Ana içeriğe atla

Katilimi araştıran Müge Anlı olursa..

     Tatilde olduğum için erken kalktığım saatlerde televizyonun karşısına geçip Müge Anlı’yı izleyerek kahvaltı ediyorum. Bu çok vahim bir durum aslında, düşünsenize her gün o onu kesti, bu bunu gömdü gibi şeyleri sabahın köründe görüyorsunuz. Asla bozulmayan o sarı saçlarıyla bu durum dünyanın en normal durumuymuş gibi davranan Müge’deki soğukkanlılık Hannibal’da yok.

     Yalçın Çakır’ın yanında stajyer gibi kalıyor olsa da kendi çapında Sherlock’luk oynadığı bir gerçek tabi. Zaman zaman düşünüyorum. Beni öldürüp asit dolu bir yere atsalar filan –öyle bıçaklama da değil, katilim ya da katillerim illa benden nefret etmeli. Asit diyorum oha!- Ailem Müge’ye çıksa durumu anlatsa sonuç ne olurdu acaba? Ben de öbür dünyadan her gün gelişmeleri takip etsem!

     Olası katillerimden bahsetmek istiyorum şimdi size burada. 3 numarada daha önce bir yazımda bahsetmiş olduğum “Ramen fırlatan deli” var. Beni öldürmesi gayet normal, çünkü fıttırmasını sağlamıştım. Öldürdükten sonra pişman olacağını düşünüyorum ama, yufka bir kalbi vardı. Onu ben manyak yaptım.

     2 numarada eski oturduğum yerde yaşayan bir kadın var. 12 yaşlarındaydım o zaman, bu denyo karı beni hiç sevmezdi. Sürekli kendi çocuğuyla beni karşılaştırma gibi bir huyu vardı. Daha başarılı olan bendim, onun sümüklü veledi okumayı bile hala sökemeyen angutun tekiydi. O yüzden bana bir kıllığı vardı. Beraber top oynadığımız arkadaşların yanına gelir, yeni yaptığı böreklerden onlara verir, bana koklatmazdı bile. Küçüğüm, bu durumu doğal olarak dert edinmem gerekirdi ama umurumda olmazdı pek. Kocası gececiydi, gündüz uyurken apartmanlarının önünde dan dan diye top oynardım. Giriş katta otururlardı, penceresine atardım sürekli. Kocasının bir günahı yoktu ama çocuk aklı işte benimki de.

     Bir gün başkaları top oynarken ben evinin önünden geçiyordum. Pencereye çıkıp direkt bana saydırmaya başladı sürtük. Oynamadığımı söylediğim halde laf atmaya devam ediyordu “Seni annene söyleyeceğim, dövsün ağzını yüzü kırsın bir güzel” demişti. Ben de bunun üstüne “Benim annem senin gibi cahil değil, çocuğunuzu dövmez” demiştim. Sonra bağrışmalar filan oldu, ben bağırıyorum, o bağırıyor. Çocukla çocuk oldu aptal, çıldırdı böyle. Siktir git diye bağırdı bana, şartellerim attı; aldım yerdeki bir taşı penceresini indirmek için tam atacak gibi yaparken tuttum atmadım. Gözlerini kapamıştı o sırada, kendimi zor tutmuştum.

     Sonra bu elektrik süpürgesinin metal kısmını çıkartarak beni sokakta kovalamaya başladı. Hayal edin o sahneyi, o kadar komikti ki. Doğal olarak yakalayamadı tabi, ben de nah yapıyorum karşısında. Akşam olduğunda geldi anneme şikayet etti, ben de doğruları anlattım ve ailem bana hiçbir şey demedi.

    O kadın ciddi anlamda benden nefret ediyordu. Kendi çocuğunun da benim gibi olmasını istediği için kıskançlığı yiyip bitiyordu onu. Adım gibi eminim buna, biliyorum çünkü. Beni öldürmek istemesi de oldukça doğaldır tabi. Daha sonra onun çocuğu liseye gitmedi, çalışmaya başladı. Ben ise nerelere geldim. Bunları görse herhalde kafayı yerdi. O yüzden iki numaraya cuk gibi oturuyor salak karı.

     İlk sırayı ise kuşkusuz karşı blokta oturan İsmail YK hayranı kız alır. Geçenlerde sakin kafayla evde dinleniyorum. Bu gerizekalı yine son ses Allah Belanı Versin’i dinliyor. Ben de evin içinde bağırıyorum Allah asıl senin belanı versin diye. Daha önce de uyarmıştım ama dinlemiyor, bir kulağından giriyorsa diğerinde çıkıyor. “Ehh, yetti be!” diyerek balkona çıkıp saksılardan birini aldım ve açık penceresinden içeri fırlattım. Bu bağırarak hemen cama çıktı. Onu gördüğüm anda başladım saydırmaya “Seni bir daha bu seste müzik dinlerken duyarsam, yemin ederim gelip oraya mosmor ederim suratını. Kız demem, insan demem döverim. Kes lan müziği, bir boka benzese bari!” diye bağırdım. Bir değil, iki değil abi, bangır bangır bu da beyin yahu, ille sikmek mi gerek?

     İşte bu olay yüzünden beni gördüğü her yerde öldürme arzusuyla dolup taştığını hissediyorum. Öldürülürsem bilin ki, katil bu üçlüden biri. Öyle amcammış, yok kuzenimmiş gibi akrabalarıma bakmayın siz. Müge Anlı’da hep öyle çıkıyor ya.. Acaba katili bulduğunda seviniyor mudur? “Yuppi, yuppi ben buldum” diyerek o hiç bozulmayan saçlarıyla stüdyoda zıplayıp duruyor mudur? Bunları çok merak ediyorum.

     Bir de Müge Anlı’da benim katilim araştırılırken ortaya ne kirli çıkılarım çıkacaktır. Bunu düşünmek bile zaten çoktan ölmüş olan beni daha da korkutuyor aha. O msn konuşmaları, bilgisayarımdaki bana özel şeyler, geçmişte sıkı fıkı olduğum insanlar. Ünlü olmak uğruna gelip gelip benim gibi ölmüş bir kişinin arkasından atıp tutacaklar. Yattığım yerde rahat edemeyeceğim lan, ona yazık asıl! Müge’de işin ucunu bırakmaz, lastik gibi uzatıp durur. Olan gariban Lee’ye olur yine.

     O yüzden öldürülürsem lütfen olayı Müge Anlı’ya taşımayın. Vasiyetime bunu da ekleyeceğim, ne olur ne olmaz. Zaten onun yüzünden evde bir tıkırtı olsa “Aha deşmeye geldiler” gibisinden bir kanıya sahip oldum, götümden kan alacaklar diye yusuf yusuf duruyorum.

     Öldürülürsen blogumu yaşatmanızı istiyorum çingularım. Bir şeyler yazıp benim videolarımı, fotolarımı filan ekleyin, anın işte lan beni ne bileyim. Unutmayın iki günde, gelin tabutumda ağlayın filan Ama sonra öyle cenaze merasimi istemem, vur patlasın çal oynasın olsun. Ölürken de eğlendirmeyi bildi rahmetli diye ansınlar. Bir de Seul’e gömülmek istiyorum, mümküne Müge’den kaçırın beni. Tabutumun başında defnedilirken canlı yayın bile yapar o karı.

     Bu yazıyı bile yazdırdın ya bana Müge, helal olsun diyorum. Şimdi Pazartesi’yi bekle dur. Cumartesi Pazar’da isteriz, yayınlasınlar. Ben en iyisi yarın gidip Atv’den geçmiş bölümlerin kayıtlarını alayım. Müge’yi arşivleyeceğim aha.

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …