Ana içeriğe atla

İdeal sevgilim nasıl olmalı ve yapılacaklar listesi..

 

     Hazır Sevgililer Günü yaklaşıyorken belki bu sene yalnız girmem umuduyla bloga bu ilanı/yazıyı yazıyorum. İstediklerim, yapacaklarım hepsi bu listede. Bir sonraki hedefim Zuhal Topal’a çıkmak olacak. Hedefim 12 gün içerisinde bir sevgili bulmak ve 14 Şubat’ı cılkını çıkarırcasına kutlamak.

     Yukarıdaki paragrafı yazarken bile kendime inanamadım. Hayatım boyunca 14 Şubat’a hiç bir şekilde sempatiyle bakmadım. Üç kere bugüne birileriyle beraberken denk geldim, ama hiç birini kutlamadım. Sadece birbirimize kart vermiştik, o kadar. Yok şu peluş ayıcığı alayım, pastasız da olmaz ki, ah ne hediye alsam aşkıma acaba diye düşünen vıcık vıcık romantizm meraklılarından değilim. Hatta hiç romantik değilim, bu konuda gayet odun sayılırım.

     İlk sevgilimin hazırlamış olduğu romantik akşam yemeğinde yanan şamdanı söndürüp odanın diğer tarafına fırlattığımda anlamıştım bu durumu. Sonrasında ise sevgilim olan iki insan da gayet benimsemişti bu huyumu. O yüzden ilk madde, “Ama aşkım, neden çift tişörtlerinden giymiyoruz? Niye ellerinde çiçeklerle kapımda sırılsıklam olmuyorsun?” diyen biriyseniz çıkış hemen sağ tarafta, sizi kesinlikle tutmak istemem. Ben gelemiyorum abicim öyle kişilere. Üstüne birbirlerine böyle edebi, aşk dolu mesajlar gönderenler var ki, git öl yani o derece. “Sen benliğimi oluşturan en yüce duygu, sevgimle seni boğmak, aşkımla seni yüceltip en tepeye çıkarmak istiyorum” İyi bok yiyorsun. Bu ne lan böyle, yeminle kız olsam ve çıktığım çocuk bana böyle bir mesaj atsa anında “Kafan mı iyi? Uçtun mu?” diye geri dönerim. Seven kızlarımız varsa lütfen açıklayın, yazın bu yazının altına.

     İkinci konu ortak nokta tabi. Öyle zıt kutuplar birbirini çeker, tamamlar gibi şeyler bir yere kadar götürür seni. Ben evde Japonca, Korece şarkı dinlerken “bu ne böyle bik bik ötüyorlar, bir bokta anlaşılmıyor” gibisinden bir şey derse şayet, şartellerim atar ve “Sen Fransızca dinlerken sanki bir bok anlıyorsun ya…” derim direkt.

     Sevgiliye küfür edilmez kuralını da kim çıkarmış? Gayet ağzım bozuktur ve yine gayet ağzı bozuk bir sevgili isterim. Küfür etmeyi utanılacak bir şeymiş gibi zanneden insanla işim olmaz. Yeri geldi mi ağzını öyle bir açmalı ki, karşıdaki şaşkınlıktan donakalsın. Tabi ille de böyle olacak diye bir şey yok.

     Uzakdoğu tutkunu olmalı konusunu açmam lazım. Ciddi ciddi bunu artık bir kriter olarak düşünüyorum. Ya sevmeli ilgilenmeli, ya da tanımaya, keşfetmeye açık olmalı. Diğer türlüsü sarmıyor beni artık. Beraber Secret Garden izleyelim dediğimde bana telefonunun mesaj sesini dinletiyorsa ben onu işte yerim, bildiğin yerim. Yok, öbür türlü o ne lan diyorsa işim olmaz artık. Bu konudaki çizgim belirlidir. Ama belki gün gelecek gayet önyargılı olan birine aşık olacağım. Suratıma çarpacak, bu yediklerimi yutacağım. Hayat bu, ne zaman ne olacağı belli olmuyor. Şimdiden yazayım da, sonra çok pis göt olmayayım.

     İyi içici olmasını istiyorum. Ağzına içki sürmemiş hanım hanımcık sevgili bana gelmiyor pek. En azından şarap sevsin, beraber şarap tadım günlerine gidelim (yeri geldi mi çok sofistike takılmak için rol keseceğiz tabi ki de) Bir yere misafirliğe gittiğimizde hediye olarak şarap aldıysak önce açık birazcık biz içelim, sonra öyle hediye edelim aha. Tabi yakın arkadaşlara yapılır bu, yoksa sen patronunun evine akşam yemeğine davet edil ve içilmiş şarap götür. Sonra sittin sene terfi bekle :)

    Deli olmalı, bildiğin deli. Mesela yapmayı çok istediğim şeylerden biri evli bir çift gibi davranıp bir emlakçının bize çok beğendiğimiz (ama tutmaya asla paramızın yetmeyeceği) evleri gezdirmesi. Rol kesmeyi bilsin, çok canımız sıkıldığında manyaklık yapıp halka açık yerlerde kavga edelim. Süpermarkete gittiğimizde arabaya otursun ben de onu süreyim. Zaman zaman çocukluğumuza geri dönelim. Hiç binmediğimiz bir belediye otobüse binelim ve daha önce gitmediğimiz yerlere gidelim. Oralarda dolaşalım, yeni şeyler keşfedelim. Kafamıza essin, Haydarpaşa’dan bilet alıp İzmit’e geçelim, ya da otogara gidip Edirne’ye doğru yol alalım. Ama hayır, ama götüm ağrıyor, ama yorgunum gibi şeyler demesin. Bana böyle deli tekliflerle gelsin, canımı yesin.

Bois – Scar / 상처만

     Bu şarkı bizim şarkımız olsun. Cidden çok seviyorum, tutku derecesinden bağlandım hatta. Herkesin şarkısı “Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi” tadında filan olur, burada da farkımızı ortaya koyalım. İnsanlar bizi anlamasın, biz birbirimizi anlayalım yeter. Birbirimize özel olalım kısaca.

     Zırt pırt mesajlaşma olayı olmasın hayatımızda. Aşkım, canım, bebeğim, arım, balım, peteğim gibi kalıplara başvurmayalım. Gayet itici çünkü, hele telefona hiç böyle kayıt etmeyelim. Zühtü diye kaydet, Kevser diye kaydet, ama hayatım diye kaydetme! “Bebeğim şu an tuvaletteyim ama sıçamıyorum. Feci kabız olmuşum, haber vereyim dedim” İşte işi bu raddeye getirmeyelim, böyle olmayalım asla. Her boku birbirine haber veren yapışık ikiz modeli. “Bugün adet günüm, sana ters davranabilirim” Bunu desin mesela aha, utanmasın çekinmesin. Gelsin benim evimde tuvalete gitsin, işini halletsin. Sevgilisinin evinde utandığı için tuvalete gitmeyenler tanıdım ben.

     Parantez açalım hemen bir tane. Şöyle olsun, böyle olmasın filan diyorum ama, bunlar benim tamamen hayallerim. En olmadı kendi Dolly’mi yaratırım olur biter. Ya da bir tane vücut yastığı alırım, her yere onla beraber gideriz. Ya da Micky Yoochun’u örnek alırım.

      Valla oyun tutkunu olursa işte o zaman tadından yenmez. Bir erkeğin sevgilisi oyun tutkunu ise çok büyük avantajdır. Gözünüzde sevgi büyür resmen lan. Düşünüyorum şimdi benle beraber PES oynasa. Anam, işte eğlence budur. Sevişmeyelim, PES oynayalım. Sonra Wii’de beraber tenis, Zelda, Mario oynayalım. Arkadaşlarla gerçekleştirdiğimiz oyun gecelerine dahil olsun, kimsenin sevgilisi katılmazken ben bir güzel hava atayım. Little Big Planet’in yeni oyunu erken çıkacakmış diye sabahın köründe bana haber versin. Beni böyle şeylerle uyandırsın, benim de aşkım git gide büyüsün.

     Sabah kalktığımda mükellef bir kahvaltı hazırlayayım, içimden gelsin bu. Ben çok üşengeç bir insanım, koala gibiyim aynen. Bana bunu yaptırabiliyorsa biri, gerçekten aşık olmuşum demektir. Beraber mutfağa dalalım, yeni tariflere yelken açalım, bana gelsin “Yee Şepp” desin, ben de güleyim. Ufacık bir şey beni nasıl mutlu ediyor görün, şimdi tabi yepp şepp’in nereye gönderme olduğunu bilmeyen okuyucular var. Ben böyle şeyleri çok seviyorum işte.

     Göndermeli bir hayatımız olsun. Beni tamamlasın, tabi ben de onu. Az kişinin anladığı şeyleri birbirimize söyleyelim. Karşıdan 4 tane erkek gelse “Aa, çiçek oğlanlar” desin mesela. Yanımızdaki arkadaşlar bön bön bakarken ben kahkaha atayım. Yemin ederim aşkım kelimesinden çok böyle cümleler beni mutlu eder.

     Belki de bu yüzden sevgilim yok. Gerçi adaylar oldu en son ki ayrılığımdan beri ama ben kimseye yanaşmadım. Ya olacaksa tam olsun, ya da hiç olmasın. Öyle deneme yanılma yöntemlerini hiç sevmiyorum. Bileti erkenden de kesmiyorum, ama biriyle buluştuysam şu yukarıda yazdıklarımdan bazılarını görmek isterim. Uzakdoğu tutkunu olduğumu söylediğimde o suratında bir ekşime olursa yeminle soğuyorum. İster bana deli deyin, ister manyak. Herkes güzel olsun, zayıf olsun, uzun olsun, yakışıklı olsun, çekici olsun, zengin olsun der, ben ise Uzakdoğu ile oyun tutkunu ve zeki olsun diyorum sadece. Diğerlerine göre isteklerim oldukça makul aslında.

     Bir resim sergisine gidelim beraber. Hiç bir sikim anlamadığımız kübik eserler üzerine sanki uzmanmışız gibi konuşalım. Hatta birilerini olmayan bilgimizle kandıralım. Çok uçuk kaçık şeyler, değil mi düşüncelerim? Ama sohbeti bile hoş hani :) 

     Beraber romantik komedi film seyredelim, ben ona kendi patlattığım patlamış mısırlardan yedireyim, sonra o filmde gördüklerimizi yapalım. İlk sevgilimle My Sassy Girl’de yapılanları yapmıştık. Buna lise kıyafetiyle bir bara girme de dahildi. Hala aynısını yapmak isterim. Bundan bahsettiğimde “Ne salakça” demesin “My Sassy Girl ha, süper” desin, canımı yesin.    

      Doğum günü geldiğinde tanıştığımız günden sevgili olduğumuz güne kadar yaptıklarımı, hissettiklerimi yazayım ona. Hatta otobüsle gittiğimiz o yerlerden küçük şeyler alayım, bir kutunun içine koyayım. Alınmış bir hediyeden çok anlamlı bir hediye olsun. Yüzündeki o mutluluğu görmekle yetineyim. Sıradan bir çift olmayı istemem hiç bir zaman.

     Eski sevgilimle İzmir’e gittiğimiz zaman bindiğimiz arabalı vapurun her yerini keşfetmiştik. Kokan tuvaletten diğer arabaların içine kadar nerdeyse. Keşfetmeyi sevsin işte, ayaklarım ağrıyor benim gitmeyelim demesin bana. Yeni yerler görmeye hevesli bir insan arıyorum. Farklı günlerimiz olsun, geriye dönüp baktığımızda geçirdiğimiz zamanların çoğu evde film izleyerek, oturarak ya da sevişerek hatırlanmasın. Bir seferinde şuraya gitmiştik, şunu yapmıştık, aa bak bu da vardı türünden anılarımız olsun arkamızda.

      Yazıdan çıktık destana doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Ama sıkılanlar tabi ki okumayı kesebilirler. Ben yazmaktan sıkılmadığım için birazcık daha devam edeceğim.

     Çevremdeki çiftler gibi bir ilişkim olmasını istemiyorum açıkçası. Zaten hayatım yeterince eğlenceli ve değişik, sevgilimle bu hayata daha fazla renk katacakken neden sıradan bir ilişkimin olmasını seçeyim ki? Tekdüzelik belki onlar da işe yarıyor olabilir, ama benim dünyamda maalesef tutmuyor. Benimle arkadaş olan da, ilişki yaşayan da sıkılmaz aslında. Gayet konuşkan, bahsedecek konusu çok ve esprili bir insanım. Kendini övüyor tarzında algılamıyorum sakın bunları, öyle yazsam sanki biri çıkıp kollarıma atlayacak aha :)

     Sesime güvenmiyorum hiç bir zaman ama karaokeye gitmeyi çok severim. Gitmediğim zamanlarda Karaoke Party sitesini açıp bet sesimle çığırdığım çok olmuştur. Arkadaşlarıma bundan bahsettiğimde bazıları “ama benim sesim güzel değil ki” diyor. Yahu karaokeye sadece sesi güzel olanlar mı gidiyor? Benim de sesim bok gibi, ama en azından çekincelerim yok. Utanarak çekinerek bir şeyleri yapmamak en büyük kayıp aslında. Hatta gidelim iğrenç dans yeteneğimiz ve hareketimizle Just Dance oynayalım. Gülsünler, baksınlar.. Çevredeki kişileri umursamayan insanlara ayrı bir saygım vardır. Bu berbat sesimle Korece şarkı bile söyledim zamanında, kesin o yüzden aldattı beni, sesime katlanamadı aha.

     Şimdilik bu kadar yeter gibi duruyor. İleride güncelleme yaparak bir yazı daha yazayım belki. İş hayatına atılıp yeni insanlarla tanıştığımda belki de bu yazdıklarımı hayata dökebilirim. Ama siz siz olun, sıradan bir ilişkiye evet demeyin. Gerçi ne şekilde mutlu olduğunuza bağlı. Ama hayatta öyle keşfedilecek şeyler var ki, kendinizi kapatarak “yanımda sadece sevdiğim olsun yeter” tarzındaki bir düşünceye hapsolmayın.   

     14 Şubat geldiğinde ise sakın neden benim sevgilim yok tarzında depresyonlara girmeyin. Hatta Avrupa Yakası’ndaki Aslı gibi sadece Sevgililer Günü’ne özel bir günlüğüne insan aramayın. Zaten ticaretin orospusu olmuş 14 Şubat. Ekmeğine yağ sürmeyin.

     Bu yazıyı burada bitiririm ben. Okuyup mesaj atmak isteyenlere her zaman kapım açık. Detaylı bir araştırma sürecinden geçilecek tabi aha. Belki başka böyle bir yazı yazan vardır, o zaman da ben mesaj atarım. Bugün canım feci derecede yazmak istiyor. Gün bitmeden üçüncü yazı da gelebilir, ne yapacağım belli olmaz. Bak bir sevgilim olsaydı buraya tıkılıp yazı yazıyor olmazdım. Şaka şaka, şu anki halimden inanılmaz derecede mutluyum. Asıl yazmamı engelleyen bir sevgilimin olmasını istemezdim, hem de hiç bir şekilde..  ;)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Acemİlİğİnİ Manİsa'da Yapacak Askerler İçİn Önemlİ Bİlgİler

Herkese yeniden merhaba. Biliyorum eskisi gibi sık yazmıyorum, ama geç de olsa bu konu hakkında bir şeyler yazacağım için mutluyum. Bugünkü konumuz askerlik. Ben 354 KD olarak askerliğimin acemiliğini Manisa'da, ustalığını ise Kıbrıs'ta yaptım. Daha önceden bilgiler toplamıştım ama sağlam ve toplu bir kaynak bulmakta zorlanmıştım maalesef. Ben de sonra buralara gidecek arkadaşlar aynı durumu yaşamasın diye kaynak niteliğinde bu yazıyı yazıyorum. Kasım celbinde gidecek olan arkadaşlara da şans ve sabır diliyorum. Umarım bir an önce biter. Kısa dönem, uzun dönem... Hiç fark etmez. Manisa Batı Kışla'ya ve Kıbrıs'a, özellikle Magosa'ya askerliğin düştüyse bu yazı tam sana göre. Okumadan geçme sakın... Ayrıca Lefkoşa ve Girne hakkında da bilgiler vereceğim ucundan... Bu yazıda Manisa'dan bahsedeceğim, diğer yazıda ise Kıbrıs. Usta birliği olduğu için Kıbrıs daha uzun sürecek.


Acemi Birliği Manisa Batı Kışla 
Başlıyoruz. Arkadaşlar ben askerliğimi öğrendikten sonra int…

Güney Kore'ye Gİtme ve Yerleşme Yöntemlerİ

Uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım... Özlediniz mi beni? :) Yazmış olduğum "Bigbang'e hediye gönderme"yazısı tam olarak bir geri dönüş değildi. Asıl dönüşü bu yazıyla yapıyorum. Aslında böyle bir yazı yerine taslaklarımda yer alan "askerlik" yazısını bitirip yayınlayacaktım ama askerliği şu sıralar aklıma getirmek istemiyorum. O yazı için biraz daha bekleyeceğiz. Peki neden böyle bir yazı yazmak istedim? Tek cümleyle "ben de bilmiyorum" Akşam akşam eğlenmek istedim, bu konu üzerinden de eğlenceli bir şeyler karalayayım dedim. 

Bu yazıdaki örnek ülkemiz Güney Kore ama siz bunu Japonya, Çin, Tayvan veya başka bir ülke için de ele alabilirsiniz. Zaten belli başlı aynı konular oluyor. Gözümüzün nuru, Türk gençlerinin hayali, ünlü dolu sokaklarıyla Seul, meşhur sahili, sevimli aksanıyla Busan, muhteşem manzarası, lezzetli deniz ürüyleriyle Jeju Adası ve diğerleri... Güney Kore kesinlikle iştahımızın açılmasına sebep oluyor değil mi? Neredeyse 10.00…

Kore ve Japon dizilerini yayınlayan Türk kanalı

Başlık aslında güzel bir isteği sunuyor bize. Bu yazıda biraz daha detaya ineceğim, kendi düşüncelerimi sunacağım size. Şu sıralar Twitter’da devam etmekte olan bir etkinlik var. #TURKEYwantsKBSTURK tag’i Trending Topic’e sokulmaya çalışılıyor. Bu kadar zahmete girmeye gerek olmadığını düşünüyorum ben. Çok çok yakınımızda bulunan bir şeyi değiştirme imkanına sahip olabiliriz belki de. Nasıl mı? Bu yazı işte bunu anlatıyor.Planet kanalları var bilir misiniz?
Planet Sinema
Planet Çocuk
Planet Pembe gibi.
Türk kanalları bunlar, tematik kanallar. İşte bu kanallardan Planet Pembe'de sürekli Latin dizileri yayınlanıyor. 5 6 sene öncesine kadar çok popüler olan Latin dizileri. Onların yerini Asya dizileri aldı, ama bizim ülkede bunu duyuramadık maalesef.
Ben olsam Planet Pembe kanalının Latin dizilerini bırakıp Kore ve Japon dizileri yayınlamasını sağlardım. Adı da Planet Asya olurdu mesela.
Bu kanalların reyting derdi yok, ama reklam …