Ana içeriğe atla

Kısa hikaye: Rastlantısal Adımlar

     Öncelikle ufak bir açıklama olsun. Dün akşam aklıma birden estiği için bu kısa hikayeyi yazdım. İki bölüm olacak arkadaşlar. Hemen bunları belirttikten sonra ilk bölümü koyuyorum. Buyurun okuyun :)

 

***

1. Bölüm: Topukluların Laneti

Masmavi gökyüzünün bütün mutluluğu sanki yanaklarımdaydı. Kendimi daha önce hiç bu kadar mutlu hissetmemiştim. Bitmek bilmeyen dört ayın sonunda yeni sahil yoluna kavuşmuştu bu küçük kasaba. Yedi kilometrelik yolu artık yürüyerek, büyük bir sevinç içerisinde gidebilecektim işime. Taze anılarım, geçmişim, mp3 çalarım ve tanıdıklarım ise yol boyunca misafirim olacaktı. Ya da ben mi onlara misafir olacaktım?

Odamda yeni bir güne başlarken kafamda sadece bu düşünceler vardı. Saatin ilerlemesine fırsat vermeden ayna karşısında çakılı kalmayı bir seferliğine es geçerek hızlıca giyinip evden çıktım. Ben, Park Yoona, bu tür durumları hiç alışık değildim. Sahile ineceğim merdivenlerin başında ilk ziyaretçimi gördüm. On beş yıldır aynı yerde incik boncuk tezgahı olan bu yaşlı amcayı her gördüğümde yanından geçerken “Günaydın” derim. O da şapkasını kafasından çıkararak bana selam verir. Güne 18. yy. İngiltere’sinde olduğunu sanarak başlayan kaç kız vardır?

Yanına gittiğinde yine aynı ritüeli gerçekleştirdik. Sanki gizli bir şey söyleyecekmiş gibi sağ eliyle hafifçe ağzını kapattı ve bana “Aman kimseler duymasın prenses, bugün pek bir sade gözüküyorsun” dedi. İki elimi onun artık buruşmuş emekçi ellerinin arasına koydum “Acelem var kralım, o yüzden böyle oldu” dedim. Acele kelimesini duyar duymaz beni tatlı bir şekilde savuşturarak okuluma yolladı. İlk uğradığım kişiden bu kadar çabuk ayrılmayı beklemiyordum.

Sekiz yaşındayken annemle babamın tanışma hikayesini öğrenmiştim. Sevgilim annemin anlattığı bu hikayenin beni oldukça etkileyeceğini bir an olsun düşünmezdim. Annem ülkenin güneyindeki Busan’da şimdi benim oturduğum yerdeki yola benzeyen bir güzergahta tanışmış babamla. Orada sabah yürüyüşü yaparken köpeğiyle oynayan babam, frizbiyi biraz hızlı fırlatınca anneme denk gelmiş. O günden beri işte beraberler ve bu basit hikaye beni derinden etkiliyor, ne zaman düşünsem. Belki de yolun bitmiş olmasından bu yüzden çok sevindim. Yalnızlıktan sıkılmıştım artık, hayatımı biriyle paylaşmak istiyordum.

Yeni bir yaşam penceresini açmak, oradaki temiz havayı içime çekerek mutlu bir aşka yelken açmak her genç kızın rüyası değil midir? Önceki ilişkilerinde dikiş tutturamayan bir insan olarak bu kadar naçizane bir şeyi istemem makul değil mi? Hak ediyorum diye düşünüyorum, herkes mutlu olmayı hak eder çünkü. En kötüleri bile..

Bunların düşünerek yolun başlangıcına geldiğinde en sevdiğim dondurmacı dükkanı yeniden karşıma çıktı. Her sabah sade vanilyalı dondurma alırım buradan. Oldukça büyük bir yer olmasına ve çeşit çeşit dondurmalar bulunmasına rağmen ben vanilyaya takıntılı olmuştum. Güler yüzüyle bana istediğimi hazırlayan Dae Ji aradığım insan olabilir miydi? Otuz iki dişiyle birden gülen karşımdaki erkek aradığım aşkın sahibi mi acaba?

Denemekten zarar gelmez diyerek “Havalar da oldukça sıcak” gibisinden inanılmaz bir klişe cümle kurdum. Vanilya topunu külaha koyarken cevap verdi “Haklısın gerçekten çok sıcak. Ama ben memnunum. Daha çok satış yapmamıza neden oluyor”

Kafamdaki böcekleri savurduktan sonra olamayacağına karar verdim. Çocuğun tek derdi satış yapmaktı ve eğer beraber olursak bugün iki kilo vanilyalı ile dört kilo çikolatalı gitti, satışlar süperdi tarzı konuşmaları kaldıramazdım. Bunun yanı sıra hemen kendimizi sevgili de yaptım, ya beni reddederse? Kıçımın havası yere inerse? “Realistik olmakta fayda var Yoona” diyerek dondurmamı alıp çıktım.

Nedenini bilmediğim bir şekilde etraftaki insanları incelemeyi seviyorum. Türlü türlü hayatlar yatıyor içlerinde, milyonlarca farklı yaşam. Bu hayatlardan biri de bana uygun değil mi acaba? Birine evet diyerek pembe hayaller kurmanın kime zararı var ki? Liseli kızlar gibi uykusuz gecelere talim olma zamanım çoktan geçti. 21 yaşımdayım, kendi ayaklarım üzerinde duruyorum ama ne telefonum susmak biliyor, ne de ellerinde çiçekler, kapımda sırılsıklam insanlar var. Geleceği düşündüğüm zaman kız kurusu kalıbı kocaman harflerle karşıma çıkarak kabusum oluyor. İş arkadaşım Jae Mi’yi bunlardan bahsettiğimde bana deli teşhisi koydu. Bir nevi haklı da.

Yoldan geçen mutlu insanların yanında ben tam bir görünmez gibiydim. Herkesin ilgileneceği bir şey varken, kaldırım taşlarını sayarak hızlı adımlar atıyordum. Kayalara güzel suların çıkardığı ses bile bugün mutlu olmama yetiyordu. O esnada oluşan köpüklere bakarak gülümserken patenle gelen kişiyi doğal olarak göremedim. Bir anda nevrim dönmüştü, dünyaya artık tersten bakıyordum, çünkü kıçımla kafam resmen yer değiştirmişti. Beraber uçarcasına yere düştüğümüz kişi ayağa kalktı, üzerindeki tozları sildi. Saf gibi bana elini uzatmasını bekliyordum. Önümdeki öküz ise “Durduğum yere dikkat etsene kör” diyerek sanki hiçbir şey olmamışçasına yoluna devam etmeye başladı. Böyle bir rezalete karşı sessiz olamazdım. Ayrıca çevremde toplanan insanların ayıp bakışlarına katlanamamanın verdiği gazla bir hışım ayağa kalktı ve ilerlemekte olan gencin omuzunu dürttüm.

Hızlıca arkasını döndü ve “Ne var?” diye resmen bağırdı. Kulaklarımı kapatarak cevap verdim “Hös, karşında sağır yok senin” İstifini hiç bozmuyordu. “Sağır yok ama sakar ve kör biri olduğu kesin. Bas git, acelem var!” İçimden haykırmak geliyordu. Filmlerde bu tür sakarlıkları yaşayan kızlara hep centilmen ve hoş erkekler düşüyordu. Benim karşımda ise hoş olmasına rağmen oldukça kaba duran ve ağzı bozuk bir hanzo vardı. Hışımla saydırmaya başladım. “Benim acelem yok mu sence? He, yok mu? Zaten daha bir kere ağzıma götürdüğüm dondurmamı da düşürdüm senin yüzünden. Günümü rezil edecek ne yaptım sana ben. Bir de bas git diyorsun, utan utan!”

Son cümlemi gözüm kapalı söylemiştim, o yüzden beni dinlemeyip tekrar yoluna koyulduğunu fark edemedim. Arkasından “Hey, konuşuyordum ben burada” diye bağırınca cebini karıştırıp bulduğu paraları suratıma fırlattı. “Al, pek sevgili dondurmana yeniden kavuşursun bunlarla”

Ne diyeceğimi bilemedim, buna hiçbir şekilde katlanamazdım. O sıra gözüm kararmıştı, yandan geçen çocuğun elindeki boncuk tabancasını ışık hızıyla kaparak önümde giden öküze doğru yönelttim. Yaklaştığım anda tetiğe bastım ve çıplak ete değdiğinde oldukça acıtan boncukları vücuduna doğru saplamaya başladım. Yaz ayında olduğumuz için sıfır kol giydiğinde dolayı savunmasız durumdaki çıplak kolları kızarmaya başladı bile.

“Ne yapıyorsun manyak!” diye bağırmaya başlarken elleriyle kendini korumaya çalışıyordu. Şarjörün boşalacağını düşünerek ateş ederken, bir yandan da yere düşen boncuklardan görebildiklerimi topluyordum. Jae Mi bu halimi görseydi kesinlikle deli olduğumu her yerde söylerdi.

“Kimmiş manyak? Hakaretlerinin karşılıksız mı kalacağını sanıyordun?” diyerek iyice zeytinyağı olmuştum. Aynı zamanda çabuk bir şekilde kaçmayı da düşündüğüm için ayağındaki topukluları çıkardım. Karşımda boncukları acıtıcı saldırısına uğrayan genç en sonunda koşarak uzaklaşmaya başladı. Ben bu adrenalin dolu durum içerisinde aksi yöne değil de bana doğru geldiğini sanarak topuklamaya başladım. Baktım çocuğun boncuk tabancası da benle beraber geliyor, hemen onu sahibine doğru atıverdim, boncuklarını kullandığım için öküzün bana attığı paraları da yolladım.

Koştum koştum en sonunda duruldum. Denize doğru yapılan yeni bankların birine kendimi attım. Hayatın tadını çıkarmam gerekiyordu, ters insanları bulsam da hep, bir şekilde heyecanlı olaylar silsilesinin içinde buluyordum kendimi. Yeni sahil yoluyla pek uğurlu bir başlangıç yapamamıştık ama geleceğimiz parlaktı, bunu hissediyordum.

Ayağa kalkıp saçlarımı düzelterek elimi alnına götürdüm ve ufka bakan gemiciler gibi yolun sonuna doğru gözlerimi kısarak bakmaya başladım. “Son” yazısını hayal ettiğim beş kilometre ötedeki bu yol bana daha bir saat içerisinden ne gibi acayip şeylere gebeydi acaba?

Aklımdan bunlar geçerken işte onu gördüm. Arabasını park edip önümde duran yaşıtım kıza doğru ilerliyordu. Karşımdaki eski sevgilimdi ve benim hemen anılarım canlandı. Ve gözümün önünde benden çok daha taş olan bir kızla sarılıp öpüşüyordu şu an. Ayrılığımızdan sonra kendimi dağıtmıştım bir süreliğine, çok feci damara bağlamıştım. Bir ay boyunca cips yiyerek Brezilya dizileri izleyip kendimi beyaz yalanlarla tatmin etmeye çalışmıştım. Jae Mi ise o sırada destek olacağı yerde “Fıttırdı hatun” demişti sadece.

“Kendimden kopmam lazım” diyerek ayaklarım yanlarına gitmek istediklerini belirttiler. Kızı bir kez daha öptüğünde ise gözlerim yavaş yavaş açıldı. Çünkü öpmüyordu, adeta bir vakum gibi dudaklarını emiyordu. Fransız öpücüğünün alası diyebilirsek ne mutlu bize. Keşke bunu görmeseydim, eski Kore filmlerinde kör olan esas kızlardan olsaydım diye düşünmekle meşguldüm. Ellerim uyuştu ve topuklu ayakkabıları yere düşürdüm. O sırada ayaklarımın isteklerini kabul eden beynim bu çiftin yanına doğru bir adım ama ben kendimi yerde buldum. Yere düşürmüş olduğum topuklulara basarak dengemi kaybetmiş ve boylu boyunca yuvarlanmıştım.

İşte tam o sırada adımı duydum. “Yoona” diye sesleniyordu eski sevgilim. Beni fark etmişlerdi, yanıma doğru attıkları her adımı kulaklarım duyuyordu. Ve ben ise tam o sırada sadece ışınlanmak, ortadan kaybolmak istiyordum.

1. Bölümün Sonu..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …