evin önüne geldiğinde camı açtı ve “Atla güzellik” dedi. Kelime ağzından çıktığından çoktan pişman olmuştu. Mi Na’nın arkaya doğru yöneldiğini gördüğünde kapıları kilitledi.

Öne oturacaksın, arkaya değil. Hadi” Genç kız sinirini bozmadan ön kapıyı açıp yayıldı. “Amma rahatmış bu koltuk, işer çok iyi sanırım” diyerek alaycı bir bakış fırlattı W’ya.

Bu arada demin sen bana dedin öyle. Güzellik mi? O zaman elbisemi beğendim, hiçte rüküş olmamışım, değil mi?” diyerek soru yöneltti.W arabanın anahtarını çevirdiği sırada cevap verdi. “Gördüğümü olduğu gibi söylerim, kıvıranlardan değil. Gerçekten güzel olmuşsun. Yakıyorsun” diyerek göz kırptı.

Mi Na çocuğun olduğunu fark etti o an, gerçekte kötü biri olmadığına kanaat getirdi. Belki de kendisini beğendiği için doğum günü partisinde öyle patavatsız bir şey demişti. Ama şimdi bunları düşünme sırası değildi. Akşamın keyfini çıkarmak istiyordu. Karşısındaki erkekle kötü bir gece geçireceğini düşünmüş ve buna hazırlanmış olsa da başlangıç hiçte fena değildi.

Gaza basmadan önce cebinden çıkardığı göz bağını Mi Na’ya uzattı W. “Bu nedir? Anladım ama pek Amerikanvari değil mi sence de?” Hafif bir şekilde gülümseyen W “Haklısın ama bunu yapmak zorundayım. Sürpriz sonuçta bu, ayak uydurursan çok mutlu olurum”

Mi Na o an karşısında yakışıklı insanı gerçekten mutlu etmek istedi. İlk tanıştığı gün gibi değildi, dün kendisiyle dalga geçen insan da değildi. Bambaşka bir Ji Hoo duruyordu karşısında, olabildiğinde sakin, süt liman, kendisini adayan. Mutlu olsun dedi ve göz bağını kabul etti.

Gözleri kapalı bir şekilde yolculuğa başlayan ikilimiz, yol boyunca bir çok konudan konuştu. Politikadan girdileri müzikten çıktılar. W ne kadar ortak yönleri olduğunu görünce gardını bu kız için olabildiğince indirdi. Tam bu sırada hiç beklemeye bir soru geldi “Partiden bu güne kadar hiç işe çıktın mı?”

Soru kendisini afallatmıştı. Yumuşak yerinden vurulmuş gibi oldu. “Hayır çıkmadım işe, aklımda hiç olmadı bile” Mi Na bu cevabı beklemiyordu. Gevrek bir şekilde “Oho, hem de dolu. Yataktan yatağa atladım” demesini beklerken yine yanıldı.

Gözlerini acıtmıyordur umarım Mi Na. Bilerek ipek olanını aldım, hiçbir yerin incinmesin diye” Mi Na artık içinde “oha"” diye bağırıyordu. Karşısındakini göremiyordu, ses tonu aynı kişi olmasa tamamen başka bir insanla konuştuğunu düşünecekti. Bu değişimin sırrı ne olabilirdi acaba, kendisiyle yine oynuyor muydu? Soruların cevabını bu akşam almayı ümit ediyordu.

Arabanın yavaşladığını hissetti ve biraz sonra da W “İşte geldik” dedi. “Dur yardım edeyim sana, ufak bir yürüme mesafemiz var”

BIGBANG – Gara Gara Go!!

Gencimiz kızımıza yardım etmek için koluna girdi. Yavaş adımlardan sonra Mi Na “Ta da” sesini duydu. Ama ılık esen rüzgarı hissedebiliyordu. Hala açık havada olmalıydılar. Göz bandını çıkardığında ise gördükleri karşısındaki şaşkınlığını gizleyemedi. Oldukça şaşırmış bir şekilde etrafına bakarken W bu anı ölümsüzleştirerek fotoğrafını çekti.

Büyük büyük ağaçların ortasında yemyeşil bir açık alana bakıyordu Mi Na. Sağ tarafta ufak bir dere akıyordu, ilerisinde ise küçücük bir şelale vardı. Yeşilin bütün tonları her yere dokunmuştu, daha da güzeli bu açıklığın ortasında harika bir yemek masası onları bekliyordu. Servis arabası bile vardı, kenarda içkilerin olduğu küçük bir bölme ve derenin yanında bir çadır. Bu çadırı görünce Mi Na’nın aklına hemen kamp olayı geldi ama bir tane vardı. Sinirleniyordu yine, çadırı gördüğünü fark eden W hemen açıklama yaptı.

Hey hey, yanlış anlama hemen. Çadır sadece benim için. Gece kalmazsın yine sana ayrı kurmadım, evine bıraktıktan gelip buradan geçireceğim geceyi. Ara sıra yaptığım bir aktivitedir”

Mi Na için bu yeterliydi. W sandalyeyi çekerek “Buyur bakalım” dedi. Masa oldukça zevkli döşenmişti. Yukarıdaki ise değişik renklerde oluşan ampuller harika ışıklar oluşturarak alanı aydınlatıyordu. Çatalının yanında ise çok tatlı bir kavanozun içinde beş tane ateş böceği vardı.

W açıklama gereği duydu. “Senin için ellerimle yakaladım, ne kadar terlediğimi düşün, ama değdi bence” Mi Na daha bu akşam ne kadar şaşırabileceğini düşünüyordu. Bütün servisi W yapacak gibiydi, kendisi halinden son derece memnundu. Yemeklerini eşsiz bir manzara eşliğinde kahkahalarla birlikte yediler, içki kısmına geldiklerinde bardağa Kahlua koyduğunu gördüğünde bir kez daha şaşırdı Mi Na.

Sen nerden biliyorsun favori içeceğimin Kahlua olduğunu?” Arkasını dönmeden açıklamaya başlayan W “Ga In sağ olsun. Mesaj attım ve öğrendim mükemmel olmadıydı bu akşam” diyerek elindeki bardağı uzattı.

Şerefe yaptıktan sonra W konuşmaya başladı. “İlk tanışmamız çok kötü Mi Na. Ben gerçekten doğum günü partisinde öyle bir teklifte bulunmak istemedim sana. Çok güzeldin ve işimi yapıyor olsam da doğal olarak etkilendim senden. Libidom yüzünden ağzımdan onlar çıktı. Gerçek Ji Hoo bu, W bambaşka biri aslında. Beni tanımanı istedim, ben de seni tanımak istiyorum çünkü. Ne diyorsun buna?”

Mi Na samimi açıklamaları karşısında içten içe mutlu olmuştu. Sadece bir cümle ile bu soruyu cevapladı “Neden omasın?”

İçkiler bittikten sonra masayı toplamak için hareket eden kızı durdurdu W. “Senin işin değil bu, bana bırak, hallederim. Dans etmek ister misin diye sormak isterdim ama o dansın telafisini başka bir güne saklamak istiyorum”

Yavaş yavaş toparlanan Mi Na ise “Tabi başka bir gün olursa” diye belirtme ihtiyacı duydu. Yüzü birazcık düşer gibi olan W hemen toparlandı ve gülümseyerek “Umarım olur” dedi.

Kızı evine bırakan W yol boyunca iyi geceler öpücüğü olup olmayacağını merak etti. Çocuklar gibi heyecanlıydı. İçindeki duyguları dışa yansıtan biriydi, kabul etmeyen insanlardan olmadı hiç bugüne kadar. Bu kızdan hoşlanmıştı ve ileriye adım atmak istiyordu. Evlerin önüne geldiğinde dışarı çıkmak için kapıyı açtı ama Mi Na kolundan tutarak “Otur, ben de bir şeyler demek istiyorum” dedi.

Derin bir nefes alma seansından sonra kelimeler ağzından döküldü kızın “Çok güzel bir akşam geçirdim Ji Hoo. Bunun için teşekkür ederim sana, Gerçek seni birazcıkta olsa tanıma şansı buldum. Aklından neler geçtiğini biliyorum ama aynı zamanda da icra ettiğin mesleği de biliyorum. Bundan önce kaç kişinin yatağına konuk olduğun düşüncesi aklıma geldikçe ileride bir şey ol"ursa garip hissederim. Şimdi açık açık soruyorum, benden hoşlandın mı?”

W dürüst bir şekilde “Evet” dedi. Mi Na devam etti. “Bunu duyduğuma sevindim. Partide olanları unuttum ben ve bugün hoşlandım diyorum aynen senin gibi. Ama kanıtlamanı istiyorum, bir şeyler yaşamak istiyorsan benle ciddi olduğunu kanıtlaman lazım. Eskortluk yaptığın sürece durduğumuz yerde ilerisine kesinlikle adım atamayız. Sana dokunan yüzlerce kadından biri olmam ben. Tek dokunan olurum, başkasına asla izin vermem. Kafamdaki kara bulutları yok ettiğin zaman, dansın da gerçekleşeceği ikinci buluşmayı yaparız. Şimdilik iyi geceler”

Bu sözleri söyledikten sonra arabadan inip evine doğru yürümeye başlayan Mi Na’yı W’nun sözleri durdurdu. “Kanıtlayacağım, sana ciddi olduğumu kanıtlayacağım”

***

Ga In marketten aldığı ramene su koyarak mikrodalgada ısıttı ve sandalyeyi oturup dışarıyı izleyerek yemeye başladı. Yanında günlüğü vardı, aslında bu deftere tam olarak günlük diyemezdik. İlk başlarda aklına gelen her şeyi yazdığı defter son zamanlarda sadece Ewon hakkında oluşan yazıları barındırıyordu. Ga In Ewon’dan hoşlandığını kabul etmek için odasının her yerine çocuğun adını yazarak durdu. En son rujla aynaya yazdığı sırada bu durumu kabul etti. Ewon’a açılsa reddedileceğini düşünüyordu, çünkü yıllarca kendisini görmezden gelmişti. Tae Sub’a aynı durumu göstermiyordu ama, bir zamanlar yakın olduklarını biliyordu. Son zamanlarda bu yakınlık sanki yeniden doğmuş, hatta daha da artmış gibiydi.

Ewon’un Tae Sub’a karşı bir şeyler hissetmesinden korkuyordu. Ama eskort profilini görmüştü, hizmet verdiği cinsin karşısında “Sadece kadınlar” yazıyordu. O yüzden bu ihtimali düşünmüyordu. Onun için Ewon’un eskortluk yapması sorun değildi, her türlü kabullenirdi. Yeter ki kendisinin olsun, işte Gae In bu derece çaresizdi. Ramenini yediği sırada Ewon acaba şimdi ne yapıyordur diye düşündü. “Benden hoşlanması için ne yapabilirim. Off, lanet olsun. Niye ona tutuldum ben?” diye bağırdı marketin içinde, bütün gözlerin kendisine dönmesine aldırmadan.

***

Ewon evinde bilgisayarın başında kendisine gelen mesajları kontrol ediyordu. Oldukça mesajı birikmişti ve telesekreteri bile dolmuştu. hiç birine cevap yazmadı, müşteri istemiyordu bu sıralar. Belki de hiç istemiyordu, kim bilir? Tae Sub’tan istediği şarkıyı söyleme zamanı geldi diye düşündü. Aslında sadece onu görmek ve beraber birkaç saat geçirmek için bahane arıyordu. hiçbir şey söylemeden karşısına çıkıp sohbet açarsa Tae Sub’un bu durumdan şüpheleneceğini biliyordu. Çünkü daha önce böyle bir şey yapmamıştı, garip duracaktı.

Aklına Lion geldiğinde öfkesine hakim olamadı. “Lanet olası piç, bütün yolumu tıkamaya çalışıyor. O sümsük Tae’ de neden yüz veriyor. Güzel keman çalıyor, yüzü ve vücudu da hoş diye hemen hülyalara daldı amcık” diye bağırdı. “Ben çok daha iyiyim ondan, her türlü konuda. İstediğini kat kat veririm ona, ot yerine boka konuyor denyo” diyerek devam etti.

Kafasının soru işaretleri ile dolmasını istemiyordu ama kahrolası gururuna yenik düşmeyi de göze alamıyordu. Gardını birazcık indirebilse belki de Tae Sub’u elde edebilirdi. Bunu gerçekleştireceği zaman belki de onu elde edebilirdi.

Öğlen Tae Sub’a mesaj attığında W’nun onunla konuşmadığını anlamıştı. Zaten böyle bir şeyi bekliyordu, blöf yapmıştı. “Bugün görüşelim mi?” diye mesaj atacaktı, ama nedense kaldı öyle. Şimdi ise evde tek başına bilgisayarıyla vakit öldürmeye çalışıyordu.

***

25 Mayıs 2008

Altı gündür birbirlerini tanılamalarına rağmen üç kere görüşmüştü Tae Sub ile Lion. Akşama kemancımızın bir arkadaşının plazada partisi vardı, Tae’yi de oraya davet etmişti. Gitmek için buluşmuşlardı, parti öncesinde içiyorlardı.

Sonra ona dedim ki, seninle işim yok benim. Benden hayır gelmez, boş ver”

E, sonra ne dedi?” “Israr etti, üsteledi ama ben taviz vermedim duruşumdan. İçimde ona karşı hiçbir şey yoktu. Elektrikte almamıştım, ne diye bakayım değil mi?”

“Haklısın Lion, hadi şerefe. İçelim güzelleşelim” İki genç sojuları hızlı hızlı götürürken birbirlerine geçmişteki komik anılarını anlatıyorlardı. Tae Sub her konuştuğunda Lion’un gözler gülüyordu. Aldatılmanın etkisini üzerinden çabuk atmıştı, Tae sayesinde. Tabi bundan gencin haberi yoktu ama yeniden hayata döndürmüştü Lion’u. Şimdi ise ona her baktığında mutluluğun anlamını görüyordu Lion.

İçkilerin hesabını ödedikten sonra yürüme mesafesindeki plazaya doğru yol aldılar. Bu durumda araba süremezlerdi, zaten taksiyle döneceklerdi.

Kocaman bina karşılarına çıktığında Tae Sub “Amma da büyükmüş. Arkadaşın oldukça zengin olmalı” dedi. Kendisi bu tarz gösterişli şeylere alışık değildi. Lion elini omuzuna atarak “Öyledir. Hadi, istikamet asansör” dedi.

Asansöre bindiklerine Lion ufak bir oyun oynamak istedi. “Tae Sub, ne dersin ufak bir oyun oynayalım. En üst kata kadar çıkalım, sonra geri inelim. Bunu üç kere yapalım mı” diyerek soru yöneltti. İçkinin etkisiyle sürekli gülen genç “Yapalım, eğlenceli olur” diye cevaplandırdı. Asansöre bindiklerinde yirmi dördüncü katın düğmesine

Üç kere çıkıp indikten sonra artık gidecekleri parti için on ikinci katın düğmesine bastı Lion. Bu sırada asansör oldukça yavaş hareket etmeye başladı. Tae Sub farkında bile değildi, soju onu hafiften çarpmıştı. Yüzünü döndüğünde Lion’u kalbi yavaş yavaş çarpmaya başlamıştı.

Glee - Don't You Want Me

Ne kadar masum bakıyor” diye kendi kendine söylendi. Gözleri kapalı bir şekilde yerde oturan Tae Sub’u birazcık inceledi. Sekizince kata gelen yavaş asansör gidecekleri kata varmadan zamanın durmasını, ona bu şekilde saatlerce bakmak isteği geliyordu.

Yere oturdu, tek elini Tae Sub’u yanağına götürdü ve ağzından cümleler döküldü “Sadece sana çalmak istiyorum, kemanımı çok beğendiğini söylediğinde böyle cevap vermek istemiştim sana ama şimdi diyebiliyorum anca. Yarı sızmış bir halde karşımdasın ama o kadar güzelsin ki. Seni ilk gördüğümde farklı olduğunu, beraber mükemmel bir bütün oluşturacağımızı düşündüm. Bunu hayata geçirmek istiyorum. Lütfen benimle ol Tae Sub, yanımda ol. Ben de seni elimden geldiğinde hep mutlu etmeye çalışayım. Yemin ediyorum, hep bunun için çalışacağım. Kırgın kalbimi bir anca tamir ettin, benim sana hissettiğim şeylerden haberin bile yok. Sanki bir duvara toslamış gibiyim, her gece seninle uykuya dalıp, güne senin başlıyorum altı gündür. Bu altı gün, altı hafta olsun, altı ay olsun, altı yıl olsun.. Sen ve ben olmayalım, biz olalım.. Sadece biz.. Bunu gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapacağım”

Asansör on birinci kata geldiklerini gösterdiğim Lion cümlelerini bitirdi ve eğilerek usulca Tae Sub’un dudaklarından öptü. Birbirlerine kenetlendiklerine sızan Tae'nin bu durumdan haber olmasa bile, Lion şu anda dünyanı en mutlu insanı gibi hissediyordu kendini. Bırakmak istemiyordu bu dudakları, onlardan uzaklaşmak çok kötü geliyordu ama asansörün kapısı açıldığında öpücüğü bitirme zamanı gelmişti. Tae’nın ıslak dudaklarını silerek parmağındakileri yaladı ve genci ayağa kaldırıp omuzunun altına alarak evin içine doğru ilerledi.

Arkadaşını görüp Tae Sub’un durumunu söyleyip hemen izin istedi. Hepi topu on dakika kalmış olsalar da, o akşamı Lion hiçbir zaman unutamayacaktı. Bir taksiye atlayıp Lion kendi evine götürdü, Tae’nin evinin adresini bilmiyordu.

Sabah olduğunda ilk uyanan Tae Sub oldu. Gerindikten sonra bu yabancı odada ne aradığını düşündü. Düşüncelerin cevabını Lion’un içerisi girmesiyle almış oldu. “Dün gece sadece sojularla sızdın?” dedi kemancı.

Sorma, başım çatlıyor nedense. Aslında dayanıklı bir bünyem vardır ama son zamanlarda çok çalıştığım için oldu kesin” Elindeki tepsiyi çocuğun önüne koyu Lion. “Acıkmışsındır çok, hadi ye” Şaşıran Tae Sub “Ya sen?” diye sordu.

Kolundaki saati gösteren Lion “Çoktan öğleni geçti. Ben sabah uyandım ve yedim. Bunların hepsi senin için ve hepsi bitecek. Tamam mı” diyerek balkona çıktı.

Balkonda havuza doğru bakarken merakına yenik düştü “Dün gece partiden bir şey hatırlıyor musun” diye sordu. Kreplerle ikişer ikişer ağzına götüren Tae Sub “Hayır. En son asansöre binmiştik, sanırım ikinci çıkışımızda gözlerim tamamen gitti. Devamını hiç hatırlamıyorum”

Lion bu sözleri duyduktan sonra dün gece dediklerini yine kendine sakladığını fark etti. bir yanı rahat, diğer yanı huzursuzdu. Düşüncelerini Tae Sub bozdu.

Dün partiye gitmeden anlatacaktım sana ama sohbet bir türlü oraya gelmedi Lion. Uzun süredir bir ilişki yaşamıyordum ama sanırım birinden hoşlanıyorum. Bunu paylaşmak istedim, çünkü içim içime sığmıyor gibi”

Lion bu cümleleri duyar duyar istemsiz bir şekilde öksürmeye başladı. Ne diyordu bu çocuk? Kimden hoşlanıyordu? Kafasının üzerine ton düşmüş gibiydi. Öksürüğünü zar zor bastırarak Tae Sub’un duydun mu beni sorusuna cevap verdi. “K.. ki- kimmiş o ?”

Ah duymadım sandım bir an. Sen tanımazsın, okuldan biri. Umarım yakından tanışırsınız ama” Lion’un göz bebekleri büyümüştü. Dün gece dediklerini hiçbir şeyi duymamıştı, öpücüğü hissetmemişti ve kendisine olan duygularını bilmediği gibi tam da bu zamanda başka birinden hoşlandığını söylüyordu. "İçinden “Ne günah işledim ben tanrım” diye isyankar bir cümle çıktı.

Yıkılmıştı, tek kelimeyle yıkılmıştı. Deri ceketini alarak odadan dışarıya çıkmak için yöneldi. Meraklı bakışlarla kendisine bakan Tae Sub’a “Ben dışarı çıkıyorum. İstediğin zaman sen de gidebilirsin. Odayı böyle bırak, hizmetçiler toplar. Görüşmek üzere” diyerek kapıyı üstüne kapattı.

Motoruna atladığı gibi okuluna doğru yöneldi. Öğrenci işlerine giderek hiç düşünmeden başvurmuş olduğu Tokyo Üniversitesi’nden gelen onay kağıdını doldurmaya başladı. Reddedecekti, onun için eğitimi açısından oldukça önemli olan dünyanın en iyi müzik eğitimin verildiğini üniversiteyi reddedecekti. Şimdi ise burada durmasının hiçbir sebebi yoktu. Başkasına bakıyordu, kendisine değil. Bir haftada yaşadığı duygu yoğunluğunun anılarını saklayarak Tokyo’yu düşündü.

Aradan iki gün geçtikten sonra Tae Sub’un cep telefonuna bir mesaj geldi. Sadece “Gidiyorum. Japonya’ya” yazıyordu. Mesaj Lion’dan gelmişti ve oldukça açıktı. Bu duruma hiçbir anlam veremeyen Tae, aradığında telefonun kapalı olduğunu fark etti. Zaten daha sonra da o numaraya hiç ulaşamadı.

Eğer Lion telefonu açmış olsaydı önce nedenini soracaktı. Aldığı yanıttan sonra son iki günde yaşadıklarının özetini geçecekti. Hoşlandığım dediği kişiye açıldığını ve reddedildiğini anlatacaktı. Ama Lion bunların hiç birini duymadı, duyamadı.

Ertesi gün Tokyo uçağında kulağında keman soloları ile Seul hatıralarını silmeye çalışıyordu. Geçirmiş olduğu o müthiş keyifli bir hafta hariç..

***

T-ara | Why Are You Being Like This

Akşamı yalnız geçirmek istemeyen iki insan, Tae Sub ile Lion kendini karaokeye atmışlardı. Çalan müziği salonda hep beraber eşlik ediliyordu. Burası özel odaların bulunduğu bir yer değildi, herkes sahneye çıkıp marifetini gösteriyordu. Lion bu konuda Tae’den daha cesur çıktı, gönüllü olup sırasını beklemeye başladılar. Şimdi ona geldiğinde ise çok özel bir şarkı seçti. “Bu şarkı parmağımla gösterdiğim özel insan için” dedi. Kemandaki yeteneği gibi sesi de oldukça güzeldi Lion’un.

Şarkıya başladığında Tae Sub’u sahneye çağırdı ve ikili dans etmeye başladılar. Lion tam kıvama gelmişti, şarkıyı harika söylüyor, coştukça coşuyordu.

Tae Sub’un yanağını sağ eliyle üç sene önceki gibi tuttu ve gözlerinin içine bakarak şarkının şu sözlerini derinden söyledi:

“Oh Oh Oh Oh Oh Oh Oh I love you Like crazy
Oh Oh Oh Oh Oh Oh Oh show me your feelings that are about to burst”

Gözlerinin içi gülüyordu Lion. Tae Sub ise şaşkınlıktan öte merak dolu gözlerle Lion’a bakıyordu. Şarkıya devam ettikçe Lion’un elleri gencin her yerinde geziyordu. İkiliyi dinleyenler çoktan durumu anlamışlardı ve tempo tutuyorlardı.

Tae Sub içinden “Olamaz” diyordu. Yavaş yavaş heyecanlı bir şeyler hissettiği insan karşısında kendisine “Neoreul saranghae Like crazy” diyordu. Doğru olmasını istiyordu, samimi olmasını.

Karşılarından kendilerini dinleyen olmasa Lion acaba kendisini öper miydi? Deli gibi bunu düşünüyordu. Ya kendisi? Yapar mıydı? O dudakları hissetmek istiyordu ama Lion’un duygularından emin değildi.

Şarkı bittiğinde Lion Tae' Sub’un kolundan tutarak koşmaya başladı. Bir yandan da kendisini dinleyenlere teşekkür ediyordu. Dış kapının kenarında, Ay’ın bütün güzel ışıklarının aydınlattığı bir pencere önünde durdular. Hem şarkı, hem de koşma yüzünden yorulmuştu. İki eliyle Tae Sub’un yanaklarını tuttu ve Ay’ın güzelliği önünde dudaklar birbirine kenetlendi. Tae Sub’ta ellerini gencin sırtına koyarak bu öpücüğe karşılık verdi.

Lion’un bu yeri seçmesinin ayrı bir özelliği vardı. Daha önce Why Are You Being Like This’i güzel söylemek için oldukça çalışmıştı, ayrıca bu pencere önü tam olarak ilk kez tanıştıkları konser salonuna bakıyordu. Her şey mükemmeldi, her şeyin ayrı bir anlamı vardı.

Cebinde “L” uçlu bir bileklik çıkardı ve Tae Sub’un koluna taktı. Kendisi de “T” harfli bilekliğini gösterdi ve demin öptüğü bu yakışıklı gence tek bir soru sordu “Var mısın?”

Tae Sub çok mutluydu ve hiç düşünmeden “Varım” dedi.

Ay bütün güzelliğini bu iki gence sunduğunda geçte olsa taşlar yerine oturmuştu. Lion beklemenin meyvelerini teker teker alıyordu. O bir haftada yaşadığı mutluluğu yeniden yaşıyordu, bu sefer ise istediği tek şey artık kendisine aitti.

Çok geç oldu, hadi gel seni evine bırakayım yavru” dedi Lion. Tae Sub kabul ettikten sonra arabaya atladılar. Yol boyunca Lion arabayı tek elle kullandı. Sağ eli ise Tae Sub2un sol eliyle birleşmişti, hiç ayrılmayacak şekilde duruyordu sanki.

***

Tae Sub’un evinin önünde ise ikiliyi beklenmeyen bir ziyaretçi bekliyordu. Üçüncü sigarasını bitirip izmaritini yere atan Ewon, Tae Sub’la açık açık konuşmak için eve gelmesini bekliyordu.

Azure Ray - Across The Ocean

7. Bölümün Sonu..

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …