Ana içeriğe atla

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı – 5. Bölüm

     Renkli hayatımıza merhaba!

“Sen, evet sen. Bu nasıl olur?”

Mi Na oldukça şaşırmış bir şekilde karşısındaki erkeğe bakıyordu. Dün geceki eğlencesini bir anlığına rezil eden insan şu anda karşısındaydı. Bu durumda ne yapacağını kestiremediği için donuk gözlerle şaşkın bir şekilde bakmaya devam ediyordu. W bu fırtına önceki sessizliğe son vermeye karar vermişti, yeni okuluna bir skandalla başlamak istemiyordu.

Elindeki öğrenci kartını Mi Na’ya uzatarak “Sanırım senin” dedi. Kız kartındaki fotoğrafına bakmasın diye hışımla elinde kartı kaptı “Yemeyecektim zaten, ne bu acele"?” diye konuştu W. Mi Na çocuğun yüzüne bile bakmadan parmak kaldırarak profesöre “Hocam derse devam edelim mi artık? Vaktimiz azalıyor” dedi.

W kendisini ciddiye bile almayan bu kıza alaycı bir bakış fırlatarak yerine oturdu. Profesör tanışma merasiminden sonra dersine devam ediyordu.

Evet arkadaşlar, günümüzde iletişim her alanda ne derece önemli olduğunu tartıştık. Birbirleri ile iletişim halinde olan iki veya daha fazla insan aralarındaki sorunları halledebilir, yeni bilgiler öğrenebilir veya sağlıklı bir şekilde fikir alışverişi yapabilir. O yüzden iletişim kurmaktan hiçbir şekilde çekinmeyin”

W, profesörün sözlerinden sonra Mi Na’ya doğru eğilerek “Aramızdaki iletişim problemini çözelim, profesörün söylediklerine kulak verelim. Ne dersin?” diye bir soru yöneltti.

Mi Na sinirlendiğini belli etmeden “Yatakta birileri ile seks yaptığında da hep iletişim kurar mısın peki? Her alanda kullanıyor ya iletişim” diyerek lafı gediğine koydu.

İnanılmazsın sen, inanılmaz!”

>>>Thousand Foot Krutch – Unbelievable |||

W’ya böyle laf sokmalar işlemezdi. Duygularını pek yansıtan bir insan olmadığı için neler kestirdiğini anlamakta diğer kişiler zorlanırdı. Ellerini birbirlerine kenetleyip çıtırdatarak “Paşa gönlün bilir şaplak seven kız” diyerek kafasını kitabına çevirdi.

Mi Na sinirden kalemini kırmak üzereydi. Ellerinde karşısındaki bu kibirli insanın kafasının olmasını yeğlerdi. Bir şey deyip onunla muhatap olmaya devam mı edecekti, yoksa bu ağır lafı görmezden mi gelecekti? Bir türlü karar veremiyordu. Bu sırada profesör dersin bittiğini söyleyerek Mi Na’nın imdadına yetişti. Bahçeye Ga In’in yanına gitmeliydi. Defterini kitabını çantasına koydu, sıranın üzerindeki su şişesini alarak kapıya doğru yöneldi. Tam çöp kovasının yanından geçerken toparlanmaya hiçte niyeti olmayan W’ya seslenmeyi ihmal etmedi.

Hey, tekme aşığı. Biliyor musun, seninle ilginç günlerimiz olacak demiştim ilk sınıfa geldiğinde. Ama deminki hareketlerinle bir karar almamı sağladın. Nasıl ki şu elimdeki su şişesini çöpe attıysam; onunla beraber seni de attım. Kısaca yoksun, kısaca su şişesini bir daha görmeyeceğim, seni de ufak bir farkla görmezden geleceğim” diyerek dışarıya çıktı.

Lafları peşi sıran yediği halde kafasını kaldırıp kıza bakmayan W, ilk defa gittikten sonra başını kaldırdı ve içten bir şekilde gülümsedi.

***

“Saçmalıyorsun Lion. My Princess bence daha güzel Secret Garden’dan. Hyun Bin’in karakteri bazı zamanlar inanılmaz derecede katlanılmaz oluyordu, itiraf et”

Tamam bazen öyleydi ama o dizideki replikleri My Princess’te gördük mü şu ana kadar? Hayır! Senaryoda bakımından donunda sallar Secret Garden”

İki genç ellerinde latteleri ile merkez kampüse doğru yürürken koyu bir dizi tartışmasına dalmıştı. Kahvaltı ve yüzme seanslarından sonra ikisinin de kafası anca okula gelmeyi akıl edebilmişti. Tae Sub uzunca gerinerek “Senin tek dersin var bugün değil mi? Günün geri kalanında ne yapmayı düşünüyorsun?”

Lion cep telefonunda bir şeyi ararken bir yandan da cevap veriyordu “Aslında bugün konser salonunda şarkı çalışacaktık beraber ama arkadaşım geliyor. Sürpriz yapmayı planlamış ilk ama bu tarz sürprizleri sevmediğim aklına gelince arayıp haber verdi. O yüzden çalışmayı yarın yaparız, dersten sonra onu almaya gideceğim”

Tae Sub merak etmişti. Acaba bu arkadaşı kim olabilirdi? Birazcık deşelemek istedi “Yakın bir arkadaşın sanırım? Gidip bizzat aldığına göre? Ya da buraları bilmiyor mu?”

“Yakın arkadaşım ve buraları iyi biliyor. “Yakın” bir dostum olduğu için gidip bizzat alacağım. Sevdiklerime değer veririm, hem de oldukça” diyerek göz kırptı.

Tae Sub merakına yenik düşmek istemiyordu. Adını sormak istiyordu, yakınlık derecesini sormak istiyordu. Ama bütün bunları neden sormak istediğini bilmiyordu. En sonunda merakını yendi ve konuyu değiştirmeyi başardı.

“O zaman yarın konser salonu bize ait değil mi? Bol bol bet sesime katlanacaksın, ve ben de bunu unutturmak için sana rüşvet vermek vermek zorunda kalacağım. İstediğin bir şey varsa söyle” Bunları dedikten sonra umarım devam ettirir diye düşündü.

Lion gözlerinin içi gülerek “Evet yarın bizim. Bakalım ne kadar kötü? Ona göre isterim elbet bir şey” diyerek konuyu devam ettirdi. O sırada aklından ise “istediğim sadece bir şey var” cümlesi geçiyordu.

Veda eden Lion, dersine gitmek için ayrıldı. Tae Sub ise kızların yanına, her zaman oturdukları mekan olan buluşma ağacına doğru ilerlemeye başladı. Dün gece aklına geldiğinde karnına bir kramp girdi. Sadece üzülmüştü, içindeki tek duygu üzgün olmasıydı.

***

Motorundan inip kaskını çıkartan Ewon’un aklında hala dün gece vardı. Tepede uyandığında kendini güneşle sevişmiş gibi hissetmişti. Bir anlığına mutlu olmuş olsa da, parti aklına geldiğinde yüzünü buruşturmuştu hemen. Okulun kapısına baktığı esnada o anlar yeniden aklına geldi.

>>>Sam Phillips - If I Could Write |||

>Parti Gecesi..

Çalan müzik bir anlığına kesildiğinde Ga In kendini Ewon’un yanında bulmuştu. Sandalyelerden biri ile birleşmiş gibi olan çocuk, hiçbir dansa kalkmamış ve gelen tekliflerin hiç birine evet dememişti. Ga In hemen yanına tüneyerek yarı sarhoş bir şekilde “Kasların çok güzelmiş Ewon” dedi.

Kasların çok güzel ve sen onları parayı veren herkese yalatıyorsun” Ewon bunları duyduğuna şaşırmıştı. Ga In' onun vücudunu nasıl bilebilirdi? Daha sonra sırasıyla aklına W, striptiz, ajans, internet sitesi ve profili geldi. Umurunda değildi bilip bilmemesi, çünkü önem vermiyordu. Kıza dönerek donuk bir şekilde “Sarhoşsun Ga In, içme artık” dedi.

Elini tutmaya çalışan Ewon’u geri çeken Ga In bu cümleyi beğenmemişti. “Para versem bana gülümseyerek iltifat cümleleri kurar mısın? Kurasın değil mi? Bekle burada, para getireceğim” diyerek ayağa kalkmayı denemiş ama sendelemişti.

“Aldın başına belayı” diye içinden söylenen Ewon, Ga In’in elindeki içki şişesini zorla almış, kıza durumu izah etmeye çalışıyordu “Sarhoşsun Ga In. Beni dinle, tamam mı? Yoksa ayık olduğunda hatırlamasan bile benim sana söylediğimde utanacağın cümleler kuruyorsun. Kendi gel” diyerek akıl vermeye çalışıyordu.

Ga In kimseyi dinlemiyordu. Ağzına gelen cümleleri bir duruşta çıkarmaya başladı “Neden böyle yapıyorsun Ewon, neden? Kendini satıyorsun, bana da sat o zaman. O vücuda kayıtsız kalmam için lezbiyen olmam lazım. Hoş, sadece öpücük deneyimin oldu ama ileriye gitmedim hehe. Para vereceğim sana işte, istiyorum seni. Eskortluk yapıyorsun ve bu sorun değil, müşterin olayım”

Ga In’in yüksek sesle söylediği sözleri müzik nedeniyle etraftakiler duymamıştı ama hemen arkasında kızın ayılması için su getiren Tae Sub harfi harfine kulak misafiri olmuştu. Ewon Tae Sub’un cümleleri duyduğunu görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Ağzı açık kaldı, cümleleri oluşturamadı.

Tae Sub oldukça şaşkın bir şekilde “Eskort musun sen de?” dedi. Ewon’un ağzından hiçbir şey çıkmadı, sadece ceketini alarak çıkış kapısının yolunu tuttu. Tae Sub peşinden gitmeye niyetlenmişti ama hafifçe kusmaya başlayan Ga In’i böyle bırakamıyordu.

Partiden çıkıp motorunun yanına gelen Ewon sinirini aracından çıkartıyordu. Motora tekme atıp yere düşürmüştü. Daha sonra kaldırdı, kaskına doğru vurarak “Allah kahretsin” diye bağırdı. “Sikeyim böyle işi!” Kafasına kaskı taktığı halde vurmaya devam ediyordu.

Ga In’e kızgındı. Hayır, aslında kendisine kızgındı. Neden bu işi yapıyordu ki? İhtiyacı yoktu, yıllar önce verdiği karar aklına geldi. Neden bu işe başladığını hatırladı ve alaycı bir şekilde kendine güldü Ewon “Son şansını da sikip bıraktın Ewon. Her şeyi siktiğin gibi sonunda kendini de siktin” diyerek hızla gaza basıp rahatladığı yere doğru gitmeye başladı

***

Şimdi ise okulun kapısının önünde Tae Sub’u gördüğü zaman ne yapacağını bilmiyordu. Her şeyi açıklayabilirdi ona, ama bu kadar güveniyor muydu? Ji Hoo’yu tanıdığını, bu işe nasıl başladığını, geçmişini anlatabilirdi. Ama bundan önce bazı şeylerin kesinleşmesi gerekmiyor muydu? Hayatının bir köşesine yerleştirmesi lazımdı. Ve Ewon’un bildiği tek şey, şu anda hiçbir şeyi bilmiyor olduğuydu.

>>>Kajagoogoo - Too Shy |||

***

Mi Na ve Tae Sub’un gelmesiyle Ga In’in yalnızlığı sona ermişti. Tam anlamıyla ayılmasa da büyük ölçüde aklı yerine gelen kız “Sonunda geldiniz, ben de sizi merak etmiştim oldukça” dedi. Herkes bir yere oturduktan sonra klasik hal hatır muhabbeti yapılmaya başlanmıştı.

Tae Sub bu esnada Ga In’e dönerek “Dün geceyi umarım hatırlıyorsundur. Çünkü dediklerim çok enteresan şeylerdi” deyiverdi. Ga In kafasını sallayarak “Hiçbir şey hatırlamıyorum inan. Bir tek Lion’un beni taşıdığını hatırlıyorum, ona teşekkür ettiğimi iletir misin? Ne de olsa yakınsınız” dedikten sonra çocuğun koluna vurdu. “Auch, elin ağır lan” diyen Tae Sub, kıza dün gece Ewon’a neler dediğini anlattığında masada ufak çaplı bir bayılma anı gerçekleşiyordu.

Mi Na’nın bilmesinin doğru olacağından emin olamayan Tae Sub, Ewon’un eskort olmadığını, Ga In’in onu eskort gibi tutmak istediğini anlatmıştı. Ga In ise olayın doğrusunu anlayarak ses çıkarmamıştı.

Nasıl yani. Şimdi ben para mı teklif ettim? Allah belamı versin benim, kuyumu kazım”

Mi Na ise tepine tepine gülmekle meşguldü “Üzgünüm dostum ama feci rezilsin. Ewon gibi sert mizaçlı bir çocuğa bunları dedikten sonra sen yaşamayı unut” dedi.

Tae Sub ise olaya realist açıdan bakıyordu. “Ewon’u bulup özür dilemesin. Bu böyle olmaz, partiyi de işte bu yüzden terk etti zaten” Ses tonu oldukça sertti. Neden böyle çıktığını bilmiyordu ama içini bir anda sinirin bastığını hissedebiliyordu.

Mi Na’nın gülmesi kesilmişti. Çünkü kendilerine doğru gelen Ewon’u görebiliyordu. Arkadaşlarını dürtmüştü, arkasını Ga In' bir anda irkildi. Neler diyeceğini kafasında hesaplamaya çalışıyordu.

Ewon üçlünün yanına geldi, kimseye tek kelime etmeden Tae Sub’u kolunda tutarak amfilerin yönüne doğru ilerlemeye başladı. Ne oluyor diye arkadaşlarına bakan Tae Sub’un kurtulmasına imkan yoktu. Ewon’dan kurtulmaya çalıştıkça daha çok elini sıkıyordu. Ona göre oldukça güçlüydü, kaderine razı olarak ilerlemeye başladı.

Ga In arkalarından gitmek için kalktı ama Mi Na onu durdurdu “Gözlerini görmedin mi, hiç gitmeyelim en iyisi” dedi.

Boş bir amfiye girip kapıyı kapatan Ewon gayet ciddiydi. Sınıfa şöyle bir göz gezdirdi, daha sonra ise Tae Sub’a odaklandı. Dışarıya çıkmak için hamle Tae Sub’un elini tutan Ewon’un dudaklarından sadece “dinle” sözü döküldü.

***

Havalimanında arkadaşını bekleyen Lion, bir yandan da Twitter’da takılıyordu. Tokyo uçağı rötar yapmıştı, neyse ki şu anda arkadaşı pasaport kontrolünde olmalıydı. Çıkış kapısına doğru yöneldi ve bir kez daha Ryu’nun hızına şaşırmıştı. Arkadaşını görünce hemen yanına gitti ve sarıldı.

>>>KAT-TUN - Love Yourself |||

Uzun zaman oldu Lion. hiç değişmemişsin”

Gerçekten de uzun oldu Ryu. Sen değişmişsin ama, daha farklı gördüm sanki”

Park Si Hoo (Hanasake Ryu)

Hanasake Ryu Lion’un yarı Japon, yarı Koreli çocukluk arkadaşıydı. Beraber büyümüşlerdi, 5 sene önce Ryu ailesi ile beraber Tokyo’ya taşınmıştı. Her sene en az bir kere görüşüyorlardı. Hatır sorma faslı bittikten sonra hemen arabaya binmek yerine bir kafeye oturdular.

Umarım yolcuğun güzel geçmiştir Ryu” Lion bunları söylerken Twitter’ını sonunda kapattı, arkadaşına odaklandı.

Gayet güzeldi ama zamanım kısıtlı, sadece iki günüm var biliyorsun. O yüzden hemen neler var neler yok anlatmanı istiyorum. Ben de bir şey yok onu diyeyim, kirli çıkıların vardır kesin senin” diyerek arkadaşını ne kadar özlediğini belirtti.

Lion masaya daha çok yayılıp kahvesinden bir yudum aldıktan sonra söze başladı “Aslında hayatımda pek bir yenilik yok, ama sana söyleyeceğim bir şey var. Küçüklükten beri aramızda hiç sır olmadı, o yüzden söylüyorum. Sanırım ben birinden hoşlanıyorum”

Lion’un devam etmesine fırsat vermeyen Ryu “Sen birinden hoşlanıyorsun? Hem de ciddi anlamda?” diyerek soru yöneltti. Kafasını evet anlamında sallayan arkadaşını gördükten sonra devam etti “Kolay kolay birinden hoşlanmadığını biliyorum, hatta birine bağlanmaktan korktuğunu söylemiştim daha öncelerde. Bu sefer ciddi derecede seni etkileyen biri çıktı sanırım. İki günüm var ama tanışmalıyım, en azından görmeliyim”

Arkadaşından hiçbir saklamamayı tercih eden Lion “Tabi ki görebilirsin. Ve evet, gerçekten hoşlanıyorum sanırım. Çünkü sürekli yanımda olmasını istiyorum, varlığı bile beni mutlu ediyor gibi, tam olarak duygularım net değil ama içimde giderek artar bir şeyin olduğunu hissediyorum. Ve eskiden olsa bu beni belki tedirgin ederdi ama bu kişi, bu kişi çok farklı. Etrafına pozitif enerji saçıyor sanki ve ulaşılması kolay değil. Belki de bu yüzden cazibesine kapıldım diye düşünüyorum bazı zamanlarda. Ama değil, ben onu sevmek istiyorum sanırım”

Lion’un söylediklerini can kulağı ile dinleyen Ryu halinden oldukça memnundu “Vay be, sana bu cümleleri söyleten insanı şimdi çok daha merak ettim. Hadi hemen tanıştır beni, bugünkü işlerimi yarın hallederim, çünkü dayanamıyor gibiyim. En yakın dostumun kalbini çalmaya çalışan kişi kim, meraklardayım”

Arkadaşını ne kadar özlediğini fark eden Lion “O zaman hemen arabaya gidelim. İstikamet, okulum” diyerek bağırmaya başladı.

***

Dinle beni Tae Sub. Sadece dinle, lütfen!”

Ewon’un ağzından dinle kelimesinden başka bir şey dökülmüyordu. Ne diyeceğini kestiremiyordu aslında. Tae Sub’un aklı karışmıştı. Ewon’un neden böyle davrandığını bilmiyordu. En sonunda konuşmaya kendisi başladı.

Neden böyle yapıyorsun? Dün ile ilgili olduğunu biliyorum. Ama konuşman gereken kişi Ga In, ben değilim. Git ona izah et! Bırak dışarı çıkayım”

Ewon hipnoz olmuş gibiydi. En sonunda kafasındakileri topladı ve konuşmaya başladı. “Evet ben bir eskortum. Para karşılığı kadınları sikiyorum. Ve bundan da utanmıyorum. Aslında şu ana kadar utanmıyordum. Neden yaptığımı sorma, sadece sorma. Aklından neler geçtiğini biliyorum. İğrenç, vücudunu ve yüzünü bu işler için kullanan bir zavallı diye düşünüyorsundur. Ama öyle değil, gerçekten öyle değil”

Tae Sub çok şaşırmıştı. Neden bu konunun ilgi odağı kendisi olmalıydı? Şimdi Ewon’un hiç bilmediği bir yönünü öğrenmişti ve karşısında hiç bir şeyini, geçmişini açıklamayan insan ona anlatıyordu. Biraz daha üstelese her şeyi anlatacak gibi duruyordu.

Ewon ne yapıp yapmadığın, aletini nereye sokup sokmadığın umurumda değil. Bununla ilgilenen kişi –yineliyorum- Ga In. Gidip ona açıklamayı yap. Ve evet, hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Senden böyle bir şeyi beklemiyordum. Kızdım da sana. O yüzden izin ver düşüneyim”

Elini kapıya sertçe vuran Ewon sinirlenmişti. “Şimdi düşün, şimdiiii! Kaç yatağa girdiğimi, kaç kişiyi becerdiğimi bilmiyorum. Vücudum bir orospu gibi, ama benim de duygularım var, ben de bir şeyler hissediyorum. Ben de insanım, insan!”

Ewon’un bu hiddeti karşısında Tae Sub ne yapacağını bilmiyordu. Yatıştırmalı mıydı? Yoksa oluruna mı bırakmalıydı? Madem bir şeyleri konuşmak istiyor, o zaman kendisi de üzerindeki sinirleri atmalıydı.

Git istediğinle yat Ewon, istediğini de sik. Zaten yüzün güzel, vücudun da öyle. Bu meslek için biçilmiş kaftan gibisin. Bunu rastgele öğrenmiş olan bana gelip açıklama yapma. Sen seçmişsin zaten yönünü, şimdi kendini temize çıkarma”

Tae Sub ilk defa böyle bir çıkış gösteriyordu. Ewon suratına dik dik bakmaya başlamıştı. Gözlerinin içini deliyordu bakışlarıyla. Bu sefer daha sessiz bir şekilde yeniden konuşmaya başladı.

Ben onun gibi değilim. O insanların duygularına önem vermeyen adi narsistin tekidir. Kendinden başka kimseyi düşünmez, mutluluğu başkalarının vajinalarında aramaya kalkan amsalağın tekidir. Ben göstermesem bile duygulara önem veririm. Bir de kendim yoğun duygular içerisindeysem bu benim için acı olur. Beni yargılamaya hakkın yok, hem de hiç. Sen etrafındaki insanları bu zamana hiç sorgulamadın, onlar neler hissediyor diye hiç düşünmedim. Yüzlerine güldün, arkadaşlık yaptın. Ama yüzeysel bir şekilde. Şimdi tüm yüzeyselliğini takınarak umurunda olduğunu söyleme çünkü bal gibi gibi biliyorum ki UMRUNDA!”

Son cümlede Ewon artık bağırmıştı. Kendine olan kızgınlığını Tae Sub’a yöneltiyordu. Belki de basit bir olay gibi göreceği bu durumu kendi kendine büyütmüştü. Şimdi karşısındaki çocukta her zamanki gibi bakan Tae Sub değildi. Onun da sinirli olduğu her halinden belli oluyordu.

Ne yapmamı istiyorsun? Neyi istiyorsun Ewon? Git istediğini sik, istediğinle seviş dedim ya. Seni yargılamıyorum, benim haddime değil. Ama benim üzerime bu denli gelmeni anlamıyorum. Arkadaşlığımızın sağlıklı bir şekilde ilerlemesini istiyorsan bu konuşmaya son ver”

Ewon kendi kendine gülmeye başladı. Acı gülümsemesi bittikten sonra ağzından sadece “Anlamıyorsun, hem de hiç anlamıyorsun” cümlesi çıktı.

Neyi anlamıyorum? Lütfen açıkla bana” Yumuşamıştı Tae Sub. Böyle bir şeyin aniden öğrenilmesi şok etkisi yaratmış olabilirdi. Empati kurmaya çalışıyordu. O sırada Ewon “sadece sarılmak istiyorum, karşılıksız, maddi şeyler olmadan” diyerek ellerini boynuna bir anda doladı.

>>>Bois – Scar |||

***

Lion ile Ryu kampüse gelmişlerdi. Tanıştırılacak kişinin arkadaşlarını gördüklerinde binanın içinde olduğunu öğrendiler. Yavaş adımlarla binanın yanına geldiklerinde Lion telefon açtı ama kapalıydı. O sırada bir bağırma sesi duyuldu. Ryu’yu da alarak sesin geldiği amfinin penceresine doğru ilerleyen Lion, gördüğü manzara karşısında elindeki telefonu yere düşürdü. “Olamaz, olmamalı”

Ewon Tae Sub'a sımsıkı sarılmış bir şekilde duruyordu. Amfinin dışında ise Lion şok olmuş gözlerle ikiliye bakıyordu. Renkli başlayan günü birden kararmıştı. Ryu’ya dayandı, arkadaşının “Ne oldu?” sorusunu sorduğu sırada sinir içini doldurmaya çoktan başlamıştı.

Telefonumu tut, kafeye geç, ben hemen geliyorum” dedi ve binanın içine doğru ilerledi. Koşarak amfiye doğru yöneldi, önüne gelenleri itip durdu. Sinirli yüzü korkutucu bir hal almıştı, içi sinirle doluydu ve birazdan boşaltacaktı. Amfinin kapısının önüne geldi ve tekmeyle açtı.

Karşısındaki manzarayı yakından görünce daha da sinirlendir. İlmik ilmik dokuduğu, emek emek harcadığı mirası karşısında çatlamış, yıkılmaya yüz tutuyor gibiydi. Lion’un ne yapacağı hiç belli değildi.

5. Bölümün sonu..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …